D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Fasulye Gibi Kendini Nimetten Saymak:

Gereksiz yere kendini olduğundan fazla değerli görmek. "Fasulye gibi kendini nimetten sayıyor, bu yüzden ona hiç ısınamadım." , "Fasulye gibi kendini nimetten sayma, seni de her an paket edebilirler."

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Çıngar Kopmak:  

Gürültü, kavga çıkmak. "Çıngar koparmadan uslu uslu oynayın."

Çingene Borcu:  

Tutarı pek önemli olmamakla birlikte ufak ve dağınık borçların tümü.

Çingene Çergesi:  

Pis ve yoksulca bir yer.

Çingene Çergesinde Musandıra Ne Arar:  

Yoksul kimseden ne beklenir.

Çingene Palamudu:  

Palamut balığının yavrusu.

Çingene Pembesi:  

Göz alıcı, çiğ pembe renk. "Çingene pembesi elbisesi çok yakışmıştı."

Çingene Pilici:  

1- Arsız. 2- Cimri kimse.

Çingene Sarısı:  

Göz alıcı, çiğ sarı renk. "Çingene sarısı elbisesi çok yakışmıştı."

Çıngırağı Çekmek:  

Ölmek.

Çini Mürekkebi:  

Simsiyah, ince ve solmaz bir is mürekkebi.

Cini Tepesine Çıkmak:  

Çok sinirlenmek, öfkelenmek, kızmak.

Cini Tutmak:  

1. Çok sinirlenmek, öfkelenmek, kızmak. "Cini tutarsa elimiz boş döneriz." 2- Yatıştırılamayacak huysuzluklarla ağlayıp bağıran çocuklar hakkında söylenir. "Cini tutmuş gibi ağlıyor, bir türlü susturamadım."

Cinine Gitmek:  

Nefret etmek, tiksinmek.

Çinko Yapmak:  

Tombala kartındaki bir veya iki sırayı doldurmak.

Cinler Cirit Oynamak:  

Bir yerin ıssız, ürküntü verir olduğunu anlatmak için kullanılır.

Cinler Top Oynamak:  

Bir yerin ıssız, ürküntü verir olmak. "Dediğin yerde bu saatte cinler top oynuyordur."

Cinleri Ayağa Kalkmak:  

Çok sinirlenmek, öfkelenmek, kızmak. (cinleri başına toplanmak, cini tepesine çıkmak, cini tutmak)

Cinleri Başına Toplamak:  

Öfkelenmek, kızmak, çok sinirlenmek. ”Zorla cinleri başıma topladınız.”

Cinleri Başına Toplanmak:  

Sinirlenmek, öfkelenmek, kızmak. "Cinleri başına toplanmadan yemek hazırlayalım."

Cinleri Başına Üşüşmek:  

Öfkelenmek, kızmak, sinirlenmek. "Cinleri başına üşüşmeden yemek hazırlayalım."

Cinleri Tepesine Çıkmak:  

Çok kızmak. "Annenin cinleri tepesine çıkmadan susun."

Cinnet Geçirmek:  

Delirmek, aklını kaçırmak. "Cinnet geçiren adam, ailesini rehin aldı." "Cinnet geçiren kadın çatıya çıktı."

Cinnet Getirmek:  

Bir an için delilik belirtisi göstermek. "Sonunda kadıncağız cinnet getirmiş."

Çıplak Gözle:  

Görmeye yardımcı hiçbir alet kullanmaksızın.

Çıplak Toprak:  

Üzerinde bitki bulunmayan toprak.

Cır Cır Etmek:  

Durup dinlenmeden ince ve usandırıcı bir ses çıkarmak. "Bu çocuk neden cır cır edip duruyor."

Cır Cır Ötmek:  

Durup dinlenmeden ince ve usandırıcı bir ses çıkarmak. "Bu çocuk neden cır cır ötüp duruyor."

Çıra Gibi Yanmak:  

Büyük bir zarara uğrayarak perişan olmak. "Bu tutumunu sürdürürsen çıra gibi yanarsın."

Çırak Almak:  

Yanında çırak çalıştırmak. "Sen buraya bir çırak al, kendin yetişemiyorsun."

