Bir Deyim Öğrenelim!
40 Fırın Ekmek Yemek:
"Bir duruma erişmek için pek çok emek vermesi, çalışması gerekir." anlamında kullanılan bir söz. "Sazla bu parçayı çalabilmen için, daha on fırın ekmek yemen lazım."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Çalmadan Oynamak:
1- Çok keyifli ve sevinçli durumda bulunmak. 2- Bir işe çok hevesli görünmek.
Çalmadık Kapı Bırakmamak:
Amacına ulaşmak için birçok kişiye, birçok yere başvurmak. "O görevi alabilmek için çalmadık kapı bırakmadı."
Çam Devirmek:
Farkında olmadan karşısındakini kıracak ya da kötü bir sonuca yol açacak söz söylemek, davranışta bulunmak. ”Onun da çam devirmede üstüne yok hani.”
Cam Gibi:
1- Arkası görünen, saydam, şeffaf. 2- Donuk, cansız (göz).
Cam Gibi Gözler:
Hiçbir anlam belirtmeyen gözler.
Çam Sakızı Gibi:
Tedirgin edecek kadar bir insanın peşinden ayrılmayan. "Bu köpekte çam sakızı gibi bir saattir peşimizde."
Çam Yarması:
(insan için) çok iri gövdeli. "Bu çam yarmasını gönderelim, korkutur onları.
Cama Çıkmak:
deyiminin anlamı, açıklaması ve örnek cümleleri: Pencereden görünmek.
Camadan Vurmak:
Fazla rüzgara karşı yelkeni kasmak.
Camadanı Fora Etmek:
Bağları koyuverip kısılmış yelkeni açmak.
Çamaşır Değiştirmek:
İç giysilerini çıkartıp temizlerini giymek.
Çamaşır Ertesi Olmak:
Çamaşır yıkamaktan aşırı yorulup hasta olmak. "Çamaşır ertesi olup yataklara düşmüş."
Cambul Cumbul:
Pek sulu, suyu bol (yemek için). ”Yemek cambul cumbuldu ama lezzetli olmuştu.”
Camgöbeği:
1- Yeşile çalan mavi renk. 2- Bu renkte olan.
Camı Çerçeveyi İndirmek:
Etrafı kırıp dökmek, her şeyi parçalayıp dağıtmak. "O kadar sinirliyim ki, gidip dükkanının camını çerçevesini indirmek istiyorum."
Cami Olmak:
Toplamak, bir araya getirmek, bir arada bulundurmak.
Cami Yıkılmış Ama Mihrabı Yerinde:
"Yaşlandığı halde güzelliği bozulmamış (kadın)." anlamında kullanılan bir söz.
Camiye Giren İte Dönmek:
Cezalandırılmak. Aldığı tepkilerden şaşkın hale düşmek.
Camlı Köşk:
Her yanı camdan olan köşk.
Çamur Atmak:
Birini kötü bir işe karışmış gibi göstermek, kara çalmak, iftira etmek. "Arkadaşına çamur atmaya utanmıyor musun?"
Çamur Gibi:
1- İyi pişmemiş ve koyu renkli unla yapılmış ekmek. 2- Herkese sataşıp tedirginlik veren kimse.
Çamur Sıçratmak:
Birini kötü bir işe karışmış gibi göstermek, kara çalmak, iftira etmek. "Arkadaşına çamur sıçratmaya utanmıyor musun?"
Çamura Basıp Çalıya Asmak:
1- Çamaşırı kirli bir suda yıkayıp rastgele bir yerde kurutmak. 2- Bir işi özensiz, üstünkörü yapmak.
Çamura Batmak:
Kötü ve hoşa gitmeyen, yasal olmayan bir işe karışmak. "Çamura batmaktan vazgeç, başın belaya girer."
Çamura Bulamak:
Kirletmek. "İki fidan dikti, kıyafetleri çamura bulanmış."
Çamura Bulaşmak:
Kötü ve hoşa gitmeyen, yasal olmayan bir işe karışmak. "Çamura bulaşmaktan vazgeç, başın belaya girer."
Çamura Taş Atmak:
Edepsiz bir kimsenin tepkisine yol açacak bir davranışta bulunmak, çirkefe taş atmak. "Böyle konuşarak çamura taş attığının farkında mısın?"
