Bir Deyim Öğrenelim!
Boş Gezmek:
İşsiz güçsüz dolaşmak. "Boş gezmektense oturup kitap okumayı tercih ediyorum."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Ayaklarına Kapanmak:
1- Bağışlanmak için yalvarmak, özür dilemek. "Babanın ayaklarına kapansan da seni affetmez." 2- Kendini küçük düşürerek yalvarıp yakarmak. "İnsan ne birisinin ayaklarına kapanmalı, ne de birisini ayaklarına kapandırmalı."
Ayaklarına Kara Su İnmek:
Uzun süre ayakta kalmak ya da yürümekten dolayı çok yorulmak. "Çarşı pazar gezmekten, ayaklarıma kara su indi."
Ayaklarına Kara Sular İnmek:
Uzun süre ayakta kalmak ya da yürümekten dolayı çok yorulmak. "Çarşı pazar gezmekten, ayaklarıma kara sular indi."
Ayaklarını Denk Atmak:
Uyanık, sakıngan davranmak. Tedbirli olmak.
Ayaklarını Kaydırmak:
1- İşinden etmek. 2- Sürgün etmek.
Ayaklarını Öpeyim:
"Yalvarırım." anlamında kullanılan bir söz. "Ayaklarını öpeyim abla, anneme bir şey söyleme."
Ayaklarını Sürümek:
1- Verilen bir görevi ağırdan yapmak. "Memur işlerinde ayaklarını sürüyünce, bize sıra gelmedi." 2- Bir yerden ayrılmak üzere bulunmak. "Ayaklarını sürümeye başlamışsın, nereye yolculuk?" 3- Ölmek üzere olmak. "Ayaklarını sürümeye başlayınca, mirasını paylaştırdı." 4- Halk inanışına göre birinin gelmesi, ardından başkalarının da gelmesine yol açmak. "Ayaklarını mı sürüdün ne, senden sonra gelen misafirlerin sayısını Allah bilir ancak!"
Ayaklarını Yerden Kesmek:
Bir taşıta binerek yürümekten kurtulmak.
Ayaklarını Yorganına Göre Uzatmak:
Masraflarını, gelirine göre ayarlamak.
Ayaklarının Altını Öpeyim:
"Yalvarırım." anlamında kullanılan bir söz. "Ayaklarının altını öpeyim abla, anneme bir şey söyleme."
Ayaklarının Üstünde Durmak:
Başkasının yardımına ihtiyaç duymadan güçlü bir biçimde sorunları çözebilecek durumda olmak. "Otuz yaşındaki bir insanın kendi ayaklarının üstünde durması gerekir."
Ayaklı Gazete:
Her şeyden haberdar olan. "Ayaklı gazete gibi adamdır babam, o bilir."
Ayaklı Kütüphane:
Çok şey okumuş, her sorulana cevap veren, çok şey bilen, okudukları aklında kalmış kimse. ”Adam ayaklı kütüphaneydi sanki!”
Ayakta Durmak:
1- Yıkılmamak, güçlü olmak, canlı kalmak. "Yaşanan tüm zorluklara rağmen ailemiz ayakta durmaya çalıştı." 2- Sıkıntılara rağmen işini devam ettirmeye, zorluklara katlanmaya çalışmak. "Mahalle esnafı ayakta durmakta zorlanıyor." 3- Çağlar boyu ayakta kalabilmek, varlığını sürdürebilmek. "Bu devlet sonsuza dek ayakta durmaya devam edecek."
Ayakta Kalmak:
1- Bir zorluk karşısında yıkılmamak, çökmemek. 2- Oturacak yer bulamamak. ”Gemi öyle kalabalıktı ki hepimiz ayakta kaldık.”
Ayakta Tutmak:
1- O şeyin sürekliliğini sağlamak. 2- Bozulmasına, yıkılmasına, çökmesine engel olmak. "Kültür varlıklarımızı ayakta tutmalıyız." 3- Bir kuruluşun yaşamasını sağlamak. "Şirketi ayakta tutmak için gece gündüz çalıştık." 4- Birini oturtmak gerekirken oturtmamak. 5- Birini oyalamak.
