D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Ekşi Yüz:

Somurtkan, asık yüz. ”Onun ekşi yüz göstermeye hakkı yoktu.”

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Cesaret Vermek:  

Birini yüreklendirmek, yılgınlığını gidermek. "Çocuğunuza başarılı olması için biraz cesaret verin."

Cesarete Gelmek:  

Yılgınlığı gitmek, yüreklenmek. "Cesarete gelip ona sevdiğimi söyledim."

Cesareti Kırılmak:  

Korkmak, yürekliliğini yitirmek, cesurca davranamamak. "Son üç maçı kaybedince, oyuncuların iyice cesareti kırıldı."

Cesaretini Kaybetmek:  

Yürekliliğini, korkusuzluğunu yitirmek, çekingen davranmak, gerekli cesareti kendinde bulamamak. "Sen bu işi tamamlayacaksın, bu yolda asla cesaretini kaybetme."

Cesaretini Kırmak:  

Yürekliliğini gidermek, korkutmak. "Ver arabayı da kullansın, çocuğun cesaretini kırma."

Cesaretini Toplamak:  

Kendine güven duygusunu, yürekliliğini ve atılganlığını bir araya getirmek. "Cesaretini toplayabilse evlenme teklif edecek."

Çeşmeye Gitse Çeşme Kuruyacak:  

Pek talihsiz kimseler hakkında söylenir.

Çeşni Tutmak:  

Ekmekçilikte una karıştırılacak suyun oranını belirtmek. "Çeşni tutmak konusunda hata yaptık."

Çeşnisine Bakmak:  

Lezzetine bakmak. "Bu lokantadaki yemeklerin çeşnisine bakmanı öneririm."

Cet Becet:  

Atalarından beri, soyca.

Çetele Çekmek:  

Hesap tutmak amacı ile bir yere çizgiler çekmek. "Ahmet amca, veresiye verdiği mallar için çetele çekmekten usanmıştı."

Çetele Silmek:  

Hesap görüldükten sonra çetelenin üstündeki çentikleri bozmak.

Çetele Tutmak:  

Hesap tutmak amacı ile bir yere çizgiler çekmek. ”Ahmet amca, veresiye verdiği mallar için çetele tutmaktan usanmıştı.”

Çetelesini Çekmek:  

Hesap tutmak amacı ile bir yere çizgiler çekmek. "Ahmet amca, veresiye verdiği malların çetelesini çekmekten usanmıştı."

Çetelesini Tutmak:  

Hesap tutmak amacı ile bir yere çizgiler çekmek. "Ahmet amca, veresiye verdiği malların çetelesini tutmaktan usanmıştı."

Çeteleye Dönmek:  

İnsanın yüzünde veya başka bir tarafında birçok kesik ve sıyrık oluşmak. "Bahçedeki dikenleri temizledim, ellerim çeteleye döndü."

Çetin Ceviz:  

1- Kırılması zor, kabuğu sert ceviz cinsi. 2- Yola getirilmesi, yenilmesi zor rakip; başarılması güç iş. ”Şimdi anlıyordu rakibinin ne deneli çetin ceviz olduğunu.”

Cevabı Dayamak:  

Karşısındakinin beklemediği, ters, güç duruma düşürücü bir cevap vermek. "Öyle bir cevap dayadı ki milletvekili donakaldı."

Cevabı Dikmek:  

Karşısındakinin beklemediği, ters, güç duruma düşürücü bir cevap vermek. "Öyle bir cevap dikti ki milletvekili donakaldı."

Cevabı Yapıştırmak:  

Karşısındakinin, beklemediği, ters, güç duruma düşürücü bir cevap vermek. ”Öyle bir cevap yapıştırdı ki hasmı donakaldı.”

Cevahir Yumurtlamak:  

Değerli sözler söylediğini sanarak saçmalamak. "Arkadaşın yine cevahir yumurtlamaya başladı." "Şimdi ne dedin sen? Yine cevahir yumurtladın galiba."

Cevap Aramak:  

Bir soruya, bir isteğe, bir söze, bir davranış veya yazıya karşılık aramak, yanıt istemek. "Sorularıma cevap aramak için yetkililerle görüşeceğim." "Sorularımıza cevap aramak için doktorla görüştük."

