D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Baş Aşağı Gelmek:

Tepesi üstü düşmek.

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Bağış Yapmak:  

Parasal yönden yardım etmek. "Okulumuza bağış yaptığınız için teşekkür ederiz."

Bağışıklık Kazanmak:  

1- Bazı mikroplara karşı aşı veya doğal yolla dirençli duruma gelmek. 2- Korunaklı olmak.

Bağladığı Çayırda Otlamak:  

Uzun süredir hiçbir ilerleme veya değişim gösterememek. "Bu çocuk ders çalışmıyor mu? Hala bağladığım çayırda otluyor."

Bağladığı Yerde Otlamak:  

Uzun süredir hiçbir ilerleme veya değişim gösterememek. "Bu çocuk ders çalışmıyor mu? Hala bağladığım yerde otluyor."

Bağlandığı Yerde Otlamak:  

Uzun zaman önceki durumunda kalıp hiçbir ilerleme göstermemek, yerinde saymak.

Bağlanıp Kalmak:  

Tutulmak, sevdalanmak. "Daha lise yıllarında bağlanıp kalmış."

Bağlantı Kurmak:  

1- İrtibat, ilişki sağlamak. "Kendisi biraz sorunlu olduğundan bağlantı kurmak kolay olmadı." 2- Haberleşme sağlamak. "Kendisiyle bağlantı kurmam için bir telefon numarası verdi."

Bağlantı Yapmak:  

1- İlişki kurmak. "Anlattığın iki olay arasında bağlantı yapmaya çalışma." 2- Anlaşma, sözleşme gerçekleştirmek. "Satış konusunda bugün iki otelle daha bağlantı yaptık."

Bağlı Kalmak:  

Uymak, tabi olmak. "Tüm öğrenciler okul kurallarına bağlı kalmak zorundadır."

Bağrı Yanık:  

Çok acı çekmiş; dert, sıkıntı, darlık, kahır görmüş; yaslı. "Nice bağrı yanık insanlar yaşamış bu topraklarda."

Bağrı Yanık Olmak:  

Çok çile, dert, acı, sıkıntı çekmiş olmak. "Bağrı yanık olan bilir benim halimi."

Bağrı Yanmak:  

1- Dert, üzüntü çekmek, çok acı duymak. "Parayı nasıl da kaptırdık, inan hala bağrım yanıyor." 2- Çok fazla susamış olmak. "Bir saattir yürüyoruz, bağrım yandı biraz su versene."

Bağrı Yaralı:  

Çok kahır çekmiş. "Bağrı yaralı bir insanın dertlerini dinledim."

Bağrına Basmak:  

1- Kucaklamak, kolları ile sararak göğsüne yaslamak. 2- Birini gözetip kayırmak, koruyup yetiştirmek. "Amcası, yeğenini bağrına basmakta gecikmedi."

Bağrına Taş Basmak:  

Uğradığı zarara, felakate sesini çıkarmadan katlanmak. "Evi yıkılan Hasan bağrına taş basmaktan başka bir yol bulamadı."

Bağrını Delmek:  

İçine işlemek, pek dokunmak, dertli olmasına yol açmak. "Yurdundan kovulması, şairin bağrını deldi."

Bağrını Ezmek:  

Üzülmek, dertlenmek.

Bahane Aramak:  

Bir işi yapmamak için sebep aramak. "Oraya gitmemek için bahane aramayın."

Bahane Bulmak:  

Bir işi yapmak veya yapmamak için sözde sebep göstermek. "Yarın işe gelmemek için bahane bulmam lazım."

Bahane Etmek:  

Herhangi bir şeyi sebep olarak ileri sürmek. "Annesinin hastalığını bahane işe gelmedi."

Bahane Üretmek:  

Bir işi yapmak veya yapmamak için sözde sebep göstermek. "Yarın işe gelmemek için bahane üretmem lazım."

Bahane Uydurmak:  

Bir işi yapmak veya yapmamak için sözde sebep göstermek. "Yarın işe gelmemek için bahane uydurmam lazım."

Baharı Başına Vurmak:  

Gençliğin verdiği coşkuyla gereksiz veya aşırı davranışta bulunmak.

Bahis Açmak:  

Belli bir konuda konuşmaya başlamak.

Bahis Tutuşmak:  

Görüşünde ya da iddiasında haklı çıkacak tarafa bir şey verilmesini kabul eden sözlü anlaşma yapmak, bahse girmek, bahse tutuşmak. "Bu maçı alırız, bahis tutuşmak ister misin?"

