D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Gıcık Almak:

Bir davranışa veya bir kimseye sürekli sinirlenmek. "Randevu saatine saygı göstermeyen insanlardan gıcık alıyorum."

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Başına Belâyı Satın Almak:  

Sıkıntı, üzüntü ve tedirginlik verici olduğunu sonradan anladığı bir işe kendi isteği ile girmiş bulunmak. ”Nereden girdim bu inşaat işine, durup dururken başıma belâyı satın aldım.”

Başına Binmek:  

1- Çocuk şımarıklığı sebebiyle her istediğini yapmak, yaptırmak. "O çocuk babasının başına biner, yine istediği oyuncağı aldırır." 2- Kendinden güçsüzleri ezmek, onlara kötü davranmak. "Düşmanların başına binmek boynumuza borç oldu."

Başına Bir Hâl Gelmek:  

1- Büyük, içinden çıkılması zor güçlüklerle karşılaşmak; kötü duruma düşmek. "Gece gitme, başına bir hâl gelir diye korkuyorum." 2- Ölüm ihtimali olmak. "Babamın başına bir hâl gelirse bu işler ne olacak?"

Başına Bitmek:  

İstenmediği halde birine askıntı olup, isteklerde bulunmak.

Başına Buyruk:  

Dilediğini izin almaksızın yapan, istediği gibi davranan. ”Sizin çocuk da amma başına buyruk bir çocuk olmuş.”

Başına Buyruk Olmak:  

Dilediğini izin almaksızın yapmak, istediği gibi davranmak. "Sen bu aralar çok başına buyruk biri oldun."

Başına Çalmak:  

Bir şeyi sert, öfkeli ve kızgın bir davranış içinde vermek. ”Al da başına çal bu sapı kırık küreği.”

Başına Çalsın:  

Birine verilen bir şeyin öfkeyle geri çevrildiğini belirtmek için kullanılır. "Alsın bu kitabı başına çalsın!"

Başına Çıkarmak:  

Şımartmak, çok yüz vermek.

Başına Çıkmak:  

1- Çocuk şımarıklığı sebebiyle her istediğini yapmak, yaptırmak. "O çocuk babasının başına çıkar, yine istediği oyuncağı aldırır." "Yüz verme şu çocuğa, yoksa başına çıkar." "Biz sustukça bu çocuk başımıza çıkıyor." 2- Kendinden güçsüzleri ezmek, onlara kötü davranmak. "Düşmanların başına çıkmak boynumuza borç oldu." , "Kardeşinin başına çıkmayı biliyorsun, aleme gelince neden korkuyorsun!"

Başına Çökmek:  

1- İştahla sofraya oturmak. 2- Bir işi çabuk bitirmek üzere oturup ele almak. 3- Birini altına alıp dövmek. ”Birkaç kişi utanmadan zavallı adamın başına çöktüler.”

Başına Çorap Örmek:  

Bir kimseye, haberi olmadan, kötü duruma sokucu davranışta bulunmak, alt etmek için gizlice plân kurmak. ”Onun başına bir çorap örecekler diye korkuyorum.”

Başına Dert Açmak:  

İstemeden kötü ve zor bir duruma sürüklemek. "Arkadaşımın başına dert açtım."

Başına Devlet Kuşu Konmak:  

Ummadığı, beklemediği bir nimete ya da varlığa kavuşmak. ”Nasıl aldı bu köşkü? Başına devlet kuşu mu kondu dersin?”

Başına Dikilmek:  

1- Birinin yanından uzaklaşmamak, onu denetim altında bulundurmak. 2- Bir işi yaptırmak için yanında ayakta durmak. 3- Bir şeyin yanında ve ayakta beklemek.

Başına Dikmek:  

1- Birini veya bir şeyi korumak için bir kimseyi görevlendirmek. "Bu inşaatın başına birini dikmemiz gerekiyor." 2- Bir içeceği kabı yukarı kaldırarak sonuna dek içmek. "Bu ayranı başına dikip bitireceksin."

