D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Yemin İçmek:

Ant içmek. "Yemin içtim bak bir daha seninle konuşmam, doğruyu söyle."

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Beyaz Kuvvet:  

Su kuvveti.

Beyaz Sayfa Açmak:  

Bir konuda geçmişi unutarak geleceğe umutla bakmak.

Beyaz Zehir:  

Afyondan elde edilen uyuşturucu madde.

Beyaza Çekmek:  

Yazıyı temize çekmek.

Beygir Gücü:  

Saniyede 75 kilogrammetrelik iş yapan bir motorun gücü.

Beyin Fırtınası:  

Bir konu üzerinde yoğunca düşünmek.

Beyin Fukarası:  

Aptal ve bön kimse.

Beyin Yıkamak:  

Bir insanı, kendine özgü düşünce ve dünya görüşüne yabancılaştırmak, başka yönlerde düşünür ve davranır duruma getirmek. ”Batılılar ülke insanımızın beynini yıkamaya devam ediyorlar.”

Beyin Yormak:  

Bir konu üzerinde yoğunca düşünmek.

Beylik Çeşmeden Su İçme:  

Resmi işlerde çok dikkatli olmak gerekir, küçük bir hata büyük sorunlar ortaya çıkarır. Devlet, akla hayale gelmeyen bir noktadan size büyük sorumluluk çıkarır. Abartılarak denilebilir ki devletin halka hizmet için yaptırdığı çeşmeden su bile içmeyiniz.

Beylik Fırın Has Çıkarır:  

1- Sırtını devlete dayayıp, devletten aylık maaş alarak geçinen, en sağlam kazanç yolunu bulmuş demektir. 2- Normal vatandaşların yaptığı işleri devlet yaparsa en güzel şekilde yapar.

Beylik Söz:  

Etkisi kalmamış, herkesin kullanageldiği söz. ”Bırak artık şu beylik sözleri, kimseyi etkileyemiyorsun.”

Beynamaz Özrü:  

Sudan Gerekçe.

Beyni Atmak:  

Bir durum karşısında birden öfkelenmek, çok sinirlenmek. "Gelen telefondan sonra beyni atmıştı."

Beyni Bulanmak:  

1- Sersemlemek, sağlıklı düşünemez olmak. 2- Kötü bir şey olacağını sezinleyip huzuru kaçmak. ”Adamların suratlarını hiç beğenmedim, beynim bulandı, haydi gidelim buradan.”

Beyni Durmak:  

Hiçbir şey düşünemez olmak. "Matematik problemini görünce beynin durdu sanırım."

Beyni Error Vermek:  

Hiçbir şey düşünemez olmak. "Matematik problemini görünce beyni error verdi sanırım." NOT:: İngilizcede error hata demektir.

Beyni Karıncalanmak:  

Zihin yorgunluğundan düşünemez olmak.

Beyni Kaynamak:  

Aşırı sıcaktan sersemlemek, bunalmak.

Beyni Sıçramak:  

Aklı başından gitmek.

Beyni Sulanmak:  

Bunamak, sağlıklı düşünemez olmak. "Dayının beyni sulanmış, ne dediğinin farkında değil."

Beyninde Şimşek Çakmak:  

1- Çok üzülmek, sarsılmak. "Kaza haberiyle beyninde şimşekler çaktı, birden ağlamaya başladı." 2- Zihninde birden bir düşünce doğmak. "Umarım verdiğim bilgiler ışığında, birilerinin beyninde şimşek çakar."

Beyninde Şimşekler Çakmak:  

1- Çok üzülmek, sarsılmak. 2- Birdenbire aklında yeni fikirler oluşmak.

Beyninden Vurulmuşa Dönmek:  

Umulmadık, beklenmedik bir olay karşısında şaşkınlığa düşmek, düşünce yeteneğini yitirir gibi olmak. ”Adamı karşısında görünce beyninden vurulmuşa döndü.”

Beynine Girmek:  

1- Akla uygun gelmek. 2- Bir kimseyi türlü yollara baş vurarak bir şey yapmaya inandırmak, kandırmak. 3- Ezberlemek, aklında tutmak. ”Ne kadar okursam okuyayım beynime girmiyor.”

Beynine Vurmak:  

İçki etkisiyle ne yaptığını bilemez duruma gelmek.

Beynini Dağıtmak:  

Öldürmek.

Beynini Kemirmek:  

Rahatsızlık vermek, huzurunu kaçırmak.

Bez Bağlamak:  

1- Bebeklere altlarını kirletmesinler diye bez koymak. 2- Dileğin yerine gelmesi ümidiyle yatıra bir parça çaput veya eski kumaş parçası bağlamak.

Bez Bebek:  

mecazi) Tembel, işe yaramaz, cansız kimse.