Bahse Girişmek:  

Görüşünde veya iddiasında haklı çıkacak tarafa bir şey verilmesini kabul eden sözlü anlaşma yapmak. "Erken kalkmak konusunda onunla bahse giriştik."

Bahse Girmek:  

Görüşünde veya iddiasında haklı çıkacak tarafa bir şey verilmesini kabul eden sözlü anlaşma yapmak. "Erken kalkmak konusunda onunla bahse girdik."

Bahse Tutuşmak:  

Görüşünde veya iddiasında haklı çıkacak tarafa bir şey verilmesini kabul eden sözlü anlaşma yapmak. "Bu maçı alırız, bahse tutuşmak ister misin?"

Bahsi Geçmek:  

1- Bir konu üzerinde konuşulmuş olmak. "Dünkü konuşmada senin düğünün bahsi geçmedi." 2- Söz konusu edilmek. "Dünkü konuşmada senin bahsin geçmedi."

Bahsi Kapamak:  

Bir konu üzerindeki konuşmayı kesmek.

Bahsi Kaybetmek:  

İleri sürülen, savunulan görüşün yanlış olduğu ortaya çıkmak.

Bahsi Kazanmak:  

İleri sürülen, savunulan görüşün doğru olduğu belli olmak.

Bahsi Tazelemek:  

Konuşmayı aynı konu üzerine getirmek.

Bahtı Açık Olmak:  

İşi hep yolunda gitmek, şansı iyi olmak. "Bugüne kadar hep bahtım açık oldu." , "Yeni bir işe başlıyormuşsunuz, bahtınız açık olsun."

Bahtı Açılmak:  

Talihi dönüp uygun duruma veya arzulanan sonuca gelmek.

Bahtı Bağlı Olmak:  

1- Şansı, nasibi kapalı olmak. 2- Evlenecek taliplisi çıkmamak.

Bahtı Kapanmak:  

1- Talihsizliğe uğramak, istenen sonuca ulaşmamak. 2- Evlenememek.

Bahtı Kara:  

Mutsuz, dertten kurtulamayan, işleri hep ters giden. "Allahım, şu bahtı kara kuluna yardım et de düzlüğe Çıksın!"

Bahtı Kara Olmak:  

Sürekli olarak talihi yaver gitmemek, mutsuz olmak. "Allah'ım, şu bahtı kara kuluna yardım et de düzlüğe çıksın!"

Bahtın Açık Olsun:  

Kısmetin bol olsun. "Bahtın açık olsun güzel kızım." , "Allah yolunu açık etsin, bahtın açık olsun."

Bahtına Küsmek:  

Kötü bir durum ya da olayla karşılaşıldığında yalnızca bahtı suçlamak, sızlanmak. "Bahtına küseceğine biraz da kendinde suç ara."

Bahtiyar Olmak:  

Mutlu olmak, sevinmek. "Torunlarını görünce babam çok bahtiyar oluyor." , "Seninle bir yuva kurup, bahtiyar olmak istiyorum Nalan."

Baka Kalmak:  

Şaşkınlıktan ne yapacağım bilemeyerek hareketsiz kalmak. "Arkadaşım aniden gelince bakakaldım." "Bizi bırakıp gittin, arkandan bakakaldık." Doğrusu bakakalmak şeklindedir.

Bakakalmak:  

Şaşkınlıktan ne yapacağım bilemeyerek hareketsiz kalmak. "Arkadaşım aniden gelince bakakaldım."

Bakar Kör Olmak:  

Gözleri gördüğü halde; dikkatsizlik, gamsızlık, ciddiyetsizlik, gaflet yüzünden etrafında olan bitenin farkında olmamak. "Bakar kör olma, babam gelince hemen haber ver."

Bakım Yurdu:  

Yoksul ve kimsesizlerin bakılıp barındırıldığı yer. "Bazen bakım yurduna gidip ziyaretler yapıyoruz."

Bakır Çalmak:  

Bakır kapta oluşan bakır tuzları nedeniyle yemek insanı zehirlemek.

Bakış Açısı:  

Bir olay, konu veya düşünce incelenirken izlenen belirli yön, görüş açısı, açılım, perspektif. "Bu duruma babanın bakış açısı nasıl?"

Bakış Atmak:  

Kısa bir süre bakıp geçmek. "Sana bakış attım, ama hiç fark etmedin."

Bakkal Defteri Gibi:  

Özensiz kullanılan; düzensiz, karışık, gelişigüzel yazılarla dolu defter. "Türkçe defterleriniz bakkal defteri gibi olmasın."

Bakkal Makyajı:  

Sadece ruj sürerek sokağa çıkmak.

