D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Yağmur Olsa Kimsenin Tarlasına Yağmaz:

1- Kimseye faydası ve yardımı yoktur anlamında. 2- Elinden geldiği hâlde kimseye iyilik etmeyenler için kullanılan bir söz. "Ona fazla umut bağlamayın, yağmur olsa kimsenin tarlasına yağmaz bir tip."

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Çeliğe Su Vermek:  

Çeliği özel bir biçimde hızla soğutarak daha çok sertleşmesini sağlamak. "Çeliğe su verme ile sertleşme kolaylığı sağlar."

Çelik Gibi:  

Zayıf, fakat çok güçlü vücutlu.

Cellat Gibi:  

Acımasız. "Bana cellat gibi davranma."

Çelme Atmak:  

1- Ayağını bacağına geçirerek yıkmaya çalışmak. "Sakin sakin giden arkadaşını çelmek atarak yere düşürdü." "Arkadan çelme attığı için sarı kart gördü." 2- Bir işin gelişmesini engellemek veya bir kimsenin iyi yürüyen işini bozmak. "Bizim ilişkimize çelme atmaya çalışma." "İndirim yaparak bizim satışlarımıza çelme atmaya çalışıyorlar."

Çelme Takmak:  

1- Ayağını bacağına geçirerek yıkmaya çalışmak. 2- Bir işin gelişmesini engellemek veya bir kimsenin iyi yürüyen işini bozmak. ”Sakin sakin giden arkadaşını çelmek takarak yere düşürdü.”

Çelme Vurmak:  

1- Ayağını bacağına geçirerek yıkmaya çalışmak. "Sakin sakin giden arkadaşını çelmek vurup yere düşürdü." "Arkadan çelme vurduğu için sarı kart gördü." 2- Bir işin gelişmesini engellemek veya bir kimsenin iyi yürüyen işini bozmak. "Bizim ilişkimize çelme vurmaya çalışma." "İndirim yaparak bizim satışlarımıza çelme vurmaya çalışıyorlar."

Celp Etmek:  

1- Kendine çekmek. 2- Getirmek.

Celseyi Açmak:  

Bir toplantıda, başkan, işe başlanacağını bildirme.

Celseyi Kapamak:  

Toplantıya son vermek.

Celseyi Tatil Etmek:  

Konuşulan herhangi bir şey neticeye bağlanmadan toplantıyı dağıtmak.

Çeltik Tarlası:  

Pirinç yetiştirilen sulak tarla.

Cemaate Uymak:  

İçinde bulunulan bir topluluğa uyarak davranmak. "Bu durumda cemaate uymaktan başka çaremiz kalmıyor."

Cemaatle Namaz Kılmak:  

İmama uyarak namaz kılmak. "Her kim mescide cemaatle namaz kılmak için gelirse, her gelişi için Allah ona cennette özel bir mükafat hazırlar. Hadis-i Şerif"

Cemaziyelevvelini Bilmek:  

Bir kimsenin herkesçe bilinmeyen, geçmişteki her türlü yönünü veya kötü durumunu bilmek. "Kırk yıldır aynı mahalledeyiz Hurşit, cemaziyelevvelini bilirim senin."

Cemaziyülevvelini Bilmek:  

Bir kimsenin herkesçe bilinmeyen, geçmişteki kötü bir yönünü veya kötü durumunu bilmek. ”Sakın güvenme ona, ben onun cemaziyülevvelini bilirim.”

Çember Geçirmek:  

Çemberle kuşatmak.

Çember İçine Almak:  

"Polis göstericileri çember içine aldı." "El ele tutuşup çocukları çember içine aldılar."

Çember Kayık:  

Arka tarafı yuvarlak kayık.

Çember Sakal:  

Yuvarlak bir biçimde görülecek şekilde kesilmiş sakal.

Çemberden Dönmek:  

Başarıya ulaşmak üzereyken olumsuz bir sonuçla karşılaşmak.

Çembere Almak:  

Kuşatmak. "Polis göstericileri çembere aldı." "El ele tutuşup çocukları çembere aldılar."

Çemberi Yarmak:  

Bir veya birkaç noktayı delerek kuşatmadan kurtulmak.

Cemre Düşmek:  

Sıcaklık yükselmek. "Son cemre de bugün düştü."

Cenabet Olmak:  

Boy abdesti alması gerekmek, cünup olmak. "Söylemesi ayıp bu sabah cenabet olmuşum."

