Bir Deyim Öğrenelim!
Saka Beygiri Gibi:
1- Bir iş uğruna birçok yere uğrayarak dolaşan kimse. "Abonelik için saka beygiri gibi dolaştım bugün." 2- Yalnız vakit geçirmek için amaçsız dolaşan kimse. "Saka beygiri gibi dolaşacağına git babana yardım et."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Az Bulmak:
Yeterli görmemek, az saymak, azımsamak.
Az Buz:
Azımsanacak kadar. "Başarısı az buz değildi." "Az buz değil, tam on beş kilo verdim."
Az Buz Bir Şey Olmamak:
Azımsanacak ölçüde olmamak.
Az Buz Değil:
Azımsanacak kadar olmamak. "Başarısı az buz değildi." , "Az buz değil, tam on beş kilo verdim."
Az Buz Olmamak:
Bir şey azımsanacak kadar olmamak. "Başarısı az buz değildi." , "Az buz değil, tam on beş kilo verdim."
Az Çok:
Oldukça, ne az ne çok. "Haberini alınca az çok rahatladım."
Az Daha:
Neredeyse, olmak üzereydi ki, anlamına gelir. Gerçekleşmesi, bitmesi çok yakın bir işin gerçekleşemediğini, bitemediğini anlatır. "Az daha balkondan düşüyordum."
Az Değil:
Göründüğü gibi uslu, iş bilmez değil; aksine kurnaz, işini bilir bir kimsedir, anlamına gelir. "Az değildir o, bu işin de altından kalkar."
Az Gelmek:
Bir şey yetmemek.
Az Görmek:
1- Umduğundan eksik bulmak. 2- Azımsamak.
Az Günün Adamı Olmamak:
Çok görmüş, uzun yaşamış olmak.
Az Kaldı:
Neredeyse, olmak üzereydi ki, anlamına gelir. Gerçekleşmesi, bitmesi çok yakın bir işin gerçekleşemediğini, bitemediğini anlatır. "Az kaldı balkondan düşüyordum."
Az Kalsın:
Neredeyse, olmak üzereydi ki, anlamına gelir. Gerçekleşmesi, bitmesi çok yakın bir işin gerçekleşemediğini, bitemediğini anlatır. "Az kalsın balkondan düşüyordum."
Az Söyle, Öz Söyle:
Fazla konuşma, konuştuğun sözler yararlı ve bir işe yarar olsun.
Az Söyler, Uz Söyler:
Az ama yararlı şeyler söyler. "Onu tanıdığım kadarıyla az söyler, uz söyler."
Az Verip Çok Yalvarmak:
Borcunun az bir miktarını ödeyip geri kalanı için süre dilemek.
Az Ye de Kendine Uşak Tut:
İkide bir bana iş buyurma; ben senin uşağın değilim, anlamında söylenir. "Sen beni ne sanıyorsun, az ye de kendine uşak tut!
Az Ye de Uşak Tut:
İkide bir bana iş buyurma; ben senin uşağın değilim, anlamında söylenir. "Sen beni ne sanıyorsun, az ye de uşak tut!" , "Az ye de uşak tut Şakir, benim işim gücüm var."
Aza Çoğa Bakmamak:
Eline geçenle yetinmek, tok gözlü olmak.
Aza Sormuşlar Nereye Çoğun Yanına Demiş:
Küçük kazançların dahi hep varlıklı kimselere düştüğü kanısını belirtir.
Azamet Satmak:
Büyüklük taslamak, çalım satmak, böbürlenmek.
Azap Çekmek:
1- Eziyet çekmek, üzüntü içinde olmak. 2- Ceza görmek.
Azap Duymak:
Acı çekmek, üzülmek. "Söylediğim yalan için azap duymaya başladım."
Azap Etmek:
Eziyet, sıkıntı çektirmek. "İnsanları bu sıcakta bekletip azap etme."
Azap Vermek:
Acı çektirmek, üzmek. "Yaptığın bu yanlış sana bir ömür azap verecek." , "Sensizlik bana azap veriyor sevdiğim."
