D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Bakış Açısı:

Bir olay, konu veya düşünce incelenirken izlenen belirli yön, görüş açısı, açılım, perspektif. "Bu duruma babanın bakış açısı nasıl?"

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Ardını Almak:  

Bitirmek, tamamlamak. "Bu işin de ardını aldık sayılır."

Ardını Bırakmamak:  

Peşini bırakmamak. "Sorumluyu buluncaya kadar, bu olayın ardını bırakmayacağım."

Ardını Boşlamak:  

Ardına düşmekten caymak, ardını bırakmak, vazgeçmek. "İşin ardını boşlamak işime geldi."

Ardını Getirmek:  

Bitirmek, tamamlamak. "Bu işin de ardını getirdik sayılır."

Ardını Kesmek:  

Arkasını getirmemek, önlemek, son vermek, durdurmak. "Satışlar düşünce, dondurma işinin ardını kestik."

Arı Bal Alacak Çiçeği Bilir:  

İşinin ehli olan kimse nereye başvuracağını bilir. "Arı bal alacak çiçeği bilir, sana gelecek hali yoktu."

Arı Beyi:  

Her kovanda bir tane bulunan ana arı. "Arı beyini görmek için epey uğraştım."

Arı Gibi:  

1- Pek çalışkan. "Çocuklar arı gibi maşallah, her şeyi taşıdılar." 2- Hızlı ve sürekli bir biçimde. "Nakliyeciler arabayı arı gibi boşaltıyor."

Arı Gibi Sokmak:  

Acı söz söylemek. "Ne zaman hata yapsam, arı gibi sokar."

Arı Kovanı Gibi İşlemek:  

Girip çıkanı, gelip gideni çok olmak. ”Şu seçim dolayısıyla doktorun evi arı kovanı gibi işliyor.”

Arif:  

Çok anlayışlı ve sezgili kimse. "Fazla söze gerek yok, arif olan anlar zaten."

Arif Olan Anlar:  

Herkesin anlayacağı kadar açık söylenmeyen bir sözün gerçek anlamını kavrayanlar için söylenen bir söz. "Ben bu kadar söyleyeyim ,arif olan anlar."

Ârif Olan Anlasın:  

Üstü örtülü olarak söylenen bir sözün, anlayışı kuvvetli kimselerce anlaşılabileceğini belirtmek için kullanılır.

Arifeyi Gösterip Bayramı Göstermemek:  

Bir işi sonuna kadar başarılı götürüp, sonunda olumlu sonuca ulaşamamak. "Bizim takım bu yıl bize arifeyi gösterip bayramı göstermedi."

Arık Çekmek:  

Tıkanan, bozulan arkları temizleyip açmak. "Öğleye kadar bahçede arık çekmek için uğraştım."

Arına Dokunmak:  

Utanç duymak. "Senin gibi bir beceriksizi bu makamda görmek arıma dokunuyor."

Arının Kovanına Çomak Sokmak:  

Tehlikeli kişiyi kışkırtmak, tehlikeli bir şeye sataşmak.

Arının Yuvasına Çomak Dürtmek:  

Tehlikeli kişiyi kışkırtmak, tehlikeli bir şeye sataşmak. "Arının yuvasına çomak dürtme, başın belaya girer."

Arının Yuvasına Çöp Dürtmek:  

Tehlikeli kişiyi kışkırtmak, tehlikeli bir şeye sataşmak. "Arının yuvasına çöp dürtme, başın belaya girer."

Arının Yuvasına Kazık Dürtmek:  

Tehlikeli kişiyi kışkırtmak, tehlikeli bir şeye sataşmak. "Arının yuvasına kazık dürtme, başın belaya girer."

Arıza Çıkarmak:  

Kavgaya neden olacak bir söz ve davranışlarda bulunmak. "Arkadaşlar, buraya arıza çıkarmak için mi geldiniz?"

Arka Arkaya:  

Birbiri arkasından. "Sözleşmişler gibi arka arkaya içeri girdiler."

Arka Arkaya Vermek:  

Birbirini korumak, kollamak, için birleşmek; dayanışmak, yardımcı olmak. ”Arka arkaya verirsek karşımızda hiçbir güç duramaz.”

Arka Bulmak:  

Bir koruyucu, kayırıcı bulmak. "Müdürlük koltuğunu kapmam için Ankara'da bir arka bulmak lazım."

Arka Çevirmek:  

Birine eskiden duyduğu ilgiyi göstermemek, yabancı gibi davranmak. ”İşlerim bozulunca bana sırt çevirdi.”

Arka Çıkmak:  

Birilerine karşı, birini korumak; savunmak, kayırmak. ”Babası arka çıkmasaydı onu bir güzel dövecekti.”