Bakkala Bırakma:  

Bir işi "bakalım" diyerek savsaklamak isteyenlere söylenen bir söz.

Bakla Atmak:  

Bakla ile fala bakmak. "Bakla atmaktan anlayan birini tanıyorum."

Bakla Dökmek:  

Bakla ile fala bakmak. "Bakla dökmekten anlayan birini tanıyorum."

Bakla Kadar:  

Çok iri. (böcek)

Baklava Börek Olsa Yemem:  

Fazlasıyla tok olunduğunda söylenen bir söz. "Para versen de, baklava börek olsa da yemem artık."

Baklayı Ağzından Çıkarmak:  

Sabrı tÜkenip o zamana kadar sakladığı şeyleri sÖylemek. "Yeter artık, çıkar ağzından şu baklayı!"

Baksana:  

Bana bakın, beni dinleyin, sözüme kulak verin, dikkat edin anlamlarında kullanılır. "Baksana, temizlikçileri görmüş olamazsın değil mi, odamda kahve döktüm de."

Baktıkça Alır:  

"Güzelliği birdenbire göze çarpmaz." anlamında kullanılan bir söz.

Bal Alacak Çiçeği Bilmek:  

Çıkar sağlanacak yeri veya şeyi bulmak, bu konuda nasıl hareket edileceğini bilmek. "Onun bal alacak çiçeği bilmede üstüne yoktur."

Bal Alacak Çiçeği Bulmak:  

Çıkar sağlanabilecek yeri veya şeyi bulmak. "O bal alacak çiçeği çok iyi bulur." , "Benden hayır bekleme, bal alacak başka çiçek bul."

Bal Dök de Yala:  

Bir yerin çok temiz, pırıl pırıl olduğunu anlatmak için kullanılır. "Odayı öyle elden geçirmiş ki bal dök de yala!"

Bal Dök Yala:  

Bir yerin çok temiz, pırıl pırıl olduğunu anlatmak için kullanılır. "Odayı öyle elden geçirmiş ki bal dök de yala!"

Bal Döküp Yala:  

Bir yerin çok temiz, pırıl pırıl olduğunu anlatmak için kullanılır. "Odayı öyle elden geçirmiş ki bal döküp yala!"

Bal Döküp Yalamak:  

Bir yerin çok temiz, pırıl pırıl, mis gibi olduğunu anlatmak için kullanılır. Sıklıkla "bal dök yala" şeklinde kullanılır. "Odayı öyle elden geçirmiş ki bal dök yala."

Bal Gibi:  

1- Çok tatlı. "Bu ağacın incirleri de bal gibi tatlıymış." 2- Çok iyi, adamakıllı, pekâlâ, şüpheye yer bırakmadan. "Bal gibi iş, daha ne duruyorsun?" "Hakem bal gibi golü geçersiz saydı.

Bal Mumu Gibi Erimek:  

Çok zayıflamak, gücünü yitirmek. "Çok çalışıyorsun, bal mumu gibi eridin."

Bal Mumu Yapıştırmak:  

Söz, davranış vb.nin unutulmaması için bir işaret koyup dikkati çekmek. "Bu söze sen bal mumu yapıştır." , "Söylediğim konulara bal mumu yapıştırmayı unutmayın."

Bal Rengi:  

Kovan balı renginde, sarıyla kahverengi arası bir renk. "Bal rengi sıfır bir araba almışlar."

Bal Sağmak:  

Kovandaki balı almak.

Baldıran Şerbeti:  

Acı çekilerek, yüzsuyu dökülerek elde edilen kazanç. "Baldıran şerbetini feda etmek kolay değildir."

Baldıranşerbeti:  

Acı çekilerek, yüzsuyu dökülerek elde edilen kazanç. "Baldıranşerbetini feda etmek kolay değildir."

Baldırı Çıplak:  

İşsiz güçsüz, serseri, başı boş, ayak takımından. "Sokaklar baldırı çıplaklardan geçilmiyor."

Balgam Atmak:  

Bir iş ya da konu üzerinde kuşku uyandıracak söz söylemek. "Lütfen sus, ortaya bir balgam atıp da insanı huzursuz etme."

Balığa Çıkmak:  

1- Deniz, göl, akarsu vb. bir yere balık avlamaya gitmek. "Yarın arkadaşlarla balığa çıkmayı planlıyoruz." 2- Kurnazlık edip, saf kişileri kandırmaya çalışmak. "Dikkatli olun, balığa çıkmış bazıları."

Balık Etinde:  

Ne şişman, ne zayıf; biçimli, kilosu yerinde olan.

Balık İstifi:  

Çok sıkışık bir durumda. "Otobüs, balık istifi gibi yerleşmiş insanları zor taşıyordu."