Azar İşitmek:
Birisi tarafından azarlanmak, paylanmak. "Biraz sessiz olun, yoksa azar işiteceğiz."
Azat Edilmek:
Serbest bırakılmak.
Azat Etmek:
Serbest bırakmak, kölelikten kurtarmak. "Bence o kuşu azat etmekle en iyisini yaptın."
Azı Çoğa Saymak:
Verilen küçük bir şeyi çok ve değerli olarak kabul etmek. "Size uygun değil ama, azı çoğa sayın."
Azı Çoğa Tutmak:
Verilen küçük bir şeyi çok ve değerli olarak kabul etmek. "Size uygun değil ama, azı çoğa tutun."
Azı Dişi:
Ağzın yan tarafındaki kökü üç çatal olan öğütücü dişlerin her biri.
Azimet Etmek:
Gitmek, yola çıkmak.
Azınlıkta Kalmak:
Bir toplulukta belli bir düşünce taraftarı olanlar sayıca az çıkmak. "Çok çaba gösterdik, ancak azınlıkta kaldık."
Azıp Durmak:
1- Yara ilerlemek. 2- Fazla şımarıklık etmek.
Aziz Dost:
Çok sevilen arkadaş.
Azizlik Etmek:
Şaka ile takılmak, muziplik etmek, şaka ile aldatmak. ”Osman azizlik etmeye bayılır.”
Aznavur Gibi:
Zalimce davranan.
Azrail İle Burun Buruna Gelmek:
Ölüme neden olabilecek bir tehlikeyle karşı karşıya gelmek. "Depremde evimiz sallanırken Azrail ile burun buruna geldik."
Azrail Olmak:
Çok korkulu ve zorba olmak
Azrail Yoklamak:
İrkilmek. "Dün gece beni Azrail yokladı galiba." "Haftada bir Azrail beni yoklamaya başladı."
Azrail'e Bir Can Borcu Kalmak:
1- Eninde sonunda öleceğini kabul etmek. Azrail'e can borcu kalmıştı, şimdi mutlu bir yaşam sürmeliydi. 2- Hiç kimseye borcu kalmamak, bütün borçlarından kurtulmak. "Artık rahatım, Azrail'e can borcum kaldı."
Azrail'e Bir Can Borcu Olmak:
1- Eninde sonunda öleceğini kabul etmek. Azrail'e bir can borcu vardı, şimdi mutlu bir yaşam sürmeliydi. 2- Hiç kimseye borcu kalmamak. "Artık rahatım, Azrail'e bir can borcum var."
Azrail'e Bir Osuruk Borcu Olmak:
İhtiyarlık, hastalık vb. nedenlerle ölüm çok yaklaşmış olmak. "Azrail'e bir osuruk borcu var, günleri yatakta geçiyor."
Azrail'in Elinden Kurtulmak:
Ölümden kurtulmak. "Bu defa Azrail'in elinden kurtulmadı" "Çok büyük tehlike atlattık, Azrail'in elinden kurtulduk."
Azrail'le Burun Buruna Gelmek:
Ölümle karşı karşıya gelmek.
Azrailin Elinden Kurtulmak:
Ölümden, ağır bir kaza ya da hastalıktan kurtulmak. "Doktorum sayesinde Azrailin elinden kurtuldum."
Baba Adam:
Ağır başlı, iyi yürekli, olgun, hoşgörülü, yaşlıca adam. "Ne baba adammış meğer, ailesinden değil, komşularından bile kimseyi ihmal etmedi."
Baba Baba Değil İskele Babası:
Saygı duyulmayan, itibar edilmeyen hayırsız baba.
Baba Değil, Tırabzan Babası:
Çocuklarına karşı babalık görevlerini yerine getirmeyen, onlara hayrı olmayan baba. "Baba değil, tırabzan babası olursan, çocuklarından da saygı göremezsin."
