Bir Deyim Öğrenelim!
Kâğıt Açmak:
İskambil kâğıtlarını oyunculara dağıttıktan sonra koz olacak kâğıdın yüzünü çevirmek. "Kâğıt açma sırası bana geldi."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Birinin Başına Çorap Örmek:
Birinin başına iş açmak, onu zor duruma düşürmek.
Birinin Belini Bükmek:
Çaresizlik içinde bir şey yapamaz duruma sokmak. "Ekonomik kriz hepimizin belimi büktü."
Birinin Bokunda Boncuk Bulmak:
Birine hak etmediği halde çok değer vermek. "Onun bokunda boncuk bulmuş da peşinden ayrılmıyor."
Birinin Borusu Ötmek:
Sözü geçmek, dinlenilir olmak, yetkili olmak. "Bizim sokakta Hasan Amca'nın borusu öter."
Birinin Borusunu Çalmak:
Çıkar sağladığı kişinin davasını gütmek. "O, yıllardan beri Tophane kabadayılarının borusunu çalar."
Birinin Borusunu Öttürmek:
Çıkar sağladığı kişiden yana olmak, onu savunmak, o kişinin davasını gütmek. "O, yıllardan beri Tophane kabadayılarının borusunu öttürür."
Birinin Canını Acıtmak:
Birine acı vermek, acıtacak bir şey yapmak. "Maçta yediği tekme oyuncunun canını acıttı."
Birinin Cesaretini Kırmak:
Birinin yürekliliğini sarsmak, korkutmak, çekinmesine yol açmak. "Ver arabayı da kullansın, çocuğun cesaretini kırma."
Birinin Dişini Sökmek:
Kötülük edemeyecek duruma, zararsız hale getirmek. "Onun dişini sökmesini bilirim ben."
Birinin Dümen Suyundan Gitmek:
Birinin huyuna göre davranmak, birine bağımlı olmak, birinin tuttuğu yolu izlemek, hemen her şeyde ona uyarak onun istediğini yapmak. "Başkasının dümen suyunda gidenler kişiliklerini bulamazlar."
Birinin Ekmeği İle Oynamak:
Bir kimsenin geçim kaynağını yok etmeye çalışmak. "Sen benim ekmeğim ile oynadın."
Birinin Ekmeğine Kan Doğramak:
Bir kimseyi acılar içinde bırakacak davranışta bulunmak. "O adamın ekmeğine kan doğramaya utanmıyor musun?"
Birinin Ekmeğine Yağ Sürmek:
Birinin yararına göre eylemde bulunmak, istemese de birinin işine yarayacak biçimde hareket etmek. "O işi bana vermemekle yabancıların ekmeğine yağ sürdün sen."
Birinin Eli Ayağı Olmak:
Yardımcısı olmak. "Onun eli ayağı olmak hoşuma gidiyordu."
Birinin Elinde ... Var:
Yapar, bilir, bulundurur. "Elinde güzel bir mesleği var."
Birinin Eline Bakmak:
1- Ancak onun yardımıyla geçimini sağlayabilir durumda olmak. "Bu yaşa geldi, hala babasının eline bakıyor." 2- "Ne getirdi" diye gözlemek. "Çocuklar, eve gelen babalarının eline bakıyordu."
Birinin Etrafında Dört Dönmek :
İsteğini elde etmek için birinin yanından ayrılmayıp gönlünü etmeye çalışmak.
Birinin Etrafında Pervane Olmak:
İsteğini elde etmek için birinin yanından ayrılmayıp gönlünü etmeye çalışmak.
Birinin Gırtlağına Sarılmak:
Peşini bırakmamak, musallat olmak. "Kimsenin gırtlağına sarılıp, bir şey dediğimiz yok."
Birinin Huyuna Suyuna Gitmek:
Birinin isteklerine, alışkanlıklarına, yapısına göre onu kızdırıp ürkütmeyecek davranışlarda bulunmak. "Büyük olduğu için, hep onun huyuna suyuna giderdim."
Birinin İfadesini Almak:
1- Sorguya çekmek. "İfadesi alınırken avukatı da yanındaydı." 2- Görgü tanığının anlattıklarını yazmak. "Feride Hanım'ın ifadesini de alın." 3- Tepelemek. "Yakalarsam, senin ifadenin alırım." 4- Üstün gelmek, yenmek. "Tavlayı getir de senin bir ifadeni alayım."
