D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Avcı Elinden Kurtulmuş Gazele Dönmek:

Perişan ve çaresiz durumda olmak.

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Dağa Çıkmak:  

Hükümete, kanunlara karşı gelerek dağlara çekilmek, buralarda eşkıyalık etmek. ”Düğünü basanlar dağa çıkmışlar.”

Dağa Kaldırmak:  

Herhangi bir sebepten ötürü birini zorla dağa veya ıssız bir yere götürüp orada alıkoymak. ”Eşkıyalar, karakol komutanının oğlunu dağa kaldırmışlar; ne istedikleri henüz belli değil.”

Dağarcığına Atmak:  

Yeni bilgilerini, eski bilgilerine katmak; yeni bilgileri zihnine yerleştirmek. ”Öğrendiği her yeni bilgiyi dağarcığına atmayı ihmal etmedi.”

Dağarcığında Bir Şey Kalmamak:  

Söylenecek sözü ya da harcanacak varlığı kalmamak; her şeyini kaybetmek, tüketmek. "Dağarcığında bir şey kalmayınca köyün yolunu tuttular."

Dağarcığındakini Çıkarmak:  

Bildiği tüm bilgileri ortaya koymak. "Deyimler konusunda dağarcığındakini çıkardı."

Dağarcıkta Bir Şey Kalmamak:  

Söylenecek sözü ya da harcanacak varlığı kalmamak; her şeyini kaybetmek, tüketmek. "Dağarcıkta bir şey kalmayınca köyün yolunu tuttular."

Dağda Bağın Var, Yüreğinde Dağın Var:  

Malı mülkü veya evladı olanlar kaygı ve tasadan uzak olamazlar.

Dağda Büyümüş:  

Kaba ve görgüsüz kimse. "Dağda büyümüş gibi konuşmayı bırak."

Dağdan Gelip Bağdakini Kovmak:  

Daha sonradan geldiği bir yere ya da karıştığı bir işte eskiden beri bulunan bir kişinin yerini almaya çalışmak. ”Şu densize bak hele, dağdan gelip bağdakini kovuyor!”

Dağlar Anası:  

Pek iri kadın.

Dağlar Dayanmaz:  

Bu üzüntü ve keder insanı, dağ bile olsa yıkar. "Benim yaşadıklarıma dağlar dayanmaz be dostum."

Dağlar Gibi:  

1- Çok büyük, çok iri, çok güçlü. "Dağlar gibi adamı iki dakikada yere çarptı." 2- Pek çok. "Sorunlar dağlar gibi birikmiş."

Dağlar Kadar:  

1- Çok büyük, çok iri, çok güçlü. "Dağlar kadar adamı iki dakikada yere çarptı." 2- Pek çok. "Sorunlar dağlar kadar oldu."

Dağlara Düşmek:  

Sıkıntı, üzüntü sebebiyle insanlardan kaçıp ıssız yerlerde yaşar olmak. ”Annesinin ölümünden sonra dağlara düştü.”

Dağlara Gücü Yetmek:  

Her işi başaracak kadar kuvvetli olmak.

Dağlara Taşlara:  

Bu kötü olay hepimizden uzak olsun, Allah bize göstermesin, anlamında kullanılır. "Çok kötüymüş durumu, dağlara taşlara."

Dağları Devirmek:  

Çok büyük güçlüklerin altından kalkmak, ağır işleri başarmak. ”O, dağları devirir bir adamdır.”

Dağların Gelin Ablası:  

Kaba insanlara yapılan ayı benzetmesi.

Dağların Gelin Anası:  

Kaba, anlayışsız kimse. "Dağların gelin anası yine lafa başladı."

Dağların Misafir Aldığı Mevsim:  

Yaz mevsimi. "Dağların misafir aldığı mevsimi dört gözle bekliyorum."

Dağların Şenliği:  

Kaba, anlayışsız kimse. "Dağların şenliği yine lafa başladı."

Daha İyisi Can Sağlığı:  

Bundan da iyisi olamaz, imkanlar ölçüsünde en iyisi. "Beğenmez olur muyum abi, bundan iyisi can sağlığı."

Daha Neler:  

"Hiç öyle şey olur mu?" anlamında kullanılan söz. "Yok daha neler! üstüne para da isteyecek utanmasa."

Dahası Var:  

Bu konuda bilinmesi gereken, söylenecek başka şeyler de var. "Bu kadarla kalsa iyi, dahası var da sonra anlatırım."

Dâhil Etmek:  

İçine almak, katmak. "Balkonu eve dâhil etmek istemiyorum."

