D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Kalbi Olmamak:

Acıma duygusundan yoksun, acımasız olmak. "Bu çocuğa eziyet ediyorsunuz. Kalbiniz yok mu sizin?"

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Benden Günah Gitti:  

Ben bildiğim şeyleri söyledim, yapılabilecekleri yaptım. Sözlerimi dinlemez, bildiğini yaparsa ortaya çıkacak kötü sonuçtan ötürü kendimi suçlu hissetmem. "Benden günah gitti, başınız bir şey gelirse karışmam."

Benden Paso:  

"Benim yapabileceğim ancak bu kadar." anlamında kullanılan bir söz.

Benden Söylemesi:  

Ben bildiğim şeyleri söyledim, yapılabilecekleri yaptım. Sözlerimi dinlemez, bildiğini yaparsa ortaya çıkacak kötü sonuçtan ötürü kendimi suçlu hissetmem. "O eline ne geçerse atar, benden söylemesi."

Bendeniz Cennet Kuşu:  

Kendini tanıtırken kullanılan bir deyim.

Beni Benden Almak:  

Bir şey çok etkilemek. "Filmin son sahnesi beni benden aldı."

Beni Taşıyamaz:  

1- "Masraflarımı karşılayamaz" anlamında söylenir. 2- "Beni çekemez, başarılarımı kıskanır, komplekse girer" anlamında kullanılır.

Beni Tilki Yiyeceğine Aslan Yesin:  

Kötülüğün bile soylu bir kimseden gelmesi yeğdir.

Benim Diyen:  

Kendine güvenen, güçlü olduğuna inanan. "Usta benim diyen çıksın yapsın."

Benim İki Gözüm:  

Değer verilen kişiye, gönül okşayıcı bir söz olarak kullanılır. "Sen elbette geleceksin benim iki gözüm."

Benliğe Düşmek:  

Kendine fazlaca güvenmek. "Benliğe düşmen hata yapmana da sebep olur."

Benliği Yoğurmak:  

Kişiliği oluşturmak.

Benliğin Taşması:  

Kişilik duygusu ve benlik bilincinin çokluğu.

Benliğin Uçuvermesi:  

Kişilik bilincinin kaybolması.

Benliğinden Çıkmak:  

Artık kendine benzemez olmak. "Son yaşadıkları benliğinden çıkmasına yol açtı."

Benliğine İşlemek:  

Kişiliğinin bir özelliği olmak. "Kıskançlık senin benliğine işlemiş."

Benliğini Sarsmak:  

Tüm varlığını karmakarışık etmek. "Yaşanan olay hepimizin benliğini sarstı."

Benliğini Yitirmek:  

Kişilik duygusunu ve benlik bilincini yitirmek. "Benliğini yitirmiş birisinin topluma faydası olamaz."

Benlik Dâvası:  

Önde görünmek, her şeyde söz sahibi olmak, her şeyi kendi düşüncesine uydurmak, hep dediğini yaptırmak çabası ve tutkusu. ”Benlik dâvası güden insanlar bir yere varamazlar.”

Benzetmek Gibi Olmasın:  

Kötü bir sona uğramış birinden veya bir şeyden söz ederken, ona benzetilen kimse veya şey için kötü bir duygu beslenilmediğini anlatan bir söz.

Benzi Atmak:  

Bir sebepten ötürü ansızın yüzünün rengi sararmak, solmak. ”Askerleri karşısında görünce benzi attı.”

Benzi Geçmek:  

Gücünü yitirmek, sağlık sorunu olmak, benzi solmak.

Benzi Kanlanmak:  

Sağlıklı duruma gelmek, canlanmak.

Benzi Kül Gibi Olmak:  

Yüzünden kan çekilmek, yüzü sararmak.

Benzi Sararmak:  

Yüzünün rengi solmak.

Benzi Solmak:  

Gücünü yitirmek, sağlık sorunu olmak.