Birinin Kanadı Altına Sığınmak:
Bir kimsenin koruyuculuğu altına girmek. "O iyi insanın kanadı altına sığınmıştı, artık geleceğe güvenle bakıyordu."
Birinin Mürüvvetini Görmek:
Birinin sevinçli günlerini görerek mutluluk duymak. "Acaba sizlerin mürüvvetini görecek miyim?"
Birinin Nabzını Saymak:
Bir dakikada gerçekleşen kalp atışını saymak. "Annemin nabzını saydım, bir anormallik yok."
Birinin Öfke Topuklarına Çıkmak:
Çok öfkelenmek. "Alay edildiğinde kardeşimin öfkesi topuklarına çıkıyor."
Birinin Onuruna ... Vermek:
Birine saygı göstermek için yemek, toplantı vb. ağırlamada bulunmak.
Birinin Pöstekisini Sermek:
Döverek kımıldamayacak duruma getirmek, pestilini çıkarmak. "Çok kabadayılık taslıyordu, akşam pöstekisini sermişler."
Birinin Sırtından Geçinmek:
Asalak yaşamak, birinin kesesinden çıkar sağlamak. "Yeter artık onun bunun sırtından geçindiğin, biraz da sen çalış çabala!"
Birinin Suçundan Geçmek:
Suçlu birini cezalandırmamak, hak ettiği cezayı vermekten vazgeçmek. "Senin suçundan geçemem, derdini mahkemede anlatırsın."
Birinin Tebdili Şaşmak:
Ne yapacağını bilememek, telaşa kapılmak. "Babasını aniden karşısında görünce tebdili şaştı."
Birinin Tepesine Dikilmek:
1- Birinin yanından uzaklaşmamak, onu denetim altında bulundurmak. "Hırsızın tepesine dikilen iki jandarma dikkatle onu izliyordu." 2- Bir işi yaptırmak için yanında ayakta durmak. "Oğlumun tepesine dikilip, ödevini bitirmesini bekledim." 3- Bir şeyin yanında ve ayakta beklemek. "Herkes kediciğin tepesine dikilmiş, şaşkın şaşkın bakıyordu."
Birinin Tırnağı Olamamak:
Birinden değerce çok aşağı olmak. "Ahmet, Mehmet'in tırnağı olamaz."
Birinin Tırnağına Değmemek:
Değerce birinden çok aşağı olmak. "Çok serseri, abisinin tırnağına değmez."
Birinin Tırnaklarını Sökmek:
Elindeki güçten yoksun bırakmak, etkisini yok etmek. "İmkanı olsa bizim tırnaklarımızı söker."
Birinin Tiryakisi Olmak:
Bir şeye veya birine çok düşkün olmak. "Gözlerinin tiryakisi oldun, affet beni."
Birinin Yatağına Girmek:
Kadın biriyle evlilik dışı ilişkide bulunmak. "O adamın yatağına girmekle çok büyük hata etti."
Birinin Yüreğine İşlemek:
Çok tesirli olmak, derinden acı vermek. "Parkta söylediği sözler gerçekten yüreğe işliyor."
Birisinden Biri:
İçlerinden biri, birkaç kişiden herhangi biri. "Birisinden biri bu işi yapacak, başka yolu yok."
Birisinin Borusunu Öttürmek:
Çıkar sağladığı kişiden yana olmak, onu savunmak, o kişinin davasını gütmek. "O, yıllardan beri Tophane kabadayılarının borusunu öttürür."
Biriyle Laf Etmek:
Bir kimseyle konuşmak. "Arkadaşıma uğradım, biraz laf ettik."
Biriyle Temas Etmek:
1- Görüşüp konuşmak. "Satış için yarın onlarla tekrar temas edeceğiz." 2- Cinsel ilişkide bulunmak. "Bu cinsel hastalık, temas etmekle bulaşıyormuş."
Biriyle Temasta Bulunmak:
1- Görüşüp konuşmak. "Satış için yarın onlarla tekrar temasta bulunacağız." 2- Cinsel ilişkide bulunmak. "Bu hastalık, biriyle temasta bulunmakla bulaşıyormuş."
Bismillah Demek:
Bir işe uğurlu olması dileği ile başlamak.
Bit Bitle, İt İtle:
Herkesin kendi dengini bulduğunu anlatmak için alay yollu olarak söylenir.