Başına Dolamak:  

İçinden çıkılması zor bir işi birine musallat etmek. ”Bu işi benim başıma dolayanlar, dilerim hiçbir zaman onmazlar!”

Başına Dünyanın Belasını Sarmak:  

Büyük felaket getirmek.

Başına Ekşimek:  

1- Ağır yük olmak. "Ben baştan uyarayım, sonra gelip başıma ekşime." 2- Üstüne kalmak. "O tembel kardeşin de bizim başımıza ekşidi."

Başına Feleğin Tokmağı İnmek:  

Bir felakete uğramak.

Başına Gaile Açmak:  

Sıkıntı yaratmak, üzüntü vermek.

Başına Geçirmek:  

1- Başına giymek. "Şapkasını başına geçirmeden sahneye çıkmazdı." 2- Bir şeyi öfke ile birisinin başına vurmak. "Öfkeyle cetveli arkadaşının başına geçirdi." 3- Bir iş veya aletin yöneticiliğini vermek. "Okulunu bitirdiğinde oğlunu şirketin başına geçirmek istiyordu."

Başına Geçmek:  

1- Görevi altında bulundurmak. "Bu grubun başına Şule geçsin." 2- Bir işin yönetimini ele almak. "Şirketin başına geçmekte geç kaldın." 3- Bir işi yapmaya başlamak. "Haydi sen de dersiniz başına geç, ödevlerini yap." 4- Bir şeyin etrafında toplanmak, yer almak. "Çocuklar öğretmenin başına geçmiş, anlatılanları dinliyordu."

Başına Gelmek:  

1- Bir görevi üstlenmek, yüklenmek. 2- Beklenmedik, şaşırtıcı bir olay veya durumla karşılaşmak.

Başına Güneş Geçmek:  

Güneş çarpmak.

Başına Hal Gelmek:  

Pek çok güçlüklerle karşılaşmak. "Başına ne hal geldi Allah bilir."

Başına İş Açmak:  

Uğraştırıcı ve üzücü bir işin çıkmasına yol açmak. ”Bırak o bıçağı elinden, hiç yoktan başına iş açacaksın.”

Başına İş Çıkarmak:  

İstenilmeyen veya uğraştırıcı bir işe yol açmak.

Başına İş Çıkmak:  

Hoşa gitmeyen ve beklenmedik bir iş veya olayla karşılaşmak.

Başına Kâhya Kesilmek:  

Olur olmaz her işine karışmak.

Başına Kakınç Etmek:  

Yapılan iyiliği yüzüne vurarak birisini üzmek, incitmek. "Yaptığın iyiliği neden başına kakınç ediyorsun?"

Başına Kakmak:  

Yapılan iyiliği yüzüne vurarak birisini üzmek, incitmek. "Yaptığın iyiliği neden başına kakıyorsun?"

Başına Kalmak:  

İstemediği halde bir işi yapmak veya bir kimseye bakmak zorunluluğu ile karşılaşmak.

Başına Kan Çıkmak:  

Öfkelenmek, hiddete kapılmak, kontrolünü yitirmek.

Başına Karalar Bağlamak:  

Aşırı derecede kederlenmek, yas tutmak.

Başına Kaynar Sular Dökülmek:  

Çok kötü, üzücü, sıkıntı verici ya da utandırıcı bir olay karşısında vücudunu ter basmak, ürpermek. "Arabamı o halde görünce başıma kaynar sular döküldü."

Başına Oturmak:  

Bir işi yapmaya başlamak, işe koyulma.

Başına Sarmak:  

Birisine bir şeyi musallat etmek. "Bu adamı benim başıma sarma lütfen."

Başına Taç Etmek:  

Çok değer vermek, el üstünde tutmak, ilgi göstermek.

Başına Talih Kuşu Konmak:  

Ummadığı, beklemediği bir nimete ya da varlığa kavuşmak. "Nasıl aldı bu köşkü? Başına talih kuşu mu kondu dersin?"

Başına Taş Düşmek:  

Bir felakete, belaya uğramak. "Doğru konuş, senin yüzünden başıma taş düşecek."

