Bir Deyim Öğrenelim!
İçin İçin Kaynamak:
Aşırı heyecan, gözü peklik ve hareket içindeyken bunu belli etmemek. "Sunuculuk yapmak için ilk kez sahnedeydim ve için için kaynamaktaydım."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Başını Kaşımaya Zamanı Olmamak:
Arada en ufak başka bir iş yapamayacak kadar sıkışık durumda bulunmak. "O kadar yoğun çalışıyor ki, başını kaşımaya zamanı yok."
Başını Kaşıyacak Vakit Bulamamak:
Çok meşgul olmak, yoğun çalışmaktan başka bir işi yapmaya hiç vakti olmamak. "O kadar yoğun çalışıyor ki, başını kaşıyacak vakit bulamıyor."
Başını Kaşıyacak Vakti Olmamak:
Çok meşgul olmak, başka bir işi yapmaya hiç vakti olmamak. ”Bana yükleme o işi, çünkü başımı kaşıyacak vaktim yok.”
Başını Kaşıyacak Zaman Bulamamak:
Çok meşgul olmak, yoğun çalışmaktan başka bir işi yapmaya hiç vakti olmamak. "O kadar yoğun çalışıyor ki, başını kaşıyacak zaman bulamıyor."
Başını Kaşıyacak Zamanı Olmamak:
Arada en ufak başka bir iş yapamayacak kadar sıkışık durumda bulunmak. "O kadar yoğun çalışıyor ki, başını kaşıyacak zamanı yok."
Başını Koltuğunun Altına Almak:
Ölümü göze alarak bir işe girişmek.
Başını Kurtarmak:
1- Canını korumak. 2- Geçimini sağlayacak bir duruma gelmek.
Başını Nâra Yakmak:
1- Birini ağır, yıkıcı bir zarara uğratmak. "Adamın başını nâra yakmaktan da çekinmediler." 2- Kendi kendini bir zarara sokmak. "Ben onu çok uyardım, sonunda başını nâra yaktı."
Başını Öne Eğmek:
Çok utanmak, mahcup olmak. "Başını öne eğmiş kapıda bekliyordu."
Başını Ortaya Koymak:
Bir işe girişirken ölümü göze almak.
Başını Sallamak:
Anlasa da anlamasa da karşısındakinin her sözünü uygun bulur görünmek. "Her şeye başını sallayan insanlardan hiç hoşlanmam."
Başını Şişirmek:
Gürültü veya gevezelikle bir kimseyi huzursuz etmek. "Müziği son ses açmış, komşuların başını şişirmeye devam ediyor."
Başını Sokacak Yer Bulmak:
Yeterli olmasa da barınabileceği bir yere yerleşmek. "Büyük olması şart değil, yeter ki başımızı sokacak yer bulalım."
Başını Sokmak:
Barınacak bir yer bulmak.
Başını Taşa Vurmak:
Çok pişman olmak.
Başını Taşlara Çalmak:
Bir davranışından dolayı üzülüp dövünmek, fırsatı kaçırdığı için çok pişman olmak, çaresiz kalarak kahırlanmak. "Gelen teklifi kabul etmediği için başını taşlara çalıyor."
Başını Taşlara Vurmak:
Bir davranışından dolayı üzülüp dövünmek, fırsatı kaçırdığı için çok pişman olmak, çaresiz kalarak kahırlanmak. "Zamanında eve gidip hasta çocuğu doktora götürmediği için başını taşlara vuruyordu."
Başını Taştan Taşa Çarpmak:
Bir davranışından dolayı üzülüp dövünmek, fırsatı kaçırdığı için çok pişman olmak, çaresiz kalarak kahırlanmak. "Zamanında eve gidip hasta çocuğu doktora götürmediği için başını taştan taşa çarpıyordu."
Başını Taştan Taşa Vurmak:
Fırsatı kaçırdığı için çok pişman olmak, çaresiz kalarak kahırlanmak. ”Zamanında eve gidip hasta çocuğu doktora götürmediği için başını taştan taşa vuruyordu.”
Başını Toplamak:
Saçını toplayıp başına bir düzen vermek.
Başını Uçurmak:
Kafasını keserek koparmak, kellesini uçurmak. "Tek hamleyle horozun başını uçurdu."
Başını Vermek:
Bir ideal uğrunda kendini feda etmek, canını vermek. ”Yiğitler başını vermesiydi bu ülke düşmanlardan kurtulur muydu?”
Başını Yakmak:
Sıkıntılı bir duruma, belaya saplanmak.