Bez Dokumak:  

(mecazi) İşini çevirmek.

Bezginliği Gitmek:  

Tekrar iş yapma ve yaşama isteğine kavuşmak.

Bezginlik Gelmek:  

Bıkmak, usanmak, yorulmak. "Şu evin temizliğinden bezginlik geldi bana."

Bezginlik Getirmek:  

Usanmak, bıkmak. "Şu yaptıklarından artık bezginlik getirdim."

Bezini Yıkamak:  

1- Bebeklerin altına bağlanan bezi temizlemek. "Hazır bez alamayınca, bezini yıkayıp kullanmak zorunda kaldık." 2- Çok emek sarf etmek. "Teyzen senin az mı bezini yıkadı."

Bi Boktan Anlamaz, Helâya Gardiyan Yazılır:  

Bilmediği konularda yetkili olmak isteyen kimselerle alay etmek için kullanılır.

Bi Çare:  

Çaresiz. "Şehrin sokaklarında günlerce biçare gezdim." Deyim değil sıfattır, doğrusu biçare şeklindedir.

Bi Haber:  

Haberi olmayan, habersiz, bilgisiz. Doğrusu bihaber şeklindedir.

Bi Numarası Olmamak:  

Değeri ve anlamı olmamak.

Biat Etmek:  

Birinin egemenliğini tanımak, kabul etmek. "O istiyor ki bu topraklarda herkes bize biat etsin."

Biber Gibi:  

Çok acı.

Biber Gibi Yakmak:  

1- Deri, göz vb.ni çok acıtmak. 2- Çok üzmek, dertlendirmek.

Biber Gibi Yanmak:  

1- Deri, göz vb. çok acımak. 2- Çok üzülmek, dertlenmek.

Biblo Gibi:  

Ufak tefek, zarif. (kız)

Bıçak Altına Yatmak:  

Ameliyat olmak.

Bıçak Atmak:  

1- Bir hedefe bıçak fırlatmak. 2- Bıçaklamak. 3- Ameliyat etmek.

Bıçak Bıçağa Gelmek:  

Bıçakla birbirine saldıracak kadar zorlu kavga etmek.

Bıçak Çekmek:  

Üzerindeki bıçağı birden eline alarak birine saplamaya hazırlanmak.

Bıçak Gibi:  

İnce, keskin.

Bıçak Gibi Kesilmek:  

Söz, konuşma, sohbet birden bitmek, duruvermek.

Bıçak Gibi Kesmek:  

1- Çok keskin olmak. "Bu balta bıçak gibi kesiyor." 2- Birdenbire ve tamamen ortadan kaldırmak, sonuçlandırmak. "İlişkilerini bıçak gibi kesti." , "Satış görüşmeleri bıçak gibi kesildi."

Bıçak Gibi Saplanmak:  

Sancı, ağrı birden ve güçlü olarak gelmek.

Bıçak Kemiğe Dayanmak:  

Çekilen sıkıntı artık katlanamayacak bir hâl almak. ”Bıçak kemiğe dayandı, artık bu yerde duramam.”

Bıçak Kınını Kesmez:  

Ne kadar sert ve öfkeli olursa olsun, hiçbir kişi yanındakilere, yakınlarına kolay kolay zarar vermez. "Bıçak kınını kesmez dersler, merak etme sana sorun çıkarmaz."

Bıçak Silmek:  

Bir işi bitirmek.

Bıçak Sırtı:  

Çok az (fark), çok yakın (aralık). "Bıçak sırtı bu yarışı da kaybettik."

Bıçak Sırtı Kadar:  

Çok yakın.

Bıçak Suyu Kesiyor:  

"Çok körleşmiş." anlamında kullanılan bir söz.

Bıçak Vurmak:  

1- Bıçakla kesmek. 2- Bıçaklamak.

Bıçak Yemek:  

Bıçaklanmak.

Bıçaksırtı:  

Çok az (fark), çok yakın (aralık). "Bıçaksırtı bu yarışı da kaybettik."

Biçare:  

Çaresiz. "Şehrin sokaklarında günlerce biçare gezdim." Deyim değil sıfattır, doğrusu biçare şeklindedir.

Biçare Olmak:  

Çözüm yolu bulamamak, çaresiz kalmak. "İş yeri kapanınca tüm çalışanlar biçare oldu."

Biçilmiş Kaftan:  

Bir işin bir kimseye bütünü ile uygun olduğunu anlatmak için kullanırız. "Öğretmenlik, sizin için biçilmiş kaftan."

Biçim Almak:  

Biçimlenmek, belli bir biçime girmek, şekillenmek.

Biçimine Getirmek:  

Sırasını, fırsatını bulmak, punduna getirmek.

