D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Anasının Eğirdiği, Babasının Dokuduğu:

Öteden beri ailesinden gördüğü.

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Çanak Yalayıcı:  

Dalkavuk, çıkarı için dalkavukluk eden. ”Çanak yalayıcılar gün geçtikçe artıyor.”

Canavar Düdüğü:  

Tehlike işareti vermek için kullanılan keskin sesler çıkarıp, çok uzaklardan duyulabilen bir alet, düdük.

Canavar gibi:  

1- İri yarı, saldırgan. "Canavar gibi bir koruması vardı." 2- Çok fazla. "Tüm işçiler canavar gibi çalışıyor."

Canavar Kesilmek:  

Canavar gibi davranmak, öfkelenip hırçınlaşmak.

Cancağızı İsterse:  

Kendisi bilir, anlamına gelir. "Yemek yemeyecekmiş. Cancağızı isterse."

Canciğer Kuzu Sarması:  

İçli dışlı, candan, pek içten.

Canciğer Olmak:  

Birbiriyle çok yakın arkadaş olmak.

Candan Dost:  

Samimi, güvenilir arkadaş.

Candan Geçmek:  

Ölmek. "Bu cennet vatan için candan geçeriz."

Candan Yanmış:  

Adamakıllı tutulmuş.

Canevinden Vurmak:  

En etkileyici yönünden saldırmak.

Canfes Gibi:  

İnce, taze ve sinirsiz. (asma ve dut yaprağı)

Canı Acımak:  

1- Çarpma, vurma vb. sonucu acı duymak. “Şaşkınlığından bir kestane yığınına çarptı, canı acıyordu.” -S. F. Abasıyanık. 2- Üzülmek, rahatsız olmak.

Canı Ağzına Gelmek:  

1- Büyük bir tehlike karşısında ölecekmiş gibi bir korkuya kapılmak. "Havuzda az daha boğuluyordum, canım ağzıma geldi." 2- Aşırı duygulanmak, çok heyecanlanmak. "Yazdıklarını okurken canım ağzıma geldi, diyecek söz bulamadım."

Canı Bayılmak:  

İç geçmek, takatsizlik göstermek.

Canı Boğazına Gelmek:  

1- Büyük bir tehlike karşısında ölecekmiş gibi bir korkuya kapılmak. "Havuzda az daha boğuluyordum, canım boğazıma geldi." 2- Aşırı duygulanmak, çok heyecanlanmak. "Yazdıklarını okurken canım boğazıma geldi, diyecek söz bulamadım."

Canı Burnuna Gelmek:  

Bir şey yaparken çok zorluk çekmek, bunalmak. ”Kömürü taşıdım ama canım da burnuma geldi.”

Canı Burnunda Olmak:  

Çok yorgun ve bezgin olmak. "Bir hafta uğraşmıştı, canı burnundaydı."

Canı Burnundan Çıkmak:  

Çok kızgın olmak, öfkelenmek.

Canı Burnundan Gelmek:  

Bir şey yaparken çok eziyet ve zorluk çekmek, bunalmak. "Kömürü taşıdım ama canım burnumdan geldi."

Canı Cana Ölçmek:  

Başkasına yapılacak şeyi kendine yapılacak gibi düşünmek.

Canı Canına Sığmamak:  

Sabırsızlık göstermek, tahammül etmemek. "Çocukların canı canına sığmıyor, pastayı bir an önce kesmek istiyorlar."

Canı Cehenneme:  

Ne kadar kötü bir duruma düşerse düşsün, umurumda değil, anlamında söylenir. "O artık beni ilgilendirmiyor, canı cehenneme!"

Canı Çekilmek:  

1- Vücudun herhangi bir organının canlılığı azalır gibi olmak. 2- Üzülmek, yüreği burkulmak.

Canı Çekmek:  

Bir şeyi istemek, istek duymak, çok arzulamak. ”Şimdi o yeşil eriklerden olsa da yesek, öyle de canım çekti ki.”

Canı Çıkmak:  

1- Ölmek. 2- Çok yorulmak. 3- Çok yıpranmak. ”Onu razı edinceye kadar canım çıktı.”

Canı Gelip Gitmek:  

1- Ayılıp bayılmak. 2- Ümit ve ümitsizlik arasında kalıp heyecanlanmak.