Cenabı Mevla:  

Allah (C.C.)

Cenaze Gibi:  

Benzi sararmış.

Cenazeyi Kaldırmak:  

1- Ölüyü gömmek üzere götürmek. "Yarın öğle namazından sonra cenazeyi kaldıracaklarmış." 2- Ölüyü gömmek. "Cenazesi kaldırmadan mezarlığa yetişmeye çalıştık." 3- Ortada kalan bir işi bitirmek. "Benim acele işim var, siz cenazeyi kaldırırsınız."

Cendereye Sokmak:  

Çok sıkıştırmak, manevî baskı altına almak. ”Adamı cendereye almayı iyi beceriyorsun.”

Çene Çalmak:  

Gevezelik ederek, çok konuşarak vakit geçirmek. ”Komşu kadınları çene çalmaya bayılırlar.”

Çene Kavafı:  

Geveze, boşboğaz. "Çene kavafı birine denk geldik, bir saattir susmadı."

Çene Patlatmak:  

Karşı tarafa anlatabilmek veya kabul etmesini sağlamak için bir konu üzerinde uzun uzun konuşmak. "Ben yarım saattir boşuna çene patlatıyorum." "Bu konu hakkında saatlerce çene patlatabilirim."

Çene Yarışına Girmek:  

Birbirinin sözünü keserek susmamacasına konuşmak. "O kadar insanla çene yarışına girdim, ama annemle başa çıkamıyorum." "Seninle çene yarışına girecek kadar zamanım yok, ben gidiyorum."

Çene Yarıştırmak:  

Karşılıklı gevezelik etmek, boş konuşmak. ”Sizinle çene yarıştırılmaz doğrusu.”

Çene Yetiştirmek:  

"Çene yetiştirmeyi bırakın, dizinin yeni bölümü başladı." "Siz çene yetiştirmeye çalışırken geç kaldınız."

Çene Yormak:  

Boşu boşuna bir şeyler söyleyip durmak. "Çeneni yorma! Nasıl olsa bildiği gibi yapacak."

Çenen Çıksın:  

Şom ağızlı kişilere; konuşamaz, söyleyemez ol! Anlamında, susturmak için söylenen bir söz. "Kuzen, çenen çıksın! Her şeyi söyleme."

Çenen Kırılsın:  

Şom ağızlı kişilere; konuşamaz, söyleyemez ol! Anlamında, susturmak için söylenen bir söz. "Kuzen, çenen kırılsın! Her şeyi söyleme." "Midemi bulandırdın kız, çenen kırılsın!" NOT:: Şom ağızlı: Sürekli kötü şeylerden söz eden ve sözlerinin uğursuzluk getireceğinden korkulan (kimse), ağzı kara.

Çenen Kısılsın:  

Şom ağızlı kişilere; konuşamaz, söyleyemez ol! Anlamında, susturmak için söylenen bir söz. "Kuzen, çenen kısılsın! Her şeyi söyleme."

Çenen Kopsun:  

Şom ağızlı kişilere; konuşamaz, söyleyemez ol! Anlamında, susturmak için söylenen bir söz. "Kuzen, çenen kopsun! Her şeyi söyleme." "Midemi bulandırdın kız, çenen kopsun!" NOT:: Şom ağızlı: Sürekli kötü şeylerden söz eden ve sözlerinin uğursuzluk getireceğinden korkulan (kimse), ağzı kara.

Çenen Tutulsun:  

Şom ağızlı kişilere; konuşamaz, söyleyemez ol! Anlamında, susturmak için söylenen bir söz. "Kuzen, çenen tutulsun! Her şeyi söyleme." "Midemi bulandırdın kız, çenen tutulsun!" NOT:: Şom ağızlı: Sürekli kötü şeylerden söz eden ve sözlerinin uğursuzluk getireceğinden korkulan (kimse), ağzı kara.

Çenesi Açılmak:  

Durmadan konuşmak, gevezelik etmek.

Çenesi Atmak:  

Can çekişirken çenesi titremek.

Çenesi Durmamak:  

Gerekli gereksiz sürekli konuşmak. "Yol boyunca çenesi durmadı." "Çenesi durmayınca öğretmen uyarmak zorunda kaldı."

Çenesi Düşmek:  

Yerli yersiz konuşup gevezelik etmek. "Hülya hanım, çenen düştü yine." "Çocuklar biraz sessiz olun, yine çeneniz düştü."