Cevap Bulmak:  

Bir soruya, bir isteğe, bir söze, bir davranış veya yazıya karşılık bulmak, yanıt almak. "Sorularıma cevap bulmak için yetkililerle görüşeceğim." "Sorularımıza cevap bulmak için doktorla görüştük."

Cevap Vermek:  

1- Yanıtlamak, cevaplamak. "Sorduğum sorulara neden cevap vermiyorsun?" "Bir öğrenci cevap vermek için parmak kaldırdı." 2- İhtiyacı karşılamak, yetmek, yeterli olmak. "Tek gişeyle müşterilerin taleplerine cevap vermeye çalışıyorlar." "Şehirdeki yeşil alanlar cevap veremez duruma geldi." 3- Olumlu sonuç vermek, yaramak. "Kullandığı ilaçlar da cevap vermedi." 4- Söz veya davranışla karşılık vermek, karşı koymak. "Baban yaşında adama cevap vermeye utanmıyor musun?" "Bugün yapılan saldırılara cevap vermek zorundayız."

Cevaplı Telgraf:  

Yanıtının ücreti önceden ödenmiş olan telgraf.

Cevapsız Bırakmak:  

Karşılığında herhangi bir cevap vermemek, bir tepki göstermemek. "Sorularınızı mümkün olduğunca cevapsız bırakmamaya çalışıyorum."

Cevapsız Kalmak:  

Cevap alınamamak. "Lütfen sorduğum sorular cevapsız kalmasın."

Cevaz Vermek:  

Hoş görmek.

Cevher Yumurtlamak:  

Değerli sözler söylediğini sanarak saçmalamak. "Arkadaşın yine cevher yumurtlamaya başladı." "Şimdi ne dedin sen? Yine cevher yumurtladın galiba."

Çevir Kaz Yanmasın:  

Karşısındakini kıracak bir söz söylediğini fark edip de çevirmeye kalkışanlara şaka yollu söylenir. "Ben anlayacağımı anladım, çevir kaz yanmasın diye konuşma."

Çevir Kazı Yanmasın:  

Karşısındakini kıracak bir söz söylediğini fark edip de çevirmeye kalkışanlara şaka yollu söylenir.

Çeviri ve Yazmalar:  

Başka dilde yazılıp Türkçe'ye çevrilenlerle bir yazar tarafından meydana getirilen eserler.

Çevirme Hareketi:  

Bir kuvveti esir almak veya yok etmek için etrafını sarmak.

Ceviz Kabuğundan Çıkmış Kabuğunu Beğenmemiş:  

Soyunu ya da yetiştiği yeri, çevreyi hor görenler için kınayarak ifade edilir.

Ceviz Kırmak:  

Yanlış tutum veya davranışta bulunmak, hata yapmak.

Çevreyi Süzmek:  

Gözleriyle dikkatlice bakıp etrafını incelemek. "Çevreyi süzmeyi bırak da işimize bakalım." "Sen bekle ben çevreyi süzüp geleceğim."

Çeyiz Çemen:  

Noksansız ve bol çeyiz.

Çeyiz Düzmek:  

Çeyiz hazırlamak. "Evlenmeyi düşünmediği için, hiç çeyiz de düzmedi." "Çeyiz düzmek için alışverişe gittiler."

Ceylan Bakışlı:  

Süzgün ve tatlı bakışı.

Ceylan Gibi:  

Yapısı ince ve uyumlu.

Ceza Almak:  

Cezalandırılmak.

Ceza Çekmek:  

1- Cezaevinde yatmak. "Şimdi yaptığı hatanın cezasını çekiyor." 2- Herhangi bir cezanın ya da üzücü durumun sıkıntısını taşımak.

Ceza Görmek:  

Cezalandırılmak. "Suçlu olduğu anlaşılınca ceza gördü."

Ceza Kesmek:  

Görevli, para cezası yazmak. "Televizyon programından dolayı ceza kesilmiş."

Ceza Vermek:  

1- Cezalandırmak. 2- Para cezası ödemek.

Ceza Yemek:  

Cezalandırılmak.

Cezasını Bulmak:  

Hak ettiği kötü sona uğramak. "O, bu kafayla giderse, kısa zamanda cezasını bulur."

