Bir Deyim Öğrenelim!
Canını Sokakta Bulmak:
Sağlığını koruması, kendini yıpratmaması ve tedbir alması gerektiğini anlatmak için kullanılır. ”Biraz soluk almama izin ver. Ben canımı sokakta bulmadım.”
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Boyu Devrilesi:
"Ölsün" anlamında kullanılan bir ilenme sözü. "Tüm paramı çalmış, boyu devrilesi hırsız."
Boyu Devrilesice:
Geberesice.
Boyu Devrilsin:
"Ölsün" anlamında kullanılan bir ilenme sözü. "Tüm paramı çalmış, boyu devrilsin."
Boyun Bir Karış Uzadı:
Gereksiz yere o işi yapınca sanki yükseldin, anlamında söylenir. "Durduk yerde o duvara tırmanınca boyun bir karış uzadı mı?"
Boyun Borcu:
Yapılması gereken ödev, vecibe. "Bu iş boyun borcumuz, elbette yapacağız."
Boyun Bükmek:
1- Acınacak halde, çaresiz bir durumda kalmak. "Bu çocukların boyun bükmesine sebep olanlar utansın." 2- Bir durumu, bir işi ister istemez kabul etmek. "Arabada boş yerler kapılınca, ona oturacak kalmadı, yolculuk boyunca boyun büküp cama yaslandı." 3- Bitki canlılığını yitirmek. "Çiçekler boyun bükmeye başlamış, sulayalım bunları."
Boyun Eğmek:
İsteyerek ya da istemeyerek uymak, katlanmak. "Sabır boyun eğmek değil, mücadele etmektir."
Boyun Eğmemek:
Uymamak, katlanmamak, kabullenmemek, direnmek, karşı gelmek. "Baskılara boyun eğmemek için tüm gücümle direneceğim."
Boyun Kesmek:
Selam vermek için başını eğmek.
Boyun Kırmak:
Saygı duyulan bir kimse karşısında, ayaktayken başı öne bükmek.
Boyun Olmak:
Kefil olmak. "Ben sana boyun olmam."
Boyun Tutmak:
Karşı söylemek, itiraz etmek.
Boyun Vermek:
Buyruk altına girmek.
Boyuna Posuna Bakmadan:
"Fizik yapısının gereğince gelişmemiş olmasını göz önünde bulundurmadan." anlamında kullanılan bir söz.
Boyunca Çocuğu Olmak:
Yetişkin çocuğu olmak. "Boyunca iki çocuğu olduğunu biliyorum."
Boyundan Büyük İşlere Girişmek:
Gücünün, kuvvetinin üstünde olan işleri yapmaya kalkışmak. "Çekil lütfen, boyundan büyük işlere girişip da kendini rezil etme."
Boyundan Büyük İşlere Kalkışmak:
Gücünün, kuvvetinin üstünde olan işleri yapmaya kalkışmak. "Çekil lütfen, boyundan büyük işlere kalkışıp da kendini rezil etme."
Boyunduruğa Almak:
Güreşte hasmın başını koltuk altına alıp boynuna kol dolamak. "Boyunduruğa almaya çalıştıysa da başarılı olamadı."
Boyunduruğa Atmak:
Güreşte hasmın başını koltuk altına alıp boynuna kol dolamak. "Boyunduruğa atmaya çalıştıysa da başarılı olamadı."
Boyunduruğa Vurmak:
Baskı altına almak.
Boyunduruk Altına Girmek:
Başkasının egemenliği altına girmek, tutsak olmak, emir ve baskı altında yaşamak. ”Türk milleti için boyunduruk altına girmek, ölüm demektir.”
Boyunu Aşmak:
Kişinin gücünün, yeteneğinin, yetkisinin üstünde olmak.
Boyunun Ölçüsünü Almak:
1- İddia üzerine giriştiği bir işi başaramayıp yetersizliğini anlamak. 2- Biri tarafından haddi bildirilmek. 3- Beklediği yakınlığı görememek. ”Boynunun ölçüsünü aldı, böyle bir işe bir daha giremez.”
Boz Renkli:
Açık toprak renginde ya da kül rengi, gri renkte olan. "Boz renkli bir kedisi vardı."
