Bir Deyim Öğrenelim!
Yardım Ve Yataklık Etmek:
Yasa dışı eylemlerde bulunan kişileri barındırmak ve işledikleri suça destek olmak. "Arkadaşı da yardım ve yataklık etmekten gözaltına alınmış. "
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Baykuş Gibi:
Uğursuzluk getirdiğine inanılan kimse.
Baypas Ameliyatı :
(ing.a.t.i.) Kalpte tıkanmış bir damarın beslediği bölgeye kan akışını sağlamak için yapılan damar ekleme ameliyatı.
Baypas Etmek:
(Bir kimse, bir işte) Devre dışı bırakmak. [Yeni bir kullanımdır]
Baypas olmak:
Baypas ameliyatı geçirmek.
Bayrak Açmak:
1- Bir dava yolunda toplanmaya çağırmak. 2- Gönüllü asker toplamaya girişmek. ”Düşmana karşı yurdun dört bir yanında bayrak açan yurtseverler sonunda amaçlarına ulaştılar.”
Bayrak Gibi:
Kendini belli edecek bir biçimde.
Bayrak Olmak:
Önde olmak, sembolleşmek.
Bayrakaltı:
Ordu hizmeti, askerlik. "Bayrakaltı yapmadan bana kahramanlık taslama." , "Sen yiğit olsan bayrakaltından kaçmazdın." Doğrusu bayrakaltı şeklindedir, deyim değil isimdir.
Bayrakları Açmak:
Bağırıp çağırmak, hırçınlık etmek. "Yine yapacağını yapmış, bayrakları açmıştı."
Bayram Değil, Seyran Değil, Eniştem Beni Niye Öptü:
Gösterilen bu yakınlığın açık bir nedeni olmadığına göre gizli bir nedeni olmalı, anlamını taşır. "Anlayamadım ama bayram değil, seyran değil, eniştem beni niye öptü?"
Bayram Etmek:
1- Çok sevinmek, mutlu olmak. "Dersin boş geçeceğini öğrenince, öğrenciler bayram etti." 2- Doyasıya yemek, içmek, dinlemek, bakmak vb. şeyler yapmak. "Radyoyu açtım, kulaklarım bayram etti"
Bayram Geçtikten Sonra, Kınayı Götüne Yakmak:
Yapılmasını yapılması gerektiği zamanda yerine getirmemek veya "iş işten geçti" anlamında hakaret yollu söylenir.
Bayram Haftasını Mangal Tahtası Anlamak:
Sözü, konu ile hiçbir ilgisi olmayacak biçimde ters anlamak.
Bayram Havası Esmek:
Ortam neşeli, sevinçli bir duruma gelmek.
Bayram Koçu Gibi:
Gösterişli görünmek amacıyla aşırı biçimde süslenmiş olan. "Yine bayram koçu gibi geziyorsun."
Bayram Yapmak:
1- Çok sevinmek, mutlu olmak. "Dersin boş geçeceğini öğrenince, öğrenciler bayram yaptı." "Yarışmayı kazananlar bayram yaptı." 2- Doyasıya yemek, içmek, dinlemek, bakmak vb. şeyler yapmak. "Radyoyu açtım, kulaklarım bayram yaptı"
Bayramda Seyranda:
Seyrek olarak, arada sırada.
Bayramda Yediğin Hurmalar, Çıkarken Tırmalar:
Bir kimsenin yaptığı şeylerinin bedelini er geç ödeyeceğini anlatmak için kullanılır.
Bayramlık Ad:
Birisi tarafından hakaret yollu kullanılan sözün kendisine ait olduğunu bildirmek için kullanılır.
Bayramlık Ağzını Açmak:
Kaba konuşmak, küfretmek.
Baz Almak:
Esas veya temel olarak almak.
Bebecik:
(i.) Yaşı büyük olduğu halde çocuk gibi davranan kimse.
Bebek Beklemek:
Hâmile olmak.
Bebek Gibi:
1- Çok güzel (kadın, kız) 2- Bebeğe yakışır bir biçimde.
Bebeklik Etmek:
Çocukça davranışlarda bulunmak. "Bebeklik etmek sana hiç yakışmıyor."
