D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Vefat Etmek:

Ölmek. "Dedesi vefat etmiş, bugün gelmeyecek."

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Çiğ Toprak:  

Uzun zaman işlenmemiş, güç sürülür toprak.

Çiğ Yemedim ki Karnım Ağrısın:  

“Herhangi bir suç işlemedim ki korku duyayım, işi eksik yapmadım ki olumsuz sonuçtan kaygılanayım” anlamında kullanılır.

Çiğden Vermek:  

Yiyecek karşılığını para olarak ödemek.

Ciğer Acısı:  

Çocuğunu yitiren ana babanın duyduğu acı. "Allah kimseye ciğer acısı tattırmasın."

Ciğer Kebap Olmak:  

Büyük bir acıya uğramak, yüreği yanmak. "Bu kaza yüzünden hepimiz ciğer kebap olduk."

Ciğeri Beş Para Etmemek:  

Değersiz, kendisine güvenilmez, korkak, aşağılık (bir kimse olmak). ”Bırak, ondan söz etme bana, ciğeri beş para etmez adamlarla işim yok.”

Ciğeri Beş Para Etmez:  

Değersiz, işe yaramaz, fayda sağlam aşağılık kişi. "Onunla muhatap olma, ciğeri beş para etmezin teki."

Ciğeri Dağlanmak:  

Aşırı ölçüde üzülmek, çok acı duymak, büyük bir acıya uğramak, büyük bir acıyla içi yanıyor gibi olmak. "Böyle ciğerim yanarken gözüm bir şey mi görür?"

Ciğeri On Para Etmemek:  

Değersiz, kendisine güvenilmez, korkak, aşağılık (bir kimse olmak). "Ondan söz etme bana, ciğeri on para etmez adamlarla işim yok."

Ciğeri Parçalanmak:  

Bir kişinin acınacak ve üzücü durumunu görüp üzülmek. "Anlattıklarını dinledikçe ciğerim parçalandı."

Ciğeri Sızlamak:  

Acıma duygusuyla üzülmek, yüreği sızlamak, kalbi sızlamak. "Şehitlerin hayat hikayesini dinledikçe, ciğeri sızlıyor insanın."

Ciğeri Yanmak:  

Büyük bir acılar çekmek, aşırı ölçüde üzülmek, yüreği yanmak. "Teyzesinin ölümüne ciğeri yanıyordu."

Ciğerimin Köşesi:  

1- Çok sevdiğim. 2- Sevgili evlâdım. ”O, hâlâ benim ciğerimin köşesidir.”

Ciğerine İşlemek:  

1- Kötü söz, kötü davranış çok dokunmak, etkilemek. "Söyledikleri ciğerime işledi." 2- Kötü koku rahatsız etmek. "Şu tuvaletlerin kokusu ciğerime işledi, midem kalktı."

Ciğerine Oturmak:  

Masraf çok ağır gelmek. "Turistik yer diye yoldular bizi, fatura ciğerime oturdu."

Ciğerini Delip Geçmek:  

Acıklı bir durum, kişiye dayanılmaz bir üzüntü vermek. "Yangın yerindeki feryatlar ciğerimi delip geçti."

Ciğerini Delmek:  

Acıklı bir durum, kişiye dayanılmaz bir üzüntü vermek. "Yangın yerindeki feryatlar ciğerimi deldi."

Ciğerini Okumak:  

Karşısındakinin gizli düşüncelerini bilmek, aklından geçenleri anlamak. ”Bizimi düşünüyormuş? Ben onun ciğerini okurum; o kendinden başkasını düşünmez.”

Ciğerini Sökmek:  

Bir kimseyi büyük ölçüde zarar ve ziyana uğratmak. ”Söyle ona, beni oraya getirtmesin, gelirsem ciğerini sökerim onun.”

Ciğerini Yakmak:  

Bir kişiye büyük bir acı ve üzüntü çektirmek. "Onlar benim ciğerimi yaktı, Allah'ta onların ciğerini yaksın."

Ciğerinin İçini Bilmek:  

Çok yakından tanımak, her türlü düşüncesini bilmek.

Ciğerinin Kıvrımını Bilmek:  

Bir kimsenin gizli niyetlerini, iç yüzünü bildiğini anlatmak için söylenir.

Ciğerleri Bayram Etmek:  

1- Her zamankinden daha iyi cins sigara içmek. "Al, ciğerlerin bayram etsin, her zaman bulamazsın." 2- Temiz havaya çıkmak. "Şu ormanın içinde derin nefes al da ciğerlerin bayram etsin."