Çamura Yatmak:
1- Kendisinden bekleneni, çeşitli nedenler ileri sürerek yerine getirmemek, sözünü tutmamak. "Odasını temizlememek için çamura yatıyor." 2- Borcunu ödememek. "Beş yüz lira için çamura yatmaya çalışıyorsun."
Çamurdan Çekip Çıkarmak:
Birini kötü veya onurunu tehlikeye düşüren bir durumdan kurtarmak.
Çamuru Karnında, Çiçeği Burnunda:
Yeni koparılmış, çok taze sebze veya meyve, çiçeği burnunda, çamuru karnında. "Köşedeki manavı tavsiye ederim, çamuru karnında, çiçeği burnunda ürünler satıyor. "
Can Acısı:
Vücudun herhangi bir yerinde duyulan şiddetli acı. "Can acısıyla ağlamaya başladı."
Can Alacak Nokta:
Bir şeyin en önemli yeri. "Bu yemeğin can alacak noktası kısık ateşte pişirmektir."
Can Alacak Yer:
Bir şeyin en önemli yeri, en temelli noktası. ”Meselenin can alıcı noktasına bir türlü ulaşamadık.”
Can Alıcı Nokta:
Bir şeyin en önemli yeri, en temelli noktası. "Bu yemeğin can alıcı noktası kısık ateşte pişirmektir."
Can Alıcı Yer:
Bir şeyin en önemli yeri, en temelli noktası. "Bu yemeğin can alıcı yeri kısık ateşte pişirmektir."
Can Alıp Can Vermek:
Ölüm sıkıntısı ve acısı içinde bunalmak. "Altı saattir enkazda can alıp can vermek kolay değil."
Can Alıp Vermek:
Ölüm acısı içinde bulunmak.
Can Atmak:
Herhangi bir şeye sahip olmayı, ya da herhangi bir şeye erişmeyi çok istemek. ”Top oynamaya can atıyordu.”
Can Baş Üstüne:
İstenilen, arzu edilen şeyin büyük bir memnunlukla yapılacağını anlatır. ”Can baş üstüne efendim, kasabaya varınca onu hemen göreceğim.”
Can Başına Sıçramak:
Çok korkmak. "Silah seslerini duyunca, canı başına sıçramış."
Can Beslemek:
1- Kaygısızca yiyip içip rahatına bakmak. "Can beslemekten başka derdin yok ki." 2- Başkasının yiyeceğini, içeceğini sağlamak. "Biz de can besliyoruz, para kazanmamız lazım."
Can Boğazdan Gelir:
İnsan sağlıklı beslenmesine önem vererek güçlenebilir.
Can Borcunu Ödemek:
Ölmek. ”Beni korkutamazsın, bir can borcum var, onu da öder kurtulurum.”
Can Bulmak:
Dirilmek, canlanmak. "Doğa bahar mevsimiyle beraber can bulmaya başlar."
Çan Çalmak:
Herkese bildirmek. "Bir salaklık yaptık diye çan çalmaya gerek yok."
Çan Çan Etmek:
Gerekli gereksiz sürekli konuşmak, yüksek sesle devamlı gevezelik etmek. ”Başımda ne çan çan edip duruyorsun, kes artık şu sesini.”
Çan Çan Konuşmak:
Gerekli gereksiz sürekli konuşmak, yüksek sesle devamlı gevezelik etmek. "Başımda çan çan konuşup duruyorsun, kes artık şu sesini."
Çan Çan Ötmek:
Gerekli gereksiz sürekli konuşmak, yüksek sesle devamlı gevezelik etmek. "Başımda çan çan ötüp duruyorsun, kes artık şu sesini."
Can Cana, Baş Başa:
1- Bir tehlike anında herkesin kendi canının, kendi başının kaygısına düştüğünü anlatan bir söz. 2- Birbirini seven iki kişi bir arada yalnız olarak.
Can Çekişmek:
Ölmek üzere bulunmak. ”Yanına vardığımızda hayvan can çekişiyordu.”
Can Ciğer:
Samimi. "Can ciğer arkadaştılar, nasıl oldu da kavga ettiler şaşırdım."
Can Ciğer Kuzu Sarması:
Birbirini çok seven, birbirlerinden hiç ayrılmayan kimseler için kullanırız. "İki kardeş can ciğer kuzu sarmasıydı."