Dâhil Olmak:  

Katılmak, girmek veya içinde olmak. "Sen de bize dâhil olmak ister misin?"

Dâhil Olmamak:  

Katılmamak, çıkmak veya dışında olmak. "Onların tartışmasına ben dâhil olmadım."

Dahiliye Subayı:  

Askeri okullarda iç yönetime karışan subay.

Dahli Olmak:  

Bir işe karışmış olmak, bir işte parmağı olmak. "Bu kararda benim dahlim olmadı."

Daim Olmak:  

Devamlı, her zaman bulunmak. "Bu başarın daim olsun."

Dakikası Dakikasına:  

Tam zamanında, vaktinde. "İyi ki oyalanmamışız, çocuk servise dakikası dakikasına yetişti."

Dakikası Dakikasına Uymamak:  

Her an başka bir ruh durumu göstermek. "Bu çocuğun dakikası dakikasına uymuyor."

Dakikası Dakikasına Uymaz:  

Her an başka bir ruh durumu gösteren. "Bu çocuğun dakikası dakikasına uymaz."

Daktilo Etmek:  

Yazı makinesiyle yazmak. "İki sayfa yazımı daktilo eder misin?"

Daktiloya Çekmek:  

Yazı makinesiyle yazmak. "İki sayfa yazımı daktiloya çeker misin?"

Dal Budak Salmak:  

1- Karmaşık biçimde yayılıp genişlemek. 2- Soy ya da dostluk yönünden genişleyip yayılmak. ”Bu mesele daha fazla dal budak salmadan hemen halledilmeli.”

Dal Ceket:  

Arkası yarık ceket.

Dal Gibi:  

İnce uzun yapılı.

Dal Gibi Kalmak:  

Vücudu çok zayıflamak.

Dal Sürmek:  

Yayılmak, kaplamak.

Dal Vermek:  

Dayanmak, yaslanmak.

Dala Çıka:  

Büyük güçlüklerle. "Dala çıka şirketi bugünlere getirdik."

Dala Kuş Konduramamak:  

Bir şeyi kesin bir sonuca bağlayamamak, aslını bilememek.

Dalak Kestirmek:  

Sıtmadan büyümüş dalağı eski bir yöntemle tedavi ettirmek.

Dalalete Düşmek:  

Doğru yoldan ayrılmak, sapkınlık etmek.

Dalavere:  

Oyun, hileli iş.

Dalavere Çevirmek:  

Yalan, dolan ve hile ile kötü bir iş yapmak; düzen kurarak gizlice başkasını aldatmak. ”Yine bir dalavere çevirmesin bu adam!”

Dalavere Döndürmek:  

Gizlice, yalan ve hileyle kötü bir iş yapmak; düzen kurarak gizlice başkasını aldatmak. "Dalavere döndürüp bizi kandırmaya utanmıyor musun?" Dalavere: Yalan dolanla gizlice görülen kötü iş, gizli oyun.

Dalaveresini Çevirmek:  

Gizlice, yalan ve hileyle kötü bir iş yapmak; düzen kurarak gizlice başkasını aldatmak. "Dalaveresini çevirip bizi kandırmaya çalışıyor."

Dalaveresini Döndürmek:  

Gizlice, yalan ve hileyle kötü bir iş yapmak; düzen kurarak gizlice başkasını aldatmak. "Dalaveresini döndürüp bizi kandırmaya çalışıyor."

Daldan Dala:  

Çok sık değişen. "Uzun süre daldan dala muhabbet ettiler."

Daldan Dala Atlamak:  

1- Sık sık konu, düşünce ya da fikir değiştirmek. "Sıkıştıkça daldan dala atlamaya çalışıyorsun." 2- Sık sık iş değiştirmek. ""Daldan dala atlamayı bırak da adam gibi bir işe gir."" 3. Sık sık sevgili değiştirmek. "Daldan dala atlamayı bırak da evlenip yuva kur."

Daldan Dala Gezmek:  

1- Sık sık konu, düşünce ya da fikir değiştirmek. "Sıkıştıkça daldan dala gezmeye çalışıyorsun." 2- Sık sık iş değiştirmek. ""Daldan dala gezmeyi bırak da adam gibi bir işe gir."" 3- Sık sık sevgili değiştirmek. "Daldan dala gezmeyi bırak da evlenip yuva kur."

