D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Gülü Tarife Ne Hacet, Ne Çiçektir Biliriz:

Birinin uygunsuz özellikleri sayılırken bunların öteden beri bilindiğini anlatmak için söylenen bir söz. Kisi kendini methetmez, o işi başkalarına bırakır. Gülü tarife ne hacet, ne çiçektir bilinir." "Söylediklerinde haklısın, gülü tarife ne hacet, ne çiçektir biliriz."

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Bana Bak:  

"Beni dinle." anlamında kullanılan bir seslenme ve gözdağı sözü. "Bana bak Şemsi Efendi, haddini bil!"

Bana da ... Demesinler:  

Bir işin kesinlikle yapılacağını belirtmek için söylenen bir söz. "Ben o telefonu parçalamazsam bana da adam demesinler."

Bana da mı Lolo:  

Bir sözün, bir tutumun veya davranışın gerçek ve geçerli olmadığını, başkalarının söz konusu olayda aldanabileceğini ancak söz sahibinin aldanmayacağını, aldatılamayacağını belirten bir söz.

Bana Göre Hava Hoş:  

Bu durum beni yakından ilgilendirmiyor, benim için hepsi bir, öyle de olsa böyle de olsa benim için fark etmez, anlamında söyleriz. "Kararı sen ver, bana göre hava hoş." , "Bana göre hava hoş, size de gidebiliriz bize de."

Bana Kalırsa:  

1- Kanımca, düşünceme göre. "Bana kalırsa merdiven kullanalım derdim." 2- Elimden gelse, elimde olsa. "Bana kalırsa sizi evime sokmazdım."

Bana Kalsa:  

1- Kanımca, düşünceme göre. "Bana kalsa merdiven kullanalım derdim." 2- Elimden gelse, elimde olsa. "Bana kalsa sizi evime sokmazdım."

Bana Mısın Dememek:  

Aldırış etmemek, ona hiçbir şey etkili olmamak. "Sırtına o kadar yük vurdular, adam yine de bana mısın demedi."

Banda Almak:  

Bir sesi, ses cihazı ile bant üzerine kaydetmek. "Telefon konuşmasını banda almış."

Banda Çekmek:  

Sesleri ses alma makineleriyle bant üzerine tespit etmek. İzmir radyosunun raportörlerinden bir zat (…) işçilerin konuşmalarını banda almış. (Burhan Felek)

Banda Kaydetmek:  

Sesleri ses alma makineleriyle bant üzerine tespit etmek. İzmir radyosunun raportörlerinden bir zat (…) işçilerin konuşmalarını banda almış. (Burhan Felek)

Banka Gibi:  

Çok zengin (kimse). "Banka gibi adamsın, iki bin liranın lafı mı olur."

Bankaya Yatırmak:  

Bankadaki hesabına para koymak, biriktirmek. "Tüm birikimlerini bankaya yatırıyor."

Banko Geçmek:  

Yarışlarda, toto, loto vb. oyunlarda, bir atın veya sayının kesin olarak tutturulacağını tahmin edip işaretlemek.

Banliyö Treni:  

Şehir merkezi ve şehir dışı bölgeler arasında işleyen tren. "Banliyö trenlerinin yerini metro ve tramvaylar alıyor."

Bant Çözmek:  

Manyetik bir bant üzerine alınmış sesleri yazıya aktarmak, deşifre etmek.

Bant Doldurmak:  

Bir banda ses kaydetmek.

Banyo Almak:  

Banyo almak deyimi Fransızca’dan tercüme yoluyle dilimize girmiştir.

Banyo Etmek:  

Filim ve bunun gibi şeyleri ilâçlı suda yıkamak.

Banyo Yapmak:  

Yıkanmak.

Bar Bağlamak:  

Kir tutmak, kirlenmek, kireç tutmak. "Sürahi yıkanmaya yıkanmaya dibi bar bağlamış."

Bar Kadını:  

1- İçkili eğlence yerlerinde çalışan, müşteriyi oyalamakla görevli kadın. 2- (mec.) Ahlâken düşük kadın.