Can Damarı:
Bir şeyin en önemli noktası, en mühim unsuru; bir şeyin yaşaması için en önemli araç. ”Babam evin can damarıdır.”
Can Damarına Basmak:
Bir işin en önemli noktası üzerinde durmak, ya da bir şeyin en duyarlı noktasını açığa çıkarmak. ”Adamın en sonunda can damarına bastılar, zararı da kendileri gördüler.”
Can Damarından Yakalamak:
1- Konuya en önemli yerinden yaklaşmak. "Konuyu can damarından yakaladığınızda sorun kalmayacak." 2- Birinin en zayıf noktasından yararlanmak. "Can damarından yakalayabilirsek bize izin verir."
Can Dayanmamak:
Bir acı, üzüntü, sıkıntı ve istek karşısında direnme gücü kalmamak; dayanıklılığı yitirmek. ”Yıllarca uğraşıp didinip yaptığı ev bir anda kül oldu, buna can mı dayanırdı?”
Can Derdinde Olmak:
Zor bir durumdan kurtulmaya çalışmak.
Can Derdine Düşmek:
Bir tehlikeyle karşılaştığında, başkalarıyla uğraşmaktan vazgeçip yalnızca kendi canını kurtarmaya çalışmak. "Adamın bizi umursadığı yok, baksana can derdine düşmüş."
Can Dermanı mı:
Neden bu denli az veriyorsun, çok mu değerli?
Can Dostu:
Çok yakın dostlar için söylenir. "Ölen o insan can dostumdu."
Can Düşmanı:
Öldürmeyi bile düşünen, aşırı kin ve düşmanlık besleyen, dost olmayan. ”Can düşmanları etrafında cirit atıyorlardı.”
Can Evi:
1- Yürek. 2- En duyarlı bölge. ”Onları can evlerinden vurmaya yemin etti.”
Can Evinden Vurmak:
En etkileyici, en can alıcı yönden saldırmak; bir daha yaşama imkânı kalmayacak şekilde vurmak. ”Onları can evinden vurmalıyız ki bir daha bellerini doğrultamasınlar.”
Can Evinden Vurulmak:
Çok acı çekmek. "Sevdiği terk edince can evinden vurulmuşa döndü."
Can Feda:
Çok beğendiğim bu kişi (şey, durum, davranış) uğruna kendimi feda ederim, anlamında kullanılır. "Bu güzelliğe can feda!"
Can Gelmek:
Canlanmak, güçlenmek. "Bir hafta bizde kaldı, çocuğa can geldi."
Can Havli İle:
Ölüm korkusundan kaynaklanan güçlü bir tepkiyle (bir eylem yapmak). ”Silâh sesini duyunca can havli ile yerinden fırladı.”
Can Havliyle:
Ölüm korkusundan kaynaklanan güçlü bir tepkiyle (bir eylem yapmak). "Silah sesini duyunca can havliyle yerinden fırladı."
Can Kalmamak:
Gücü, kuvveti kesilmek; bitkin bir duruma düşmek. ”Daha fazla yürüyemeyeceğim, can kalmadı bende, siz gidedurun.”
Can Kaygısına Düşmek:
Her şeyi bırakıp, içine düştüğü tehlikeden varlığını kurtarma ve koruma çabasında olmak. ”Ortalık birbirine girip silâhlar patlamaya başlayınca can kaygısına düştü zavallı kadın.”
Can Korkusu:
Hayatından endişe etme, canını kurtarmaya çalışma. "Can korkusu yüzünden evden çıkamıyor."
Can Kulağı İle Dinlemek:
Motive olarak, çok dikkatli dinlemek. "Çocuk, masalı cankulağı ile dinlemeye devam etti." Doğrusu Cankulağı ile dinlemek şeklindedir.
Can Kulağıyla Dinlemek:
Kendini vererek, büyük bir dikkatle dinlemek. ”Babasının söylediklerini can kulağıyla dinlemeye başladı.”
Can Kurban:
Çok beğendiğim bu kişi (şey, durum, davranış) uğruna kendimi feda ederim, anlamında kullanılır. "Senin gibi adama can kurban!"
Can Olmak:
Sevimli, hoş görünmek.
Can Pahasına:
Ölümü göze alarak. "Can pahasına da olsa suya atlayıp çocuğu kurtardı."