Balık Kavağa Çıkınca:  

Gerçekleşmesi mümkün olmayacak işleri anlatmak için kullanılır. "O kız, o çocukla ancak balık kavağa çıkınca evlenir."

Balık Oltaya Vurmak:  

Hedefe yaklaşmak.

Balıklama Atlamak:  

Bir işe, sonucunun ne olacağını düşünmeden girişmek. "Arkadaşının önerdiği işe balıklama atladı."

Balıklama Dalmak:  

Bir işe, sonucunun ne olacağını düşünmeden girişmek. "Arkadaşının önerdiği işe balıklama daldı." , "Her şeye balıklama dalmaktan vazgeç.

Ballandıra Ballandıra Anlatmak:  

Özendirecek şekilde abartılı biçimde övmek, methetmek, değerini yüceltmek. "Maça gitmişler, ballandıra ballandıra anlatıyor."

Ballı Börek Olmak:  

Çok iyi anlaşmak. "Bakıyorum da ballı börek olmuşsunuz, Allah nazardan saklasın."

Balmumu Gibi Erimek:  

Çok zayıflamak, gücünü yitirmek. "Çok çalışıyorsun, balmumu gibi eridin."

Balo Vermek:  

Balo hazırlamak, düzenlemek. "Mezuniyet balosu boğazda verilecek."

Balon Uçurmak:  

İlgililerin ne diyeceklerini anlamak veya insanların telaşlanmalarını sağlamak amacıyla aslı olmayan bir haber yaymak. "Askerliğin kısalmasıyla ilgili bir balon uçurdu, buna sonra kendisi de inanmaya başladı."

Balon Yapmak:  

Bisiklet, araba vb.nde lastiğin yüzeyinde şişlik oluşmak. "Bir haftalık lastik balon yapınca gidip iade ettim."

Balta Değmemiş:  

İçinden hiç ağaç kesilmemiş, sık ve gür (orman, koru). "Ne yazık ki yurdumuzda balta değmemiş orman pek kalmadı." , "Balta değmemiş bir ormana gittik, yolumuzu kaybettik."

Balta Girmemiş:  

İçinden hiç ağaç kesilmemiş, sık ve gür (orman, koru). "Ne yazık ki yurdumuzda balta girmemiş orman pek kalmadı."

Balta Girmemiş Orman:  

1- Çok kıllı kimse. "Adamın sırtı balta girmemiş orman gibiydi." , "Sakallarım balta girmemiş ormana döndü." 2- İçinden hiç ağaç kesilmemiş, sık ve gür orman. "Ne yazık ki yurdumuzda balta girmemiş orman pek kalmadı." , "Balta girmemiş bir ormana gittik, yolumuzu kaybettik."

Balta Görmemiş:  

İçinden hiç ağaç kesilmemiş, sık ve gür (orman, koru). "Ne yazık ki yurdumuzda balta görmemiş orman pek kalmadı." , "Balta görmemiş bir ormana gittik, yolumuzu kaybettik."

Balta Olmak:  

Musallat olmak, asılmak, direnerek bir şey istemek, istediğini yaptırmak için sürekli ısrar etmek. "İnsanın başına balta olan kişileri sevmek mümkün değil."

Balta Vurmak:  

Balta ile kesmek, parçalamak.

Baltası Kütükten Çıkmak:  

Bir engelden, bir sıkıntıdan kurtulmak.

Baltayı Taşa Vurmak:  

Bilmeyerek karşısındakini kıracak söz söylemek, pot kırmak."Baltayı taşa vurunca Öyle utandı ki sormayın gitsin."

Balya Yapmak:  

Balyalamak.

Balyoz Gibi:  

Çok ağır, ezici (kol veya yumruk). "Balyoz gibi yumruklara çok fazla dayanamadı."

Bam Teline Basmak:  

Bir kimseyi, duyarlılık gösterdiği konuda kızdıracak söz söylemek, Öfkelendirecek bir şey yapmak. "Bir insanı delirtmek mi istiyorsun? Onun bam teline basacaksın."

Bam Teline Dokunmak:  

Bir kimseyi, hassas olduğu bir konuda kızdıracak söz söylemek, öfkelendirecek bir şey yapmak. "Bir insanı delirtmek istiyorsan, onun bam teline dokunacaksın."

Bamteline Basmak:  

Bir kimseyi, hassas olduğu bir konuda kızdıracak söz söylemek, öfkelendirecek bir şey yapmak. "Bir insanı delirtmek istiyorsan, onun bam teline basacaksın."

WhatsApp