Başına Taş Yağmak:  

Bir felakete, belaya uğramak. "Doğru konuş, senin yüzünden başıma taş yağacak."

Başına Toplamak:  

Bir iş ya da bir şey konuşmak için başkalarını çevresine toplamak. "Öğretmen, öğrencileri başına topladı."

Başına Vur, Ağzından Lokmasını Al:  

Problem çıkarmayan, uysal ve sessiz kişiler için kullanılır.

Başına Vur, Ekmeğini Elinden Al:  

Problem çıkarmayan, uysal ve sessiz kişiler için kullanılır. "Şekerdir o müdür, başına vur, ekmeğini elinden al yani."

Başına Vurmak:  

1- İçki, gaz, sıcak vb. nedenlerle baş ağrısı yapmak. "Kafam çatlayacak gibi, sanırım içtiklerim başıma vurdu." , "Buradaki havasızlık sizin başınıza vurmuyor mu?" 2- İstekli olduğu bir konuda, sabrı kalmadığını ve artık duramayacak noktaya geldiğini anlatmak için söylenir. Dayanamaz olmak. "Açlık başıma vurdu, ben bir şeyler yiyeceğim." "Belli ki bekârlık başına vurmuş." 3- Ne yapacağını bilemez hâle gelmek "Saçmalamaya başladın, sıkıntılar başına vurdu galiba."

Başına Yıkmak:  

İçinden çıkılması zor bir işi birine musallat etmek, harap etmek, zor durumda bırakmak "Bu işi de benim başıma yıkıp gittiniz ya alacağınız olsun kızlar."

Başında Beklemek:  

1- Yakınında durup gözetlemek. "Ben bisikletimin başında bekleyeceğim." "Sen ustanın başında bekleme, işin varsa eve git." 2- Hastanın yanında bulunmak. "Üç gece başında bekledim, iyileşti çok şükür." "Bu gece sen başında bekle, yarın ben gelirim."

Başında Bulunmak:  

Bir işin yöneticisi olmak. "Bu şirketin de bir süre başında bulundum."

Başında Değirmen Çevirmek:  

Birini fazla gürültüyle rahatsız ve tedirgin etmek. "Başımda değirmen çevirmeyi kesin artık."

Başında Değirmen Döndürmek:  

Birini fazla gürültüyle rahatsız ve tedirgin etmek. "Başımda değirmen döndürmeyi kesin artık."

Başında Durmak:  

1- Yakınında durup gözetlemek. "Ben bisikletimin başında duracağım." "Sen ustanın başında durma, işin varsa eve git." 2- Hastanın yanında bulunmak. "Üç gece başında durdum, iyileşti çok şükür." "Bu gece sen başında dur, yarın ben gelirim."

Başında Kavak Yeli Esmek:  

1- Sorumluluk duygusundan uzak, zevk ve eğlence peşinde koşmak (genç için). 2- Gerçekleşmeyecek şeyler düşünerek vakit geçirmek. ”Bu çocuk da büyümedi bir türlü, hâlâ başında kavak yelleri esiyor.”

Başında Kavak Yelleri Esmek:  

1- Sorumluluk duygusundan uzak, zevk, eğlence ve olmayacak düşünceler peşinde koşmak. 2- Gerçekleşmeyecek şeyler düşünerek, hayallere dalarak vakit geçirmek.

Başında Olmak:  

1- Yöneticisi olmak. 2- İşe sahip çıkmak.

Başında Paralansın:  

Yapılan bir iyilik çok söylendiğinde o iyiliğin artık istenmediğini belirten bir söz.

Başında Torbası Eksik:  

Kaba saba, yontulmamış (kimse).

Başından Almak:  

Kurtarmak, sorumluluğunu almak.

Başından Aşağı Kaynar Su Dökülmek:  

Hiç ummadığı bir durum karşısında vücudunu ter basmak, ürpermek, derin bir üzüntüye kapılmak, sıkıntı içinde kalmak. "Evlilik için hayır cevabını alınca, başından aşağı kaynar su döküldü."