Cezasını Çekmek:  

1- Yaptığı bir kusur veya tedbirsizliğin zararına uğramak. "Yaptığın bu saygısızlığın cezasını çektireceğim sana." 2- Hükmedilen cezayı bitirmek. "Bir anlık hatamızın cezasını biraz zor çektik."

Cezaya Çarptırılmak:  

Cezalandırılmak.

Cezaya Çarptırmak:  

Cezalandırmak.

Cezaya Kalmak:  

Öğrenci son dersten sonra, ceza olarak bir süre okulda bekletilmek. (Eski zamanlarda)

Cezbetmek:  

Kendine çekmek, bağlamak, etkilemek. "Çok cezbedici bir kokusu var." "Yeni açılan mekan, gerçekten çok cezbedici bir yer." Doğrusu cezbetmek şeklindedir.

Cezbeye Kapılmak:  

Bir duygu veya bir inanışın etkisiyle aşırı ölçüde coşup kendinden geçmek. "Seni görünce yüreğim cezbeye kapılmış gibi oluyor."

Cezbeye Tutulmak:  

Bir duygu veya bir inanışın etkisiyle aşırı ölçüde coşup kendinden geçmek. "Seni görünce yüreğim cezbeye tutulmuş gibi oluyor."

Cezp Etmek:  

Kendine çekmek, bağlamak, etkilemek. "Çok cezbedici bir kokusu var." "Yeni açılan mekan, gerçekten çok cezbedici bir yer." Doğrusu cezbetmek şeklindedir.

Cezve Sürmek:  

Kahveyi pişirmek için cezveyi ateşe koymak. "Cezveyi kor ateşe sürdüm, kahve iki dakikaya hazır."

Çıban Ağırşağı:  

Çıbanın şişkin ve kızarmış kısmı.

Çıban Başı:  

1- Çıbanın patlamak üzere olan tepe noktası. 2- Kötü sonuçların, uygunsuzlukların ana sebebi. ”Bu işte çıban başı mı olmak istersin?”

Çıbanın Başını Koparmak:  

Ağır bir sorunun patlak vermesine yol açmak.

Cibre Rakısı:  

Üzüm cibresinin imbikten çekilmesiyle yapılan rakı.

Çiçeğe Kesmek:  

Çiçek açmak. "Bahar gelince, tüm bahçe Çiçeğe keseye başladı."

Çiçeği Burnunda:  

Çok taze, yeni koparılmış. ”Çiçeği burnunda bir haber getirmek için yarışa girdi muhabirler.”

Çiçeği Burnunda, Çamuru Karnında:  

Yeni koparılmış, çok taze sebze veya meyve, çamuru karnında, çiçeği burnunda. "Köşedeki manavı tavsiye ederim, çiçeği burnunda, çamuru karnında ürünler satıyor. "

Çiçek Açmak:  

1- Çiçeklenmek. "Kiraz ağaçları çiçek açmaya başladı." 2- Yeniden ortaya çıkmak, görüntü vermek. "Bunalımları ara ara çiçek açmayı sürdürdü."

Çiçek Bozuğu:  

Yüzü çiçek hastalığından çentik çentik olmuş.

Çiçek Çıkarmak:  

Çiçek hastalığına tutulmak. "Çocuğu çiçek çıkarmış, gelmeyeceklermiş."

Çiçek Gibi:  

1- Temiz, bakımlı, güzel. "Odasını iki saatte çiçek gibi yaptı." "Arabasının içi her zaman çiçek gibiydi." 2- Giydiği güzel renkli elbiseyi kendine yakıştırmış (kız, kadın). "Bugün yine çiçek gibi giyinmişsin."

Çiçek Olmak:  

Yaşına, durumuna uymayan aşırı davranışlarda bulunmak. "Bu yaşta çiçek olmaya çalışma."

Çiçek Vermek:  

1- Çiçeklenmek. "Kiraz ağaçları çiçek vermeye başladı." 2- Yeniden ortaya çıkmak, görüntü vermek. "Bunalımları ara ara çiçek vermeyi sürdürdü."

Cici Bici:  

Küçük ve süslü eşya.