Ayakta Uyumak:
Aşırı dalgın ya da yorgun olmak. "Ayakta uyuduğu için yanlış otobüse binmişti."
Ayan Beyan:
Besbelli, apaçık, açık seçik.
Ayar Etmek:
İki aletin işleyişini birbirine uydurmak.
Ayar Vermek:
1- Ayarlamak. "Şu saate ayar vermek lazım." 2- Olayların istenildiği gibi gerçekleşmesi için girişimde bulunmak. "Kulüp başkanı futbolculara ayar vermiş."
Ayarı Bozuk:
Ahlak, karakter veya akıl durumu yerinde olmayan.
Ayasofya'da Dilenip Sultanahmet'te Zekât Vermek:
Kendisi başkasının yardımı ile geçinirken, gösteriş için elindekini başkalarına yardım amacıyla dağıtmak.
Ayasofya`da Dilenip Sultanahmet`te Sadaka Vermek:
Kendisi başkasının yardımı ile geçinirken, gösteriş için elindekini başkalarına yardım amacıyla dağıtmak.
Ayaz Kesmek:
Uzun süre soğukta kalmak.
Ayaz Paşa Kol Geziyor:
Dışarıda zorlu ayaz var.
Ayaz Vurmak:
Sebze ve meyveler donmak. "Pazarcı ayaz vurmuş portakalları vermiş."
Ayaza Çekmek:
Kışın yağıştan sonra şiddetli soğuk olmak.
Ayaza Kalmak:
Yoksun kalmak, hiçbir şey elde edememek.
Ayazda Kalmak:
1- Soğukta kalmak. 2- Boş yere beklemek. 3- Eline bir şey geçmemek. "Bu işte de ayazda kaldık."
Ayda Yılda Bir:
Pek seyrek olarak, anlamına gelir. "Buraya ayda yılda bir insan gelir.
Aydan Akan Büyünün Saadeti:
Ay ışığının her şeyi aşırı derecede güzelleştirerek insan ruhunda uyandırdığı sevinç.
Aydedeye Misafir Olmak:
Gece açıkta yatmak, geceyi açıkta geçirmek. "Bu gece de aydedeye misafir olmak istemiyorum."
Aydın Gün:
Üzüntüden uzak, ümit ve bolluk dolu günler.
Aygır Gibi:
İri yarı, cüsseli, güçlü. (kimse)
Ayı Gibi:
1- İri yarı kimse. 2- Kaba ve anlayışsız kimse.
Ayı Gibi Yemek:
Çok fazla yemek.
Ayı Gördüm, Yıldıza İtibarım Yok:
deyiminin anlamı, açıklaması ve örnek cümleleri: Bir şeyi en iyisine alıştıktan sonra ondan aşağı olanlar gönlümü kandıramaz.
Ayı Yavrusu İle Oynuyor:
İri ve yetişkin birinin ufak tefek birine, bir çocuğa el şakası yapması veya gücünü onda denemesi karşısında söylenen bir söz.
Ayıbını Yüzüne Vurmak:
Birinin kusurunu yüzüne söylemek.
Ayıkla Bulgurun Taşını:
Bir işin oldukça karmaşık, dolaşık, içinden çıkılması güç olduğunu anlatmak için kullanılır. "İşin içinden çıkabilirsen çık!" Anlamında. "Durup dururken adama olmadık sözler söylemiş, şimdi ayıkla bulgurun taşını!"
Ayıkla Pirincin Taşını:
Bir işin oldukça karışık, dolaşık, içinden çıkılması güç olduğunu anlatmak için kullanılır. ”Durup dururken adama olmadık sözler söylemiş, şimdi ayıkla pirincin taşını!”
Ayılık Etmek:
Kaba davranmak.
