D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Fiyat Kırmak:

Fiyatı birilerinin verdiğinden az vermek, fiyatı düşürmek. ”Müteahhitlerden ikisi anlaşarak ihalede fiyat kırma yoluna gittiler.”

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Aslı Astarı Olmamak:  

Doğru ve gerçek olmayıp; uydurma, yalan, asılsız olmak. "Aslı astarı olmayan şeyler yüzünden beni suçlama."

Aslı Astarı Yok:  

Yalan, uydurma, asılsız, doğru değil. "Duyduklarının kesinlikle aslı astarı yok."

Aslı Çıkmak:  

Gerçek olduğu anlaşılmak, ortaya çıkmak. "Sonunda olayın aslı çıktı."

Aslı Faslı Olmamak:  

Yalan, asılsız olmak, gerçek payı bulunmamak. ”Aslı astarı olmayan işlerin içine sürükleme bizi.”

Aslı Faslı Yok:  

Yalan, uydurma, asılsız, doğru değil. "Duyduklarının kesinlikle aslı faslı yok."

Aslı Nesli Belli Olmak:  

Soyu sopu kim olduğu bilinmek. "Aslı nesli belli olmayan biriyle evlenmene izin veremem."

Aslı Varsa Yarın Bayram:  

"Dediğine göre çok yakında iyi sonuç alınacak" anlamında.

Aslına Bakarsan:  

"Doğruyu, gerçeği ararsan." anlamında kullanılan bir söz. "Aslına bakarsan haksız da sayılmaz."

Aşnı Fişne:  

Gizli dostluk.

Astarı Yüzünden Pahalı Olmak:  

Bir işin ayrıntısına ödenen paranın aslına ödenen paradan fazla olması, gerçek değerinden fazlaya mal olması. ”Elbiseyi diktin ama astarı yüzünden pahalı oldu.”

Astarı Yüzünden Pahalıya Gelmek:  

Bir işin ayrıntısına ödenen paranın aslına ödenen paradan fazla olması, gerçek değerinden fazlaya mal olması. "Ucuz diye eski bir ev aldık, ama astarı yüzünden pahalıya geldi."

Astığı Astık, Kestiği Kestik:  

Davranışlarından dolayı kimseye hesap vermeyen, istediği gibi davranan, çok sert kimseler için kullanılır.

Astronomik Rakamlar:  

İnsana şaşkınlık verecek derecede büyük rakamlar.

Aşüftelik Etmek:  

Hafif ve işveli davranmak. "Aşüftelik edip, patronu ayartmaya çalışıyor."

At Başı Beraber:  

Biri, ötekinden geri kalmadan, bir hizada.

At Başı Gitmek:  

Aynı hizada, düzeyde gitmek. "Bu sınıfta Gizem ve Cenk, çalışkanlıkta at başı olarak gidiyor."

At Çalındıktan Sonra Ahırın Kapısını Kapamak:  

İş işten geçtikten sonra önlem almaya çalışmak. "At çalındıktan sonra ahırın kapısını kapamak san bir şey kazandırmadı."

At Cambazı:  

1- Sirklerde at üstünde oyunlar sergileyen cambaz. 2- At tellalı, at alıp satan kimse.

At Elin, İt Elin, Bize Ne:  

Herkes kendi malını istediği gibi kullanır, yönetir. Bizim bunlarla ilgilenmemiz, bunlar üzerinde düşünce yürütmemiz yersizdir.

At Gibi:  

Vücudu iriyarı olan kadın. "Kasiyer at gibiydi, ağzımı açıp tek kekime edemedim."

At Gözlüğü:  

Atların koşum takımında, göz hizasında bulunan korumalık. Deyim değil, isimdir.

At Gözlüğü İle Bakmak:  

Çevresinde olup bitenleri iyi algılayamamak, değerlendirememek. "At gözlüğü ile bakanlar, yaşanan olayları anlayamaz."

At Gözlüğü Takmak:  

Olayları dar bir bakış açısı ile değerlendirmek. "At gözlüğü takmışsınız, size ne desem faydası yok."

At Gözlüğünü Takmak:  

Olayları dar bir bakış açısı ile değerlendirmek. "At gözlüğünü takmışsınız, size ne desem faydası yok."

At Gözlüğüyle Bakmak:  

Çevresinde olup bitenleri iyi algılayamamak, değerlendirememek. "At gözlüğüyle bakanlar, yaşanan olayları anlayamaz."

At Hırsızı Gibi:  

Kılık kıyafeti ve tutumu güven vermeyen iriyarı adam. "Adamın iş yerine at hırsızı gibi adamlar gelip gidiyor.

