D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Tespih Tanesi Gibi Dizilmek:

Bir dizi halinde sıralanmak. "Çocuklar dondurmacının önünde tespih tanesi gibi dizilmiş."

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Bir Dediğini İki Etmemek:  

Birinin her istediğini hemen yerine getirmek, bir sözünü iki etmemek. "Benim akıllı çocuğum, bir dediğimi iki etmez, hemen yapıverir."

Bir Deli Kuyuya Bir Taş Atar, Kırk Akıllı Çıkaramaz:  

Kimi vakit bir kişinin yaptığı yersiz bir işin birçokları tarafından düzeltilemeyeceğini anlatır.

Bir Dereceye Kadar:  

Bir noktaya veya sınıra kadar.

Bir Dereyi Bal Bir Dereyi Yağ Etmek:  

Yapılan bir işin çok yararlı olduğunu abartarak anlatmak.

Bir Deri Bir Kemik Kalmak:  

Çok zayıflamak, kilo kaybına uğramak. ”Zavallı çocuk, bu illete yakalanalı beri bir deri bir kemik kaldı.”

Bir Dikili Ağacı Olmamak:  

Malı, mülkü veya evi olmamak. ”Şu dünyada bir dikili ağacımız olmayacak bu gidişle.”

Bir Dikiş Kaldı:  

Nerede ise, az kaldı.

Bir Dikiş Payı:  

Kumaş biçerken kumaşın kenarından dikiş yerine kadar bırakılan bölüm.

Bir Dirhem Bal İçin Bir Çeki Keçiboynuzu Çiğnemek:  

Çok az bir kazanç, verim için zahmeti çok olan bir işle uğraşmak.

Bir Don Bir Gömlek:  

Yarı çıplak. "O kadar korktu ki bir don, bir gömlek dışarı fırladı."

Bir Donu Var Kırmızı, Kah Anası Giyer Kah Kızı:  

Ailece yoksulluk içindeki kişiler için söylenir.

Bir Dostluk Kaldı:  

Mal azaldığında satıcıların kullandığı bir müşteriyi özendirme sözü. "Yetişen alıyor, bir dostluk kaldı! Gel vatandaş, gel."

Bir Dudağı Yerde Bir Dudağı Gökte:  

Masallardaki dev gibi korkunç ve çirkin.

Bir Durum Işığı Altında:  

"Bir durum veya düşüncenin konuyu aydınlatmasından yararlanarak, onu göz önünde tutarak." anlamında kullanılan bir söz. "Yaşadığımız zorlukların ışığı altında, çözüm önerileri sunduk."

Bir Düşüncedir Almak:  

Bir konuda kaygılanarak çözüm yolu bulmaya çalışmak. "Misafirler geliyormuş, hazırlıksız olunca bir düşüncedir aldı beni."

Bir Duyum Almak:  

Bir söylenti işitmek, duymak.

Bir El Bir Eli Yıkar, İki El Bir Yüzü Yıkar:  

Bazı hallerde yardımcısız iş yapılamayacağını anlatır.

Bir Eli Kan, Bir Eli Katran:  

Çeşitli kötülükler yapan biri.

Bir Eli Yağda, Bir Eli Balda Olmak:  

Bolluk, varlık, rahat ve huzur içinde olmak. ”Bir eli yağda, bir eli balda, daha ne istiyor ki?”

Bir Elini Bırakıp Ötekini Öpmek:  

Aşırı saygı göstermek.

Bir Elle Verdiğini Öbür Elle Almak:  

Bir kimseye yaptığı iyiliği, yararı, başka bir yola baş vurarak sağladığı çıkarla ödetmek. ”Bir eliyle verip öbür eliyle aldığını çok zaman sonra anladım.”

Bir Elmanın Yarısı O, Yarısı Bu:  

Birbirlerine çok benzeyen kimseler için kullanılan bir söz. "Bir elmanın yarısı Meral, yarısı da bu Seval."

Bir Fende Kazık Çakmak:  

Bir bilgi veya bilim dalında saplanmış kalmak. "Bir fende kazık çakıp kaldık, bir ömür geçti."