Ayılıp Bayılmak:
1- Sinir krizi geçirmek, bunalıma düşmek. 2- Birini kendinden geçercesine sevmek, beğenmek. ”Her kan görüşünde ayılıp bayılıyor.”
Ayın On Dördü Gibi:
Yüzü çok güzel. (kadın veya kız) "Ayın on dördü gibi bir gelin almış."
Ayın Son Çarşambası:
İşlerin aksi gittiği zaman, uğursuzluk günleri.
Ayini Cem:
Eskiden Bektaşi tekkelerinde yapılan bir ayin.
Ayınları Çatlatmak:
Ayın harfinin Arapçaya özgü sesini gırtlakta boğumlamaya çalışmak.
Ayıp Etmek:
Yakışıksız ve hoşa gitmeyen bir biçimde davranmak. "Böyle konuşarak babama biraz ayıp ettin." "İşi bize bırakıp ayıp ediyorsun."
Ayıp Kaçmak:
Uygun düşmemek.
Ayıptır Söylemesi:
1- Saygısızlık olacak ama bunu size söylemek zorundayım; özür dilerim, anlamında söylenir. "Ayıptır söylemesi, ishal olmuşum." 2- Övünmek gibi olmasın ama, anlamına da gelir. "Ayıptır söylemesi, yeni bir otomobil aldım."
Ayırt Etmek:
Birkaç şeyi birbirinden ayıran niteliği anlamak, tefrik etmek, temyiz etmek. "Kendi ayakkabılarını ayırt etmekte zorlandı."
Ayıya Gül Ver, Alsın Kıçını Silsin:
Görgüsüz ve kaba kimselerin ince şeylerden anlamayacağını anlatmak için söylenir.
Ayıya Kaval Çalmak:
Anlayışsız bir kimseye bir şey anlatmaya çalışmak.
Ayıyı Vurmadan Postunu Satmak:
Henüz ele geçmemiş bir şey üzerinde hesap yapmak.
Aykırı Düşmek:
Uygun gelmemek, ters gelmek, ters düşmek.
Aylak Adam İşidir:
"İşsiz güçsüz adama uygun bir iştir." anlamında kullanılan bir söz.
Aylak Aylak Gezmek:
İşsiz, güçsüz dolaşmak. "Git de kendine bir iş bul, böyle aylak aylak gezme."
Aylığa Geçmek:
1- Çalışması karşılığı olarak her ay belirli bir para alınacak bir işe başlamak, maaşa geçmek. "Dünden başlamak üzere aylığa geçtim." 2- Gündelikten veya ücretten kadroya geçmek. "İki yıldır aylığa geçmek kolay olmadı."
Aylık Bağlamak:
Emekli olan veya başka sebeplerle çalışmayanlara her ay için belirli bir parayı ödemeyi üstlenmek, maaş bağlamak. "Temizlikçi kadını aylığa bağladık."
Aylık Bağlanmak:
Emekli olan ya da başka nedenlerle çalışmayanlara her ay için belirli bir parayı ödemeyi üstlenmek.
Ayna Çatlatmak:
1- Süslenip püslenip ayna karşısında çok zaman harcamak. 2- Kendini çok güzel bulmak.
Ayna Gibi:
1- Dümdüz ve parlak. 2- Kımıltısız, durgun deniz.
Ayna Tutmak:
Yansıtmak, göstermek. "Bu tablolar geçmişe ayna tutuyor."
Aynı Ağzı Kullanmak:
Aynı şeyi söylemek, aynı düşünceyi ileri sürmek.