Beddua Etmek:
İlenmek, kötülüğünü istemek, intizar etmek. "Haksız yere beddua etme."
Beddua Sinmek:
İlencin tutması yüzünden birinin işi sürekli ters gitmek.
Bedduası Tutmak:
İlenci yerine gelmek.
Bedduasını Almak:
Biri tarafından kendisine ilenilmek.
Bedel Ödemek:
1- Bir şeyin maddi karşılığını vermek. "Bu mobilya takımı için 7500 TL bedel ödemeniz gerekir." 2- Bir şeyi elde etmek için zorluk, sıkıntı çekmek. "Bu topraklar için atalarımız yeterince bedel ödemiş." 3- Yaptığı bir kusur veya tedbirsizliğin zararına uğramak. "Yaptığın bu saygısızlığın bedelini ödeyeceksin." 4- Askerlik yapmamak veya kısa süre yapmak için devlete para ödemek. "15 bin lira bedel ödemem gerekiyor."
Bedel Tutmak:
Kendi yerine askerlik yapması için birini para ile tutmak. "Bedel tutmak için yirmi altın teklif etmiş."
Bedel Vermek:
Askerlik yapmamak veya kısa süre yapmak için devlete para ödemek. "Bedel vermeyi kabul edersen, bedelli askerlik yaparsın."
Beden Dili:
Kişinin duygu ve düşüncelerini yüz ifadesi, beden duruşu, bakışı, hareketleri vb. yollarla anlattığı iletişim biçimi, vücut dili de denir. "Çocuğun bir sıkıntısı olduğu beden dilinden belli oluyor."
Beğenmeyen Kızını Vermesin:
Bir durumun beğenilmemesi karşısında, beğenmeyenin umursanmadığını anlatan bir söz. "Biz evi bu renge boyadık, beğenmeyen kızını vermesin."
Beğenmeyen Küçük Kızını Vermesin:
Bir durumun beğenilmemesi karşısında, beğenmeyenin umursanmadığını anlatan bir söz. "Biz evi bu renge boyadık, beğenmeyen küçük kızını vermesin."
Beka Bulmak:
Ölmezlik erdemine ulaşmak, ölümsüzleşmek.
Bekâr Kalmak:
1- Evlenmemek, evlenmemiş olmak. "Daha ne kadar süre bekâr kalmayı düşünüyorsun?" 2- Ölüm veya boşanma dolayısıyla eşini yitirmek. "Üç yıl önce bekâr kalmış."
Bekâr Odası:
Bekârların, taşradan gelen işçilerin kaldığı oda. "Uygun fiyata bir bekâr odası bulmuş."
Bekâr Yaşamak:
1- Evlenmemek, evlenmemiş olmak. "Daha ne kadar süre bekâr yaşamayı düşünüyorsun?" 2- Ölüm veya boşanma dolayısıyla eşini yitirmek. "Üç yıldan beri bekâr yaşıyor."
Bekârlık Sultanlıktır:
Bekârlığı evlilikten üstün göstermek isteyenlerin sözü. "Bekârlık sultanlıktır diyorsun, ama gördüğüm kadarıyla sefilleri oynuyorsun."
Bekçi Kalmak:
Koruyucu, gözcü, denetleyici olarak beklemek.
Bekçilik Etmek:
Bir şeyin başında durup onu korumak.
Bekle Yârin Köşesini:
Yakında gerçekleşeceği beklenmeyen umutlar için söylenen bir söz.
Bekleme Salonu Edebiyatı:
Sırf vakit geçirmek için okunan, fazla bir dikkat istemeyen değersiz kitaplar.
Beklemekten Ağaç Olmak:
Bir yerde, ayakta durarak uzunca bir süre beklemek. "Yarım saattir kapıda beklemekten ağaç olduk, gidelim bence."
Beklemeye Almak:
1- Herhangi bir şeyi kısa veya uzun bir süre ertelemek. 2- Telefonla yapılan iletişim sırasında karşı tarafı geçici bir süre bekletmek.
Bektaşi Şeyhi:
Bektaşi tarikatına bağlı kimselerin başkanı.
Bektaşi Sırrı:
Sımsıkı saklanan sır.