Çırak Çıkarmak:  

1- Bir kimseyi beklediğinden az bir kazançla ortaklıktan uzaklaştırmak. 2- Cariye veya odalıkların saray, konak, köşk vb. büyük yerlerde yıllarca hizmet ettikten sonra evlenmelerine veya o yerlerden ayrılmalarına izin vermek.

Çırak Vermek:  

Çırak olarak çalışması için bir iş yerine göndermek. "Okumayınca sanayiye çırak verdim."

Cırcır Etmek:  

Durup dinlenmeden ince ve usandırıcı bir ses çıkarmak. "Bu çocuk neden cır cır edip duruyor." "Başımda cır cır etmeyi bırak."

Cırcır Ötmek:  

Durup dinlenmeden ince ve usandırıcı bir ses çıkarmak. "Bu çocuk neden cır cır ötüp duruyor." "Başımda cır cır ötmeyi bırak."

Çiriş Gibi:  

(Ağız için) Yapışkan, kuru ve acı. "Sabahları uyanınca ağzım çiriş çanağı gibi…" (Fahri Celâl)

Çirişli Postal:  

(mec.) Oynak kadın.

Cirit Atmak:  

1- Bir yerde çok fazla bulunmak ya da serbestçe davranmak. "Kapıları iyi kapat, bu aralar buralarda hırsızlar cirit atıyor." 2- Cirit oyununda, değneği savurup atmak. "Cirit atmak konusunda ustayımdır."

Cirit Oynamak:  

1- Cirit oyununu oynamak. "Cirit oynayanları izliyoruz." 2- İstediği biçimde, keyfince davranmak. "Ambarda fareler cirit oynuyor."

Cirit Oyunu:  

Eski Türk sporlarından at koşturup birbirine değnek atarak oynanan bir yarış oyunu.

Çirkef Atmak:  

İftira atmak "Çirkef atıp insanların huzurunu kaçırıyorsun." "Masum birine çirkef atmanı affetmeyeceğim."

Çirkefe Batmak:  

Kendini kurtaramayacak şekilde kirli ve kötü işlere bulaşmak. Çirkefe taş atmak: Kötü ve saldırgan bir kimsenin saldırmasına yol açacak şekilde davranmak, ahlâksıza ahlâksızlığını meydana vurma fırsatı vermek.

Çirkefe Düşmek:  

Kendini kurtaramayacak şekilde kirli ve kötü işlere bulaşmak. Çirkefe taş atmak: Kötü ve saldırgan bir kimsenin saldırmasına yol açacak şekilde davranmak, ahlâksıza ahlâksızlığını meydana vurma fırsatı vermek.

Çirkefe Taş Atmak:  

Edepsiz, geçimsiz, kaba saba kimsenin tepkisine yol açacak davranışlarda bulunmak. ”Şu çirkefe taş atıp da başını belâya sokmadan gir içeri!”

Çirkefi Üzerine Sıçratmak:  

Edepsiz bir kimsenin tepkisine yol açacak bir davranışta bulunmak, çamura taş atmak. "Çirkefi üzerine sıçratma, başına bela olur." "Böyle konuşarak Çirkefi üzerine sıçrattığının farkında mısın?"

Çirkin Kaçmak:  

Hoş olmayan bir durum olmak.

Ciro Etmek:  

1- Bir ticaret senedinin veya çekin arkasına gereken yazıyı yazmak. "Adıma çek yazıp başkasına ciro etmiş." 2- Bir işi veya bir şeyi üzerinden atıp başkasına devretmek.

Çırpı Gibi:  

Çok ince, çok zayıf (kol ve bacak). "Çırpı gibi bacakları var, bir de manken olacakmış." "Zayıflıktan kolların çırpı gibi olmuş."

Çırpı Vurmak:  

Boyaya batırılmış ipin gerilip çabucak çırpılmasıyla yüzeylere çizgi çekmek.

Çırpıya Getirmek:  

Bir sıra veya çizgi üzerine getirmek.

Çiş Etmek:  

İşemek. "Donuna çiş etmek yok, çişin gelince söyle."

Çişi Gelmek:  

İşeyeceği gelmek.

Çıt Çıkarmamak:  

Çok sessiz olmak, hiç ses çıkarmamak, gürültü yapmamak. ”Çocuklar korkudan çıt çıkarmıyorlardı.”

Çıt Çıkmamak:  

En hafif bir ses bile çıkmamak. "Ben gelinceye kadar çıt çıkmasın."