Aynı Bokun Soyu:
1- Bir kimsenin kötü tanınan birine benzediğini anlatmak için söylenir. "Ha Faruk, ha Tevfik, ikisi de aynı bokun soyu." 2- Aynı dünya görüşüne sahip insanlar için kullanılır. "Kardeşine sorsan farklı bir şey mi diyecek? İkisi de aynı bokun soyu"
Aynı Bokun Suyu:
1- Bir kimsenin kötü tanınan birine benzediğini anlatmak için söylenir. "Ha Faruk, ha Tevfik, ikisi de aynı bokun suyu." 2- Aynı dünya görüşüne sahip insanlar için kullanılır. "Kardeşine sorsan farklı bir şey mi diyecek? İkisi de aynı bokun suyu"
Aynı Kapıya Çıkmak:
Sonuçta aynı olmak, sonuç bakımından fark etmemek. "Sağdan da gitseniz, soldan da gitseniz aynı kapıya çıkar."
Aynı Karede Bulunmak:
1- Kameranın çektiği görüntü içinde birlikte bulunmak. "O insanla aynı karede bulunmak istemem." 2- Biriyle duygu ve düşüncesi aynı olmak. "Bizim aynı karede bulunduğumuzu düşünmeyin."
Aynı Karede Yer Almak:
1- Kameranın çektiği görüntü içinde birlikte bulunmak. "O insanla aynı karede yer almak istemem." 2- Biriyle duygu ve düşüncesi aynı olmak. "Bizim aynı karede yer aldığımızı düşünmeyin."
Aynı Potada Erimek:
Benzer konuları ve sorunları birlikte düşünmek veya değerlendirmek.
Aynı Tas Aynı Hamam:
Hiçbir şey değişmemiş, her şey eskisi gibi, bir değişiklik yok. "Köyde bir gelişme yok, anlayacağın aynı hamam aynı tas."
Aynı Telden Çalmak:
Aynı şeyi söylemek. "Hepiniz aynı telden çalmayı bırakın."
Aynı Yastıkta Kocamak:
Karı koca birlikte uzun bir ömür sürmek. "Allah size aynı yastıkta kocamayı nasip eder inşallah."
Aynı Yolun Yolcusu (Olmak):
1- Kötü sonları birbirine benzer olan. O haspa da aynı yolun yolcusu, elbet birbirlerini kollayacaklar. 2- Kaderleri, düşünceleri, davranışları birbirine benzer olan. Bu inanç aynı yolun yolcusu olmak niteliğini yitirecek ve siyasal rekabete dönüşecektir.
Aynı Zamanda:
Bununla birlikte. "Başarılı bir öğrenciydi. Aynı zamanda çalışıp para kazanıyordu."
Ayraç Açmak:
Söz veya yazı içine, asıl konu ile ilgisi az olan bir bölüm sıkıştırmak.
Ayran Gönüllü:
Çabuk âşık olan, sevgisinde tutarlı olmayan, sevgisi çabuk değişen. "O ayran gönüllüye fazla güvenme, sonra çok üzülürsün."
Ayran İçmeye Geldik; Ara Açmaya Gelmedik:
Buraya aradaki soğukluğu gidermeye, dostluğu pekiştirmeye geldik. Ziyaretimiz anlaşmazlığı artırmamalı.
Ayranı Kabarmak:
Öfkelenmek, kızıp bağırmak; coşmak. ”O konuştukça adamın elleri titriyor, ayranı kabardıkça kabarıyordu.”
Ayranı Yok İçmeye, Atla Gider Sıçmaya:
Kaba yoksulluğuna bakmadan gösteriş yapmaya kalkanların gülünçlüğünü anlatmak için kullanılan bir söz. "Belediyenin milyonlarca borcu var, başkan son model makam arabası almış, ayranı yok içmeye, atla gider sıçmaya misali."
Ayranı Yok İçmeye, Tahtırevanla Gider Sıçmaya:
Kaba yoksulluğuna bakmadan gösteriş yapmaya kalkanların gülünçlüğünü anlatmak için kullanılan bir söz. "Belediyenin milyonlarca borcu var, başkan son model makam arabası almış, ayranı yok içmeye, tahtırevanla gider sıçmaya misali."