Can Pahasına Savaşmak:
Canını tehlikeye atarak mücadele etmek.
Can Pazarı:
Herkesin kendi canının kaygusuna düştüğü ve kendi canını kurtarmaya çalıştığı tehlikeli bir durum, yer. ”Ortalık toz dumandı; haykırışlar, inlemeler ortalığı çınlatıyordu; insanlar can pazarının tam ortasındaydılar.”
Can Sağlığı:
Esenlik, kişinin sağlıklı olması. ”Ne demeli canım kardeşim, inan bundan ötesi can sağlığı.”
Can Sıkıcı:
İnsana sıkıntı veren durum. "Can sıkıcı bir filmdi."
Can Sıkıntısı:
Yapılacak iş ve bir şeyle oyalanma imkânı bulamamaktan duyulan tedirginlik, içine düşülen bunalım. ”Bütün gün evde oturuyor, can sıkıntısından ne yapacağımı bilemiyordum.”
Can Sıkıntısı İçinde Yüzmek:
Yapılacak iş ve bir şeyle oyalanma imkanı bulamamaktan sürekli sıkıntı duymak. "Sabahtan beri elektrik yok, can sıkıntısı içinde yüzüyoruz."
Can Sıkmak:
1- Bıkkınlığa neden olmak. "Bu davranışın can sıkıyor." 2- Huzur bozmak. "Yeni gelen kiracı apartmanda can sıkmaya başladı."
Can Simidi:
Suda boğulma tehlikesine karşı kullanılan ve sudan hafif maddelerden, büyük simit veya yelek biçiminde yapılmış araç, cankurtaran simidi.
Can Simidi Olmak:
Birinin kötü durumda kalmasını engellemek. "Aldığımız kredi bize can simidi oldu."
Can Vermek:
1- Ölmek. 2- Ruha güç vermek, yaşar duruma getirmek. 3- Bir şeyi çok ister olmak. ”Adam bir kurşunda can verdi.”
Can Yakmak:
1- Üzmek, acı vermek. 2- Zulmetmek, eziyet etmek. 3- Bir kimseyi büyük zarar ve ziyana sokmak. ”Şu hareketlerinle canımı yakıyorsun.”
Can Yoldaşı:
Yalnızlıktan kurtulmak için birlikte yaşanılan kimse. ”Her insanın bir can yoldaşına ihtiyacı vardır.”
Cana Can Katmak:
İnsanda yaşama sevincini artırmak; insana neşe, heves ve iç gücü vermek. ”Ah o cana can katan yaylaya bir daha çıkabilsem.”
Cana İşlemek:
Çok tesir etmek.
Cana Kastetmek:
Öldürmek istemek, cana kıymayı göze almak.
Cana Kıymak:
Öldürmek. "Cana kıymak büyük günahlardandır."
Cana Minnet:
İhtiyacı olduğu halde arayıp da bulamadığı şeylerden saymak, bir lütuf olarak kabul etmek. "Soğuk su mu? Cana minnet, ver bir bardak."
Cana Minnet Bilmek:
İhtiyacı olduğu hâlde arayıp da bulamadığı şeylerden saymak. ”Yalnızca su mu? Canıma minnet, çabuk ver.”
Cana Minnet Saymak:
İhtiyacı olduğu halde arayıp da bulamadığı şeylerden saymak, bir lütuf olarak kabul etmek. "Soğuk su mu? Cana minnet sayarım, ver bir bardak."
Cana Yakın:
Sevimli, sokulgan, insana pek sıcak davranan. ”Ne cana yakın bir insanmış meğer.”
Çanak Açmak:
1- Söz ve davranışlarıyla kavgaya, kargaşaya yol açmak. "Bunların kavgasına sen çanak açtın." 2- Dilenmek. "Sapasağlam adamsın, çanak açmak sana yakışıyor mu?"
Çanak Ağızlı:
Sır saklamaz.
Çanak Tutmak:
1- Söz ve davranışlarıyla kavgaya, kargaşaya yol açmak. 2- Dilenmek. ”Onun bu işe çanak tutmasına fırsat vermeyeceğim.”
Çanak Yalamak:
Gereksiz biçimde övmek, dalkavukluk etmek. "Bu başkanın çanağını bu kadar yaladığına göre vardır bir hikmeti."