Baba Dostu:
Tanışıklığı babasına bağlı olan. "Bu kasabada baba dostu bir tanıdığımız var."
Baba Evi:
Dededen, babadan kalma mülk; ev, toprak, yurt. "Borçları yüzünden baba evini satmak zorunda kaldı."
Baba Ocağı:
Dededen, babadan kalma ev; toprak, yurt. "Borçları yüzünden baba evini satmak zorunda kaldı."
Baba Yurdu:
Dededen, babadan kalma ev; toprak, yurt. "Borçları yüzünden baba yurdunu satmak zorunda kaldı."
Babaları Tutmak:
Çok fazla öfkelenmek, kızgınlığı her hâliyle belli olmak. "İş meselesini konuşamadım, çünkü odasına girdiğimde babaları tutmuştu."
Babaları Üstünde Olmak:
Çok fazla öfkelenmek, kızgınlığı her hâliyle belli olmak. "İş meselesini konuşamadım, çünkü odasına girdiğimde babaları üstündeydi."
Babalarının Çiftliği:
Bir malı veya kuruluşu yalnızca kendi çıkarlarına araç yapanlar için kullanılan bir söz. "Bu okulu babalarının çiftliği gibi yönetmesine izin vermeyeceğiz."
Babalık Etmek:
1- Baba gibi davranmak. "Babam öldükten sonra, ağabeyim bize babalık etti." 2- İyilik etmek, büyüklük etmek. "Bize bir babalık et, bizi bu dertten kurtar."
Babalık Fırın Has İşler:
Babasının parası ile geçinenlere sitem olarak kullanılan bir söz.
Babamın Adı Hıdır, Elimden Gelen Budur:
Yeteneğim, gücüm ancak bu kadarını yapmaya yeter; daha fazlasını yapamam, anlamına gelir. "Boşuna uğraşmayın; babamın adı Hıdır, elimden gelen budur."
Babana Rahmet:
"Yaptığın iş, söylediğin söz çok yerinde; Allah senden razı olsun" anlamında hoşnutluk, memnunluk bildirmek için kullanılır.
Babana Yuttur:
"Kandıramazsın" anlamında söylenir. "Yarın gelip yapacakmış, sen onu babana yuttur."
Babanın Canı İçin:
Ölmüş olan babanın ruhunu şad etmek için (bana şu iyiliği yap). Birinden bir iyilik yapılması istenirken "bu iyiliği, ölmüş olan babanın ruhunu hoşnut etmek için yap" anlamında söylenir.
Babasına Rahmet Okumak:
Hakkında iyilik düşünmemek.
Babasına Rahmet Okutmak:
1- Babasından daha kötü davranışlar sergilemek, babasını aratır olmak. 2- Babasına dua ettirecek davranışta bulunmak.
Babasının Çiftliği:
Bir malı veya kuruluşu yalnızca kendi çıkarlarına araç yapanlar için kullanılan bir söz. "Bu okulu babasının çiftliği gibi yönetmesine izin vermeyeceğiz."
Babasının Gözü:
Çokbilmiş ve açıkgöz kimse. "Gelirse çok dikkatli ol, ne babasının gözüdür o."
Babasının Hayrına:
Hiçbir çıkar gözetmeksizin. "Babasının hayrına mı yaptı sanıyorsun senin işini?"
Babasının Hayrına mı:
Hiçbir çıkar gözetmeksizin. "Babasının hayrına mı yaptı sanıyorsun senin işini?" "Babasının hayrına mı verdi bu kadar parayı?"
Babasının Kızı:
Her yönüyle babasına benzeyen kız çocuğu. "Babasının kızı diye diye şımarttın şu kızı."
Babasının Oğlu:
Her yönüyle babasına benzeyen erkek çocuğu. "Babasının oğlu diye diye şımarttın şu çocuğu."
Babasız Oğlan Doğurmak:
Bir işte aşırı zorluk, büyük güçlük çekilmesine rağmen başarılı olmak.