Ciğerleri Parçalanmak:  

Acıyarak çok üzülmek. "Yaralanan köpeği hâli hepimizin ciğerlerini parçaladı."

Çığır Açmak:  

Bir alanda yeni bir yol açmak; yeni bir tutum, izlenecek yöntem bulmak. ”Bilim adamları kanserle mücadelede çığır açmak için kolları sıvadılar.”

Çığırından Çıkmak:  

Yoldan sapmak, doğru ve uygun gidişten ayrılmak, artık düzelemez hâle gelmek. ”İşler çığırından çıkmadan önlem almalıyız.”

Çığırtkan Kafesi:  

Kendi cinsinden olan kuşları, ötüşüyle davet etsin diye kuş avcılarının kullandığı kuşun kafesi.

Çığlığı Basmak:  

Kulak tırmalayıcı korkunç sesler çıkararak acı acı bağırmak. "Apartmanda kim çığlığı basmış hala anlayamadım."

Çığlık Atmak:  

Kulak tırmalayıcı korkunç sesler çıkararak acı acı bağırmak. "Apartmanda kimin çığlık attığını anlayamadım." "Hırsızı görünce çığlık atmaya başladı."

Çığlık Basmak:  

Kulak tırmalayıcı korkunç sesler çıkararak acı acı bağırmak. "Apartmanda kimin çığlık bastığını anlayamadım."

Çığlık Çığlığa:  

Acı acı bağırarak ve telaşla.

Çiğlik Etmek:  

İnsana yakışmayan; olgunluğa, yaşa uygun düşmeyen yersiz ve kaba davranışlarda bulunmak. ”Bir çiğlik edip de toplantıyı berbat edecek diye ödüm kopuyor.”

Çığlık Koparmak:  

Kulak tırmalayıcı korkunç sesler çıkararak acı acı bağırmak. "Apartmanda kimin çığlık kopardığını anlayamadım." "Hırsızı görünce çığlık koparmaya başladı."

Çiğneyip Geçmek:  

1- İlişki kurması gereken kişiyi atlayıp onun üstündeki kişiye başvurmak. "Beni çiğneyip geçmesine çok bozulmuştum." 2- Yolu üstündeki dostuna uğramadan geçmek. "Her defasında onu çiğneyip geçiyorum, bu kez bir uğramak istiyorum."

Cihan Alem Bilmek:  

Herkes tarafından bilinmek.

Cihan Şümul:  

Dünyaca bilinen,dünya ölçüsünde. "Cihan şümul bilim adamlarımız da var."

Cihana Gelmek:  

1- Doğmak. "Ben cihana gelmeden, babam rahmetli olmuş." 2- Meydana gelmek, ortaya çıkmak. "Yakında bizim markamız cihana gelecek."

Cihanı Alem:  

Dünyadaki insanların tümü. "Cihanı alem bir araya gelse yine bildiğini okur." "Eşsiz olduğunu cihanı alem bilecek!"

Cihanı Tutmak:  

Her tarafa yayılmak, dünyayı tutmak. "Yeni geliştirilen tedavi yöntemi cihanı tutmaya aday."

Cihat Açmak:  

Savaş için çağrı yapmak. "İşgalcilere karşı cihat açmak her vatanseverin vazifesidir."

Çıkar Gözetmek:  

Çıkarına bakmak. "Çıkar gözetmeden, herkese eşit paylaştırdık."

Çıkar Yol:  

Çare, en tutarlı çözüm yolu. ”Sınıf geçebilmek için tek çıkar yol ders çalışmaktır.”

Çıkarı Olmak:  

Bir menfaat, yarar beklemek. "Çıkarı olmasa kalkıp buralara gelmezdi." "Senin iyi tanırım, çıkarın olmasa yaralı parmağa işemezsin."

Çıkarı Olmamak:  

Bir menfaat, yarar beklememek. "Çıkarı olmasa kalkıp buralara gelmezdi." "Senin iyi tanırım, çıkarın olmasa yaralı parmağa işemezsin."

Çıkarına Bakmak:  

Yalnızca kendini ve kendi durumunu gözeterek çıkar sağlamak.

Çıkarını Tepmek:  

1- Kendisine yarar sağlayacak bir şeyi veya bir durumu istememek. 2- Kendisine yarar sağlayacak bir şeyden veya durumdan yararlanmamak.