Boza Gibi:
Koyu ve bulanık. (sıvılar)
Boza Olmak:
Utanmak, bozum olmak.
Bozdur Bozdur Harca:
Çok az olan şeyler için kullanılan bir söz.
Bozguna Uğramak:
Yenilip perişan olmak, dağılmak, hezimete uğramak. "Yunan ordusunu bozguna uğramaktan kurtulamadı."
Bozguna Vermek:
Yenilip perişan olmak, dağılmak, hezimete uğramak. "Yunan ordusunu bozguna vermek biraz zaman aldı."
Bozuk Çalmak:
Bir şey yüzünden canı sıkılmış, yüzü asılmış olmak, sinirli davranışlarda bulunmak. ”Biraz hasta oldu diye sağa sola bozuk çalıp duruyor.”
Bozuk Düzen:
1- Düzensiz, düzeni bozuk olan. 2- Toplumun yönetiminde uygulanan yanlış kurallar dizgesi. ”Bu bozuk düzenden hangi görüş ve anlayış biçimi kurtaracak milleti, onu öğrenmeye çalışıyorum.”
Bozuk Para Gibi Harcamak:
Değerini düşürecek şekilde bir kimseden yararlanmaya kalkışmak.
Bozuk Plak:
Sürekli ve can sıkıcı biçimde tekrarlanan şey.
Bozuk Plak Gibi:
Sürekli tekrarlanarak.
Bozum Etmek:
Bir kimseyi beklemediği bir davranış karşısında bırakarak utandırmak, mahçup etmek. ”Adamı bozum etmeye bayılır bu ihtiyar, ona karşı dikkatli ol.”
Bozum Havası:
Biri bozum olduğu vakit ortalıkta beliren soğukluk.
Bozum Olmak:
Bir sözü ya da davranışı iyi karşılanmadığı için utanmak, utanacak duruma düşmek. ”Onun düşüncesinin hiç de doğru olmadığını söylediğim zaman amma da bozum oldu kadın.”
Bozuntuya Uğramak:
Şaşkınlığa kapılmak.
Bozuntuya Vermemek:
Hataya düştüğünü anladığında veya hoşlanmadığı bir durumla karşılaştığında fark etmemiş gibi davranmak, oralı olmamak. ”Hiç bozuntuya vermeden misafirlere hoş geldin demeye devam etti.”
Branda Kurmak:
Brandanın iplerini takmak.
Brifing Vermek:
(ing.t.) Yetkililere özel toplantıda, bir konuda özet bilgi vermek.
Bronz Gibi:
Tunca benzeyen, tunç renginde olan.
Bu Hamur Çok Su Götürür:
Bu konuyla ilgili daha çok sorun çıkar. "Bu hamur çok su götürür, bu işi yarın detaylı konuşalım."
Bu Hamur Daha Çok Su Götürür:
Bu konuyla ilgili daha çok sorun çıkar. "Bu hamur daha çok su götürür, bu işi yarın detaylı konuşalım."
Bu İşler İnce İşler, Adamı Kötü Şişler:
Kişiler arasında konuşulan konuların çok hassas, gizli, özel olduğunu anlatmak için söylenir.
Bu Kadar Kusur Kadı Kızında da Bulunur:
Küçük, önemsiz bir kusur, anlamında söylenir. "Sözünü etmeye bile değmez. Bu kadar kusur kadı kızında da bulunur."
Bu Ne Perhiz, Bu Ne Lâhana Turşusu:
Bir ilke benimsediği hâlde, benimsediği bu ilkenin tersine davranışlarda bulunanlar için söylenir.
Bu Sıcağa Kar mı Dayanır:
Zorlu veya zorlayıcı nedenler beklenmedik sonuçlar doğurur.
Bucak Bucak Aramak:
Her yerde aramak.
Bucak Bucak Kaçmak:
Bir olay, bir durum ya da bir kimseyle karşılaşmamak için ortada görünmemeye çalışmak.
Bugün Git, Yarın Gel:
Bir iş yapılmak istenmediğinde baştan savmak için kullanılan bir söz. "Müdür bugün git, yarın gel diye işimizi halletmedi."
Bugün Peşin, Yarın Veresiye:
Bugün peşin para ile satış yapıyorum. Yarın veresiye satış yapacağım. (Her zaman böyle söylendiği için, veresiye satış zamanı hiç gelmeyecektir.)