Başından Aşağı Kaynar Sular Dökülmek:  

Çok kötü, üzücü, sıkıntı verici ya da utandırıcı bir olay karşısında vücudunu ter basmak, ürpermek. ”Babasını karşısında görünce başından aşağı kaynar sular döküldü.”

Başından Aşağıya Kaynar Su Dökülmek:  

Hiç ummadığı bir durum karşısında vücudunu ter basmak, ürpermek, derin bir üzüntüye kapılmak, sıkıntı içinde kalmak. "Evlilik için hayır cevabını alınca, başından aşağıya kaynar su döküldü."

Başından Aşağıya Kaynar Sular Dökülmek:  

Hiç ummadığı bir durum karşısında vücudunu ter basmak, ürpermek, derin bir üzüntüye kapılmak, sıkıntı içinde kalmak. "Evlilik için hayır cevabını alınca, başından aşağıya kaynar sular döküldü."

Başından Atmak:  

1- Gereksiz görülen bir bağlılığa, bir ilişkiye son vermemek; bir istekte bulunan kişiyi yanından uzaklaştırmak. 2- Yapılması zor bir işi yapmaktan kendini kurtarmak ya da o işi bir başkasına yüklemek. ”Kısa zamanda o işi başından atmasını becerdi.”

Başından Ayrılmak:  

Yanından uzaklaşmak. "Vedalaşıp hasta babamın başından ayrıldık."

Başından Ayrılmamak:  

Yanından uzaklaşmamak, yakınında bulunmak. "Yemek pişerken başından ayrılmaman lazım."

Başından Büyük İşlere Girişmek:  

Gücünün, kuvvetinin üstünde olan işleri yapmaya kalkışmak. "Çekil lütfen, başından büyük işlere girişip da kendini rezil etme."

Başından Büyük İşlere Kalkışmak:  

Gücünün üstünde olan işleri yapmaya kalkışmak. ”Çekil lütfen, başından büyük işlere kalkışıp da kendini rezil etme bari.”

Başından Defetmek:  

Sözde ve uyduruk sebeplerle bir şey isteyeni yanından uzaklaştırmak. "Onu başımdan defetmek için çok uğraştım."

Başından Geçmek:  

Zamanında böyle bir durumla karşılaşmış olmak. "Başımdan geçtiği için neler yaşadığını bilirim."

Başından Kaynar Su Dökülmek:  

Hiç ummadığı bir durum karşısında vücudunu ter basmak, ürpermek, derin bir üzüntüye kapılmak, sıkıntı içinde kalmak. "Evlilik için hayır cevabını alınca, başından kaynar su döküldü."

Başından Kaynar Sular Dökülmek:  

Hiç ummadığı bir durum karşısında vücudunu ter basmak, ürpermek, derin bir üzüntüye kapılmak, sıkıntı içinde kalmak. "Evlilik için hayır cevabını alınca, başından kaynar sular döküldü."

Başından Kesmek:  

Kesin olarak ortadan kaldırmak. "Bu böcek sorununu başından kesmeliyiz.

Başından Korkmak:  

Hayatından kaygı duymak, cezalandırılmaktan korkmak. ”Düşman topraklarına girince başından korkmaya başladı.”

Başından Savmak:  

Sözde ve uyduruk sebeplerle bir şey isteyeni yanından uzaklaştırmak. "Onu başımdan savmak için çok uğraştım."

Başını Ağrıtmak:  

1- Gereksiz sözlerle birini bunaltmak. 2- Bir iş için birini uğraştırmak, sıkmak. ”Yeter artık, bu iş için başımı ağrıtıp durma.”

Başını Alamamak:  

Yoğun çalışma ve uğraşılardan dolayı vakit ve fırsat bulamamak. "Bayram üstü ya, işlerden başımızı alamıyoruz bu aralar."

Başını Alıp Gitmek:  

Nereye gideceğini bildirmeden, izin almadan gitmek. ”İçine düştüğü sıkıntıdan kurtulamayan adam başını alıp gitti.”

Başını Ateşlere Yakmak:  

Başına büyük bir dert almak.