Canı Gelmek:  

Yeniden canlanmak, canı yerine gelmek.

Canı Gibi Sevmek:  

Çok güçlü bir sevgiyle bağlanmak.

Canı Gitmek:  

Önem ve değer verdiği, beğendiği bir şeye zarar gelecek diye çok korkmak, kaygılanmak. ”Araba çizilecek diye canı gidiyor.”

Canı Gönülden:  

İçten gelerek, çok isteyerek. "Bu toplantıya canıgönülden katıldım."

Canı İçine Sığmamak:  

Sabırsızlık göstermek, tahammül etmemek. "Çocukların canı içine sığmıyor, pastayı bir an önce kesmek istiyorlar."

Canı iİe Oynamak:  

Tehlikeli işlerle uğraşmak.

Canı İle Uğraşmak:  

1- Ağır hasta olmak, ölüm döşeğinde can çekişmek. 2- Büyük sıkıntıya düşmek.

Canı İstemek:  

Heves duymak. "Canı istemiş çocuğun, bir parça koparıp veriver."

Canı İsterse:  

Keyfi bilir, ne yapacağına kendi karar verir. "Oyunumuza katılmayacakmış. Canı isterse."

Canı Kaynamak:  

Hareketli, coşkun ve kıpırdak olmak, yerinde duramamak. "Gençlerin canı kaynıyor, bol bol dans ettiler."

Canı Pahasına:  

Canını tehlikeye atarak veya vererek. "Canı pahasına onu sudan çıkarmayı başardı."

Canı Pahasına Korumak:  

Canını tehlikeye atarak veya vererek savunmak. "Canı pahasına onu korumaya çalıştığını fark ettim."

Canı Pek:  

Acıya, sıkıntıya karşı dayanıklı.

Canı Sağ Olsun:  

Yitirilen şey önemli değil, zararı yok, anlamında söyleriz. "Alt tarafı bir bardak, canı sağ olsun!"

Canı Sıkılmak:  

1- Yapılacak bir işi olmadığından huzursuz olmak. "Can sıkıntısından ne yapacağını bilemedi." 2- Bir olay nedeniyle keyifsiz olmak, üzülmek. "Sınavının kötü geçmesine canı sıkılıyordu." 3- Öfkelenmek. "Davranışları benim canımı sıkıyor."

Canı Tatlı:  

Acıya, üzüntüye ve sıkıntıya katlanmayan. ”Öyle de canı tatlı ki ne zaman bir şey taşınacak olsa bir bahane bulup ortadan kayboluyor.”

Canı Tez:  

Sabırsız, beklemeye tahammülü olmayan, ivecen. ”Bekle de gör, ne canı tez adamsın sen öyle!”

Canı Yanmak:  

1- Fizikî bir acı duymak. 2- Bir işte zarar görmek, manevî bir üzüntü duymak. ”Canını yakmadan ver o elindekini bana!”

Canı Yerine Gelmek:  

1- Yorgunluğu geçmek. 2- Sağlığını, gücünü kazanmak.

Canı Yok mu:  

O, bu duruma nasıl katlanıyorsa sen de katlanmalısın, anlamında söyleriz. "Onun canı yok mu? Hem okula gidiyor hem çalışıyor."

Canıgönülden:  

İçtenlikle, çok isteyerek, canıyürekten. "Kazanmanıza çok sevindim, canıgönülden kutluyorum." Doğrusu canıgönülden şeklindedir.

Canım Ciğerim:  

Yürekten çok sevdiğim anlamında kullanılan bir söz. "İsmail Abi bizim canım ciğerimizdir."

Canım Dese Canın Çıksın Diyor Sanmak:  

Birinin en gönül okşayıcı sözleri bile kendisine dokunmak, batmak.

Canıma Minnet:  

Beklenmeyen iyi bir durumla karşılaşıldığında duyulan mutluluğu belirtmek için kullanılır. "Canıma minnet! Bu bisiklet artık benim oldu."

Canımı Sokakta Bulmadım:  

Tehlikeye veya herhangi bir sıkıntıya katlanmaya niyetim yok.

Canımın İçi:  

Çok sevilen bir kimse için kullanılan bir söz. “Gel benim canımın içi, gel yanıma.” -O. V. Kanık.