Bar Tutmak:  

1- Bar oynamak için hazırlanmak ve oyuna başlamak. 2- Kir tutmak, kirlenmek, kireç tutmak. "Sürahi yıkanmaya yıkanmaya dibi bar bağlamış."

Baraj Ateşi:  

(ask.) Düşmana karşı aynı anda açılan yaylım ateşi.

Baraj Kurmak:  

(Futbolda doğrudan doğruya kaleye yapılan vuruşları önlemek için oyuncular) Belirli bir uzaklıkta kale önünü kapatacak şekilde sıralanmak.

Barajı Aşmak:  

Herhangi bir sebeple konulmuş olan koşulu yerine getirip başarı sağlamak. "Seçim barajını aşamayacağı belli."

Barajı Geçmek:  

1- Baraj olarak konan sınavı kazanmak, gerekli notu almak. 2- Bir engeli geçmek.

Barbarca:  

(sf. ve zf.) Bir barbara yakışır tarzda, kabaca, zâlimce, vahşîce.

Bardağı Taşıran Damla:  

Sabır tüketen aşırı davranış veya durum. "Yaptığın bu hata, bardağı taşıran damla oldu." "Bardağı taşıran damladan sonra sert tepki aldı."

Bardağı Taşıran Son Damla:  

Sabır tüketen aşırı davranış veya durum. "Yaptığın bu hata, bardağı taşıran son damla oldu." , "Bardağı taşıran son damladan sonra sert tepki aldı."

Bardağı Taşırmak:  

Sabretme gücünü tüketmek. "Bir de hakaret etmeye başlayınca bardağı taşırdı." , "Kardeşine dikkat et, bardağı taşırmak üzere."

Bardağı Taşırmamak:  

Sabretme gücünü tüketmemek, hatalı bir davranışta fazla ileri gitmemek. "Kendine dikkat et! Bardağı taşırmamaya çalış." "Bardağı taşırmamak için çenemi kapattım."

Bardaktan Boşalırcasına Yağmak:  

Çok şiddetli yağmur yağmak. "Birden bardaktan boşalırcasına yağmaya başladı." , "Bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyor, biraz bekleyip öyle çıkalım." Deyim tüm kitaplarda Bardaktan boşanırcasına yağmak şeklinde geçmektedir.

Bardaktan Boşanırcasına Yağmak:  

Çok şiddetli yağmur yağmak. "Birden bardaktan boşanırcasına yağmaya başladı." , "Bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor, biraz bekleyip öyle çıkalım."

Bareme Geçmek:  

Barem sisteminin uygulandığı bir memûriyete geçmek.

Bareme Girmek:  

Barem sisteminin uygulandığı bir memûriyete girmek.

Barhana Gibi:  

Gereğinden pek büyük (ev). "Barhana gibi bir eve gerek yoktu."

Barış Görüş Olmak:  

Her türlü dargınlığı unutarak barışmak.

Barışık Olmak:  

Sevecen ve hoşgörülü davranmak. "Bu çocuklara karşı barışık olmalısın."

Barut Fıçısı:  

Her an karışıklık, kavga ve savaşın çıkacağı yer. ”Nereden çıktığı belli olmayan bir ses, meydanı bir anda barut fıçısına döndürdü.”

Barut Fıçısı Gibi:  

1- Çok kızgın, sinirli (kimse) 2- Kavgaya yol açacak (durum).

Barut Gibi:  

1- Öfkeli, huysuz, sert, aksi kimse. 2- Çok ekşi. 3- Acı.

Barut Kesilmek:  

Çok öfkelenmek, kızmak, sinirlenmek. ”Elektriği bağlanmayan adam barut kesilmiş, etrafa bağırıp duruyordu.”

Barut Kokusu Gelmek:  

Savaş tehlikesi hissetmek.

Barut Olmak:  

Çok öfkelenmek, kızmak, sinirlenmek. "Elektriği bağlanmayan adam barut olmuş, etrafa bağırıp duruyordu. , "Sürekli kesilen internet, barut olmam neden oldu."