Bugün Yarın:
Bir iki gün içinde. "Babam bugün yarın yurt dışına gidecek."
Bugünden Tezi Yok:
Hemen şimdi, derhal.
Bugünden Yarına:
1- Kısa zaman içinde. "Bugünden yarına bitecek bir iş değil." 2- Günümüz insanlarından gelecek kuşaklara. "Demokrasi anlayışı bugünden yarına daha da gelişecek."
Bugüne Bugün:
Bugünün ölçüleriyle, anlayışıyla anlamını taşır. "Bugüne bugün buranın sorumlusu benim."
Bugünkü Günde:
Şimdi, içinde bulunduğumuz zamanda, şimdiki şartlarda. "Bugünkü günde gaz lambaları artık dekor olarak kullanılıyor."
Bugünlük Yarınlık:
Pek yakında olması beklenen şeyler hakkında söylenir.
Buhar Olmak:
Yok olmak, kaybolmak.
Buhar Yüzyılı:
Buhar gücünden faydalanıldığı asır.
Buhran Geçirmek:
Bunalım geçirmek.
Buhrana Tutulmak:
Buhran geçirmek.
Bukağı Vurmak:
Bukağı takmak.
Bukalemun Gibi Renk Değiştirmek:
Sürekli düşünce değiştirmek. "Bukalemun gibi renk değiştirirsen, biz bu arabayı alamayacağız."
Bukalemun Gibi Renkten Renge Girmek:
Sürekli düşünce değiştirmek. "Bukalemun gibi renkten renge girersen biz bu arabayı alamayacağız."
Bula Bula Bir Şeyi Bulmak:
1- Var olanların en değersizini seçmek. "O kadar kıyafet içinden, giymek için bula bula bunu mu buldun?" 2- Kötü bir şeye rastlamak. "Çekmek için bula bula benim arabayı bulmuşlar."
Bula Bula Birini Bulmak:
1- Var olanların en değersizini seçmek. "O kadar aday içinden, evlenmek için bula bula bunu bulmuş." 2- Kötü bir şeye rastlamak. "Kuş bula bula beni buldu, tepeme pisledi."
Bula Bula Bunu Bulmak:
1- Var olanların en değersizini seçmek. "O kadar aday içinden, evlenmek için bula bula bunu bulmuş." 2- Kötü bir şeye rastlamak. "Kuş bula bula bunu bulmuş, tepesine pislemiş."
Bula Bula Onu Bulmak:
1- Var olanların en değersizini seçmek. "O kadar aday içinden, evlenmek için bula bula onu bulmuş." 2- Kötü bir şeye rastlamak. "Kuş bula bula onu bulmuş, tepesine pislemiş."
Bulanık Suda Balık Avlamak:
Karışık durumlardan yararlanarak kendi çıkarını sağlamak. ”Bulanık suda balık avlamayı kural hâline getirmiş.”
Bulantı Vermek:
1- Midesini bulandırmak. 2- Bıkkınlık vermek.
Bulaşıcı Hastalık:
Mikrop yolu ile insandan insana geçen hastalık.
Bulaşık Deniz:
Mayın tehlikesi olan deniz.
Bulaşık Suyu Gibi:
Kötü hazırlanmış, tadı tuzu olmayan (sulu yiyecek ve içecek).
Bülbül Çanağı Gibi:
Pek ufak kase.
Bülbül Gibi Konuşmak:
1- Kolaylıkla konuşmak. "İki yıllık eğitimden sonra İngilizceyi de bülbül gibi konuşuyor." 2- İtiraf etmek. "Parayı görünce, bülbül gibi konuşmaya başladı."
Bülbül Gibi Konuşturmak:
İtiraf ettirmek. "Eve gelsin de, bülbül gibi konuşturmasını bilirim." "Tehdit edip, bülbül gibi konuşturmuşlar."
Bülbül Gibi Okumak:
1- Kolaylıkla okumak. "İki yıllık eğitimden sonra İngilizceyi de bülbül gibi okuyor." 2- İtiraf etmek. "Parayı görünce, bülbül gibi okumaya başladı."
