D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Kıçına Tekmeyi Basmak:

Kovmak, kapı dışarı atmak. "Kıçına tekmeyi basmakta geç bile kalmışız."

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Boğaz Kavgası:  

Yaşamak için, geçinebilmek için yapılan didinme, uğraş. ”Hemen bütün insanlar boğaz kavgasının içinde kaybolmuş durumdalar.”

Boğaz Kaydında Olmak:  

Yiyecek ve içecekten başka bir şey düşünmemek.

Boğaz Kırk Bölümdür:  

Sözün iyice ölçülüp biçilerek söylenmesi gerektiğini anlatır.

Boğaz Ola:  

"Afiyet olsun, yarasın, bereketli olsun." anlamında kullanılan bir iyi dilek sözü.

Boğaz Olmak:  

1- Boğazı ağrımak. 2- İmrenmekten boğazı şişmek.

Boğaz Patlatmak:  

Karşı tarafa anlatabilmek veya kabul etmesini sağlamak için bir konu üzerinde uzun uzun konuşmak. "Ben yarım saattir boşuna boğaz patlatıyorum."

Boğaz Tokluğuna:  

Ayrıca ücret verilmeden, yalnız karnını doyurmak üzere.

Boğaz Tokluğuna Çalışmak:  

1- Para dahi almadan, sadece karnını doyurma karşılığı olarak iş yapmak. 2- Kazancın sadece zorunlu ihtiyaçları karşılaması durumu.

Boğaza Düşkün Olmak:  

Yemeyi içmeyi çok sevmek, iyi ve güzel yiyeceklere hevesli olmak. "Babam boğaza düşkün olan bir adamdı."

Boğazdan Artırmak:  

Yiyeceğinden kısıp para biriktirmek. "Bu evi boğazdan artırıp biriktirdiğim parayla aldım."

Boğazdan Düşmek:  

İştahı kesilmek. "Çocuk iki gündür boğazdan düştü."

Boğazı Açılmak:  

İştahı artmak.

Boğazı Düğümlenmek:  

Üzüntüden boğazı tıkanmak. "Boğazım düğümleniyor yutkunuyorum da geçmiyor."

Boğazı İnmek:  

Bademcikleri şişmek, iltihaplanmak.

Boğazı İşlemek:  

Sürekli bir şeyler yemek. "Boğazı işlemeden duramazdı."

Boğazı Köreltmek:  

Açlığını yatıştırmak için bir şeyler atıştırmak.

Boğazı Kurumak:  

Çok susamak, çok konuşmaktan ve bağırmaktan ötürü sesi çıkmaz olmak. ”Boğazım kurudu, bir şeyler içelim de öyle gidelim.”

Boğazı Tıkanmak:  

Sıkılmak, üzülmek, dertlenmek, zorluk çekmek. "Duyduklarından sonra boğazı tıkandı."

Boğazın İçinde Yangın Var:  

Bir kişinin çok aç kalmış gibi yemeğe saldırması. "Boğazın içinde yangın var gördüğüm kadarıyla."

Boğazına Basmak:  

Yere yatırarak ayakla gırtlağına basmak.

Boğazına Bir Şeyler Tıkanmak:  

Ağlayacak duruma gelmek. "Onu o halde görünce boğazıma bir şeyler tıkandı."

Boğazına Bir Yumruk Gelip Oturmak:  

Konuşamaz olmak, sesi çıkmamak. "Anlattıklarını dinledikçe boğazıma bir yumruk gelip oturdu."

Boğazına Bir Yumruk Tıkanmak:  

Konuşamaz olmak, sesi çıkmamak. "Anlattıklarını dinledikçe boğazıma bir yumruk tıkandı."

Boğazına Çıkışamamak:  

1- Ev halkını doyurmak için sürekli yemek yapılmak. 2- Ev halkı evdeki yiyecekleri yiyip tüketmek.

Boğazına Dikkat Etmek:  

Yediğine içtiğine özen göstermek, sağlıklı beslenmek.

Boğazına Dizilmek:  

Bir üzüntüden dolayı iştahı kesilmek, isteksiz ve zorla yemek. ”Annemin o hasta hâli gözümün önüne geldikçe lokmalar boğazıma diziliyor.”

Boğazına Dizmek:  

Birinin moralini bozarak iştahını kaçırmak. "Çocuğa çekişip yemeği boğazına dizme."

Boğazına Düğümlenmek:  

Üzüntü veya heyecandan söylemek istediğini söyleyememek. "İnsan anlatırken bile her şey boğazına düğümleniyor."

Boğazına Durmak:  

Yediği şeyi yutamamak. "Biraz yavaş ye oğlum, boğazına duracak."

Boğazına Dursun:  

Yenilen bir şey için haram olsun anlamında söylenir. "Beni bekle, ben gelmeden yersen boğazına dursun."

Boğazına Düşkün:  

Yiyip içmeyi çok seven, güzel yiyecekler arayan kişiler için söylenir. "Boğazına düşkün bir insandı."

Boğazına Düşkün Olmak:  

Yemeyi içmeyi çok sevmek, iyi ve güzel yiyeceklere hevesli olmak. "Babam boğazına düşkün olan bir adamdı."