Daldan Dala Konmak:  

1- Sık sık konu, düşünce ya da fikir değiştirmek. "Sıkıştıkça daldan dala konmaya çalışıyorsun." 2- Sık sık iş değiştirmek. ""Daldan dala konmayı bırak da adam gibi bir işe gir."" 3- Sık sık sevgili değiştirmek. "Daldan dala konmayı bırak da evlenip yuva kur."

Dalga Boyu Aşmış; Ha Bir Karış Olmuş, Ha Bin Karış:  

Olan oldu, artık çekinilecek bir şey kalmadı, anlamında.

Dalga Geçmek:  

1- İlgilenilmesi gereken bir işle ilgilenmeyerek, başka şeylerle meşgul olmak. "Oğlum bak sınavlar yaklaşıyor, dalga geçeceğine otur ders çalış." 2- Eğlenmek, alay etmek. "Bunları dalga geçmek için söylüyor bence."

Dalga Gibi Gelmek:  

Birbiri ardınca ve bolca gelmek. "Sıkıntılar bugünlerde dalga gibi geliyor."

Dalga Saymak:  

1- Boş ve aylak durmak. "Dalga saymayı bırak da annene yardım et." 2- Yersiz ve gereksiz şeylerle uğraşmak. "Dalga saymaktan ders de çalıştığını görmüyorum."

Dalgacı Mahmut:  

İşine gerekli önemi ve ilgiyi göstermeyen, kaytaran kimse. "Dalgacı Mahmut! Yine baştan savma yapmış bu bahçeyi."

Dalgalanmaya Bırakmak:  

1- Paranın gerçek değerini bulması için girişimde bulunmadan beklemek. "Döviz fiyatları dalgalanmaya bırakıldı." 2- Bir konu için girişimde bulunmadan beklemek. "İşi bir süre dalgalanmaya bırakmaya karar verdik." 3- Dalgınlığından yararlanarak birini kandırmak. "Dalgalanmaya bırakıp cüzdanını çalmışlar."

Dalgasına Taş Atmak:  

İşini bozmak, keyfini kaçırmak. "Ben onun dalgasına taş atmasını bilirim."

Dalgasını Taşlamak:  

Birinin işini bozmak. "İşleri zaten bozuk, dalgasını taşlamaya gerek yok."

Dalgaya Düşmek:  

Yanılmak, dalgınlıkla unutmak. "Duyduklarına inanıp da dalgaya düşme, sonra çok üzülürsün."

Dalgaya Gelmek:  

Yanılmak, dalgınlıkla unutmak. "Duyduklarına inanıp da dalgaya gelme, sonra çok üzülürsün."

Dalgayı Başa Almak:  

Gemi veya sandalın başını dalgaların geldiği yöne çevirmek.

Dalgıç Kuşları:  

Karabatak gibi suya dalarak balık avlayan kuş cinslerinin genel adı.

Dalgın Bakışlı:  

Çevresinde olup bitenlerden habersiz, farkında olmadan bakan.

Dalgın Dalgın:  

Çevresiyle ilgilenmeden, düşünceli olarak. "Dalgın dalgın camdan bakıyordu."

Dalgın Dalgın Yürümek:  

Çevresiyle ilgilenmeden düşünceli bir halde yürümek. "Üst sokakta dalgın dalgın yürürken gördüm."

Dalgın Görünmek:  

Çevresiyle ilgilenmemek, düşünceli olmak. "Bugün çok dalgın görünüyorsun."

Dalgın Olmak:  

Çevresinde olup bitenleri fark edemeyecek kadar düşünceli durumda bulunmak. "Araba kullanırken dalgın olman kazaya sebep olur."

Dalgınlığına Gelmek:  

Dalgınlık dolayısıyla fark edememek. "Dalgınlığıma geldi, senin geldiğini fark etmedim."

Dalgınlığına Getirmek:  

Birinin dalgınlığından yararlanıp kendi isteğini gerçekleştirmek. "Annemin dalgınlığına getirip pastayı dolaptan aldık."

Dalına Basmak:  

Hiç hoşlanmadığı şeyleri yaparak birisini öfkelendirmek. ”Dalıma basıp da beni çileden çıkarma lütfen!”

Dalına Binmek:  

Bir kimseye bir iş yaptırmak için asılmak, musallat olmak, sıkıştırmak.

Dalıp Çıkmak:  

1- Havuz, deniz, göl vb. yerlerde suyun içinde kaybolup yeniden görünmek. "Denizde dalıp çıkmaya başlayınca cankurtaranlar hareketlendi." 2- Havuz, deniz, göl vb. içinde kısa süre kalmak. "Yarım saat havuza dalıp çıkalım." 3- Birçok yere girmek. "Caddedeki tüm dükkanlara dalıp çıktık."