Bigâne Düşmek:  

Tanımaz, bilmez duruma gelmek, yabancı olmak, yabancılaşmak. "Kendi memleketimde bigâne düşmeye başladığımı fark ettim."

Bigâne Kalmak:  

İlgisiz kalmak. "Devlet, vatandaşın dertlerine bigane kalamaz."

Bihaber:  

Haberi olmayan, habersiz, bilgisiz. Doğrusu bihaber şeklindedir.

Bıkıp Usanmadan:  

Bıkkınlık yaşamadan, bezmeden, yılmadan. "Bıkıp usanmadan ders çalıştı ve birinci olmayı başardı."

Bıkıp Usanmak:  

Çok bezmek, yılmak. "Senin işlerinden bıkıp usandım artık."

Bıkkınlık Gelmek:  

Bıkmak, usanmak, bunalmak.

Bıkkınlık Vermek:  

Bir şeyi sürekli tekrarlayarak karşısındakini usandırmak.

Bilardo Salonu:  

Bilardo oynanan oyun salonu.

Bildiğinden Kalmamak:  

Hiçbir etkiye aldırış etmeyerek doğru bildiği davranışı sürdürmek. "Köfte yaparken bildiğinden kalmaz, kendi tarifine göre yapar."

Bildiğinden şaşmamak:  

Hiçbir etkiye aldırış etmeyerek doğru bildiği davranışı sürdürmek. "Köfte yaparken bildiğinden şaşmaz, kendi tarifine göre yapar."

Bildiğini Okumak:  

Kim ne derse desin, istediği gibi davranmak. ”Bildiğini okumaya devam edersen, sonunda zarar görmen muhakkak olacak.”

Bildiğini Yapmak:  

Verilen öğütlere aldırmayıp tutumunu sürdürmek. "Herkesi dinlerdi, ama yine de bildiğini yapardı."

Bildiğini Yedi Mahalle Bilmez:  

Bir kimsenin çok kurnaz, çokbilmiş olduğunu anlatan bir söz. "Halam bizim işi halleder, onun bildiğini yedi mahalle bilmez."

Bildik Çıkmak:  

Birbirlerini eskiden bildiklerini veya ailece tanıştıklarını anlamak.

Bildim Bileli:  

Öteden beri, eskiden beri.

Bıldırcın Gibi:  

Kısa boylu, dolgunca, alımlı. (kadın)

Bile Bile:  

Bilerek, isteyerek. "Bile bile geç kaldı."

Bile Bile Lâdes:  

Bile bile aldınmış görünme, öyle gerektiği için kötü bir durumu kabullenme. ”Ağaçları kesmesine bile bile lâdes dedim.”

Bile İsteye:  

Bilerek ve isteyerek. "Bile isteye bu işe girdin, biz seni çok uyardık."

Bileğinde Altın Bileziği Olmak:  

Kazanç sağlayan bir mesleği, sanatı olmak, kolunda altın bileziği olmak. "Onun bileğinde altın bileziği var, aç kalmaz."

Bileğine Güvenmek:  

Gücüne ve yeteneklerine güvenmek.

Bileğinin Gücüyle:  

Kendi gücü ve kendi çalışması ile. "Bu takım bileğinin gücüyle şampiyon oldu."

Bileğinin Hakkıyla:  

Kendi gücü ve kendi çalışması ile. "Bu takım bileğinin hakkıyla şampiyon oldu."

Bileğinin Kuvvetiyle:  

Kendi gücü ve kendi çalışması ile. "Bu takım bileğinin kuvvetiyle şampiyon oldu."

Bileğinin Zoruyla:  

Kendi gücü ve kendi çalışması ile. "Bu takım bileğinin zoruyla şampiyon oldu."

Bilek Gibi:  

Gür, kalın. (saç veya akarsu)

Bilek Kuvveti:  

Kol kuvveti.

Bilemedin:  

En çok, en fazla. "Elli kişi, bilemedin elli beş kişi ancak olur."

Bilemediniz:  

En çok, en fazla. "Elli kişi, bilemediniz elli beş kişi ancak olur."

Bilet Kesmek:  

1- Bileti koparıp alıcıya vermek, bilet satmak. 2- İşine son vermek, işten uzaklaştırmak, ayırmak.

Biletini Kesmek:  

1- ölümüne karar vermek. 2- İşine son vermek, işten uzaklaştırmak, ayırmak.

Bilfiil İşgal:  

Bir yeri askerle zapt edip yerleşme.

Bilgi Almak:  

Bir durumu öğrenmek, bilgi edinmek. "Bilgi almak için yarın belediyeye gideceğim."

Bilgi Edinmek:  

Bir durumu öğrenmek, bilgi almak. "Bilgi edinmek için yarın belediyeye gideceğim."

WhatsApp