At İzi İt İzine Karışmak:  

İyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayıramayacak halde bir karışıklık meydana gelmek, it izi at izine karışmak. "At izi it izine karışmaya başladı, daha dikkatli olmak lazım."

At Kafalı:  

Aptal, ahmak, anlayışsız, akılsız, kıt zekâlı.

At Koştur:  

Çok geniş. "Bu ev tam istediğim gibi, at koştur."

At Koşturacak Kadar:  

Normalden daha çok geniş. "At koşturacak kadar büyük ev almana gerek yok bence."

At Koşturmak:  

Her istediğini yapabilmek, bağımsız olmak, engelleyen karışan olmamak. "Öğrenciler sınıfta at koşturuyor, öğretmenleri nerede?"

At Nalı Kadar:  

Nişan, madalya, elmas, plaka gibi göğse takılan şeylerin pek büyük olanları hakkında alay yollu söylenir. "At nalı kadar kolyeyi takmış boynuna, herkese gösteriş yapmaya çalışıyor."

At Olup da Kuyruk Sallamak:  

Davranışlarıyla ilgi uyandırmak.

At Oynatmak:  

1- Ata hüner göstermek. 2- Bildiği ve istediği gibi davranmak. 3 Belli bir alanda üstünlük kurmak. ”Meydan adamlara kaldı, istedikleri gibi at oynatıyorlar.”

At Pazarında Eşek Osurtmuyoruz:  

Söyleneni dinlemeyene uyarı amacıyla söylenen bir söz. "Evladım dersi bölme, at pazarında eşek osurtmuyoruz!"

At Tırısa Kalkmak:  

Tırıs gitmeye başlamak. "Atı tırısa kalkmış, bize doğru yaklaşıyorlardı."

At Üstünde Kazma Kazmak:  

Güç bir işi hiç yorulmadan yapmaya girişmek.

At Var, Meydan Yok:  

İş yapacak güç ve araç var, ama bunları kullanma alanı ve konusu yok. İnsanın elindeki imkanlar her zaman yeterli olmayabilir, yapacak güç var ancak kullanma imkânı yok anlamında.

At Yerine Eşek Bağlamak:  

Ayrılan değerli bir kişinin yerine değersiz birini getirmek.

Ata Et, İte Ot Vermek:  

Uygunsuz iş yapmak; birbirini tamamlayan, birbirine uyan unsurları ters kullanmak; kişilere işlerine yaramayan şeyi, ilgili olmadıkları görevi vermek, ite ot, ata et vermek. "Ata et, ite ot verilen bir ülkede dirlik düzenlik mi olurmuş?"

Ata Et, İte Ot Yedirmek:  

Uygunsuz iş yapmak; birbirini tamamlayan, birbirine uyan unsurları ters kullanmak; kişilere işlerine yaramayan şeyi, ilgili olmadıkları görevi vermek. ”Ata et, ite ot verilen bir ülkede dirlik düzenlik mi olurmuş?”

Ata Nal Çakıldığını Görmüş, Kurbağa Ayaklarını Uzatmış:  

Haddini bilmeyip, aşırı hareketlerde bulunanlara söylenir.

Atam Bilir Atasını, Ben Bilirim Ötesini:  

Soyunu, sopunu, ne mal olduklarını biliriz.

Atbaşı Beraber Gitmek:  

Eşit durumda olmak. "Kızım sen de gevezelikte annenle atbaşı beraber gidiyorsun."

Atbaşı Gitmek:  

"Kızım sen de gevezelikte annenle atbaşı gidiyorsun."

Ateh Getirmek:  

Bunamak. "Dedesi artık ateh getirmeye başladı."

Ateş Açmak:  

Ateşli silahla mermi atmaya başlamak. (ateş etmek) "Düşman askerleri ateş açmaya başlayınca, hemen siperlere girdik."

Ateş Alanı:  

Silah mermilerinin erişebileceği yerler. "Ateş alanında olmadığımız için korkmuyorduk."

Ateş Almak:  

1- Yanmak, tutuşmak. 2- Ateşli silâhın patlaması. 3- Telâşlanmak, öfkelenmek, heyecanlanmak, coşmak. ”Silâh birden ateş aldı.”

Ateş Almaya Gelmek:  

Uğradığı yerde çok kısa süre kalıp hemen ayrılanlar için sitem olarak söylenir. "Kadriye abla ateş almaya gelmedin ya, geç otur."

Ateş Almaya mı Geldin:  

Uğradığı yerde çok az kalıp hemen gitmek isteyen kimseye sitem olarak söylenir. "İki laf etseydik be gülüm, ateş almaya mı geldin?"