Başını Yemek:
Bir kimsenin büyük zarar görmesine ya da ölmesine yol açmak. ”Ruhsuz herifler adamın başını yemek için yarışa giriştiler.”
Başının Altından Çıkmak:
Kötü bir şeyin, başka birinin gizli yönlendirmesiyle yapılması.
Başının Belası Olmak:
Sıkıntı, üzüntü, eziyet vermek. "Sen bu sınıfın başının belası mısın oğlum?"
Başının Çaresine Bakmak:
Kimsenin yardımı olmadan kendi işini kendi yapmak, kendini zor durumdan kurtarmak. ”Benden sana fayda yok, başının çaresine baksan iyi olacak.”
Başının Derdine Düşmek:
Başka bir şeyle ilgilenemeyecek kadar sıkıntılı, üzücü ve tehlikeli bir duruma çare bulmaya çalışmak. ”Adamın bize aldıracağı yok, baksana başının derdine düşmüş.”
Başının Etini Yemek:
Sürekli olarak, bıktırıncaya kadar, ısrarla birinden bir şey istemek; bu sebeple onu rahatsız edip üzmek. ”Tamam kızım, alacağız o oyuncağı, yeter başımın etini yediğin!”
Başının Gözünün Sadakası:
Başa gelecek bir belayı savmak veya önlemek için yapılan bağış, özveri.
Başının Üstünde Yeri Olmak:
1- Her zaman iyi karşılanmak, ağırlanmak. "Her zaman bekleriz, başımızın üstünde yeri var." 2- Bir düşünce veya davranışı uygun bulmak. "İstediğini yapabilirsin, başımın üstünde yerin var."
Başınız Sağ Olsun:
Bir yakını ölen kimseye "Siz sağ olun, üzüntünüzü paylaşıyorum." anlamında söylenir. "İyi bir insandı. Başınız sağ olsun." , "Babanız vefat etmiş, yeni öğrendim. Başınız sağ olsun."
Basıp Geçmek:
1- Önde gideni geçmek "Dayımın arabası biraz yavaşlayınca, biz de basıp geçtik." 2- Önem vermeyerek uğramamak. "Babanı basıp geçmene izin veremem."
Basıp Gitmek:
Aklına koyduğu şeyi yapmak amacıyla, o an bulunduğu yerden kimseye danışmadan ayrılmak. ”Öyle her aklına estiğinde basıp gidemezsin buradan.”
Basireti Bağlanmak:
Gerçeği göremez, iyi düşünüp kavrayamaz bir duruma düşmek. ”Öylece kalakaldım, ne yapacağımı bilemiyorum, basiretim bağlandı âdeta.”
Başka İşi Yok mu:
"Bu işe ne diye karışıyor, bu iş onu ilgilendirmez." anlamında kullanılan bir söz.
Başkasının Dümen Suyuna Gitmek:
Birinin huyuna göre davranmak, birine bağımlı olmak, birinin tuttuğu yolu izlemek, hemen her şeyde ona uyarak onun istediğini yapmak. "Başkasının dümen suyunda gidenler kişiliklerini bulamazlar."
Başkasının Ekmeğine Yağ Sürmek:
İstemese de başkasının işine yarayacak biçimde hareket etmek. eylemde bulunmak. "O işi bana vermemekle başkasının ekmeğine yağ sürdün sen."
Basket Yapmak:
Basketbolda sayı kazanmak.
Baskı Altına Almak:
Özgürlüğünü sınırlamak. "Askeri yönetim, halkı baskı altına almıştı."
Baskı Yapmak:
1- Bir işi yapmaya zorlamak. "Onunla parka gitmem için baskı yapıyordu." "Para vermesi için annesine baskı yapıyordu." 2- Oyuncunun rahat hareket etmesini engellemek. "Forvet oyuncularına baskı yaparsak gol yemeyiz."
Baskıda Kalmak:
Yağmur yağdıktan sonra toprağın üst kısmı sertleşerek tohumlar fidelenip toprak üstüne çıkamamak.
Baskın Basanındır:
İlk saldıran karlı çıkar, kazanır. "Baskın basanındır, haydi gidelim."
Baskın Çıkmak:
Üstünlüğünü göstermek, karşısındakini geçmek. ”Koşuda değil, ancak güreşte baskın çıkarım ona.”
Baskın Gelmek:
Üstünlüğünü ispat etmek, karşısındakini geçmek. "Araba kullanma konusunda hayli baskın geldi." "Matematikte sınıf içinde her zaman baskın gelirdi."
Baskın Vermek:
Ani ve habersiz girmek, saldırıda bulunmak.