Bir Fende Kazık Kakmak:  

Bir bilgi veya bilim dalında saplanmış kalmak. "Bir fende kazık kakıp kaldık, bir ömür geçti."

Bir Gömlek Aşağı:  

Bir derece daha düşük. ”Sizin ürettiğiniz fındık, bizimkinden bir gömlek daha aşağıdadır.”

Bir Gömlek Fazla Eskitmiş Olmak:  

Birinden daha yaşlı ve daha görmüş geçirmiş olmak.

Bir Göz Gülmek:  

Hem gülüp hem ağlamak.

Bir Gözünü Kör, Bir Kulağını Sağır Etmiş Olmak:  

Kimi şeyleri görmemiş, duymamış gibi yapmak.

Bir Günden Bir Güne:  

Asla, hiçbir zaman. "Çok sıkıntı çekti, ama bir günden bir güne yakınmadı."

Bir Güzel:  

İyice, güzel bir biçimde. "Adamı bir güzel soyup kaçtılar."

Bir Hâl Olmak:  

1- Bir şeyi çok yapa yapa usanmak, yorulmak, fenalık gelmek, bezmek. 2- Daha önce görülmeyen davranışlar içinde olmak, huyu değişmek. 3- Kazaya uğramış olmak. ”Gecikti, başına bir hâl mi geldi acaba?”

Bir Hoş:  

Tuhaf, garip bir durum.

Bir Hoş Eylemek:  

Hüzünlendirmek.

Bir Hoş Olmak:  

1- Çok güzel ve beğenilecek duruma gelmiş olmak. 2- Tuhaf ve kötü bir duruma gelmiş olmak. 3- Şaşırmak. 4- Hüzünlenmek.

Bir Hoşluğu Olmak:  

Rahatsız, neşesiz olmak. ”O şiddetli kazayı görünce bir hoş oldum.”

Bir İçim Su:  

Çok güzel kadın. "Türkiye güzeli seçilen kız, gerçekten bir içim su."

Bir İçim Su Gibi:  

Çok güzel kadın. "Türkiye güzeli seçilen kız, gerçekten bir içim su gibi."

Bir İğne Bir İplik Olmak:  

Aşırı derecede zayıflamak, kilo vermek, iğne ipliğe dönmek. "O iri yarı adam altı ay sonra geldi de gördük, bir iğne bir iplik olmuştu."

Bir İki Demeden:  

Duraksamadan, karşısındakine vakit bırakmadan. "Bir iki demeden konuşmaya devam edince telefonu yüzüne kapattım."

Bir İki Derken:  

Az olmakla birlikte. "Bir iki derken dokuz tane trafik cezası çıktı."

Bir İlke İmza Atmak:  

Bir konuda hiç kimsenin veya kuruluşun yapmadığı bir işi gerçekleştirmek. "Bir ilke imza atıyoruz ve tüm okuyucularımıza telefon hediye ediyoruz."

Bir İncir Çekirdeği Doldurmamak:  

Önemi ve değeri almamak.

Bir İş Aceleye Gelmek:  

Bir iş yapılırken zaman yetersizliğinden dolayı gereken önem verilememek. "Bir iş aceleye gelirse, sonuç sağlıklı olmaz."

Bir İş Dallanıp Budaklanmak:  

Genişleyip yayılmak, gittikçe büyüyerek karışık bir durum almak. "Bu işin neden dallanıp budaklandığını çözemedim.

Bir İş Gâvur Orucu Gibi Uzamak:  

Bir iş gereğinden çok sürmek, sürüncemede kalmak.

Bir İş ki Değme Keyfine:  

Söz konusu işten çok hoşlanıldığını anlatmak için kullanılan bir söz.

Bir İş Medreseye Düşmek:  

Alay içinden çıkılmaz boş tartışmaların konusu olmak.

Bir İş Olmak:  

Anlaşılmaz, bilinmeyen bir durum olmak. "Bir iş olduğunu ben konuşmasından anlaşmıştım."

Bir İş Sekteye Uğramak:  

Aksamak, kesilmek, kesintiye uğramak. "Belediyenin çalışmaları sekteye uğramaya başladı."