Çıkıntılık Etmek:  

1- İtiraz etmek. 2- Yolunda giden işi bozmak.

Çıkış Almak:  

1- İşten ayrılmak. 2- Çıkış belgesi almak.

Çıkış Vermek:  

Belge düzenleyip işine son vermek.

Çıkış Yapmak:  

Bir tartışma esnasında etkili söz ve sert davranışlarla düşüncelerini belirtmek. ”Ani bir çıkış yaparak herkesi şaşırttı.”

Çıkmaz Ayın Son Çarşambası:  

Belirsiz ve uzak bir zaman, bir işin hiçbir zaman yapılmayacağını anlatan bir söz. "Çıkmaz ayın son çarşambası gel borcumu ödeyeyim."

Çıkmaza Girmek:  

Çözümlenemeyecek, içinden çıkılamayacak bir duruma düşmek. ”İşler, hiç ummadıkları bir anda çıkmaza girdi.”

Çıkmaza Sokmak:  

Bir işi, bir durumu çözümlenemez, güç bir duruma getirmek. Açmaza sokmak.

Çıkmazda Olmak:  

Çözüm bulamamak, çözümsüz durumda olmak. "Miras bir arazi olduğu için, satışı şimdilik çıkmada."

Çıkmış Dokuza, İnmez Sekize:  

Birinin bir kere adı çıktıktan sonra onun hakkındaki yaygın inanç artık kolay kolay düzelmez.

Çil Yavrusu Gibi Dağılmak:  

Toplu hâlde bulunan insanların her biri, herhangi bir sebeple bir yana dağılmak. ”Silâh sesini duyunca çil yavrusu gibi dağılmaya başladılar.”

Cila Çekmek:  

İçilen içkinin etkisini azaltmak veya artırmak amacıyla bir şey içmek. "Cila çekmeden olmaz derdi rahmetli."

Cila Vermek:  

Aydınlatmak.

Çile Çekmek:  

Üzüntü, eziyet, acı ve sıkıntı içinde yaşamak. ”Annen seni büyütünceye kadar ne çileler çekti biliyor musun?”

Çile Çıkarmak:  

1- Sıkıntılı bir işin veya durumun sona ermesini beklemek. 2- Tasavvufta bir müridin belli bir eğitim safhasından geçmesi. ”Çile çıkarmayan mürit olgunlaşamaz.”

Çile Doldurmak:  

1- Sıkıntılı bir işin veya durumun sona ermesini beklemek. "Bir haftadır çile dolduruyoruz, nihayet dün hastalığı atlattı." 2- Tasavvufta bir müridin belli bir eğitim safhasından geçmesi. "Çile doldurmayan mürit olgunlaşamaz."

Çileden Çıkarmak:  

Çok kızdırmak. "Böyle konuşarak beni çileden çıkarma." , "Kamera şakası kadını iyice çileden çıkardı."

Çileden Çıkmak:  

1- Çok öfkelenmek, olan bitenler karşısında dayanıklılığı kalmayıp taşkınlık göstermek. 2- Çile süresini bitirmek. ”Ben çileden çıkmadan çabuk terk edin burayı.”

Çilesi Dolmak:  

1- Derviş ve tarikat ehli, sadece dua ve ibadetle geçirmeleri gereken süreyi tamamlayarak çileden çıkmak. 2- Üzücü ve sıkıntılı bir durumdan kurtulmak.

Çileye Girmek:  

Dervişlerin kırk gün süre ile kendilerine uyguladıkları zorlu ve perhizli döneme girmek.

çileye soyunmak:  

Çılgın Bir Kalabalık:  

Çok telaşlı bir kalabalık.

Çılgına Dönmek:  

1- Sevinç, öfke, kızgınlık vb. duygular sonucu aşırı ölçüde heyecanlanmak. 2- Kendine hâkim olamamak.

Çilingir Sofrası:  

Üzerine meze ve içki konmuş küçük içki sofrası. "Her akşam çilingir sofrası hazırlanırdı."

Cılk Çıkmak:  

Bir şeyin ya da kişinin işe yaramaz duruma geldiği, kusurlu olduğu anlaşılmak. "Bu adam da cılk çıktı." "İki yumurta cılk çıktı." Cılk: Bozularak kokuşmuş.

Cılk Etmek:  

Bozmak, çürütmek.

Cılkı Çıkmak:  

Bozulmak, doğru ve uygun yolundan ayrılmak. "Bu yumurtaların cılkı çıkmadan yiyelim."