Arka Kapıdan Çıkmak:  

Özellikle bir eğitim kurumundan, bir iş yerinden hiçbir varlık gösteremeden, bir şey öğrenemeden ayrılmak. ”Övünüp durma, bilgine bakılırsa sen o okulun arka kapısından çıkmışsın.”

Arka Olmak:  

Maddi veya manevi yönden destek olmak. "Bu işler arka olmadan yapılmaz."

Arka Plana Kaymak:  

1- Gözden düşmek. 2- Önemini yitirmek, değersizleşmek.

Arka Planda Kalmak:  

1- Gözden düşmek. "Sizin takım bu sezon arka planda kalmaya başladı." "Okulunuz bu yıl arka planda kalmış." 2- Önemini yitirmek, değersizleşmek. "Bu tarz kıyafetler arka planda kalmaya başladı." 3- Gözden uzak kalmak, ilgi çekmemek. "Bizim balık tezgahı biraz arka planda mı kaldı?"

Arka Üstü:  

Sırtı yere gelecek durumda. "Arka üstü düştü."

Arka Vermek:  

1- Desteklemek. "Bu oğlana arka vermemiz lazım." 2- Dayamak. "Bu duvara bir destek arka vermezsek yıkılacak."

Arkada Bırakmak:  

1- Bir kimseyi geride bırakmak. "Kente taşınırken dedemizi arkada bırakmıştık." 2- Bir şeyden oldukça uzaklaşmış bulunmak. "Dağları arkada bıraktık, denize yaklaşıyoruz."

Arkada Kalanlar:  

Ölen kişinin yaşayan yakınları.

Arkada Kalmak:  

1- Geriden gelmek, geride kalmak. 2- Değerce ileride olanların arkasında kalmak, ileri gidememek.

Arkadan Arkaya:  

Gizli gizli, el altından. "Arkadan arkaya bizim şirketin bilgilerini veriyormuş."

Arkadan Söylemek:  

Bir kimsenin bulunmadığı yerde onun hakkında ileri geri konuşmak, dedikodusunu yapmak, çekiştirmek. ”Adamın arkasından söylemeye utanmıyor musun?”

Arkadan Vurmak:  

Kendisine inanan, güvenen bir kimseye gizlice kötülük etmek. ”Onun beni arkamdan vuracağı hiç aklıma gelmezdi.”

Arkadaş Canlısı:  

Arkadaşlarına çok düşkün olan, değer veren kimseler için söylenir. "Arkadaş canlısı bir insandı."

Arkadaş Değil, Arka Taşı:  

Zarar veren arkadaşlar için söylenir. "Bence Murat arkadaş değil, arka taşı."

Arkası Alınmak:  

Sona erdirilmek, bitirilmek, bir yerde durdurulmak. "Gerekli önlemler alınmazsa bu hırsızlığın arkası alınamaz."

Arkası Gelmek:  

Devamlı olmak, sürekli olmak. "Sana yardımlarımızın arkası gelecek."

Arkası Kesilmek:  

Tükenmek, bitmek, süregelen bir şeyin son bulması. ”Kiranın da arkası kesilirse ne yaparız biz?”

Arkası Olmamak:  

Kayıracak kimsesi olmamak. "Arkası olmadığı için işten çıkardılar adamı."

Arkası Pek:  

1- Soğuktan muhafaza edecek biçimde giyinmiş, iyi giyinmiş olan. 2- Güçlü bir kimseye ya da yere güvenen. ”Ona göre hava hoş, çünkü karnı tok, sırtı pek nasıl olsa!”

Arkası Yere Gelmek:  

Zor ve kötü duruma düşmek, güçlü olan durumu sarsılmak, yenilmek. "Arkası yere gelmez sanıyorduk, ama yanılmışız."

Arkası Yere Gelmemek:  

1- Sarsılmamak, sağlam ve sağlıklı durumunu sürdürmek. 2- Hiç yenilgi yüzü görmemek. ”Arkası yere gelmemiş bir adam olarak kalmalı o.”

Arkasına Almak:  

1- Sırtına yüklemek, taşımak. "Çantasını arkasına almış, okuluna gidiyordu." 2- Desteğini sağlamak. "Müdür amcasını arkasına almış, artistlik yapıyor."

Arkasına Bakmadan Gitmek:  

Arkada kalanlarla hiç ilgilenmeden bir yerden ayrılmak. "Düğünde iki laf söyledim diye, arkasına bakmadan gitti."

Arkasına Bakmadan Kaçmak:  

Arkada kalanlarla ilgilenmeden bir yerden hızlıca ayrılmak. "Düğünde iki laf söyledim diye, arkasına bakmadan kaçtı."

