Bir Deyim Öğrenelim!
Çanak Yalamak:
Gereksiz biçimde övmek, dalkavukluk etmek. "Bu başkanın çanağını bu kadar yaladığına göre vardır bir hikmeti."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Cavlağı Çekmek:
Ölmek.
Çavuş Üzümü:
Kabuğu ince, ufak çekirdekli, taneleri iri bir çeşit üzüm.
Çay Kaşığı:
(çin.i.) Çaya toz şeker koymak, çayı karıştırmak için ve bâzı ilâçlarda ölçü olarak kullanılan küçük kaşık.
Çay Kenarına Kuyu Kazmak:
Eldeki güzel imkânları kullanmadan, daha verimsiz ve güç yollara başvurmak. "Bahçen dururken, balkonda sebze yetiştirmen çay kenarına kuyu kazmaktan farksız."
Çay Kenarında Kuyu Kazmak:
Elde, amaca ulaşılacak bol araç varken emek harcayarak başka yollar aramak. "Bahçen dururken, balkonda sebze yetiştirmen çay kenarında kuyu kazmaktan farksız."
Çay Parası:
(çin.i.) Küçük bahşiş, kahve parası.
Çay Semaveri Gibi Yerinde Fokurdamak:
Kızgınlığını yenemeyip, olduğu yerde söylenip durmak.
Çay Vermek:
(çin.i.) 1- Çay ikram etmek. 2- Çay toplantısı düzenlemek.
Çaydan Geçip Derede Boğulmak:
Büyük zorlukları aşmışken küçük, önemsiz bir nedenle başarısızlığa uğramak. "Çaydan geçip derede boğulması olacak iş değildi."
Çayı Geçip Derede Boğulmak:
Büyük zorlukları aşmışken küçük, önemsiz bir nedenle başarısızlığa uğramak. "Çayı geçip derede boğulması olacak iş değildi."
Çayı Görmeden Paçaları Sıvamak:
Ham hayaller kurmak; henüz zamanı gelmediği hâlde yapılacak bir iş, meydana gelebilecek bir olay için hazırlıklara girişmek. ”Durun bakalım hele, çayı görmeden paçaları sıvamayın, bir haber ulaşsın önce.”
Çayı Görmeden Paçayı Sıvamak:
Ham hayaller kurmak; henüz zamanı gelmediği hâlde yapılacak bir iş, meydana gelebilecek bir olay için hazırlıklara girişmek. "Çayı görmeden paçayı sıvamayın, eve varıca karar verirsiniz."
Çayın Kenarında Kuyu Kazmak:
Elde, amaca ulaşılacak bol araç varken emek harcayarak başka yollar aramak. "Bahçen dururken, balkonda sebze yetiştirmen çayın kenarında kuyu kazmaktan farksız."
Cayırtı Koparmak:
Çok gürültü koparmak.
Cayırtı Vermek:
Gürültü ile gözdağı vermek.
Cayırtıyı Basmak:
Birdenbire bağırıp çağırmaya başlamak. "Çocuk birden cayırtıyı basınca, hepimiz heyecanlandık."
Caz Yapmak:
1- Boşa konuşmak, gevezelik etmek. "Caz yapmayı bırakıp beni dinleyin." 2- Aykırı düşünceler ortaya atmak. "Caz yapıyorsunuz, söylediklerinizin hiçbir dayanağı yok."
Cazibesine Kapılmak:
Çekiciliğine tutulmak.
Cazip Gelmek:
Akıl ve mantığa uygun olmak. "Fiyatı cazip geldi, ben de iki tane aldım."
Ce Demeye mi Geldin:
Bu kadar az oturulur mu? anlamında söylenir. "Daha karpuz kesecektik, hemen nereye kalkıyorsun, ce demeye mi geldin mübarek?"
Cebe İndirmek:
Çalmak, hırsızlık yapmak. Hakkı olup olmadığına bakmaksızın gelen parayı almak.
Cebellezi Etmek:
Cebine indirmek. "Kardeşinin harçlıklarını da cebellezi etmişsin."