Barutla Oynamak:  

Tehlikeli işlerle uğraşmak.

Barutu Bitmek:  

Dayanacak gücü, malzemesi kalmamak.

Bas:  

Defol, haydi git. Boş ver arkadaş! Vazgeç! Hadi bas git! (Sait Fâik).

Baş Açık, Yalın Ayak:  

Telaş dolayısıyla, giyilecek şeyleri giymeden, perişan kılıkta.

Baş Açmak:  

Bir işi büyük bir istekle yapmak için devinmek.

Baş Ağrısı:  

Varlığı tedirginlik verici şey, rahatsız edici kimse. ”Sen ne baş ağrısı bir adammışsın meğer!”

Baş Ağrıtmak:  

Yerli yersiz konuşarak, gereksiz sözler söyleyerek, çok konuşarak birisini rahatsız etmek. ”Baş ağrıtmakta üstüne yoktur senin.”

Baş Alamamak:  

Çok uğraştıran bir konudan kurtulup da vakit ve fırsat bulamamak. ”Şu çocuklarla uğraşmaktan baş alamıyorum ki sana geleyim.”

Baş Almamak:  

İçinde bulunduğu zor durumdan kendisini kurtaramamak. "Babam, işinden baş alamadığı için eve çok geç geliyor."

Baş Aşağı Düşmek:  

Kişiliğinden kaybederek toplum içindeki durumu sarsılmak.

Baş Aşağı Etmek:  

Tersine çevirmek.

Baş Aşağı Gelmek:  

Tepesi üstü düşmek.

Baş Aşağı Gitmek:  

Sürekli kötüleşmek, zarar görmek. ”Baş aşağı giden işlerinin önünü alamadı bir türlü.”

Baş Bağlamak:  

1- Evlilik öncesi biriyle sözlenmek, nişanlanmak. "Bu kızın başı bağlı, boşuna gelip istemesinler." 2- Buğdayda başak vermek. 3- Birine ya da bir şeye çok bağlanmak, intisap etmek. 4- Başına bir örtü örtmek.

Baş Başa Bırakmak:  

Birinin, bir şeyle veya bir kimseyle yalnız kalmasını sağlamak.

Baş Başa Kalmak:  

Biriyle yalnız kalmak, iki kişi bir arada yalnız kalmak. ”Misafirler gittikten sonra baş başa kaldılar.”

Baş Başa Olmak:  

Birlikte bulunmak, beraber yaşamak.

Baş Başa Vermek:  

Birbirinin düşüncesinden yararlanmak üzere birkaç kişi toplanıp bir konuyu görüşmek, bir konuda dertleşmek. ”Bu sorunu ancak baş başa vermekle çözebiliriz.”

Baş Belâsı:  

Sürekli rahatsız eden, yük olan, bir kimseye musallat olup sıkıntı veren ve uzaklaştırılamayan kişi ya da şey. ”Şu baş belâsı adamı uzaklaştırırsanız sevindirirsiniz beni.”

Baş Beyin Kalmamak:  

1- Gürültüden ya da çok konuşanı dinleme zorunluluğu dolayısıyla kafası pek yorulup rahatsız olmak. 2- Kafası şişmek. 3- Sıkıntılı durumlara çare araya araya düşünme gücünü yitirmek.

Baş Bulmak:  

Kazanç bırakmak.

Baş Bulmamak:  

Satılacak şey için müşterinin önerdiği fiyat, kazanç sağlayacak ölçüde olamamak.

Baş Çekmek:  

Ön ayak olmak, öncülük etmek. ”Hayatı boyunca baş çeken bir adam olarak yaşadı.”

Baş Çevirtmek:  

1- Başı arkaya doğru döndürtmek. 2- Birinin arkasından hayranlıkla baktırmak.

Baş Döndürmek:  

Başarıdan, gururdan, sevinçten çok mutlu duruma getirmek, aşırı heyecanlandırmak.

Baş Döndürücü:  

İnsanı şaşırtacak hızda, güzellikte anlamına gelir. "Baş döndürücü bir geceydi."