Bel Bağlamak:
Güvenmek, birisinin kendisine yardım edeceğine inanmak, inanıp arkasından gitmek. ”İnsanoğluna bel bağlanılmaz.”
Bel Bel Bakmak:
Aptal aptal bakmak, anlamadan bakmak.
Bel Kırmak:
Kırıtmak, salınmak.
Bel Vermek:
(Dik şeylerin) dışarıya doğru, (yatay şeylerin de) aşağıya doğru kamburlaşmak. ”Yeni ördüğümüz duvar bel verdi.”
Belâ Aramak:
Kavga çıkararak, önüne gelene çatarak ya da başka sebeplerle kendisi için tehlikeli bir durum oluşmasına yol açmak. ”Bırak sövmeyi, belâ mı arıyorsun başına?”
Bela Çıkarmak:
Herkese zararı dokunacak bir durum yaratmak, kavga çıkarmak. "Bu adam da bela çıkarmadan duramıyor."
Bela Getirmek:
Kötülüğe, felakete uğratmak.
Bela Kesilmek:
Birisine sıkıntı ve eziyet vermek, musallat olmak.
Bela Okumak:
Bir kimseye ya da bir şeye ilenmek. "Bela okuduğunu bir daha duymak istemiyorum."
Belalar Mübareği:
İstenilmeyen, kaçınılan bir durumun gerçekleştiği bildirilirken söylenen bir söz.
Belasını Aramak:
Ona buna çatarak, kavga ederek ya da benzer davranışlarda bulunarak kendisi için tehlikeli olacak bir durumun oluşmasına neden olmak. "Ondan uzak dur, belasını arıyor."
Belâsını Bulmak:
Kendi yol açtığı tehlikeli bir durumun içine düşmek, hak ettiği cezayı görmek. ”Adam nihayet belâsını buldu.”
Belaya Basmak:
Beklenmeyen kötü bir durumla karşılaşmak. "Ezbere gidiyoruz, inşallah bir belaya basmayız."
Belaya Bulaşmak:
Beklenmeyen kötü bir durumla karşılaşmak. "Durduk yerde belaya bulaştık."
Belaya Çatmak:
Beklenmeyen kötü bir durumla karşılaşmak. "Durduk yerde belaya çattık."
Belaya Denk Gelmek:
Beklenmeyen kötü bir durumla karşılaşmak. "Durduk yerde belaya denk geldik."
Belaya Düşmek:
Beklenmeyen kötü bir durumla karşılaşmak. "Durduk yerde belaya düştük."
Belaya Girmek:
Beklenmeyen kötü bir durumla karşılaşmak. "Durduk yerde belaya girdik."
Belaya Tutulmak:
Beklenmeyen kötü bir durumla karşılaşmak. "Durduk yerde belaya tutulduk." , "Ezbere gidiyoruz, inşallah bir belaya tutulmayız."
Belaya Uğramak:
Beklenmeyen kötü bir durumla karşılaşmak. "Durduk yerde belaya uğradık."
Belayı Berzah:
içinden çıkılması zor bela.
Belâyı Satın Almak:
Kendi davranışları yüzünden tehlikeyi üstüne çekmek. ”Köylülerle biraz daha uğraşırsak belâyı satın alacağız, haydi gidelim buradan.”
Beldei Tayyibe:
Medine şehri.
Belden Aşağı Vurmak:
Bir tartışmada cinsel ilişkileri ya da tercihleri öne sürerek üste çıkmaya çalışmak, kural dışı saldırmak.
Beleşe Konmak:
Bir şeyi emek harcamadan, para vermeden elde etmek.
Belge Almak:
Başarısızlık yüzünden öğretim kurumuyla ilişiği kesilmek.
Beli Açılmak:
Küçük abdestini tutamaz olmak.
Beli Bükük:
Güçsüz, zavallı.
Beli Bükülmek:
1- Yaşlılık yüzünden güçsüz kalmak, bir iş yapamaz duruma gelmek. 2- Üzüntü ve kederden ruhsal bir çöküntüye düşmek. ”İflas eden şu genç adamın bir yılda beli büküldü.”