Benzi Uçmak:  

Bir sebepten ötürü ansızın yüzünün rengi sararmak, solmak. "Bir anda polisi bahçede görünce benzi uçtu."

Benzin istasyonu:  

Taşıtlar için benzin, mazot, motor yağı gibi maddelerin satıldığı ve bâzı küçük bakımların yapıldığı yer, servis istasyonu, benzinci, benzinlik.

Benzinde Kan Kalmamak:  

Kansızlık sebebiyle yüzü sararmak.

Benzine Kan Gelmek:  

Sağlıklı duruma gelmek, canlanmak.

Beraat Etmek:  

Temize çıkmak, aklanmak, suçsuzluğu anlaşılmak. "Son davadan da beraat ettiği için mutluydu."

Beraati Zimmet Asıldır:  

"Tersi kanıtlanmadıkça insanların suçsuz sayılmaları gerekir." anlamında kullanılan bir söz.

Beraatizimmet Asıldır:  

"Tersi kanıtlanmadıkça insanların suçsuz sayılmaları gerekir." anlamında kullanılan bir söz.

Beraatızimmet Asıldır:  

"Tersi kanıtlanmadıkça insanların suçsuz sayılmaları gerekir." anlamında kullanılan bir söz.

Berabere Kalmak:  

1- Oyunda, yarışmada takımlar aynı sayıyı alıp denk gelmek. "Bizim takım bu maçta berabere kaldı." 2- Başa baş gelmek. "Yine berabere kalacağız gibi geliyor."

Berat Gecesi:  

Kamer aylarında Şabanın 15. gecesine rastlayan kandil gecesi.

Berbat Etmek:  

1- Kötü duruma getirmek. "Yağmur bahçeyi berbat etti." 2- Bozmak. "Tüm planlarımızı berbat ettin."

Berbat Eylemek:  

1- Kötü duruma getirmek. "Yağmur bahçeyi berbat eyledi." 2- Bozmak. "Tüm planlarımızı berbat eyledin."

Berbat Olmak:  

1- Kötü duruma gelmek. "Bu ödev gerçekten berbat oldu." 2- Kirlenmek. "Yeni gömleğim berbat oldu." 3- Bozulmak. "Ekonomi berbat olmuş, halk sıkıntıda."

Bereket ki:  

"İyi ki, Allah'a şükür ki" anlamında kullanılan bir söz. "Bereket ki kablolarda elektrik yokmuş, yoksa çarpılacaktım."

Bereket Versin:  

1- “Allah size bol kazanç versin” anlamında iyi dilek sözü. 2- Çok şükür ki iyi ki (hoşnutluk anlatır). ”Bereket versin ki ona bir şey olmamış.”

Bereket Versin ki:  

"İyi ki, Allah'a şükür ki" anlamında kullanılan bir söz. "Bereket versin ki kablolarda elektrik yokmuş, yoksa çarpılacaktı."

Bereketli Ola:  

Yemek yemekte olanlara veya ürünleri devşirenlere söylenen iyi dilek sözü.

Berhava Etmek:  

Havaya uçurmak.

Berhudar Ol :  

Ömrün uzun olsun, iyi günler göresin, anlamına gelir. "Ne zaman dedemin elini öpsem, bana berhudar ol yavrum der."

Berhudar Ol!:  

"İyi günler göresin." anlamında kullanılan bir iyi dilek sözü.

Bertaraf Etmek:  

Ortadan kaldırmak, gidermek. "Rakiplerini bertaraf etmek için hileler yapıyor."

Beş Aşağı Beş Yukarı:  

Çok az fark olarak, kararlaştırılmak istenen sayıdan, ölçüden bir miktar az veya çok olarak. ”Beş aşağı beş yukarı bir kg. çeker bu tavuk.”

Beş Aşağı Beş Yukarı Uyuşmak:  

Pazarlıkta iki tarafın da fedakarlığı ile uyuşmak.