Canın Sağ Olsun:  

Bir ziyan için söylenen teselli sözü.

Canına Acımamak:  

Kendini düşünmeden, kendine bakmadan yaşamak.

Canına Can Katmak:  

İnsanda yaşama sevincini artırmak; insana neşe, heves ve iç gücü vermek. "Ah o canıma can katan yaylaya bir daha çıkabilsem."

Canına Ciğerine İşlemek:  

Kötü bir söz veya davranış çok dokunmak, etkilemek. "Söyledikleri canıma ciğerime işledi, ben bunu hak edecek bir şey yapmadım."

Canına Değmek:  

1- Çok hoşlanmak, yararına yapılan işten ötürü çok sevinmek. 2- Ruhu şad olmak. ”Büyükannenin canına değsin, ikramın bizi oldukça sevindirdi”

Canına Ezan Okumak:  

Bir kimsenin hakkından gelmek, öldürmek.

Canına Geçmek:  

Çok etkilemek. "Diş ağrısı iki gündür canıma geçti."

Canına İşlemek:  

Çok etkilemek. "Diş ağrısı iki gündür canıma işledi."

Canına Kâr Etmek:  

Çok etkilemek. "Diş ağrısı iki gündür canıma kâr etti."

Canına Kastetmek:  

1- İntihara kalkışmak. 2- Birini öldürmeye hazırlanmak.

Canına Kıymak:  

1- İntihar etmek, kendini öldürmek. 2- Acımadan öldürmek. 3- Kendini yoracak, yıpratacak kadar iş görmek. ”Komşunun kızı canına kıymış.”

Canına Minnet Bilmek:  

İhtiyacı olduğu halde arayıp da bulamadığı şeylerden saymak, bir lütuf olarak kabul etmek. "Soğuk su mu? Canıma minnet bilirim, ver bir bardak."

Canına Minnet Olmak:  

Beklenilmeyen iyi bir durumla karşılaşıldığında duyulan memnunluğu anlatmak için söylenen bir söz. "Soğuk su mu? Canıma minnet, ver bir bardak."

Canına Minnet Saymak:  

İhtiyacı olduğu halde arayıp da bulamadığı şeylerden saymak, bir lütuf olarak kabul etmek. "Soğuk su mu? Canıma minnet sayarım, ver bir bardak."

Canına Okumak:  

1- Bir kimseye büyük bir zarar vermek, kötülük etmek. 2- İyi bir şeyi kötü hâle getirmek, heder etmek, harcamak. ”Yeni aldığım oyuncağın canına okudu bir günde.”

Çanına Ot Tıkamak:  

Bir daha sesini çıkaramayacak, kötülük edemeyecek bir duruma sokmak. ”Elbet sizin de çanınıza ot tıkayacağım gün gelecek.”

Çanına Ot Tıkmak:  

Sesini çıkaramayacak, kötülük edemeyecek bir duruma getirmek, susturmak. "Bir daha yanlışını görürsem, çanına ot tıkacağım."

Canına Susamak:  

Belâsını aramak, kendine zarar gelmesini istemek. "Canına mı susadın sen, hemen uzaklaş buradan."

Canına Tak Demek:  

Sabrı kalmamak, bir sıkıntıya dayanamaz duruma gelmek. "Canıma tak dedi artık, ya yaptıklarına son verirsin ya da burayı terk edersin!"

Canına Tak Etmek:  

Sabrı kalmamak, bir sıkıntıya dayanamaz duruma gelmek. ”Canıma tak dedi artık, ya yaptıklarına son verirsin ya da burayı terkedersin!”

Canına Tükürdüğümün:  

Kızgınlık ve öfke belirten bir söz. "Canına tükürdüğümün garibanlığı, ne yapalım şimdi!"

Canına Üfürdüğümün:  

Kızgınlık ve öfke belirten bir söz. "Canına üfürdüğümün garibanlığı, ne yapalım şimdi!"

Canına Yandığım:  

Kimi zaman sevgi ve hayranlık, kimi zaman da kızgınlık ve öfke gibi duyguları anlatmak için kullanılır. ”Canına yandığımın adamı, bizi saatlerce bekletti bu soğukta.”