Ateş Bacayı Sarmak:  

Bir iş ya da olay önüne geçilemez, tehlikeli bir durum almak. ”Ateş bacayı sarmadan çabuk gidelim buradan!”

Ateş Basmak:  

Aşırı ölçüde sıkılmak, heyecanlanmak, utanmak sonucu vücutta sıcaklığın artması, yüzün kızarması. ”O nadide, paha biçilmez vazoyu kırınca bedenini birden bire ateş bastı.”

Ateş Dalgası:  

Geçtiği her yeri kasıp kavuran, önüne geçilmez büyük tehlike.

Ateş Etmek:  

Ateşli silahla mermi atmak. "Polis teslim olmayan teröristlere ateş etti."

Ateş Gibi:  

1- Çok sıcak. "Bugün hava ateş gibi, işi yarına bırakalım." , "Çocuğun alnı ateş gibi olmuş." 2- Çok akıllı, çok bilgili, çok iş gören. "Bu sınıftaki çocukların çoğu ateş gibi maşallah." 3- Kıpkırmızı. "Eleştiriler karşısında yüzü ateş gibi oldu."

Ateş Gibi Kesilmek:  

Beklenmedik bir olay karşısında öfke sonucu kanı beynine sıçramak.

Ateş Gibi Yanmak:  

Ateşi yükselmek. "Sen ateş gibi yanıyorsun, hemen bir doktora gidelim."

Ateş Kesilmek:  

1- Çok kızgın, öfkeli davranışlar göstermek. 2- Çok çalışkan, hareketli ve becerikli olmak. 3- Ateşli silâhlarla yapılan atışa son vermek. ”Taraflar ateş kesilmesine razı olmadılar.”

Ateş Kesmek:  

Ateşli silahlarla yapılan atışa son vermek. "Suriye'de bir an önce ateş kesilmelidir."

Ateş Olsa Cirmi Kadar Yer Yakar:  

Bütün gücüyle saldırsa da ne kadar kötülüğü dokunabilir. Ondan korkmuyorum, anlamına gelir. "Onu tanıyorum. Ateş olsa cirmi kadar yer yakar."

Ateş Pahası:  

Çok pahalı. "Yeni daireler ateş pahası, nasıl alacağız?"

Ateş Pahasına:  

Çok pahalı.”Yeni daireler ateş pahası, nasıl alacağız?”

Ateş Parçası:  

1- Çok çalışkan, becerikli, çok canlı, hareketli (kimse). 2- Çok yaramaz, ele avuca sığmaz. (çocuk)

Ateş Püskürmek:  

Çok öfkeli olmak, ağır sözler söylemek. ”Öğretmen kapıyı kıran öğrencilere ateş püskürdü.”

Ateş Saçmak:  

Çok kızmak, aşırı öfkelenmek. "İçerde ateş saçıyor, şimdi bir şey demeyin bence."

Ateş Soyu:  

Savaşın olduğu yerler. "Bir zamanlar bu ova ateş soyu idi.

Ateş Tufanı:  

Her tarafı kaplayan şiddetli yangın. "O güzelim ormanları ateş tufanı sarmış."

Ateş Üstünde Oturmak:  

Bir yerde tedirginlik duymak, her an kalkmak durumunu belirtir olmak, huzursuz olmak, diken üstünde oturmak. "İnan, ateş üstünde oturuyorum şurada."

Ateş Vermek:  

Tutuşturmak. "Sobaya ateşi ver de iyice ısınalım."

Ateş Yağdırmak:  

1- Ateşli silahlarla aralıksız mermi atmak. "TSK, teröristlerin üzerine ateş yağdırmaya başladı." 2- Çevresindekilere ağır sözler söylemek. "İki dakika oturdu, ateş yağdırıp gitti."

Ateşe Atmak:  

Birini çok tehlikeli bir işe bile bile sokmak. ”Hiç aldırmadan, biricik kızını o adamla evlendirip ateşe atamazsın değil mi?”

Ateşe Körükle Gitmek:  

Gerginliği, tartışmayı, kavgayı artıracak biçimde davranmak. "O kadar olay oldu, hala ateşe körükle gitmeni anlayamıyorum."

Ateşe Tutmak:  

1- Ateşli silâhla mermi atmak. 2- Bir şeyi ateşin üzerinde tutarak ısıtmak. ”Zalim askerler zavallı köylüleri yaylım ateşine tuttular.”