Cebi Delik:
Parasız, cebinde para tutmasını bilmeyen. ”Daha ne kadar cebi delik dolaşacaksın.”
Cebi Para Görmek:
Parasızken, para kazanmaya başlamak veya bir yerden para gelmek. "Aylar sonra cebi para gördü ya borcunu öder artık."
Cebinde Akrep Olmak:
Cimri biri olmak, eli cebine gitmemek. "Bizim patronun cebinde akrep olduğunu düşünüyorum."
Cebinde Akrep Var:
Cimri biri, eli cebine gitmez. "Senin arkadaşının cebinde akrep var galiba."
Cebinden Çıkarmak:
Birinden çok üstün nitelikte olmak. "Ali'yle kendini kıyaslamasın, Ali onu cebinden çıkartır."
Cebine Atmak:
Başkasına ait maddi değeri olan bir şeyi, hakkı olmadığı halde almak, çalmak, hırsızlık etmek. "Sana ait olmayan bir şeyi asla cebine atma."
Cebine İndirmek:
Çalmak, hırsızlık yapmak. Hakkı olup olmadığına bakmaksızın gelen parayı almak.
Cebini Doldurmak:
Karşılaştığı fırsatları değerlendirerek bol para kazanmak. ”Cebini doldurmaktan başka bir düşüncesi yok adamın.”
Cebir Kullanmak:
Bir işi yaptırmak için zora başvurmak. "Cebir kullanmak suretiyle kadının çantasını almışsın."
Çeçen Arabası:
Daha çok bozuk yollar için elverişli, basit, hayvanlarla çekilen bir kara taşıtı.
Ceddine Lanet:
Öfke ve kırgınlık anlatan bir söz.
Ceddine Okumak:
Soyuna sövmek.
Ceddine Rahmet:
Aferin, bravo! veya Allah senden razı olsun!
Cefa Çekmek:
Kendisine eziyet edilmek, zulüm görmek. "Cefayı çekmeyen sefanın kadrini bilmez."
Cefa Görmek:
Kendisine eziyet edilmek, zulüm görmek. "Cefayı görmeyen sefanın kadrini bilmez."
Cefaya Katlanmak:
Zulme tahammül etmek.
Ceffel Kalem Etmek:
Hemen hüküm vermek.
Cehennem Azabı:
1- Çok büyük sıkıntı, eziyet. 2- İman etmeyenlerin, kâfirlerin, günahkârların cehennemde çekecekleri ceza. ”Allah bizi cehennem azabından korusun.”
Cehennem Azabı Çekmek:
Çok üzülmek.
Cehennem Gibi:
Çok sıcak.
Cehennem Havası:
Bunaltıcı hava.
Cehennem Ol:
"Defol!" anlamında kullanılan bir söz. "Gözüme bir daha görünme, cehennem ol!"
Cehennem Olmak:
Defolup gitmek. ”Çabuk cehennem ol yanımdan.”
Cehennem Olup Gitmek:
Defolmak. "Cehennem olup gitmek için daha ne bekliyorsun?"
Cehenneme Atsalar Odun Yaş Diye Bağırır:
Çok densizdir, her şeye itiraz eder; hiçbir durumu beğenmez.
Cehenneme Çevirmek:
Yaşanılmaz bir duruma getirmek. "Bir aydır hayatımızı cehenneme çevirdin."
Cehenneme Kadar Yolu Var:
Defolsun, cehenneme gitsin, anlamında kullanılır. "Neden gelmiş? Cehenneme kadar yolu var."
Cehennemi Bir Gürültü:
İnsanı son derece rahatsız edecek kadar şiddetli gürültü.
Cehennemi Boylamak:
Sevilmeyen bir kimse ölmek. "Firavun gibi sen de cehennemi boylarsın."
Cehennemin Bucağı:
Çok uzak yer. "Arabam yok, cehennem bucağı gibi yere nasıl geleyim?"
Cehennemin Dibi:
Çok uzak yer. "Arabam yok, cehennem dibi gibi yere nasıl geleyim?"