Boğazına Geçirmek:  

Emanet parayı harcamak. "Sana güvenenleri mahcup etme, boğazına geçirmeye çalışma."

Boğazına İndirmek:  

Fazla ve gelişigüzel yemek.

Boğazına Kadar:  

Pek çok, gereğinden fazla, aşırı ölçüde.

Boğazına Kadar Borca Dalmak:  

Pek çok, ödenmesi zor olacak şekilde borçlanmak. "Bir araba almak için boğazına kadar borca dalman doğru değil."

Boğazına Kadar Borca Girmek:  

Çok fazla borçlu olmak. "Bir araba almak için boğazına kadar borca girmen doğru değil."

Boğazına Kor Düşmek:  

Zorlukla yutkunmak.

Boğazına Kurşun Akıtmak:  

Susturmak. "Beni boğazına kurşun akıtmak zorunda bırakma."

Boğazına Kurt Düşsün:  

İştahı kesilsin anlamında ilenme sözü. "Seni üzenlerin boğazına kurt düşsün."

Boğazına Sabırsız:  

Ne bulursa yiyen. "Boğazına sabırsız olma, yiyip içtiğine dikkat et."

Boğazına Sarılmak:  

Birini yakasıyla beraber boğazından tutarak çok sıkıştırmak, bir şeye zorlamak. "Boğazına sarılıp paraların yerini öğrenmişler."

Boğazına Tıkmak:  

Sözü hemen geri çevirip söyleyenin yüzüne vurmak.

Boğazına Yapışmak:  

Birini yakasıyla beraber boğazından tutarak çok sıkıştırmak, bir şeye zorlamak. "Boğazına yapışıp paraların yerini öğrenmişler."

Boğazında Bırakmak:  

Bir kimsenin bir şeyi rahatça yemesine fırsat vermemek. "Beni acele ettirip, güzelim kahvaltıyı boğazımda bırakma."

Boğazında Düğümlenmek:  

Heyecan ya da üzüntü nedeniyle söylemek istediğini söyleyememek. "Sözcükler boğazında düğümleniyordu."

Boğazında Dursun:  

Yenilen bir şey için rahat yemek nasip olmasın anlamında bir ilenme sözü. "Çaldığın paraların hepsi boğazında dursun."

Boğazında Kalmak:  

Ağzındaki lokmayı yutamaz duruma gelmek. "Simit boğazımda kaldı, bir bardak su versene."

Boğazında Kalsın:  

Yenilen bir şey için rahat yemek nasip olmasın anlamında bir ilenme sözü. "Çaldığın paraların hepsi boğazında kalsın."

Boğazından Artırmak:  

Yiyeceğinden kısıp para biriktirmek. "Bu evi boğazımdan artırıp biriktirdiğim parayla aldım."

Boğazından Arttırmak:  

Yiyeceğinden kısıp para biriktirmek. "Bu evi boğazımdan arttırıp biriktirdiğim parayla aldım."

Boğazından Geçmemek:  

Sıkıntı, stres gibi nedenlerle isteksiz yemek, iştahı kesilmek ya da sevdiği bir kimsenin yokluğundan dolayı yalnız başına yemekten üzüntü duymak.

Boğazından Kesmek:  

Yiyecek ve içecek harcamalarını kısmak, bol keseden gıda alışverişi yapmamak. "Boğazından keserek seni bu günlere getirdi o kadın."

Boğazını Cepten Çıkarmak:  

Hayatını tehlikeye atmak. "Basit bir şey için boğazını cepten çıkarmana gerek yok."

Boğazını Çıkarmak:  

Karın doyuracak para kazanmak. "Akşama kadar boğazını çıkarmaya çalışıyor."

Boğazını Doyurmak:  

Karın doyurmak.

Boğazını Düşünmek:  

Diğer düşüncelerden uzak sürekli bir şeyler yiyip içmeyi düşünmek. "Boğazını düşünmekten söylediklerimi anlamamışsın."

Boğazını Kesmek:  

Sağlıklı beslenmek için yiyip içtiklerine dikkat etmek, daha az gıda tüketmek. "Kilo vermek için boğazını kesmek zorundasın."

Boğazını Saban Demiriyle mi Deldiler:  

Neden bu kadar çok sesli konuşuyorsun? "Sağır değiliz dostum, boğazını saban demiriyle mi deldiler? "

Boğazını Sevmek:  

Yiyip içmeye düşkün olmak.

Boğazını Sıkmak:  

Bunaltmak, sıkıntı vermek.

Boğazını Yırtmak:  

Tüm gücüyle bağırmak. "Çocuk istiklal marşını, boğazını yırtarcasına okudu."

Boğazını Zelil Etme:  

Basit katık da olsa bir şeyler ye.

Boğazının Kökü Tutuşmak:  

Acı bir şey yemek, içmek ya da yutmak. "Bu şalgam çok acı, boğazımın kökü tutuştu."

Boğazının Kökü Yanmak:  

Acı bir şey yemek, içmek ya da yutmak. "Bu şalgam çok acı, boğazımın kökü yandı."