Cılkını Çıkarmak:  

İşe yaramaz duruma getirmek, bozmak, gevşetmek.

Cillop Gibi:  

Parlak, pürüzsüz, tertemiz. "İki saatte, her yanı cillop gibi yaptım."

Cim Karnında Bir Nokta:  

1- Hiçbir bilgisi olmayan, cahil. "Cim karnında bir nokta bize ne öğretecekmiş? Çok merak ettim doğrusu!" 2- Acemi, toy. "Cim karnında bir nokta olduğun için bu yanlışı yapmış olabilir misin?"

Çıma Vermek:  

Halatı iskeleye uzatmak.

Çimdik Atmak:  

Çimdiklemek. "Arkadaşım koluma çimdik attı, çok acıyor." "Annem ağzını topla diye bacağıma çimdik attı."

Çimdik Basmak:  

Çimdiklemek. "Arkadaşım koluma çimdik bastı, çok acıyor." "Annem ağzını topla diye bacağıma çimdik bastı."

Cimrilik Etmek:  

1- Cimrice davranmak, pintileşmek. "Cimrilik edip ucuz peynir almışsın." "O kadar yolu cimrilik edip yürüdünüz mü?" 2- Esirgemek. "İnsanlara yardım konusunda cimrilik etme." "Yüreğinin kapılarını aç, cimrilik edip sevgini esirgeme."

Cin Çarpmak:  

Bir inanışa göre, cinlerin öfkesiyle inme inmek. "Cin çarpmış gibi ne garip biriydi o."

Cin Çarpmışa Dönmek:  

Neye uğradığını anlayamayacak kadar kötü duruma düşmek. ”Bir tokatta cin çarpmışa döndürdü adamı.”

Cin Cibi:  

Çok zeki, çok akıllı, çok becerikli. "Cin gibi bir çocuktu."

Çın Çın İnletmek:  

Hoşa giden gür ses çıkarmak.

Çın Çın Ötmek:  

Sürekli olarak keskin ses çıkarmak.

Cin Damarına Basmak:  

Kişiyi çok sinirlendirecek söz söylemek, çileden çıkarmak.

Cin Fikirli:  

Zeki, çok kurnaz, her zaman kendi çıkarını kollayan, çok anlayışlı. ”Endişelenmeyin; o cin fikirli, o işin de üstesinden gelecektir.”

Cin Gibi:  

Çok zeki, çok akıllı, çok becerikli. "Cin gibi bir çocuktu."

Cin Gibi Olmak:  

Çok zeki, çok akıllı, çok becerikli biri olmak. "Cin gibi bir çocuk olduğu için olayı anladı."

Cin İfrit Kesilmek:  

Son derece kızmak, öfkelenmek. "Çocuğunu itip düşüren kişiye cin ifrit kesilmişti."

Cin İfrit Olmak:  

Son derece kızmak, öfkelenmek. "Çocuğunu itip düşüren kişiye cin ifrit olmuştu."

Cin Olmadan Adam Çarpmak:  

Gücünün üstündeki işleri başarmaya kalkışmak. "Sen mi tamir edeceksin? Cin olmadan adam çarpmaya kalkma şimdi."

Cin Olmadan Şeytan Çarpmak:  

Gücünün üstündeki işleri başarmaya kalkışmak. "Sen mi tamir edeceksin? Cin olmadan şeytan çarpmaya kalkma şimdi."

Çın Sabah:  

Sabahleyin çok erken.

Çin Seddi:  

Eski çağlarda, Çinlilerin, Hun Türklerinden korunmak için Çin-Hun sınırına yapmış oldukları yüksek duvar.

Cin Tepesine Binmek:  

Çok kızmak. "Cin annenin tepesine binmeden susun."

Cin Tutmak:  

Bir inanışa göre cinlerin etkisiyle delirmek.

Çın Tutmak:  

Doğru olduğunu söylemek, doğrulamak.

Çıngar Çıkarmak:  

Gürültü patırtı, karışıklık ve kavga çıkarmak. ”Çıngar çıkarmadan oturtun şu kadını.”

Çıngar Çıkmak:  

Gürültü, kavga çıkmak. "Çıngar çıkarmadan uslu uslu oynayın."

Çıngar Koparmak:  

Gürültü patırtı, karışıklık ve kavga çıkarmak. "Çıngar koparmadan oturtun şu kadını."

WhatsApp