Çıt Etmek:  

Çıt diye ses çıkarmak.

Çıt Yok:  

En hafif bir ses bile yok. "Beş dakikadır sınıfta çıt yok."

Çıtayı Yükseltmek:  

Hedefi yüksek belirlemek.

Çıtı Çıkmamak:  

Hiç konuşmamak.

Çıtını Çıkarmamak:  

1- Çok sessiz olmak, hiç ses çıkarmamak, gürültü yapmamak. "Eve giren hırsız, çıtını çıkarmadan odaları geziyordu." "Çocuklar korkudan çıtını çıkarmıyorlardı." 2- Hiç konuşmamak. "Çıtınızı çıkarmadan beni dinleyin." "Azarı işitince çıtını çıkarmamaya başladı."

Çıtır Çıtır Konuşmak:  

Düzgün ve uzunca konuşmak.

Çitlembik Gibi:  

Ufak tefek, esmer ve sevimli.

Cıva Gibi:  

Yerinde durmaz, ele avuca sığmaz, çok hareketli kimseler için kullanılır. "Cıva gibi bir çocuktu."

Çivi Çıkar Ama Yeri Kalır:  

Gönül yarası kapansa da, unutulmaz.

Çivi Çiviyi Söker:  

Bir kötülük aynı cinsten bir kötülükle yok edilebilir.

Çivi Gibi:  

1- Çok sağlam, sağlıklı ve çevik kimse. "Bugün kendimi çivi gibi hissediyorum." 2- Çok soğuk. "Eve gelinceye kadar, ellerim çivi gibi oldu." "Dışarı çıkarken kalın giyin, hava çivi gibi."

Çivi Gibi Olmak:  

1- Çok sağlam, dayanıklı, sağlıklı ve güçlü olmak. "Bugün kendimi çivi gibi hissediyorum." 2- Çok üşümek, donmak. "Eve gelinceye kadar, ellerim çivi gibi oldu." 3- Çok soğuk olmak. "Dışarı çıkarken kalın giyin, hava çivi gibi."

Çivi Kesmek:  

Çok üşümek, donmak. ”Çocuklar soğuktan çivi kesmişlerdi.”

Çivi Kırmak:  

Ayakkabıların içinden çıkan çivi uçlarını bir aletle kesip raspa ile eğeleyerek köselenin içine gömmek.

Çivi Sokmak:  

Bir işin olmasında engel, güçlük çıkarmak. "Kardeşin ödev yapıyor, çivi sokmadan duramıyorsun." "Bizim işimize kimin çivi soktuğunu araştırıyorum."

Çivi Sürmek:  

Bir işin olmasında engel, güçlük çıkarmak. "Kardeşin ödev yapıyor, çivi sürmeden duramıyorsun." "Bizim işimize kimin çivi sürdüğünü araştırıyorum."

Çivileme Dalmak:  

Dimdik ve ayaküstü bir durumda suya atlamak. "Burası fazla derin değil, çivileme dalmaya kalkma."

Çivisi Çıkmak:  

Düzeni bozulmak, kargaşa içinde bulunmak. "Bu sınıfın çivisi çıkmaya başladı."

Cıyak Cıyak Bağırmak:  

Can acısıyla ve tiz bir sesle bağırmak. "Cıyak cıyak bağırmasını duyup bahçeye koştum." "Cıyak cıyak bağırmasından bir problem olduğunu anlamalıydım."

Çıyan Gibi:  

Hain bakışlı kimse. "Aleyhinde konuşan adama çıyan gibi bakıyordu."

Cız Etmek:  

1- "Cız" diye ses çıkarmak. 2- Acı duymak.

Çizgi Çekmek:  

1- Bir noktayı hat biçiminde çeşitli yönde uzatmak. "Görevliler sahada çizgi çekiyorlar." 2- Bitirmek, sona erdirmek. "Bu olaya artık çizgi çekme vakti geldi."

Çizgisinden Sapmamak:  

Görüşlerinden vazgeçmemek, kararlı davranmak. "Çizgisinden sapmadan siyaset yapan kalmadı."

Çizgiyi Aşmak:  

Ölçüyü kaçırmak, aşırı gitmek, sınırı aşmak. "Konuşmana dikkat et! Bu kez çizgiyi aşma."