Bir İş Uykuda Olmak:  

Yürütülmemek, olduğu gibi durmak. "Bahçe bakım işi şimdilik uykuda duruyor."

Bir İş, Durum Tersine Dönmek:  

Beklenildiği, umulduğu gibi gerçekleşmemek, aksi olmak. "Satışlar iki gündür tersine dönmeye başladı."

Bir İşaretine Bakmak:  

Bir işi yapmak için hazır beklemek.

Bir İşe Eli Yatkın:  

Eli o işi yapmaya alışık olan kimse. "Yemek yapmaya eli yatkındı."

Bir İşe Eli Yatmak:  

Bir işe eli alışkın olmak, bir işi yapabilecek el becerisi bulunmak. "Kuaförün çalışmasını çok beğendim, gerçekten bu işe eli yatan biri."

Bir İşi Başından Kesmek:  

Yapılması istenmeyen bir işi baştan engellemek.

Bir İşi Birinin Sütüne Havale Etmek:  

İşi, beklenen biçimde yapmasını o kişinin vicdanına bırakmak.

Bir İşin Adamı:  

Bir işi ustalıkla yapan.

Bir İşin Adamı Olmak:  

Bir işi ustalıkla yapan kişi olmak. "Bu bölgede oto elektrik işinin adamı Sami ustadır."

Bir İşin Alayında Olmak:  

1- İşi önem vermeyerek yapmak. 2- İşi şaka konusu yapmak.

Bir İşin Ardına Düşmek:  

Bir işi sona erdirmek için çok sıkı çalışmak. "Ardına düşmezsen o evi nasıl elde edeceksin?"

Bir İşin Başında Olmak:  

1- Yöneticisi olmak. "Senin müdür başımda olduğu sürece bana da rahat yüzü yoktur." 2- İşe sahip çıkmak.

Bir İşin Hamallığını Etmek:  

Bir işin önemsiz fakat ağır ve yorucu yükünü taşımak. "Yok, yok! Sizi kimse hamallık etmeye bırakmaz." -N. F. Kısakürek.

Bir İşin Hamallığını Etmek Yapmak:  

Bir işin önemsiz fakat ağır ve yorucu yükünü taşımak. "Yok, yok! Sizi kimse hamallık etmeye bırakmaz." -N. F. Kısakürek.

Bir İşin Ucundan Tutmak:  

1- Bir şeyle meşgul olmak, katkı sağlamak, yardımcı olmak. "Kızım, akşama dayınlar gelecek; sen de bir işin ucundan tutsan iyi olur. " 2- Bir işi yeterince ilgilenmeden, önemsemeden yapmak. "Çocuğu tıraş etmeye çalışıyoruz, sen çocuğu ucundan tutup umursamıyorsun."

Bir İşte Methali Olmak:  

Bir işe karışmış bulunmak, bir işte parmağı olmak.

Bir İşten Hariç Olmak:  

O işin içinde olmamak.

Bir İştir Oldu:  

İstenmeyen, kötü bir durum karşısında söylenen bir söz. "Bir iştir oldu, seni kırdığım için özür dilerim."

Bir Kadın Bir Erkekte Gözünü Açmak:  

Kadın ilk cinsel ilişkiyi o erkekle kurmuş olmak. "Ben gözümü sende açtım, gözlerimi de sende kapatmak istiyorum."

Bir Kalem Geç:  

Onu da geç, onu da atla, anlamında.

Bir Kalem Geçmek:  

Boş vermek, bir an için göz ardı etmek.

Bir Kalemde:  

Birden ve toptan, bir işlem ile. ”Bir kalemde öde de kapat şu hesabı.”

Bir Kapıya Çıkmak:  

Aynı sonuca varmak, aynı neticeyi vermek. ”Ha sen söylemişsin ha ben, bir kapıya çıkmaz mı?”

Bir Karış Beberuhi:  

Kısa boylu olanlar hakkında alay yollu söylenir. "Bir karış beberuhi çıkmış karşımıza, bir de kabadayılık yapıyor."

Bir Kaşık Suda Boğacak:  

Yapabilse hemen öldürecek, anlamını taşır. "O kadar öfkelendi ki onu bir kaşık suda boğacak."