Cıcığı Çıkmak:  

1- Çok hırpalanmak. 2- Çok yorulmak.

Cıcığını Çıkartmak:  

1- Çok hırpalanmak. 2- Çok yorulmak.

Cicim Ayı:  

Yeni evlilerin ilk haftaları için kullanırız. "Cicim ayı çabuk geçer, derler."

Ciddiye Almak:  

İnanmak, gerçek sanmak, önem vermek. "Söylediklerimi ciddiye almadığınız için başınıza bunlar geldi."

Ciddiye Almamak:  

Önemsememek, dikkate almamak, inandırıcı bulmamak. "Uyarılarımı ciddiye almazsan sıkıntı yaşarsın."

Çıfıt Çarşısı:  

Türlü kötülüklerin, hile ve düzenlerin karmakarışık bir durumda bulunduğu yer. ”Daireyi çıfıt çarşısına çevirenler tek tek bulunmalıdır.”

Çift Çubuk:  

Tarım yapabilmek için gereken her türlü araç.

Çift Görmek:  

Sarhoş olmak. "Çift görmeye başlamadan evine git."

Çift Koşmak:  

Hayvanları sabana, pulluğa koşmak. "Çift koşmak için iki öküz aldı." "İki öküzüyle çift koşmak için tarlaya doğru yola koyuldular."

Çift Sürmek:  

Saban, pulluk kullanarak toprağı ekilebilir duruma getirmek. "Tüm günüm çift sürmekle geçti." "Çift sürmek için yeni pulluk aldı."

Çifte Atmak:  

1- At, eşek arka ayakları ile vurmak. 2- İki namlulu av tüfeğini patlatmak.

Çifte Çubuğa Gitmek:  

Ekim ve biçim işleriyle uğraşmak.

Çifte Horozu:  

Çifte adı verilen tüfeklerde, kapsüle. vurmaya yarayan demir parça. "Bizim tüfeğin çifte horozu bozulmuş."

Çifte Kavrulmuş:  

1- Sert ve ufak kesilmiş lokum cinsi. "Çifte kavrulmuşunu çok severim." 2- Çok pişkin kimse. "Çifte kavrulmuş olduğu için ne söylesen aldırmıyor."

Çifte Koşmak:  

Hayvanları sabana, pulluğa koşmak. "Çifte koşmak için iki öküz aldı." "İki öküzüyle çifte koşmak için tarlaya doğru yola koyuldular."

Çifte Kumrular:  

Birbirini çok seven ve birbirinden ayrılmayan kimseler. ”İşte çifte kumrular geliyorlar.”

Çifte Nikâh:  

Hem dini, hem de medeni nikâh olmak üzere, her ikisi de.

Çifte Piştov:  

İki namlulu tabanca.

Çifte Vurmak:  

Çiftelemek.

Çifte Yemek:  

Hayvanın çiftesine maruz kalmak.

Çifti Bozmak:  

Çiftçilik yapmaktan vazgeçmek.

Çiğ Çiğ Yemek:  

Bir kimseye, elinden gelse parçalayacak denli öfkelenmek. "Onu elime geçirirsem çiğ çiğ yiyeceğim."

Çiğ Düşmek:  

Hoş karşılanmamak, kaba ve yersiz bulunmak.

Çığ Gibi Büyümek:  

Bir olay birdenbire ve etkileyici bir biçimde büyümek.

Çiğ İplik:  

Bükülmemiş iplik.

Çiğ Kaçmak:  

Yersiz, yakışıksız, uygunsuz olmak.

Çiğ Renk:  

Gözü rahatsız eden, göze batan renk. "Çiğ renkli kıyafetleri hiç sevmem."

Çiğ Süt Emmiş:  

İyiliğini gördüğü insana kötülük yapan kişiler için kullanılan bir söz.

Çiğ Süt Emmiş Olmak:  

Soysuz ve namussuz olmak. ”Bu yürek yakıcı işi yapmak için çiğ süt emmiş olmak gerek.”

Çiğ Süt Etmiş Olmak:  

Kötülük yapmaya yatkın, soysuz ve namussuz olmak. "Bu yürek yakıcı işi yapmak için çiğ süt emmiş olmak gerek."

WhatsApp