Cızlam Etmek:  

1- Kaçmak, savuşup gitmek. "Herkes cızlam etmiş, nereye gitti arkadaşlar?" 2- Ölmek. "Bunları yedik de cızlam etmeyelim." NOT:: Cızlam: Kaçma, savuşma.

Cızlamı Çekmek:  

1- Kaçmak, savuşup gitmek. "Herkes cızlamı çekmiş, nereye gitti bunlar?" 2- Ölmek. "Bunları yedik de cızlamı çekmeyelim." NOT:: Cızlam: Kaçma, savuşma.

Çizmeden Yukarı Çıkmak:  

Bilmediği, aklının kesmediği, yetkisinin dışında bir işe kalkışmak; haddini bilmemek. ”Kes artık, çizmeden yukarı çıkmaya başladın.”

Çizmeleri Çekmek:  

Bir işe girişmek.

Çizmeyi Aşmak:  

Bilmediği, aklının ermediği, yetkisi dışındaki bir işe karışmak.

Çoban Kulübesinde Padişah Rüyası Görmek:  

Durumuna uygun düşmeyen büyük ve olmayacak hayallere kapılmak. "Şampiyon olacağız diye, çoban kulübesinde padişah rüyası görmeye başlamışlar." "Çoban kulübesinde padişah rüyası görmüşsün, sen kim, birincilik kim."

Çocuğu Olmak:  

Çocuğu doğmak, çocuğu dünyaya gelmek. "Dün gece ikiz çocuğu olmuş."

Çocuğu Süt Çalmak:  

Bozuk süt, çocuğu hasta etmek.

Çocuğunu Düşürmek:  

Hamile kadın çocuğunu vaktinden önce ve ölü olarak doğurmak, düşük yapmak. "Halamın çocuğu yok, iki kez çocuğunu düşürmüş."

Çocuk Aklı:  

Hoşgörüyle karşılanan çocuklara özgü düşünce. "Çocuk aklıyla her işe karışıyor."

Çocuk Aldırmak:  

Kadın karnındaki bebeği hekime ameliyatla aldırmak.

Çocuk Bakmak:  

Bebeğin veya çocuğun eğitim ve bakımıyla ilgilenmek. "Çocuk bakmak için iki gündür bize geliyor."

Çocuk Boya Çekmek:  

Boyca uzamak. "Bizim çocuk bu yaz iyi boya çekti."

Çocuk Dünyaya Getirmek:  

Çocuk doğurmak. "Çok sağlıklı bir kız çocuğu dünyaya getirmiş." "Yakın zamanda çocuk dünyaya getirecek bir kadındı."

Çocuk Düşürmek:  

Hamile kadın çocuğunu vaktinden önce ve ölü olarak doğurmak, düşük yapmak. "Teyzemin çocuğu yok, iki kez çocuk düşürmüş. "

Çocuk Gibi:  

1- Yetenekleri gelişmemiş, çocuk kalmış. 2- Kolay kanar, kolay inanır.

Çocuk Gibi Sevinmek:  

Çok sevinmek, aşırı mutlu olmak.

Çocuk Kalmak:  

Büyümüş olmasına rağmen çocukça düşünceler taşıyıp çocuk gibi davranmak.

Çocuk mu Avutuyorsun:  

Söylenenlere inanmadığını belirtmek bir için kullanılan bir söz. "Karşında baban var, çocuk mu avutuyorsun sen!"

Çocuk mu Kandırıyorsun:  

Söylenenlere inanmadığını belirtmek bir için kullanılan bir söz. "Karşında baban var, çocuk mu kandırıyorsun sen!"

Çocuk Olmak:  

Çocukça davranışlarda bulunmak, çocuklaşmak. "Çocukla çocuk olmayı bilirsen sorun yaşamazsın."

Çocuk Oyuncağı:  

Önem verilecek değerde olmayan, kolay iş. ”Dereyi geçmek mi? Çocuk oyuncağı benim için.”

Çocuk Oyuncağı Hâline Getirmek:  

Bir işi sık sık değiştirip verilmesi gereken önemde ele almamak, küçümsenir duruma getirip değerinden düşürmek. ”Ne biçim adamlarsınız siz, bu güzel işi çocuk oyuncağı hâline getirdiniz!”

Çocuk Peydahlamak:  

Evli olmayan kadın gebe kalmak.

WhatsApp