Bit Kadar:
Çok küçük. "Gömleğinde bit kadar bir delik var."
Bit Pazarı:
Eski eşyaların alınıp satıldığı yer.
Bit Yeniği:
Kuşkulu bir nokta, işin gizli kalmış, kötü ve aksak yönü. ”Bir bit yeniği var gibime geliyor bu işte, haydi hayırlısı.”
Bitap Düşmek:
Çok yorulmak, bitkin duruma gelmek. "Temizlik yapmaktan bitap düşmüştü."
Biti Kanlanmak:
Sıkıntı içinde yaşayan yoksul bir kişi para ve varlık yönünden zenginleşmek.
Bitip Tükenmez:
Bitmeyen, sonu gelmeyen, uçsuz bucaksız. "Allah'ım bizleri bitip tükenmez dertlere düşürme."
Bitkin Düşmek:
Çok fazla yorulmak, gücü tükenmek. "Hastalıktan dolayı iki gündür bitkin düşmüştü."
Bitkin Olmak:
Gücü tükenmek, çok yorgun ve dermansız olmak. "Bitkin olduğum için evden dışarı çıkamadım."
Bitli Kokana:
Temizliğine dikkat etmeyen, ancak süslenip püslenip gezen yaşlı kadın.
Bitli Kokuş:
Üstü başı kirli, vücut temizliğine bakmayan (kadın, kız).
Bitmek Tükenmek Bilmemek:
Bir türlü sonu gelmemek, eksilmemek. "Bu sıkıntılar bitmek tükenmek bilmiyor."
Bitmez Tükenmez:
Bitmeyen, sonu gelmeyen, uçsuz bucaksız. "Allah'ım bizleri bitmez tükenmez dertlere düşürme."
Bıyığı Terlemek:
Bıyığı yeni yeni çıkmaya başlamak. ”Bıyığı terlemiş gençlerin eline bakamam gayri.”
Bıyığına Bulaştırmamak:
Yaptığı işi en yakınına bile sezdirmemek.
Bıyığını Balta Kesmez Olmak:
Kimseden korkusu olmamak.
Bıyığını Silmek:
Bir işi olmuş bitmiş sayarak onunla uğraşmaktan vazgeçmek.
Bıyık Altından Gülmek:
Birinin içine düştüğü duruma belli etmeden gülmek, sevindiğini belli etmeyerek onunla eğlenmek, içinden onunla alay etmek. ”Ayşe`nin kırdığı pot karşısında bıyık altından gülmeye başladı.”
Bıyık Bükmek:
Çalım yapmak amacıyla bıyıklarını kıvırmak. "Oturduğu yerde bıyık bükmeye başladı."
Bıyık Burmak:
Çalım yapmak amacıyla bıyıklarını kıvırmak. "Oturduğu yerde bıyık burmaya başladı."
Bıyıkları Balta Kesmez Olmak:
Güçlü olmak, kimseden korkmamak.
Bıyıkları Ele Almak:
Delikanlılık çağına girmek.
Bıyıkları Terlemek:
Bıyığı yeni yeni çıkmaya başlamak. "Bıyığı terlemiş gençlerin eline bakamam gayri."
Biz Attık Kemik Diye, El Kaptı İlik Diye:
Bizim işe yaramaz diye vazgeçtiğimizi başkaları değerli buldu.
Biz Bizeyiz:
Aramızda yabancı yok, anlamında kullanılır. "Rahatlıkla anlatabilirsin, biz bizeyiz."
Biz Kırk Kişiyiz Birbirimizi Biliriz:
Birbirimizi yakından tanıyan kişileriz; onun öyle üstün bir durumda olmadığını, ne yapacağını çok iyi biliriz, anlamına gelir. "O yapamaz. Biz kırk kişiyiz, birbirimizi biliriz."
Bızdık:
Ufak çocuk.
Bize de mi Lolo!:
“Senin ne mal olduğunu biliyoruz, bize yutturamazsın ya; seni yeterince tanıyoruz, herkesi aldatabilirsin ama bizi asla” anlamında kullanılır.
Bize de mi Lolo?:
"İşin içinde bir iş olduğunu bilmez miyiz sanıyorsunuz?" anlamında kullanılan bir söz.
Bize Göre Hava Hoş:
Bu durum bizi yakından ilgilendirmiyor, bizim için hepsi bir, öyle de olsa böyle de olsa bizim için fark etmez, anlamında söyleriz. "Kararı o versin, bize göre hava hoş."