Cehennemin Dibine Gitmek:
Kızılan bir kimse defolup gitmek. "Bana güvenmiyorsan da, cehennemin dibine git."
Çehre Almak:
Tavır takınmak. "Bana kızgın olduğundan, her gördüğünde çehre alıyor."
Çehre Çatmak:
Kaşlarını çatıp yüzüne küskün ve dargın bir anlam vermek, surat asmak. "Bu çocuk kimse çehre çatıyor?"
Çehre Etmek:
Bir kimseye karşı küskün durmak, surat etmek. "Birbirinize çehre etmeyi bırakıp hemen barışacaksınız."
Çehre Uzatmak:
Küsmek, somurtmak.
Çehre Züğürdü:
Çirkin, suratsız, yüzü yakışıksız. ”Oğlanı çehre züğürdü bir kızla evlenmek zorunda bıraktılar.”
Çehresi Atmak:
Rengi sararmak.
Çehresi Bozulmak:
Somurtmak, yüzü düşmek. "Çocuğun çehresi bozulmuş, bir şey mi dediniz?"
Çehresi Sirke Satmak:
Asık yüzlü, somurtkan olmak.
Çek:
"Şimdi buradan git, defol" anlamında kullanılan bir söz. "Burada satış yapamazsın, durma çek!"
Çek Arabanı:
"Şimdi buradan git, defol" anlamında kullanılan bir söz. "Burada satış yapamazsın, çek arabanı!" "Beni yalnız bırak, çek arabanı!"
Çekeceği Olmak:
Çok acı çekeceği, sıkıntıya gireceği bir iş ya da durumla karşılaşacağı sezilir olmak. ”Öyle anlaşılıyor ki bu çavuştan çekeceğimiz var.”
Ceketini Alıp Çıkmak:
1- İlişkisini tamamen koparmak. "Ceketini alıp çıkıp gitmek kolay değil." 2- Hiçbir şey almadan birlikteliği bitirmek, ortaklıktan ayrılmak. "Ne haliniz varsa görün, ben ceketimi alıp çıkıyorum.
Ceketini Alıp Gitmek:
1- İlişkisini tamamen koparmak. "Öyle ceketini alıp gitmek kolay değil." 2- Hiçbir şey almadan birlikteliği bitirmek, ortaklıktan ayrılmak. "Ne haliniz varsa görün, ben ceketimi alıp gidiyorum."
Ceketini Atsa, Hamile Kalmak:
Kadının kocasından ya da sevgilisinden sık sık hamile kaldığını anlatmak için alay yollu olarak kullanılır.
Çeki Taşı Gibi:
Ağır ve kımıldamaz. "Akşama kadar koltuğunda çeki taşı gibi oturur durur."
Çekidüzen Vermek:
Karışıklığı, dağınıklığı, başıbozukluğu gidermek. ”Kendine bir çeki düzen vermelisin artık.”
Çekilmez Olmak:
Dayanılamayacak bir duruma gelmek. "Son zamanlarda sen çekilmez oldun."
Çekim Eki:
(dilb.) Fiil ve isim kök ve gövdelerine getirilen ve onlara şahıs, hal, sayı ve zaman kavramı katarak cümle içinde kullanılmalarını sağlayan ek, takı, tasrif eki, lâhika-i tasrîfiyye. “Ev-i, ev-e, gel-ecek, çalış-mak, gel-se.”
Çekim Yapmak:
Bir görüntüyü filim, fotoğraf, fotokopi makinesiyle tespit etmek, filim çekmek, fotoğraf çekmek.
Çekimser Kalmak:
Fikrini bildirmemek, oyunu vermemek. "Rusya çekimser kalmıştır, yâni toplantıda bulunmuş, oy vermemiştir." (Burhan Felek)
Çekince Koymak:
Bir karara katılmadığını belirtmek. Ele alınan hususta çekinildiğini, sakınıldığını gösteren bir kayıt koymak, bâzı hakların kullanılmasında ilerisi için hesâba katılması gereken bir şart öne sürmek, ihtiraz kaydı koymak. "Bölgenin imara açılmasına çekince koyuyorum."