Çenesi Düşük:  

Geveze, çok konuşan, gereksiz şeyler söyleyen. ”Senin kadar çenesi düşük bir adam daha görmedim.”

Çenesi Kilitlenmek:  

Alt ve üst çene sımsıkı bir durumda bir araya gelmek.

Çenesi Kuvvetli:  

Söylemekten yorulmayan, söylediği sözlerle kendisini dinletmesini bilen. ”İyi hatip, acaba çenesi kuvvetli hatip midir?”

Çenesi Oynamak:  

1- Bir şey yemek. 2- Çok konuşmak.

Çenesine Vurmak:  

Aşırı derecede konuşmak, gevezelik etmek.

Çenesini Açmak:  

1- Çok konuşmasına sebep olmak. 2- Çok konuşmak, gevezelik etmek.

Çenesini Açtırmak:  

Söz fırsatı vermek. "Hep siz konuştunuz, çocuğa çenesini açtırmadınız."

Çenesini Bağlamak:  

1- Ölen bir kimsenin çenesi altından geçirilen tülbendi başının üstünde düğümlemek. "Rahmetli, çenesi bağlanmış şekilde, odanın ortasında yatıyordu." 2- Bir kimsenin ölümünü istemek. "Böyle insanların çenesini bağlamak lazım."

Çenesini Bıçak Açmamak:  

Sıkıntı ve üzüntüden konuşamamak. "Üç gündür, evladımın çenesini bıçak açmıyor." "Yolculuk boyunca, hiç kimsenin çenesini bıçak açmadı."

Çenesini Dağıtmak:  

İyice dövmek. "Bizim oğlanın çenesini dağıtmışlar."

Çenesini Kapamak:  

1- Artık konuşturmamak, susturmak. "Hanımefendi, lütfen çocuğunuzun çenesini kapayın." "Ben onun çenesini kapamasını bilirim." 2- Susmak. "Arkadaşın çenesini kaparsa, bir şeyler söyleyeceğim."

Çenesini Kapamamak:  

1- Konuşmaya devam etmek. "Müdür bir saattir çenesini kapamıyor." 2- Konuşmasına engel olmamak. "Çocuğun çenesini kapama, bildiklerini anlatsın."

Çenesini Kapatmak:  

1- Artık konuşturmamak, susturmak. "Hanımefendi, lütfen çocuğunuzun çenesini kapatın." "Ben onun çenesini kapatmasını bilirim." 2- Susmak. "Arkadaşın çenesini kapatırsa, bir şeyler söyleyeceğim." "Ders anlatılırken konuşulmaz, konuşanlar çenesini kapatsın."

Çenesini Kapatmamak:  

1- Konuşmaya devam etmek. "Müdür bir saattir çenesini kapatmıyor." 2- Konuşmasına engel olmamak. "Çocuğun çenesini kapatma, bildiklerini anlatsın."

Çenesini Kesmek:  

1- Artık konuşturmamak, susturmak. "Hanımefendi, lütfen çocuğunuzun çenesini kesin." "Ben onun çenesini kesmesini bilirim." 2- Susmak. "Arkadaşın çenesini keserse, bir şeyler söyleyeceğim." "Ders anlatılırken konuşulmaz, konuşanlar çenesini kessin."

Çenesini Sıkı Tutmak:  

Sır vermemek. "Çeneni sıkı tutmazsan oyunumuz ortaya çıkar."

Çenesini Tutamamak:  

Boşboğazlık etmek, sonunu düşünmeden düşündükleri ya da bildiklerini söylemek. "Annem çenesini tutamazsa babam çok kızacak." "Sana bir şey anlatmayacağım, sen çeneni tutamıyorsun."

Çenesini Tutmak:  

Bildiğini, düşündüğünü söylemekten kaçınmak ya da konuşmaktan vazgeçmek. "Çenesini tuttu, yoksa her şey ortaya çıkacaktı." "Bir gün daha çeneni tutsan şaşardım zaten."

Çenesinin Bağı Çözülmek:  

Gevezelik etmek, yerli yersiz, sürekli konuşmak.

Çeneye Kuvvet:  

Söz kuvvetiyle, konuşarak.

Cenge Çıkmak:  

Savaşa çıkmak.

Çengel Atmak:  

Bir konuya taraftar toplama girişiminde bulunmak.

Çengel Takmak:  

Uğraşmak veya kötülük etmek için el atmak.

Çengelköy Hıyarı:  

Aptal ve bön erkek.