Baş Edebilmek:  

Bir kimseyi yola getirmeye veya bir şeyi yapmaya gücü yetmek.

Baş Edememek:  

Gücü yetmemek, başarı kazanamamak, bir işi başarmakta zorluk çekmek. ”Şu uysal insanlarla baş edemezsen kiminle edeceksin!”

Baş Eğdirmek:  

Direncini kırıp buyruğu altına almak, teslim almak. "Türk milletine baş eğdiremezler."

Baş Eğmek:  

Direnmekten vazgeçip güçlünün buyruğuna girmek, teslim olmak. ”Türk milletine baş eğdiremezsin.”

Baş Eğmemek:  

Direnmek, teslim olmamak. "Türk milleti kimseye baş eğmez."

Baş Eldeyken:  

Ölmeden, yaşarken, sağken.

Baş Etmek:  

1- Gücü yetmek. 2- Başarı kazanmak.

Baş Gelmek:  

Yenmek, gücü yetmek.

Bas Git:  

Defol, haydi git. Boş ver arkadaş! Vazgeç! Hadi bas git! (Sait Fâik).

Baş Göstermek:  

Ortaya çıkmak, belirmek, vuku bulmak. ”Milletimiz baş gösteren bu yeni fikri kısa zamanda benimseyecektir.”

Baş Göz Etmek:  

Evlendirmek. ”Şu kızı da bir baş göz edersem gözüm arkada kalmayacak.”

Baş Göz Olmak:  

Evlenmek. "Baş göz olmak için daha neyi bekliyorsun?"

Baş Kaldırmak:  

İsyan etmek, ayaklanma çıkarmak, yönetime karşı gelmek. "Dedelerimiz, işgalcilere baş kaldırmasaydılar kim bilir şimdi ne halde olurduk."

Baş Kaşımamak:  

İş yapmaktan çekinmemek.

Baş Kesmek:  

Selam vermek için baş eğmek.

Baş Kıç Belli Değil:  

Kimin yönetici, kimin yönetilen belli değil.

Baş Kıç Vurmak:  

Baştan gelen dalgalarla gemi, başı ve kıçı üzerinde inip kalkmak.

Baş Köşe:  

Saygı duyulan, önder sayılan büyüklerin oturması için ayrılan yer. ”Baş köşeye oturmak onun her zaman hakkıdır.”

Baş Köşeye Kurulmak:  

Saygın olmadığı hâlde saygın kişiler için ayrılmış yere oturmak. "Salonda başköşeye kurulunca, herkes tepki gösterdi."

Baş Koşmak:  

Bir işi başarmak için çalışmak.

Baş Koymak:  

Bir şey uğruna ölümü göze almak. ”Çekil önümden ben bu yola baş koydum.”

Baş Olmak:  

1- Küçük bir işte de olsa başta olmak, sözü dinlenir bir kimse olmak. 2- Önde gelmek, lider olmak.

Baş Sağlığı Dilemek:  

Ölen bir kimsenin yakınlarına, acılarını paylaşma sözleri söylemek. "Komşumuza baş sağlığı diledim."

Baş Sallamak:  

Anlasa da anlamasa da karşısındakinin her sözünü uygun bulur görünmek. ”Her şeye baş sallayan insanlardan hiç hoşlanmam.”

Baş Tacı:  

En çok sevilen, çok yüksek tutulan (kimse veya şey). "Sen bizim evimizin baş tacısın."

Baş Tacı Etmek:  

Değer vermek, çok üstün tutmak, çok sevmek. ”Babalarını baş tacı ettiler, toz kondurmuyorlar adama.”

Baş Tutmak:  

Elebaşı olmak.

Bas Tutmak:  

İnce sesli çalgılara tek perdeden eşlik etmek.

Baş Üstünde Tutmak:  

Birini çok güzel ağırlamak.

Baş Üstünde Yeri Var:  

“Sevgi, ilgi ve saygı ile karşılanıp ağırlanır.” anlamında kullanılır. ”Durmasın gelsin, baş üstünde yeri var.”

WhatsApp