Boğazkesen Hisarı:  

İstanbul Boğazının Rumeli yakasında Fatih tarafından yaptırılan hisar. Rumeli Hisarı.

Boğazlarına Kurt Düşsün:  

Boğazlarına fazla düşkün olanlara karşı söylenen bir ilenme sözü.

Boğazlı:  

İştahı yerinde olan. "Çok boğazlı biri olduğu için hemen kilo alıyor."

Boğuntuya Getirmek:  

Birini bunaltıp şaşırtma yolu ile kendisinden bir iş veya mal karşılığı olarak çok miktarda para çekmek.

Bohçanın Dört Ucunu Bir Araya Getirememek:  

1- İki yakayı bir araya getirememek. 2- Dengeyi sağlayamamak.

Bohçasını Koltuğuna Almak:  

Kendi isteğiyle ayrılmak.

Bohçasını Koltuğuna Vermek:  

İşine son vermek, kovmak, başından defetmek. ”Hiç sebepsiz yere bohçasını koltuğuna verip fabrikadan uzaklaştırdılar onu.”

Bohçasını Toplamak:  

Eşyasını toplamak.

Bohem Hayâtı:  

(Fr. bohème) Başıboş, serbest ve günü gününe yaşayış tarzı.

Bok Atmak:  

Birine leke sürmek, kara çalmak. "Kaza kendi hatan yüzünden oldu, başkasına bok atmaya çalışma."

Bok Böceği:  

Kın kanatlılardan, genellikle otçul memeli hayvanların gübrelerinde yaşayan ve bokla beslenen böcek, pislik böceği. (Geotrupes stercorarius)

Bok Etmek:  

Bir işi, bir şeyi bozmak, berbat etmek. "Sosyal medyanın ayarı yok, onu da bok ettiler."

Bok Gödellemek:  

Temiz olmayan işlerle veya çiftlik işleriyle uğraşmak. "Bok gödellemekten her gün canımız çıkıyor."

Bok Götürmek:  

Bir yer pislik içinde olmak. "Kızım bu odanın hali ne! Odanı bok götürüyor."

Bok Kâhyası:  

Birisinin yaptıklarına eleştirel olarak karışan kişi.

Bok Karıştırmak:  

Bir işi bozacak biçimde davranmak. "Biz aralarını yapmaya çalışıyoruz sen de bok karıştırmaya devam et."

Bok Püsür:  

Hoşa gitmeyen, can sıkan şey ve onun ayrıntı ve pürüzleri.

Bok Soyu:  

Kızılan veya tiksinilen bir şeye karşı sövgü olarak söylenen bir söz. "Seni gidi bok soyu, defol git buradan."

Bok Üstün Bok:  

Çok kötü, çok berbat. "Bok üstün bok bir olay yaşadık."

Bok Üstüne Bok:  

Çok berbat ve karmaşık durumlar için söylenir. "Her Allah'ın günü bok üstüne bok, ben bıktım artık!"

Bok Yedi Başı:  

Kaba burnunu her işe sokan, her işe karışan. "Bok yedi başı da geliyorsa ben yokum."

Bok Yemek:  

Yakışıksız bir iş yapmak. "Hayvan vurdun da iyi bok yedin."

Bok Yemek Düşmek:  

Birinin bir işe karışmaması, burnunu sokmaması gerekir. "İki kişi konuşurken, üçüncü kişiye bok yemek düşer."

Bok Yemenin Arapçası:  

"Yakışıksızlığın büyüğü." anlamında kullanılan bir söz. "Babana yaptığın da bok yemenin Arapçası"

Bok Yoluna Gitmek:  

Yararsız, gereksiz bir şey uğruna yok olmak. "Bizim beş bin lira da bok yoluna gitti."

Bok Yoluna Ölmek:  

Yararsız, gereksiz bir şey uğruna hayatını kaybetmek. "Bu mağarayı giriyoruz da bok yoluna ölmeyelim."

Boka Basmak:  

Bir kimsenin yanlış ya da kötü bir adım atması. Kötü duruma düşmek.

Boka Batmak:  

İçinden çıkılması güç kötü bir işe bulaşmak. "İşte şimdi gerçekten boka battık."

Boka Gitmek:  

Mevcut durum gün geçtikçe daha da kötüye gitmek. "Hastalığım boka gitmezse haftaya işe başlarım."

Bokluğu Çıkmak:  

Bir şeyin eksik, kötü yanı belli olmak.

Boktan Künet:  

Çok kötü, derme çatma.

Boku Bokuna:  

Boşu boşuna, yok yere. "Boku bokuna yüz lira da para verdik."

Boku Bokuna Gitmek:  

Faydasız, gereksiz bir şey uğruna yok olmak. "Bizim beş bin lira da boku bokuna gitti."

Boku Bokuna Ölmek:  

Faydasız, gereksiz bir şey uğruna hayatını kaybetmek. "Bu mağarayı giriyoruz da boku bokuna ölmeyelim."

Boku Çıkmak:  

Bir iş veya durum tatsızlaşmak. "Elektriklerin iyice boku çıktı, ikide bir gidip geliyor."

WhatsApp