Beş Duyu:  

Dokunma, görme, işitme, koklama, tat alma duyuları.

Beş Kardeş:  

Şamar, tokat. (genelde şaka sözüdür)

Beş Para Almamak:  

Hiç para almamak. "Beş para almadan tamir etti çeşmeyi sağ olsun."

Beş Para Etmemek:  

İşe yaramaz, fayda sağlamaz, hiçbir değeri yok. "Beş para etmez insanlarla beni muhatap etme."

Beş Para Etmez:  

Değersiz, işe yaramaz, fayda sağlamaz, hiçbir değeri yok. "Beş para etmez insanlarla beni muhatap etme."

Beş Paralık Etmek:  

Zor durumda bırakmak, dile düşürmek, rezil etmek. "Herkesin içinde onu beş paralık etti."

Beş Paralık Olmak:  

İtibarsız, değersiz duruma düşmek. Gözden düşmek, alçalmak, kusurları açığa çıkmak, rezil olmak. "Beş paralık olan itibarımızı kurtarman lazım."

Beş Parasız Kalmak:  

Harcayacak parası olmamak. "Beş parasız kalınca iş aramaya çıkmış."

Beş Parmak Bir Olmaz:  

İnsanların karakterde birbirine benzememesi doğal bir haldir.

Beşer Kudretinin Üstünde:  

İnsanların yapamayacağı şeyler.

Beşer Şaşar:  

"İnsan her zaman yanılabilir." anlamında kullanılan bir söz.

Beşiğini Sallamak:  

Çocukluğundan veya çok eskiden tanımak, büyümesine hizmet etmek.

Beşik Gibi Sallanmak:  

Çift yönlü (ileri geri, sağa sola vb.) hareket ederek yerinden oynamak, sarsılmak. "Dün geceki depremde ilçe beşik gibi sallandı."

Beşik Kertiği:  

Daha beşikte iken anası babası tarafından nişanlanmış.

Beşik Kertmesi:  

Daha beşikte iken anası babası tarafından nişanlanmış.

Beşik Salıncak:  

Bayram ve panayır yerlerinde kurulan ve birçok kişiyi birden alabilen salıncak.

Beşikle Mezar Arasında Atılmış Ömür Köprüsü:  

Doğuştan ölünceye kadar geçen zaman.

Beşiklik Etmek:  

Beşiklik görevini yapmak.

Beşikten Mezara Kadar:  

Bütün hayatı boyunca, ölünceye kadar.

Beşinci Kol:  

Bir ülkede el altından düşman hesabına çalışanlar.

Besiye Çekmek:  

Hayvanı semirtmek için beslemek.

Besle Büyüt Danayı, Tanımaz Olsun Anayı:  

Büyüdükten sonra yakınlarını beğenmeyen, onlarla ilgilenmeyen kimseler için alay yollu olarak kullanılır.

Besledik Büyüttük Danayı, Tanımaz Oldu anayı:  

"Onu yetiştiren biziz ama şimdi yüzümüze bakmıyor" anlamında.

Besleme Gibi:  

Giydiğini kendine yakıştıramayan (kız). "Ben bu okul kıyafetleriyle besleme gibi oldum."

Beşlik Simit Gibi Kurulmak:  

Kendini bir şey sanarak bir yere yayılıp oturmak. "Ben çalışayım, sen evde beşlik simit gibi kurul."

Besmele Çekmek:  

Bir işe başlarken "Bismillahirrahmanirrahim" sözünü söylemek.

Bet Bereket Kalmamak:  

Bolluğun, verimliliğin kalmaması, sona ermesi. "Yanımıza geldiği günden beri evin beti bereketi kalmadı."

Bet Bet Bakmak:  

Kötü yürekle bakmak.

Beterin Beteri Var:  

En kötü olandan da kötü olan var, anlamında kullanılır. "Üzülme, beterin beteri var."