Babayani Adam:
Gösteriş ve özentisi olmayan adam.
Babayiğit Adam:
Güçlü kuvvetli ve cesaretli adam.
Babıali Efendisi:
Eskiden devlet memuru.
Bacağına Geçirmek:
Bir şeyi aceleyle giymek.
Bacak Kadar:
Çok küçük, ufacık (çocuk). "Bacak kadar çocuk, ama simit satıyor." , "Bacak kadar çocuk, nasıl da güzel okudu şiiri."
Bacakları Kopmak:
Çok yorulmak. "Sümela Manastırı'na çıkıncaya kadar bacaklarım koptu." , "Dört saattir araba kullanmaktan bacaklarım koptu."
Bacakları Tutmaz Olmak:
Yürüyemeyecek duruma gelmek. "Benim bacaklarım tutmuyor, dinlenmeden bir adım bile gidemem."
Bacaklarına Kara Su İnmek:
Uzun süre ayakta kalmak ya da yürümekten dolayı çok yorulmak. "Çarşı pazar gezmekten, bacaklarıma kara su indi."
Bacaklarına Kara Sular İnmek:
Uzun süre ayakta kalmak ya da yürümekten dolayı çok yorulmak. "Çarşı pazar gezmekten, bacaklarıma kara sular indi."
Bacaklarını Uzatmak:
Hiçbir şey yapmadan, hiçbir şeyle ilgilenmeden oturmak, tembel tembel zaman öldürmek.
Bacası Tütmek:
Ailenin yaşamı sürüp gitmek.
Bacası Tütmez Olmak:
Ailesi birliği dağılmak veya işleri bozulmak.
Badem Ezmesi:
Şeker ve ezilmiş bademle yapılan şekerleme.
Badem Gibi:
Taze ve gevrek salatalık. "Badem gibi salatalıklardan iki kilo ver bakalım."
Badem Göz:
Badem içi biçiminde, arkaya doğru gittikçe daralan düzgün ve iri göz.
Badem Olmak:
Sonu kötü olmak, kötü bitmek.
Badem Şekeri:
Üzeri şekerle kaplanmış kuru badem içi.
Badi Badi Yürümek:
Ördek gibi iki yana sallanarak yürümek. "Bu çocuk da badi badi yürüyor."
Badire Atlatmak:
Aniden ortaya çıkan tehlikeli ve güç bir durumdan kurtulmak. "Az daha kaza yapıyorduk, çok büyük badire atlattık."
Badireler Atlatmak:
Tehlikeli ve güç durumlardan kurtulmak. "Yolculuk boyunca çok büyük badireler atlattık."
Badireyi Atlatmak:
Tehlikeli ve güç bir durumu savuşturmak. "Bu badireyi de atlatırsak, işler yoluna girecek."
Bağ Bozmak (bağbozumu):
1- Bağda son kalan ürünün toplanması. 2- Bu işlerin yapıldığı mevsim (güz). "Bağbozumu besmele ile başlarsa bereketli olur."
Bağ Bozumu:
Bağlardaki son üzümlerin toplandığı mevsim, güz mevsimi.
Bağdaş Kurmak:
Ayakları üzerine oturmak. (Sağ ayağını sol uyluğun, sol ayağını sağ uyluğun altına alarak oturma biçimi). "Bağdaş kurup sofraya oturduk."
Bağdemciği Görünmek:
Bir kimsenin ağzını çok açarak gülmesi ya da bağırarak konuşması.
Bağın Vurmak:
Çökmemesi için kazı duvarlarını bağınlarla desteklemek.
Bağırıp Çağırmak:
Öfke ve sinirle bağırmak. "Bağırıp çağırmayı bırak, çocuklar uyuyor."
Bağırsağını Deşmek:
(Tehdit yollu) Canına kıymak, öldürmek. "Akıllı ol, senin bağırsağını deşerim."
Bağırsakları Bozulmak:
İshal olmak. "Bağırsakları bozulmuş, yediği bir şey dokundu herhalde."