Çekip Almak:
Uzaklaştırmak, uğraşısına son vermek, koparmak. "Kahraman itfaiyeci, çocuğu ateşin içinden çekip aldı."
Çekip Çevirmek:
Yönetmek, düzene sokmak, hâle yola koymak, çalışmasını sağlamak. ”Tek başıma bu işi çekip çeviremem ki!”
Çekip Gitmek:
Savuşmak, bırakıp gitmek, kimseye danışmadan ayrılmak. ”Aradığını bulamayınca çekip gitti.”
Çekip Vurmak:
Bir anda karar verip silahla öldürmek. "Ben olsam hiç düşünmeden çekip vururdum."
Çekirdek Aile:
Anne, baba ve evlenmemiş çocuklardan oluşan asıl âile birimi.
Çekirdek Boyası:
Eskiden hünnapgillerden bâzı ağaçların meyvelerinden elde edilen ve kâğıt, deri, kumaş boyamakta kullanılan boya.
Çekirdek İçi:
Kabak çekirdeğinin yenen kısmı.
Çekirdek kahve:
Öğütülmemiş, çekirdek hâlindeki kahve.
Çekirdekten Yetişme:
Bir işi küçük yaştan, çıraklıktan başlayarak öğrenme ve o işte ustalaşma. ”Ali, çekirdekten yetişmiş bir marangozdu.”
Çekirdekten Yetişmek:
Küçük yaşta bir işe başlayıp işin inceliklerini uygulama yaparak öğrenmek ve o işte ustalaşmak. "Çekirdekten yetişme bir motor ustası tanıyorum."
Çekirge Sürüsü:
1- Ekinlerin üzerine bulut gibi çökerek büyük zarar veren sürü hâlindeki çekirgeler topluluğu. 2- (mec.) Çok hareketli, yerinde duramayan, taşkın, tahripkâr çocuk kalabalığı. "Mâcuncunun yerini karamela satan çocukların kirli çekirge sürüsü aldı." (Ahmet H. Tanpınar)
Çekiş Gücü:
Motorlu araçların özellikle yüklü iken veya yokuş çıkarken çabuk hızlanabilme, belli hızı devam ettirebilme yeteneği.
Çekişe Çekişe Pazarlık (etmek):
Bir malı ucuza almak, ya da pahalıya satmak için titizce uzun süre yapılan pazarlık. ”Babam çok istediği atı alabilmek için, atın sahibiyle çekişe çekişe pazarlık etmeye başladı.”
Çekişe Çekişe Pazarlık Yapmak:
Bir malı ucuza almak, ya da pahalıya satmak için titizce uzun süre yapılan pazarlık. "Babam arabayı alabilmek için, araba sahibiyle çekişe çekişe pazarlık yapmaya başladı."
Çekişten Düşmek:
(Motor) Belli hızını devam ettirememek.
Çekiver Kuyruğunu:
"Artık ondan hayır bekleme" anlamında kullanılan bir söz
Çekiye Gelmek:
Düzene uymak.
Çekiye Gelmez:
Ölçüsüz derecede çok veya büyük.
Çekme Ağ:
İki motor tarafından çekilerek kullanılan balık ağı.
Çekme Burun:
Düzgün, biçimli burun.
Çekme Demir:
(alüminyum, bakır, pirinç…) Haddeden geçirilerek tel veya ince levha hâline getirilmiş demir, alüminyum.
Çekme Halatı:
Bir taşıtın başka bir taşıt tarafından çekilmesinde kullanılan halat.
Çekme Köprü:
Dışarıda yapılıp iskele üzerinde makaralarla yürütülmek sûretiyle yerine oturtulan köprü.
Çekme Kuvveti:
(fiz.) Bir cismin başka bir cismi kendine doğru çekerken harcadığı kuvvet.
Celi Yazı:
(Arap harfleriyle) Uzaktan okunacak şekilde istif edilmiş iri sülüs levha yazısı.