Baskın Yapmak:
1- Suç işlendiği ya da suçluların bulunduğu sanılan bir yere ansızın girmek. 2- Düşmana ansızın saldırmak. 3- Ansızın konuk gelmek.
Baskına Uğramak:
1- Düşmanın beklenmedik bir saldırısıyla karşılaşmak. 2- Bir yerde suçüstü yakalanmak. 3- Beklenmedik bir zamanda konuklar gelmek.
Başköşeye Kurulmak:
Saygın kişilere ve büyüklere ayrılan yere oturmak.
Başlama:
"Hoş olmayan bir söz veya davranışı tekrarlama!" anlamında kullanılan bir söz.
Başlangıç Almak:
Bir işi, bir dönemin, başladığı nokta veya tarih olarak kabul etmek, belirtmek. "20 Nisan tarihini başlangıç alıp hesap yapalım."
Başlangıç Tutmak:
Bir işi, bir dönemin, başladığı nokta veya tarih olarak kabul etmek, belirtmek. "20 Nisan tarihini başlangıç tutup hesap yapalım."
Başlı Başına:
Kendi başına, tek başına. "Ev hanımlığı da başlı başına bir meslektir."
Başlık Almak:
Bazı bölgelerde, evlenirken kızın babası oğlanevinden para veya mal almak.
Başlık Vermek:
Bazı bölgelerde, evlenirken kızın babasına oğlanevi tarafından para veya mal vermek.
Basmakalıp:
Üzerinde etraflıca düşünmeden, sırf taklide dayanılarak yapılan. "Basmakalıp laflarla bana nasihat verme."
Başparmağı Oynamamak:
Parasını harcamaya kıyamamak. Bir kimsenin cimri olduğunu anlatmak için söylenir.
Başrolü Oynamak:
En önemli, en etkili durumda olmak. "Ünlü oyuncunun bu dizide başrolü oynaması bekleniyor."
Başsağlığı Dilemek:
Ölen bir kimsenin yakınlarını ziyaret ederek ilgi ve yakınlık belirten sözler söylemek.
Başsağlığında Bulunmak:
Ölen bir kimsenin yakınlarını ziyaret ederek ilgi ve yakınlık belirten sözler söylemek, başsağlığı dilemek.
Başsız Bırakmak:
1- Yöneticisiz bırakmak. 2- Büyüğünü yitirmesine sebep olmak.
Başsız Kalmak:
1- Yöneticisi, başkanı bulunmamak. 2- Büyüğünü yitirmek.
Başta Bulunmak:
Bir işin yöneticisi olmak. "Bu şirkette de bir süre başta bulundum." , "Çalıştığım şubede başta bulunan kişiyi tanıyor musun?"
Başta Gelmek:
Önde olmak, üstün durumda olmak.
Başta Gitmek:
En ileri durumda bulunmak.
Başta Taşımak:
Çok saygı göstermek.
Baştan Aşağı:
Tamamıyla, hepsi, bütünüyle. ”Evi baştan aşağı boyadılar.”
Baştan Aşmak:
Pek çok olmak, pek çoğalmak. Bunaltacak kadar çok olmak.
Baştan Ayağa:
Tümü, bütünü, bir uçtan öbür uca kadar. "Baştan ayağa kahramanlıkla dolu bir ordu vardı." "Bu evi baştan ayağa temizlememiz gerekiyor."
Baştan Ayağı:
Tümü, bütünü, bir uçtan öbür uca kadar. "Baştan ayağı kahramanlıkla dolu bir ordu vardı." "Bu evi baştan ayağı temizlememiz gerekiyor."
Baştan Başa:
Tamamıyla, hepsi, bütünüyle. "Evi baştan başa boyadılar." , "Bu sayfayı baştan başa yaz."
Baştan Çıkarmak:
1- Kötü yola sürüklemek, doğru yoldan saptırmak. "Onu baştan çıkarıp sigaraya alıştırmışlar." 2- Karşı cinsi bir ilişkiye ikna etmek. "Seni baştan çıkarmaya çalıştığını düşünüyorum."
Baştan Çıkartmak:
1- Kötü yola sürüklemek, doğru yoldan saptırmak. "Onu baştan çıkartıp sigaraya alıştırmışlar." 2- Karşı cinsi bir ilişkiye ikna etmek. "Seni baştan çıkartmaya çalıştığını düşünüyorum."
Baştan Çıkmak:
Ahlakı bozulmak, doğru yoldan ayrılıp uygunsuz işlere yönelmek.