Arkasına Bakmadan Uzaklaşmak:  

Arkada kalanlarla ilgilenmeden bir yerden hızlıca ayrılmak. "Düğünde iki laf söyledim diye, arkasına bakmadan uzaklaştı."

Arkasına Bile Bakmadan Gitmek:  

Arkada kalanlarla ilgilenmeden bir yerden hızlıca ayrılmak. "Düğünde iki laf söyledim diye, arkasına bile bakmadan gitti."

Arkasına Bile Bakmadan Kaçmak:  

Arkada kalanlarla ilgilenmeden bir yerden hızlıca ayrılmak. "Düğünde iki laf söyledim diye, arkasına bile bakmadan kaçtı."

Arkasına Bile Bakmadan Uzaklaşmak:  

Arkada kalanlarla ilgilenmeden bir yerden hızlıca ayrılmak. "Düğünde iki laf söyledim diye, arkasına bile bakmadan uzaklaştı."

Arkasına Düşmek:  

1- Birini gözden ayırmayarak arkasından gitmek. 2- Bir işi sona erdirmek için çok sıkı çalışmak. ”Arkasına düşmezsen nasıl elde edeceksin o evi?”

Arkasına Takılmak:  

1- Bir kimseyi gözden ayırmayarak arkasından gitmek, peşini bırakmamak. "Arkasına takıldım, evine kadar takip ettim." 2- Bir işi sonuçlandırmak için peşine düşmek. "Bu hafta büyük bir işin arkasına takıldım."

Arkasında Dolaşmak:  

Bir işi sonuca bağlamak için ilgili yerlere giderek görüşme fırsatı aramak, onların yardımını sağlamak.

Arkasında Durmak:  

1- Ne pahasına olursa olsun bir sözünün veya davranışının gereğini yerine getirmek. "Ne dediysem, arkasında durmaya devam ediyorum." 2- Birini başkalarına karşı korumak, kayırmak. "Dayısı arkasında durmasa, adını bile duyan olmazdı."

Arkasında Gezmek:  

Bir işi sonuca bağlamak için ilgili yerlere giderek görüşme fırsatı aramak, onların yardımını sağlamak.

Arkasında Semeri, Önünde Emeri:  

Hiç boş zamanı olmayan çocuklu ve çalışan kadın.

Arkasında Yumurta Küfesi Olmamak:  

Eski düşünce ve yönünü kolayca değiştirmek veya sözünden caymakta sakınca görmemek. "Arkasında yumurta küfesi yok ya! Bizi de götürüverir."

Arkasında Yumurta Küfesi Yok ya:  

Döneklik etmekte sakınca yok ya! "Arkasında yumurta küfesi yok ya! Gelmedi işte."

Arkasından Atlı Kovalamak:  

Bir işi gereksiz bir telaş içinde yapmak, ardından atlı kovalamak. "Arkandan atlı mı kovalıyor, güzelce yemeğini ye."

Arkasından Atlı Kovalarcasına:  

Bir işi gereksiz bir telaşla yapanlar için kullanılır. "Ödevini arkasından atlı kovalarcasına yapıyordu."

Arkasından Atmak:  

Dedikodusunu yapmak. "İnsanların arkasından atmam, yüzüne konuşurum."

Arkasından Gitmek:  

Birini örnek almak. "İyi insanların arkasından gidenler iyiliğe, kötü insanların arkasından gidenler kötülüğe ulaşır."

Arkasından Konuşmak:  

Dedikodusunu yapmak. "İnsanların arkasından konuşmam, yüzüne konuşurum."

Arkasından Koşmak:  

1- İş yaptırmak için birinin arzusunu kollamak, görüşme fırsatı aramak. "O makamı elde etmek için iki aydır patronun arkasından koşuyor." 2- Birine çok ilgi duymak. "O kızla konuşmak için zamanında çok arkasından koştu."

Arkasından Sürüklemek:  

Arkasından gelmesini sağlamak. "Böyle tipler bile insanları arkasından sürüklüyor."

Arkasından Teneke Çalmak:  

Bir yerden ayrılan ya da giden bir kişiye onur kırıcı davranışlarda (tenekeye sopa ile vurmak gibi) bulunmak. "Arkamdan teneke çalacaklarını da biliyorum."

Arkasından Zil Takıp Oynamak:  

Birinin bir yerden ayrılmasına veya bir işte başarısızlığa uğramasına çok sevinmek. "Müdürün tayini çıkınca, öğrenciler arkasından zil takıp oynadı."

Arkasını Almak:  

Bir işi tamamlamak, bitirmek. "Çok şükür şu inşaatın da arkasını aldık."

Arkasını Bir Şeye Vermek:  

Sırtını dönmek. "Arkasını duvara verip konuşmaya başladı."