Başını Bağlamak:  

Evlendirmek. ”Askerliği biten Ali`nin başını bağlamayı düşünen annesi kolları hemen sıvadı.”

Başını Beklemek:  

1- Yakınında durup gözetlemek. "Sen ustanın başını bekleme, işin varsa eve git." 2- Hastanın yanında bulunmak. "Üç gece başını bekledim, iyileşti çok şükür."

Başını Belâya Sokmak:  

Bir kimseyi, zarar göreceği, kötü sonuçlarla karşılaşacağı bir işe sokmak. ”Oğlanın da başını belâya sokacaklar diye ödüm kopuyor.

Başını Bir Yere Bağlamak:  

Bir işe yerleştirmek, işsizlikten kurtarmak. ”Çok geçmeden oğlunun da başını bir yere bağlamayı becerdi.”

Başını Boş Bırakmak:  

Denetimsiz, yalnız ve serbest bırakmak. ”Bu çocuğun başını boş bırakma, yoksa başı belâya girecek.”

Başını Çekmek:  

Herhangi bir konuda önderlik etmek, önayak olmak. "Yaşanan olayların başını çeken biriydi."

Başını Çıkarmak:  

Bitki filizlenmeye başlamak.

Başını Derde Sokmak:  

Sıkıcı, yorucu, üzücü bir işe girmek veya getirilmek. ”Tanımadığı adamlarla işe girişince başını derde soktu.”

Başını Dik Tutmak:  

Onurunu korumak.

Başını Dinlemek:  

Sessiz, sakin bir ortama çekilmek; kalabalıktan ve gürültüden uzaklaşmak. ”Emekli olur olmaz başımı dinleyecek bir köşe arayacağım”

Başını Döndürmek:  

1- Mutluluktan yarı sarhoş duruma getirmek. "Taşındıkları yeni ev onun başını döndürdü." 2- Kendine hayran bırakmak. "Sahne performansı, izleyicilerin başını döndürdü."

Başını Duman Almak:  

Efkârlanmak.

Başını Ezmek:  

Birini hareket edemez, kötülük yapamaz ya da başını kaldırıp bir işi göremez duruma getirmek. ”Zalimlerin başını ezecek adamlara bugün ne kadar ihtiyaç var!”

Başını Gözünü Yararak Okumak:  

Bozuk ve yanlış okumak.

Başını Gözünü Yararak Yapmak:  

Bir işi eksik, yanlış, kusurlu olarak yapmak.

Başını Gözünü Yarmak:  

Bir işi kötü, eksik, yanlış yapmak, bir işi istenildiği gibi yapmamak.

Başını İstemek:  

Birinin öldürülmesini istemek.

Başını Kaldıramamak:  

1- Bir işi aralıksız sürdürmek. "İki saattir ödevden başını kaldıramıyor." 2- İyileşememek, yataktan çıkamamak. "Gripten kurtulamadım, iki gündür başımı kaldıramıyorum."

Başını Kaldırmamak:  

1- Bir işi aralıksız sürdürmek. "İki saattir başını kaldırmadan ödev yapıyor." 2- İyileşememek, yataktan çıkamamak. "Gripten kurtulamadım, iki gündür başımı kaldırmadan yatıyorum."

Başını Kaşımaya Vakit Bulamamak:  

Çok meşgul olmak, yoğun çalışmaktan başka bir işi yapmaya hiç vakti olmamak. "O kadar yoğun çalışıyor ki, başını kaşımaya vakit bulamıyor."

Başını Kaşımaya Vakti Olmamak:  

Çok meşgul olmak, yoğun çalışmaktan başka bir işi yapmaya hiç vakti olmamak. "Bana yükleme o işi, çünkü başımı kaşıyacak vaktim yok."

Başını Kaşımaya Zaman Bulamamak:  

Çok meşgul olmak, yoğun çalışmaktan başka bir işi yapmaya hiç vakti olmamak. "O kadar yoğun çalışıyor ki, başını kaşımaya zaman bulamıyor."

WhatsApp