Bize Kalırsa:
1- Bizim kanımızca. "Bize kalırsa burada beklemeyi düşünürdük." 2- Elimizden gelse, elimizde olsa. "Bize kalırsa bu iş bir haftada biter."
Bize Kalsa:
1- Bizim kanımızca. "Bize kalsa burada beklemeyi düşünürdük." 2- Elimizden gelse, elimizde olsa. "Bize kalsa bu iş bir haftada biter."
Blöf Yapmak:
1- Karşısındakini yıldıracak şekilde yüksekten atmak, kuvvetli olduğu zannını uyandıracak şekilde hareket etmek. Benim kendisi hakkında bildiğim yeni şeylerin hudûdunu veya blöf yapıp yapmadığımı öğrenmek istiyordu (Peyâmi Safâ) 2- Oyunda elinin kuvvetli olduğu zannını uyandıracak şekilde oynamak.
Blok İnşaat:
Birbirine bitişik yapılan yapılar.
Bloke Etmek:
1- Kullanılmasını yasaklamak. “Kaçakçının bütün parasını bloke ettiler.” 2- (sp.) (Futbolda kaleci) Topu yakalamak, tutmak.
Boca Etmek:
1- Geminin başını rüzgâr almayan tarafa çevirmek. 2- Birden çevirip boşaltmak, dökmek.
Böcek Çıkarmak:
İpek böceği yetiştirmek. "Üç yıldır böcek çıkarmakla uğraşıyoruz."
Böcek Gibi:
Ufak tefek ve esmer (çocuk). "Böcek gibi bir çocuğu var."
Bocuk Domuzuna Dönmek:
Çok semiz ve besili olmak.
Bocuk Kırımı:
Hıristiyanlar’ın Hz. Îsâ’nın doğumu perhizinden çıktıktan sonra yaptıkları domuz kesimi.
Bocur Bocur Kabarmak:
Duygulanıp içi kabarmak.
Bodrum Gibi:
Basık tavanlı, güneş görmeyen, hava almayan kapalı mekan.
Bodrum Katı:
Bir binâda kısmen yol seviyesinin altında kalan oturmaya elverişli kat. [Bodrum kat şeklinde de söylenmektedir] Şenyuva apartmanı, bodrum katı. (Orhan V. Kanık)
Bodur Kalmak:
1- Boyu uzamamak. 2- Gelişmemek.
Bodur Tavuk Her Dem Piliç:
Kısa boylu (minyon) kadınların yaşını göstermediğini anlatmak için söylenir.
Boğa Gibi:
Çok güçlü görünen, vücudu iyi gelişmiş. (delikanlı)
Boğadaya Yatırmak:
(İtal. bocata) Çamaşırları üzerlerine küllü su dökerek bırakmak.
Boğaya Çekmek:
İneği boğa ile cinsel ilişkide bulundurmak, keleye çekmek. "İneği boğaya çekmek için bahçeye kapattılar."
Boğaya Gelmek:
Çiftleşme zamanı gelmek. "Bu inek boğaya gelmek üzere."
Boğaz Açmak:
Ağaçların dibini kazarak toprağı kabartmak.
Boğaz Boğaza:
Şiddetli bir tartışma halinde, kavgalı, dövüşlü. "Akşam sizi boğaz boğaza gördüm, neden tartışıyordunuz?"
Boğaz Boğaza Gelmek:
Zorlu bir kavgaya tutuşmak, ya da kavga edecek hâle gelmek. ”Senin o dilin yüzünden adamla boğaz boğaza geldik.”
Boğaz Cengi:
Pisboğazlık, oburluk.
Boğaz Derdi:
1- Yemek pişirme, hazırlama sıkıntıları. 2- Geçim için uğraşma, kazanç sağlama kaygısı. ”Boğaz derdi, bence dertlerin en büyüğüdür.”
Boğaz Dokuz Boğumdur:
Sözün iyice ölçülüp biçilerek söylenmesi gerektiğini anlatır.
Boğaz Durmaz:
Yeme içme gereksiniminin başka ihtiyaçlar gibi geri bırakılamayacağını anlatan bir söz.
Boğaz İçinde Kavga Var:
Açlığını aşırı bir biçimde gidermeye çalışanlar için söylenen bir söz.