Beti Benzi Atmak:  

Herhangi bir sebeple kanı çekilip yüzü solmak, korkmak. "Telefonuna gelen mesajı okuyunca beti benzi attı."

Beti Benzi Kalmamak:  

Yüzü sararıp solmak.

Beti Benzi Kireç Kesilmek:  

Herhangi bir sebeple kanı çekilip yüzü solmak, korkmak. "Telefonuna gelen mesajı okuyunca beti benzi kireç kesildi."

Beti Benzi Kül Kesilmek:  

Herhangi bir sebeple kanı çekilip yüzü solmak, korkmak. "Telefonuna gelen mesajı okuyunca beti benzi kül kesildi."

Beti Benzi Solmak:  

Herhangi bir sebeple kanı çekilip yüzü solmak, korkmak. "Telefonuna gelen mesajı okuyunca beti benzi soldu."

Beti Benzi Uçmak:  

Herhangi bir sebeple kanı çekilip yüzü solmak, korkmak. "Telefonuna gelen mesajı okuyunca beti benzi uçtu."

Beti Bereketi Gitmek:  

Çabuk tükenmek, bolluğun, verimliliğin kalmaması, kıtlaşmak. "Yanımıza geldiği günden beri, evin beti bereketi gitti."

Beti Bereketi Kaçmak:  

Çabuk tükenmek, bolluğun, verimliliğin kalmaması, kıtlaşmak, faydasını görememek. "Yanımıza geldiği günden beri, evin beti bereketi kaçtı."

Beti Bereketi Kalmamak:  

Çabuk tükenmek, bolluğun, verimliliğin kalmaması, kıtlaşmak, faydasını görememek. "Yanımıza geldiği günden beri, evin beti bereketi kalmadı."

Betine Gitmek:  

Ayıp saymak, kötü karşılamak, kendisine yedirememek. ”Senin yaptığın iş adamın çok betine gitti.”

Beton Gibi:  

1- Çok sağlam, dayanıklı, sert. 2- Güçlü.

Bey Belirsiz Meydan Issız:  

Orada Sözü Geçen Kimse Yok.

Bey Devesi Gibi Yan Gelip Geviş Getirmek:  

Çalışmadan yan gelip yatmak, tembellik etmek.

Bey Gibi Yaşamak:  

Bolluk içinde yaşamak. "Bu kadar parayla bey gibi yaşarsın."

Bey Oğlu Kulluk, Kul Oğlu Beylik:  

Zengin insanlar sürekli olarak aynı varlık ve bolluk içinde yaşamazlar. Fakir insanlar da aynı yoksulluk ve sıkıntı içinde kalmazlar. Her kişinin yaşam kalitesi her an değişebilir. Varlıklı insan dara düşüp yoksullaşabilir, yoksul insanlar da varlıklı ve zengin hale gelebilir.

Beyan edilmek:  

(olunmak): Anlatılmak, bildirilmek, söylenmek.

Beyan Etmek:  

Bildirmek, söylemek, ileri sürmek, anlatmak.

beyan eylemek:  

Beyan (eylemek, kılmak): 1. Bildirmek, anlatmak, söylemek: Söz uzun maksûdu kılalım beyan (Süleyman Çelebi). Ferdâ-yı beşer nedir beyân et (Abdülhak Hâmit).

Beyân-ı zarûret:  

: eski hukuk. Söylenmediği halde söylenmiş sayılan hüküm.

Beyâna tâbi:  

: Resmî makamlara bildirilmesi şart olan: “Beyâna tâbi mallar.”

Beyaz Bayrak Çekmek:  

Teslim olmak, pes etmek. "Beş saatlik direnişten sonra beyaz bayrak çektiler."

Beyaz Kitap:  

Bir soruyu aydınlatmak üzere bir kurum veya hükumetçe yayımlanan kitap.

Beyaz Kömür:  

Su gücünden faydalanılarak elde edilen elektrik.

WhatsApp