Bülbül Gibi Şakımak:
1- Güzel sesle, neşeyle konuşmak. "Programa yeni gelen sunucu, gerçekten bülbül gibi şakıyor." 2- İtiraf etmek. "Parayı görünce, bülbül gibi şakımaya başladı."
Bülbül Gibi Söylemek:
Hiçbir şey saklamadan bildiklerini söylemek, itiraf etmek.
Bülbül Gibi Söyletmek:
İtiraf ettirmek. "Eve gelsin de, bülbül gibi söyletmesini bilirim."
Bülbül Kesilmek:
Bir etki veya baskı altında çokça konuşmak. "Tehdit edilince bülbül kesilmiş."
Buldukça Bunamak:
Bulduğundan daha çoğunu isteyip şükretmemek, daha iyisini istemek. ”Buldukça bunuyorsun, milletin aç sefil gezdiğini görmez misin sen?”
Buldumcuk Olmak:
Bir şeye sonradan ulaşınca şımarmak. "Emekli olup araba alınca buldumcuk oldular."
Buldun Bal Alacak Çiçeği:
Yararlanacak kişiyi ya da şeyi yakaladın.
Bulgurlu'ya Gelin mi Gidecek:
Gereksiz yere niçin bu kadar süsleniyor? anlamında kullanılır. "Bulgurlu'ya gelin mi gideceksin? Alt tarafı bir akşam yemeğine gidiyoruz."
Bulunmaz Bursa Kumaşı:
Çok az bulunduğu ve çok değerli olduğu sanılan şey. "Bulunmaz Bursa kumaşı değil ya, yarın rahat rahat bakarız."
Bulunmaz Bursa kumaşı mı?:
Çok zor bulunan, üstün değerde bir şey ve kişi değil, yan anlamına gelir. "Bulunmaz Bursa kumaşı mı? Yarın rahat rahat bakarız, şimdi zamanımız yok."
Bulunmaz Hint Kumaşı:
Çok az bulunduğu ve çok değerli olduğu sanılan şey. "Bulunmaz Hint kumaşı değil ya, yarın rahat rahat bakarız."
Bulunmaz Hint Kumaşı mı?:
Çok zor bulunan, üstün değerde bir şey ve kişi değil, yan anlamına gelir. "Bulunmaz Hint kumaşı mı? Yarın rahat rahat bakarız, şimdi zamanımız yok."
Bulup Buluşturmak:
Çaba göstererek bir şeyler sağlamak.
Bulut Gibi:
Çok sarhoş. "Bulut gibi sokaklarda geziyor."
Bulut Olmak:
Çok sarhoş olmak.
Buluttan Nem Kapmak:
Çok alıngan olmak, en küçük şeylerden bile alınmak. ”Seninle konuşmak imkânsız, buluttan nem kapıyorsun çünkü.”
Buna Değdi İdi, Buna Değmedi İdi:
Birçok şeyin, iyilerini seçip önceden beğenmeyip bıraktıklarını da sonradan almak. "Buna değdi idi, buna değmedi idi diyerek kasadaki tüm elmaları poşete doldurdu."
Buna Değdi, Buna Değmedi Diyerek:
Birçok şeyin, iyilerini seçip önceden beğenmeyip bıraktıklarını da sonradan almak. "Buna değdi, buna değmedi diyerek kasadaki tüm elmaları poşete doldurdu."
Buna Kalırsa:
1- Herhangi birinin kanısınca. "Buna kalırsa bizi de takıma alırdı." 2- Elinden gelse, elinde olsa. "Buna kalırsa bizi evine sokmaz."
Buna Kalsa:
1- Herhangi birinin kanısınca. "Buna kalsa bizi de takıma alırdı." 2- Elinden gelse, elinde olsa. "Buna kalsa bizi evine sokmaz."
Bunda Bir İş Var:
“Bir olayın şimdilik bilinmeyen bir yönünün bulunması, anlaşılamayan bir sebebin aranması” durumunu anlatmak için kullanılır. ”Polis, bunda bir iş var diyerek olayın üzerine tekrar gitti.”
Bundan İyisi Can Sağlığı:
“Bundan daha iyisi, en iyisi olamaz” anlamında kullanılır. ”Bundan iyisi can sağlığı, haydi oturun bakalım sofraya.”