Baştan Kara Etmek:
Batma tehlikesi karşısında, gemi başını karaya vurup oturmak.
Baştan Kara Gitmek:
Sonunu düşünmeyerek, hatta sonucun kötü olduğunu bildiği hâlde hesapsız, batarcasına bir yol tutmak; felâkete doğru gitmek. ”Bu baştan kara gittiğin hayata artık bir son vermelisin.”
Baştan Savma:
Üstün körü, özen gösterilmeden, gelişi güzel. ”Yaptığın işin tamamen baştan savma olduğu ne kadar açık.”
Baştan Savmak:
Uydurma sebeplerle bir şey isteyeni yanından uzaklaştırmak, aldatmak, defetmek, kurtulmak. "İşimi hala halletmedi, bir haftadır beni baştan savıyor."
Bastığı Yerde Ot Bitmez:
Gittiği yere uğursuzluk götürür, gittiği yerin bereketini kurutur. "Bastığı yerde ot bitmez diye benimle alay eder oldular." , "O uğursuzdan hayır bekleme, onun bastığı yerde ot bitmez."
Bastığı Yeri Bilmemek:
1- Çok fazla sevinmek. 2- Dengesiz hareketlerde bulunmak, durumunu kontrol edememek, şaşkınlıktan nerede olduğunu bilememek. ”Eşinin ölümünden sonra bastığı yeri bilmez bir adam oldu.”
Bastığı Yeri Görmemek:
Dikkatsiz ve tedbirsiz hareket etmek, yaptığından haberi olmamak. Ben böyle acele acele ve bastığım yeri görmeden koşarken… (Ahmet H. Tanpınar)
Bastığı Yeri Titretmek:
Çok kuvvetli olmak, hükmünü yürütmek. Fakat kendisi gibi bastığı yeri titreten bir kadın için bu türlü dolambaçlı yolları ihtiyar etmek bir küçüklük, bir tenezzüldü. (Sâmiha Ayverdi)
Baston (kazık) Yutmuş Gibi:
Dimdik duran, yürüyen kimsenin durumu. ”Baston yutmuş gibi ortalıkta dolaşıp da asabımı bozma!”
Baston Gibi:
Dimdik (duran, oturan, yürüyen) kimsenin durumu. "Baston gibi ortalıkta dolaşıp da asabımı bozma!"
Başvurmak:
1- Bir işin yapılması için bir kimsenin ya da bir kurumun aracılığını istemek. "Yapılan haksızlığın düzeltilmesi için mahkemeye başvurduk." 2- Bilgiye ulaşmak için ansiklopedi, sözlük gibi bir kaynağı kullanmak. "Bu sözcüğün anlamını öğrenmek için bir sözlüğe başvurmalısın."
Bata Çıka:
Zor koşullar altında. "Otobüsümüz, çamurlu yolda bata çıka gidiyor."
Batağa Saplanmak:
İçinden çıkılması güç bir durumda olmak. "İki aydır iş bulamadım, kendimi batağa saplanmış gibi hissediyorum." "Maddi açıdan batağa saplandım."
Batarya Ateşi:
(ask.) Bir bataryadaki topların birden ateş etmesi.
Batıl İnanç:
Doğaüstü olaylara, gizli ve akıl dışı güçlere, kehanetlere aşırı derecede bağlı boş inanç, batıl itikat. "Söylediklerinin hepsi batıl inanç."
Batıl İtikat:
Doğaüstü olaylara, gizli ve akıl dışı güçlere, kehanetlere aşırı derecede bağlı boş inanç, batıl inanç.
Batkıya Uğramak:
Hüsranla karşılaşmak.
Battal Etmek:
Kullanılmaz bir hale getirmek.
Battı Balık Yan Gider:
“İşlerin kötü gittiğine, düzelmeyeceğine, bu konuda da umut kalmadığına göre artık istenildiği gibi davranılabilir, ne olursa olsun” anlamında kullanılır. ”Aldırma, üzülme artık, battı balık yan gider.”
Bayağı Gün:
Bayram ve tatil olmayan gün.
Bayağı Kaçmak:
Söz, davranış, giyiniş yakışmamak, uygunsuz olmak.
Bayburt Öküzü:
İri yarı olmakla beraber, hantal yapılı, aptal kimseler için söylenir.
Baygın Bakış:
Süzgün bakış.
Baygın Düşmek:
Çok yorulmak.
Baygınlık Geçirmek:
1- Bayılmak. 2- Çok heyecanlanmak, telaşlanmak. 3- Çok sıkılmak.
Bayırın Ayısı:
Kaba saba ve görgüsüz kimse.