Dalıp Dalıp Gitmek:  

Bir düşünce ya da hayal ile bulunduğu ortamdan uzaklaşmak. "Üzüntüsünden ne yaptığını bilmiyordu; dalıp dalıp gitti."

Dalıp Gitmek:  

Bir düşünce veya hayal ile bulunduğu ortamdan uzaklaşmak. "Yine nerelere dalıp gittin güzel kardeşim?"

Dalkavuğunu Bulmak:  

Kendisini gereksiz biçimde öven, yalakalık yapan, yaranmaya çalışan biriyle yakınlık kurmak. "Bu şehirde de dalkavuğunu bulmuş."

Dalkavukluk Etmek:  

Gereksiz biçimde övmek, yalakalık yapmak, yaranmaya çalışmak. "Öğretmene dalkavukluk etmeye çalıştığını herkes gördü."

Dalkavukluk Yapmak:  

Gereksiz biçimde övmek, yalakalık yapmak, yaranmaya çalışmak. "Öğretmene dalkavukluk yapmaya çalıştığını herkes gördü."

Dallandırıp Budaklandırmak:  

Bir işi, bir sorunu büyüterek karışık duruma getirmek.

Dallanıp Budaklanmak:  

Genişleyip yayılmak, gittikçe büyüyerek karışık bir durum almak. ”İşi dallandırıp budaklandırmada üstüne yok hani!”

Dalları Basmak:  

Ağaçta dalları eğecek kadar çok meyve olmak. "Bir görsen bahçede dalları kiraz basmış."

Dalyan Boylu Gibi:  

Boyu göze hoş gelecek şekilde uzun ve heybetli olan, boylu boslu, mütenâsip endamlı. “Dalyan gibi delikanlı.” Dalyan boylu akasya ve kestâne ağaçları vardır. (Târık Buğra)

Dalyan Gibi:  

Boylu boslu. "Dalyan gibi kocası var."

Dalyan Tarlası:  

Dalyanın, deniz içinde kurulu bulunduğu alan.

Dam Üstünde Saksağan, Vur Beline Kazmayı:  

Saçma ve yersiz sözler karşısında söylenir. Ne demek bu! Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı.

Dama Çıkmak:  

Cinsel istekleri artmak. "Dama çıkaran bir gıda takviyesi almış."

Dama Demek:  

1- Gücü kalmayarak bir işi daha ileri götüremeyecek duruma gelmek. 2- Tükenmek.

Dama Tahtası:  

Üzerinde dama oynanan karelere ayrılmış tahta.

Dama Taşı:  

Dama oyununda kullanılan, kemik, taş, tahta veya boynuzdan yapılmış pul.

Dama Taşı Gibi:  

Yeri devamlı sûrette değiştirilen kimseler için kullanılır. “Adamı dama taşı gibi oradan oraya sürdüler.”

Dama Taşı Gibi Oynatmak:  

Görevlilerin sık sık görevlerini ve yerlerini değiştirmek. "Bu adamları dama taşı gibi oynatırsan, onları boşa yormuş olursun."

Dama Taşına Dönmek:  

Durmadan yeri değiştirilmek. "Bu zamanda vâliler dama taşına dönmüş." (Ahmet Râsim’den)

Damağı Kurumak:  

Çok susamak. "Konuşmaktan damağım kurudu." "Sıcaktan damağımız kurudu, içecek bir şeyler getirin."

Damağını Kaldırmak:  

Çok korkan birinin damağını korkunun vereceği zararı önlemek için baş parmakla yukarı kaldırmak şeklindeki halk yöntemi.

Damak Sessizi:  

(dilb.) Dil sırtının sert veya yumuşak damağa dokunması veya yaklaşması ile meydana gelen sessiz, damaksı. [Art damak ve ön damak sessizi olmak üzere ikiye ayrılır] “Kel, Kalın, Güneş, Dağ, Eğlenmek, Bey kelimelerindeki k, g, ğ, y harfleri damak sessizidir.”

Damak Tadı:  

Yiyeceklerden alınan lezzet. "Bu bayat yemekleri yiyip damak tadımı bozmak istemiyorum." "Hepsi mükemmel bir damak tadı bırakıyor." Deyim değildir, isimdir.

Damak Tadına Hitap Etmek:  

Tadı, lezzeti etkileyici olmak. "Damak tadına hitap eden mükemmel yemekler hazırlamış."

WhatsApp