Ayranım Budur Gerisi Sudur:
1- "Bu işi ancak bu kadar yapabiliyorum, elimden daha fazlası gelmiyor." anlamında bir iş yarım yamalak yapıldığında özür dilemek için söylenen bir söz. , "Evi boyamayı bitirdim, ayranım budur, yarısı sudur." , "Ayranım budur yarısı sudur; beğenmiyorsan kendin yap." 2- Size sunabileceğim ancak bu, başka bir şeyim yok. "Ayranım budur yarısı sudur; beğenmiyorsan lokantaya git canım."
Ayranım Budur, Yarısı Sudur:
1- "Bu işi ancak bu kadar yapabiliyorum, elimden daha fazlası gelmiyor." anlamında bir iş yarım yamalak yapıldığında özür dilemek için söylenen bir söz. "Evi boyamayı bitirdim, ayranım budur, yarısı sudur." , "Ayranım budur, yarısı sudur; beğenmiyorsan kendin yap." 2- Size sunabileceğim ancak bu, başka bir şeyim yok. "Ayranım budur, yarısı sudur; beğenmiyorsan lokantaya git canım."
Ayrı Baş Çekmek:
Topluluktan ayrılıp kendi başına iş yapmak.
Ayrı Düşmek:
1- Birbirinden uzakta kalmak. 2- Uyuşmamak.
Ayrı seçi yapmak:
Birkaç şey arasında fark gözetmek.
Ayrı Tutmak:
Farklı davranmak.
Ayrıcalık Göstermek:
1- Birine özel hak vermek. "Ailesi zengin diye ayrıcalık göstermeyin." 2- Birini kayırmak. "Bu konuda şirketinize ayrıcalık göstermemi beklemeyin."
Ayrıcalık Gözetmek:
1- Birine özel hak vermek. "Ailesi zengin diye ayrıcalık gözetmeyin." 2- Birini kayırmak. "Bu konuda şirketinize ayrıcalık gözetmemi beklemeyin."
Ayrıcalık Tanımak:
1- Birine özel hak vermek. "Ailesi zengin diye ayrıcalık tanımayın." 2- Birini kayırmak. "Bu konuda şirketinize ayrıcalık tanımamı beklemeyin."
Ayrılık Çeşmesi:
Yolculuğa çıkanların götürülüp uğurlandıkları köy veya kent dışı çeşme başı.
Ayrıntıda Boğulmak:
1- Gereksiz ayrıntılarla ilgilenmek zorunda kalmak. "Ayrıntıda boğulup zaman kaybetmeyelim." 2- İlgilenilen herhangi bir konunun aslından uzaklaşmak. "Ayrıntıda boğuluyoruz, asıl meseleye odaklanmamız lazım."
Ayrıntıya İnmek:
Bir konuyu en küçük noktasına kadar inceleyip araştırmak. "Bu arabada bir sorun var, ayrıntıya inmeden bu işi çözemeyeceğiz."
Ayrısı Gayrısı Olmamak:
Birbirinden hiçbir şey esirgemeyecek durumda olmak, samimi olmak. "Bizim ayrımız gayrımız olmaz, benim olan onun, onun olan benimdir."
Ayva Tüyü:
Yanaklardaki ince tüy.
Ayvayı Yemek:
Kötü duruma düşmek, işi bozulmak. "Bu kez gerçekten ayvayı yedik."
Ayvaz Kasap Hep Bir Hesap:
“Ha öyle ha böyle, ikisi de bir; hangi yolu seçersek seçelim aynı sonuca varır” anlamında kullanılır.
Ayvaz Kasap Hepsi Bir Hesap:
Hepsi aynı hesaba geliyor anlamında.
Ayyuka Çıkmak:
1- Pek yükselmek (ses için). 2- Herkesçe duyulmak, yayılmak (dedikodu için). ”Öyle kızgındı ki sesi ayyuka çıkıyordu.”
Az Buçuk:
Bir parça, biraz, bir miktar. "Sen oku, senin az buçuk hocalığın vardır."