Ateşe Vermek:  

1- Bir yeri bilerek yakıp yok etmek. 2- Aşırı ölçüde telâşlandırmak. 3. Bir toplumu, bir ülkeyi kargaşalık içine sürükleyerek yıkıma uğratmak. ”Dış güçler yerli işbirlikçilerle anlaşarak ülkeyi ateşe verdiler.”

Ateşe Vurmak:  

Bir yemeği pişmek üzere ocağa koymak. "Ben eti ateşe vurup geliyorum."

Ateşe Vursan Duman Vermez:  

Çok cimri olanlar için söylenir.

Ateşi Başına Vurmak:  

Çok öfkelenmek, sinirlenmek veya coşkun hale gelmek.

Ateşi Çıkmak:  

Hastanın vücut ısısı normalin üzerinde olmak. "Ateşi çıkınca doktor çağırdık." "Hastanızın ateşi çıkarsa, bana haber verin."

Ateşi Düşmek:  

Hastanın artmış olan vücut ısısı azalmak. "Ancak iğne yapıldıktan sonra ateşi düştü."

Ateşi Fırlamak:  

Vücut ısısı normalin üzerine çıkmak. "Ateşi fırlayınca hemen doktor çağırdık."

Ateşi Kesmek:  

Ateşli silahlarla yapılan atışa son vermek. "İki grup da ateşi kesme konusunda anlaştılar."

Ateşi Körüklemek:  

Bir işi kızıştırmak, kavgayı şiddetlendirmek. "Kavgayı ayırması gerekirken, ateşi körüklemeye çalışması hoş olmadı."

Ateşi Uyandırmak:  

Sönmeye yüz tutmuş ateşi canlandırmak.

Ateşine (nârına) Yanmak:  

Birinin yüzünden büyük haksızlığa uğramak, zarar görmek. ”Eğer bu malı satamazsam senin ateşine yanmış olacağım.”

Ateşini Almak:  

1- Yüksek vücut ısısını düşürmek. "Ateşini almak için alnına bez koyuyorlar." 2- Derece ile ateşi ölçmek. "Acilen hastanın ateşini alın." 3- Acıyı, yanmayı azaltmak. "Şu buz torbasını bas, ateşini alır."

Ateşle Oynamak:  

Çok tehlikeli, zarar verecek bir işin üstüne üstüne gitmek ya da böyle bir işe girişmek. ”Bırak o silâhı elinden! Ateşle oynadığının farkında mısın sen?”

Ateşten Gömlek:  

İçinde bulunulan acı, sıkıntılı, dayanılmaz durumu anlatmak için söylenir. ”İflas etmem, ateşten gömlek giymem demektir.”

Atı Alan Üsküdar`ı Geçti:  

“Fırsat kaçtı, artık yapılacak şey kalmadı” anlamında kullanılır. ”Sen daha dur, atı alan Üsküdar`ı çoktan geçti.”

Atı Eşkin, Kılıcı Keskin:  

Her bakımdan güçlü, dilediğini yapabilir. ”Zalimlere karşı durmak mı istiyorsun? Atın eşkin, kılıcın keskin olmalı!”

Atıf Yapmak:  

Göndermek, atıfta bulunmak. "Bu şiirde doğanın güzelliğine atıf yapılmış."

Atıfta Bulunmak:  

Göndermek, atıf yapmak. "Bu şiirde doğanın güzelliğine atıfta bulunulmuş."

Atılı Bulunmak:  

Ertelenmiş olmak. "Atılı bulunan borçları da ödeyelim."

Atımın Başı Yumuşak:  

İnatçı değilim, uysalım.

Atın Yüğrükse Bin de Kaç:  

İmkânın varsa kendini kurtarmaya bak.

Atın Yürüğü Kendi Yemini Artırır:  

Çalışkanlık karşılıksız kalmaz.

Atına Eşek mi Dedik:  

Saygıda bir kusurumuz mu oldu?

Atını Sağlam Kazığa Bağlamak:  

İşini güvenli kılacak önlemler almak, eşeğini sağlam kazığa bağlamak. "Ne demişler; atını sağlam kazığa bağla, sonra Allah'a ısmarla."

Atıp Tutmak:  

1- Kendi gücünü aşacağı işler yapacağını söylemek, abartılı konuşmak. 2- Birisinin arkasından ileri geri konuşmak, kötü sözler etmek. ”Yüzüne karşı söyle, arkasından atıp tutma adamın.”

Atla Arpayı Dalaştırmak:  

Fesat karıştırmak, arabozanlık etmek. "Bir ayağın çukurda, atla arpayı dalaştırmaya utanmıyor musun?"

WhatsApp