Çengi Kolu:  

Çengi takımı.

Cenk Eri:  

Savaş askeri, savaşa katılan asker.

Cenk Etmek:  

Savaşmak, mücadele etmek. "Bu toprakları atalarımız yıllarca cenk ederek kazanmışlar."

Cennet Gibi:  

Güzel, bakımlı yer. "Cennet gibi bir bahçeniz var."

Cennet Kuşu:  

Serçegillerden, tüyleri kıymetli bir kuş.

Cennet Öküzü:  

Yüreği temiz fakat budala adam.

Cennete Çevirmek:  

Temiz, bakımlı, güzel bir yer durumuna getirmek. "Evlenince, eşi bekar evini cennete çevirdi."

Cennete Dönmek:  

Güzel, rahat yaşanılır, bakımlı bir yer durumuna gelmek. "Bir gün uğraştık, ev cennete döndü."

Cennetin Kapısını Açmak:  

Etrafındakilere çok büyük iyilik yapıp ahiret mutluluğunu kazanmak.

Cep Harçlığı:  

Günlük giderleri karşılayacak ölçüde az para. "Cep harçlığımı biraz artırır mısınız?"

Cep Harçlığını Çıkarmak:  

Günlük masrafını karşılayacak kadar kazanç sahibi olmak. "Cep harçlığını çıkarmak için ikinci el kitap alıp satıyor."

Cep Yakmak:  

Çok pahalı olmak. "Balık fiyatları cep yakıyor."

Cephe Açmak:  

Savaş olmayan bir bölgede, savaşa hazırlanmak ve başlamak. "Batı bölgesinde yeni bir cephe açmaya karar vermişler."

Cephe Almak:  

Düşmanca hal takınmak, muhalefet etmek, hasım durumu takınmak, bir düşünceye karşı olmak, direnmek. "İş yapmıyorum diye bana cephe almışlar."

Cephe Gerisi:  

Savaş olan yerin arkasında ve dışında kalan yerler.

Cepheden Cepheye Koşmak:  

Durmadan değişik cephelerde savaşmak, yılmak bilmemek. "Vatan uğruna cepheden cepheye koşuyorduk."

Cepten Aramak:  

Bir kimseyi cep telefonundan aramak. "Cepten arama, telefonum arızalı." , "Dışarıda olurum, cepten ararsan görüşebiliriz."

Cepten Harcamak:  

Bir başkasının söylemediği bir sözü söylemiş gibi aktarmak.

Cepten Vermek:  

Kendi kesesinden, kendi malından ödemek.

Ceremesini Çekmek:  

Başkasının neden olduğu zararı ödemek zorunda kalmak. "Camı o kırdı, ama ceremesini ben çekiyorum."

Cereyan Çarpmak:  

Elektrik akımına tutulup etkisinde kalmak.

Cereyan Etmek:  

Geçmek, olmak, yapılmak.

Cereyana Kapılmak:  

1- Elektrik akımıyla çarpılmak. 2- Suyun akışı içinde kalıp sürüklenmek. 3- Bir eğilim, bir görüş hareketi içinde yer almak.

Cereyanda Kalmak:  

1- Kapalı bir yerde, karşılıklı açık pencere veya kapı arasında meydana gelen hava akıntısında kalmak. 2- Buna bağlı olarak üşütmek.

Çerkez Tavuğu:  

Salçası dövülmüş cevizle yapılan tavuk eti yemeği.

Cerre Çıkmak:  

Medreselerde okuyan softalar para ve erzak toplamak için belli aylarda köylere dağılıp imamlık veya müezzinlik yapmak.

Cesaret Almak:  

Herhangi bir durumdan, davranıştan güç almak. "Senden cesaret almasa böyle konuşamaz."

Cesaret Bulmak:  

Herhangi bir durumdan, davranıştan güç almak. "Senden cesaret bulmasa böyle konuşamaz."

Cesaret Etmek:  

Riskli veya ürkütücü bir işe korkmadan girişmek, göze almak. "Bu karanlıkta eve gitmeye cesaret edemem."

Cesaret Gelmek:  

Yılgınlığı gitmek, yüreklenmek. "Bir cesaret geldi, aklımdaki her şeyi sordum."

Cesaret Göstermek:  

Yürekli davranmak. "Cesaret gösterip adamı kapı dışarı edemediniz."

Cesaret Hamlesi:  

Korkmadan yapılan hareket.

WhatsApp