Beli Çökmek:
Kamburlaşmak.
Belinden Gelmek:
Birinin dölü olmak.
Belini Bükmek:
Çaresizlik içinde bir şey yapamaz duruma sokmak. "Ekonomik kriz belimizi büktü."
Belini Doğrultmak:
Kötüye giden durumunu yeniden düzeltmek, güçlenmek, kaybettiği itibarını ve ekonomik gücünü yeniden kazanmak. ”Adam kısa zamanda belini doğrulttu.”
Belini Kırmak:
1- Birini bir şey yapamaz duruma getirmek. 2- Bir işin en güç tarafını yapmak. ”Tarlanın ortasından şu tümseği de kaldırdık mı işin belini kırmış sayılırız, artık gerisi kolay olacaktır.”
Belini Vermek:
Dayanmak, yaslanmak.
Belirli Belirsiz:
Çok az belli olan, zorlukla seçilebilen, duyulabilen anlamını taşır. "Belirli belirsiz bir karaltı onu takip ediyordu."
Belleğini Kaybetmek:
Hafızasını kaybetmek, akılda tutma yeteneğini kaybetmek.
Belli Başlı:
Başta gelen, başlıca, belirli, önemli anlamına gelir. "Toplantıya belli başlı kişiler çağrıldı."
Belli Belirsiz:
Çok az belli olan, zorlukla seçilebilen, duyulabilen anlamını taşır. "Belli belirsiz bir karaltı onu takip ediyordu."
Belsoğukluğuna Uğratmak:
Kaba bir işe veya bir söze gereksiz yere karışarak onun akışını sektirmek.
Bembeyaz Kesilmek:
Beklemediği bir durum karşısında beti benzi atmak. "Harcama belgelerini önüne koyunca bembeyaz kesildi."
Bembeyaz Olmak:
Beklemediği bir durum karşısında beti benzi atmak. "Harcama belgelerini önüne koyunca bembeyaz oldu."
Ben Hancı, Sen Yolcu:
“Özel ilişkilerimiz sürüp gittikçe senin bana işin düşer” ya da “Nasıl olsa yine karşılaşacağız” anlamında kullanılır. ”Demek şu küçük paketi götürmüyorsun, öyle olsun, ben hancı sen yolcu, bugünün yarını da vardır.”
Ben Hancı, Sen Yolcu Oldukça:
"Özel ilişkilerimiz sürüp gittikçe senin bana işin düşer" ya da "Nasıl olsa yine karşılaşacağız" anlamında kullanılır. "Demek şu küçük paketi götürmüyorsun, öyle olsun, ben hancı sen yolcu oldukça, bugünün yarını da vardır."
Ben Şahımı Bu Kadar Severim:
"Ben bundan daha çok özveride bulunamam." anlamında kullanılan bir söz. "İki yüz lira verebilirim, ben şahımı bu kadar severim."
Ben Sarhoş, Yolcu Sarhoş:
Herkesin garip bir tutum içinde bulunduğunu anlatmak için kullanılır. "Ben sarhoş, yolcu sarhoş devam ediyoruz, bakalım işin sonu nereye varacak."
Ben Şeyhimi Bu Kadar Severim:
"Ben bundan daha çok özveride bulunamam." anlamında kullanılan bir söz. "İki yüz lira verebilirim, ben şeyhimi bu kadar severim."
Bencil Olmak:
Kendi çıkarını, faydasını düşünerek hareket etmek, egoist olmak. "Bencil olman hiç hoş değil."
Bencillik Etmek:
Kendi çıkarını ve faydasını düşünerek hareket etmek, egoistlik etmek. "Bencillik etmen hiç hoş değil."
Bencillik Yapmak:
Kendi çıkarını ve faydasını düşünerek hareket etmek, egoistlik yapmak. "Bencillik yapman hiç hoş değil."
Bende O Göz Var mı?:
Ben buna inanacak denli budala mıyım, anlamında söyleriz. "Yarın okullar tatil mi olacak diyorsun. Bende o göz var mı?"
Benden Artan, Sana Girsin:
Kötü durumu ile alay eden kimselerin kendisinden daha da kötü duruma düşmesi dileği ile edilen beddua.