Arkasını Bırakmak:  

Peşini bırakmak. "Bu olayın arkasını bırakmanı istiyorum."

Arkasını Birine Vermek:  

Bir kimsenin himayesinden güç almak. ”Arkasını kaymakama vermiş pervasızca konuşuyor, yolu burdan geçireceğim diyor.”

Arkasını Çevirmek:  

Birine eskiden duyduğu ilgiyi göstermemek, yabancı gibi davranmak. "İşlerim bozulunca bana arkasını çevirdi."

Arkasını Dayamak:  

Birinin koruyuculuğuna güvenmek. (arkasını vermek)

Arkasını Dönmek:  

Birine eskiden duyduğu ilgiyi göstermemek, yabancı gibi davranmak. "İşlerim bozulunca bana arkasını döndü."

Arkasını Getirememek:  

Başladığı işi sürdürüp sona erdirememek, sonuçlandıramamak. ”Ne tembel adamsın, şu işin arkasını getiremedin hâlâ!”

Arkasını Getirmemek:  

Başladığı işi sürdürüp sona erdirmemek, sonuçlandırmamak. "Ne tembel adamsın, şu temizlik işinin arkasını getirmedin."

Arkasını Sağlama Almak:  

Bir işe başlarken çok güçlü bir destek bulmuş olmak. "Arkasını sağlama almakla çok iyi etti, kısa sürede bu işi de bitirir."

Arkasını Sıvamak:  

İltifat etmek, okşamak, övmek, birisini bu yolları kullanarak bir işe sevk etmek. ”Arkasını sıvayarak yaptırıyorum her işi bu çocuğa.”

Arkasını Vermek:  

1- Bir şeye sırtını dönmek. "Arkasını duvara verip konuşmaya başladı." , "Şimdi arkasını tabelaya verip yüz metre ileri yürüsün." 2- Bir kimsenin himayesinden güç almak. "Arkasını kaymakama vermiş pervasızca konuşuyor, yolu buradan geçireceğim diyor."

Arkaya Bırakmak:  

Sonraya, başka zamana bırakmak, ertelemek. "Türkçe ödevimi arkaya bıraktım."

Arkaya Kalmak:  

Geride kalmak, sonraya kalmak, geriden gelmek. "Hızlı yürü, arkaya kalmamaya çalış."

Arkaya Koymak:  

Sonraya, başka zamana bırakmak, ertelemek. "Türkçe ödevimi arkaya koyalım."

Arma Budatmak:  

Armayı rüzgâra kaptırmak. "Son anda arma budatmaktan kurtulduk."

Arma Donatmak:  

Armayı yerli yerine koymak. "Arma donatmadan harekete geçmeyelim."

Arma Soymak:  

Hareketli olan armayı, limanda kışlamak, yağmur ve kardan korumak amacıyla bir süre için sökmek. "Arma soymak için tırmanıyor."

Arma Uçurmak:  

Armayı rüzgâra kaptırmak. "Son anda arma açurmaktan kurtulduk."

Armağan Etmek:  

Bir şeyi birini sevindirmek, mutlu etmek, onurlandırmak, kutlamak için vermek, hediye etmek. "Bu kitapları sana armağan etmek istiyorum."

Armudun Sapı Var, Kirazın Çöpü Var Demek:  

Hiçbir şeyi beğenmemek, her şeyin bir kusurunu bulmak. "Armudun sapı var, kirazın çöpü var dedi, akşama kadar bir çift ayakkabı beğenemedi."

Armudun Sapı Var, Üzümün Çöpü Var:  

Hiçbir şeyi beğenmemek, her şeyin bir kusurunu bulmak.

Armut Gibi:  

Çok anlayışsız, bön.

Armut Piş, Ağzıma Düş:  

Bir işin hiç emek harcamadan olmasını, kendiliğinden hazır olup ayağına gelmesini bekleyenlerin durumunu anlatmak için kullanılır.

Arnavut Biberi:  

Acı biberin kızarmışı. "Arnavut biberini ağzıma sürmedim."

Arnavut Kaldırımı:  

Yollarda dere taşları ile yapılan eski usul kaldırım. "Arnavut kaldırımlı sokaklarda yürümek, beni eskiye götürdü."

Arpa Boyu Kadar Gitmek:  

Pek az ilerlemek. ”Onca çabaya rağmen arpa boyu kadar gidebildim ancak.”

Arpa Boyu Yol Almak:  

Pek az ilerlemek. Başarı sağlayamamak. "Sınav yaklaşıyor ama biz matematikte arpa boyu yol aldık."

Arpa Ektim, Darı Çıktı:  

Ters sonuç veren işler için söylenir. "Yeni gelen eleman konusunda arpa ektim, darı çıktı maalesef."

WhatsApp