Canına Yandığımın:  

Kimi zaman sevgi ve hayranlık, kimi zaman da kızgınlık ve öfke gibi duyguları anlatmak için kullanılır. "Canına yandığımın insanı, bizi saatlerce bekletti bu soğukta."

Canına Yetmek:  

Bezmek, bıkmak, bir zorluğa dayanamayacak duruma gelmek. ”Canıma yetti artık bu işi yapmayacağım.”

Canından Bezdirmek:  

Bıktırmak, usandırmak, çok sıkıntı vermek. "İki serseri oğlu kadını canından bezdirdi."

Canından Bezmek:  

Çektiği sıkıntılar yüzünden içinde olduğu hayatı artık istemeyecek bir duruma gelmek. ”Ne yapayım böyle hayatı, beni canımdan bezdirdi!”

Canından Bıkmak:  

Çektiği sıkıntılar yüzünden yaşadığı hayatı artık istemeyecek bir duruma gelmek. "Lanet olsun! Ne yalancı biriymiş, canımdan bıktım artık!"

Canından Geçmek:  

Ölmek için hazır olmak.

Canından Usanmak:  

Çektiği sıkıntılar yüzünden yaşadığı hayatı artık istemeyecek bir duruma gelmek. "Lanet olsun! Ne yalancı biriymiş, canımdan usandım artık!"

Canını Acıtmak:  

1- Birine acı vermek. “Korku, canını acıtacak, elle tutulur gözle görülür bir madde oldu.” -N. Hikmet. 2- Gövdesinin herhangi bir yerini acıtacak bir şey yapmak. "Ayakkabısı vurmuştu, canını acıtıyordu."

Canını Almak:  

Öldürmek. ”Allah canını alsın da kurtulalım senden!”

Canını Bağışlamak:  

Öldürebileceği bir kişiyi öldürmekten vazgeçmek. ”Ona kıyamadı ve canını bağışladı.”

Canını Bir Yere Dar Atmak:  

Bir tehlikeden güçlükle kurtularak bir yere sığınmak. "Köpek kovalayınca canımı eve dar attım."

Canını Burnundan Getirmek:  

Çok yormak, fazla çalıştırmak.

Canını Cehenneme Göndermek:  

Öldürmek. "Sonunda sivrisineğin canını cehenneme gönderdim."

Canını Cehenneme Yollamak:  

Öldürmek. "Sonunda sivrisineğin canını cehenneme yolladım."

Canını Cepten Çıkarmak:  

Hayatını tehlikeye atmak. "Basit bir şey için canını cepten çıkarmana gerek yok."

Canını Çıkarmak:  

Eskitmek, iyice hırpalamak, çok yormak. "İki günde bisikletin canını çıkardı."

Canını Dar Atmak:  

Tehlikeli bir durumdan zorlukla kurtularak bir yere sığınmak. "Köpek kovalayınca canımı eve dar attım."

Canını Dişine Almak:  

Büyük sıkıntıları, tehlikeleri göze alarak bir işi başarmaya çalışmak. "Canını dişine alıp koca kayayı parçalamaya devam etti."

Canını Dişine Takmak:  

Büyük sıkıntıları, tehlikeleri göze alarak bir işi başarmaya çalışmak. ”Canını dişine takıp koca kayayı parçalamaya devam etti.”

Canını Feda Etmek:  

Bir şey uğruna hayatını kaybetmeyi göze almak. "Ben senin için canımı feda etmeye hazırım."

Canını Şeytana Satmak:  

Kötü işlerle uğraşmak. "Canını şeytana satmaktan da çekinmiyorsun, yazık sana!"

Canını Sıkmak:  

Bir kişi, bir şey, bir olay kendisine üzüntü, sıkıntı vermek, neşesini kaçırmak, huzurunu bozmak. "Sık sık aklına gelen o olay canını sıkıyordu."

Canını Sokakta Bulmak:  

Sağlığını koruması, kendini yıpratmaması ve tedbir alması gerektiğini anlatmak için kullanılır. ”Biraz soluk almama izin ver. Ben canımı sokakta bulmadım.”

Canını Sokakta Bulmamak:  

Olur olmaz şeyler için vücudunu yıpratmamak, sağlığının değerini bilmek, gerekli önlemleri almak. "Canımı sokakta bulmadım, öyle her gün 16 saat çalışıp duramam"

WhatsApp