Bir Kaşık Suda Boğmak:  

Bir kişiye çok fazla kızmak, elinden gelse öldürecek ölçüde sinirlenmek. ”Şu yalancı herifi her söz söyleyişinde bir kaşık suda boğasım geliyor!”

Bir Kazanda Kaynamak:  

Çok iyi anlaşmak, uyuşmak, bağdaşmak.

Bir Kazanda Kaynamamak:  

Uyuşamaz durumda olmak.

Bir Kenarda Durmak:  

Gerektiği zaman kullanmak üzere hazırda tutmak.

Bir Kimsenin Ardına Düşmek:  

Bir kimseyi gözden ayırmayarak arkasından gitmek, peşini bırakmamak. "Çocuğu okula gönderdi, kendi de onun ardına düştü."

Bir Kimsenin Arkasına Düşmek:  

Bir kimseyi gözden ayırmayarak arkasından gitmek, peşini bırakmamak. "Çocuğu okula gönderdi, kendi de onun arkasına düştü."

Bir Kimsenin Arkasına Takılmak:  

Bir kimseyi gözden ayırmayarak arkasından gitmek, peşini bırakmamak. "Çocuğu okula gönderdi, kendi de onun arkasına takıldı."

Bir Kimsenin Etrafını Sarmak:  

Çevresinde toplanmak, ortaya almak, kuşatmak. "Herkes etrafımı sarmış, beni hararetle tebrik ediyorlardı." -N. F. Kısakürek.

Bir Kimseye İhtiyaç Duymak:  

O kimse gerekli saymak.

Bir Kıyamettir Gitmek:  

Çok fazla gürültü, patırtı, telaş olmak. "Alevler bacayı sarınca, bir kıyamettir gitti sokakta."

Bir Kıyamettir Kopmak:  

Çok fazla gürültü, patırtı, telâş olmak. ”Alevler bacayı sarınca bir kıyamettir koptu kopacak.

Bir Kıza Dünür Düşmek:  

Bir kızı evlenmek üzere başkası için istemek.

Bir Kızı Leğen Başından Almak:  

Hamarat diye seçerek almak.

Bir Kolayını Aramak:  

Bir şeyi yapmak, çözmek için gerekli kolay ve kestirme yöntemi araştırmak.

Bir Kolayını Bulmak:  

Kolaylıkla yapabilmeyi sağlamak veya yapma yolunu bulmak.

Bir Köroğlu Bir Ayvaz:  

Bir karı kocanın çocuğunun olmaması yahut yakınlarının yanlarında bulunmaması. ”Bir Köroğlu bir Ayvaz olmasak bu maaşın bize yeteceği yok.”

Bir Köşeye Atılmak:  

Terk edilmek, ilgilenilmemek, kendi kaderine terk edilmek.

Bir Köşeye Atmak:  

Gerektiğinde kullanılmak için bir yere koymak. "Bu pilleri bir köşeye at, gerekirse kullanırız."

Bir Köşeye Çekilmek:  

Çevreyle olan ilişkisini keserek yaşamak. "Emekli olduktan sonra bir köşeye çekilmişti."

Bir Köşeye İtmek:  

Değer vermemek, alaka ve ilgisini kesmek. "Dünya işlerini bir köşeye itmek doğru değil."

Bir Köşeye Koymak:  

Saklamak, biriktirmek.

Bir Köşeye Oturmak:  

Gelin olmak, evlenmek. "Sen de bir köşeye oturdun artık."

Bir Koşmadır Tutturmak:  

Çok hızlı bir şekilde kaçmaya başlamak.

Bir Koşu Gidip Gelmek:  

Bir yere çabucak, koşarak varıp geri dönmek. "Eve bir koşu gidip gelir misin?"

Bir Koşu Gitmek:  

Çabucak bulunduğu yerden koşarak ayrılmak. "Telefonla ulaşamadım, bir koşu gidip annene haber ver."

Bir Koyundan İki Post Çıkarmak:  

Olması gerekenden daha fazla elde etmek. "Bir koyundan iki post çıkarmasını bilen bir annem var."

WhatsApp