D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Baş Açık, Yalın Ayak:

Telaş dolayısıyla, giyilecek şeyleri giymeden, perişan kılıkta.

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Anasını Eşek Kovalasın:  

Sözü edilen kimse veya iş hakkında bıkkınlık ve umursamama anlatır. "Seyyar satıcılık deme bana, o işin anasını eşek kovalasın!"

Anasını Sat:  

Önem verme, aldırma, umursama, bunun için kederlenme, üzülme. "Anasını sat o işin, yenisine bak!" , "O adamın anasını sat, sana erkek mi yok!"

Anasını Satayım:  

Önem verme, aldırma, umursama, bunun için kederlenme, üzülme, ”Sat anasını o işin, yenisine bak!”

Anasını Sattığım:  

Allah belasını veresice, meret.

Anasının Ak Sütü Gibi Helal Olsun:  

"Anamın sütü bana nasıl helal ise bu da sana öyle helal olsun" anlamında kullanılan bir söz. "O para anasının ak sütü gibi helal olsun, dilediği gibi harcasın."

Anasının Dini:  

Çok pahalı veya çok abartılı. "Sıfır arabalar anasının dini olmuş, nasıl alalım?"

Anasının Eğirdiği, Babasının Dokuduğu:  

Öteden beri ailesinden gördüğü.

Anasının Gözü:  

Hileci, kurnaz, çok açık göz, çıkarcı, hin oğlu hin. ”Adam anasının gözü, iki dakikada bitiriverdi işi.”

Anasının İpini Pazara Çıkarmış:  

Kendisinden her türlü kötülük, soysuzluk beklenebilen kimse. "Anasının ipini pazara çıkarmış adama nasıl güveneyim ben?"

Anasının İpini Satmış:  

Kendisinden her türlü kötülük, soysuzluk beklenebilen kimse. "Anasının ipini satmış adama nasıl güveneyim ben?"

Anasının İpliğini Pazarda Satmış:  

Kendisinden her türlü soysuzca davranışlar, işler beklenebilecek, ipsiz sapsız kimse.

Anasının Kızı:  

Davranışları, huyu annesininkine benzeyen kız. "Anasının kızı ne olacak!" , "Yemekleri çok güzel, ne de olsa anasının kızı."

Anasının Körpe Kuzusu:  

1- Bakım ve himayeye muhtaç, çok küçük kucak çocuğu. "Anasının körpe kuzusuna bak, nasıl da uyuyor maşallah." 2- Sıkıntıya, güç işlere alışkın olmayan, titizlikle büyütülmüş çocuk veya genç. "Şu torbayı kaldırışına bak hele, tam anasının körpe kuzusu."

Anasının Nikâhını İstemek:  

Bir şeye değerinden çok para istemek, olmayacak bir istekte bulunmak. ”Senin istekli olduğunu duydu adam, şimdi gidersen anasının nikâhını isteyecek o eve.”

Anasının Oğlu:  

Her yönüyle annesine benzeyen erkek çocuğu. "Çıkarıp beş kuruş harcamaz, ne de olsa anasının oğlu."

Anca Beraber, Kanca Beraber:  

Birbirimizden ayrılmayacağız, işler iyi de gitse, kötü de gitse hep birlikte yapacağız, beraberliği bozmayacağız. ”Bu toprağı yalnız ben mi atacağım, hayır arkadaşlar; haydi anca beraber, kanca beraber.”

And İçmek:  

Yemin etmek, bir şeyi yapmaya veya yapmamaya söz vermek. "Ant içtik, asla bu ülkeyi düşmana bırakmayacağız." Deyimin doğru yazılışı Ant içmek şeklindedir.

Andını Bozmak:  

Andına uymamak, andına aykırı davranmak. "Seninle konuşmayacaktım, sevgimden andımı bozdum."

Angarya Çekmek:  

Bir işi isteksizce, hatır için yapmak zorunluluğunda olmak. "Bu evde tüm angaryayı ben çekmek zorunda değilim."

Angaryasını Çekmek:  

Bir işi isteksizce, hatır için yapmak zorunluluğunda olmak. "Bu evin tüm angaryasını ben çekmek zorunda değilim."

Angaryaya Koşmak:  

Birini zorunlu olmadığı hâlde bir işte çalışmaya zorlamak. "Babam beni angaryaya koşmaya başlayınca, kendi işimi kurmaya karar verdim."

Angut Gibi:  

Budala, ahmak, hödük gibi. "Angut gibi bakacağına yardım etsene."

Anır Anır Adın Deftere Geçti:  

Yaptıkların yanına kâr kalmaz, vakti geldiğinde her şeyin hesabı sorulacak. "Anır anır adın deftere geçti, seninle sonra görüşeceğiz."

Anır Eşeğim Anır, Adın Deftere Geçti:  

Yaptıkların yanına kâr kalmaz, vakti geldiğinde her şeyin hesabı sorulacak. "Anır eşeğim anır, adın deftere geçti! Bildiğin gibi davranmaya devam et."

Anırtıyı Kesmek:  

Hoşa gitmeyen bağırıp çağırmalarını bırakmak, susmak. "Bereket versin çocuk anırtıyı kesti de, kurtulduk."

Anız Bozmak:  

Anızı altüst etmek için toprağı yüzden sürmek. "Yarın anız bozmak için büyük tarlaya gideceğim."

Anladık Yer Değirmeni, Ama Suyu Nereden Geliyor:  

"Bu işin parasını kim ödüyor?" anlamında söylenir.

Anladımsa Arap Olayım:  

“Hiçbir şey anlamadım” anlamında kullanılır. ”Senin anlattıklarını anladımsa Arap olayım.”

Anladıysam Arap Olayım:  

"Hiçbir şey anlamadım" anlamında kullanılır. "Senin anlattıklarını anladıysam arap olayım."

Anlam Çıkarmak:  

1- Bir cümleden veya metinden yeni ve değişik bir anlam yakalamak. "Bu yazıdan aday olmayacağım gibi bir anlam çıkarmanız çok saçma." 2- Yersiz ve gereksiz bir yargıya varmak, yanlış değerlendirmek; bir söze, söyleyenin aklından geçmeyen bir anlam vermek.

Anlam Verememek:  

Kendince bir yargıya varamamak, yorumlayamamak, açıklayamamak. "Senin yaptıklarına artık bir anlam veremiyorum."

Anlam Vermek:  

Kendince bir yargıya varmak, yorumlamak. "Söylediklerime yanlış anlam vermeye çalışma."

Anlamazlığa Vurmak:  

Bir şeyi anladığı hâlde anlamamış, farkına varmamış gibi davranmak. "Ben borcunu ifade ettim, ama anlamazlığa vurdu."

Anlamazlıktan Gelmek:  

Bir şeyi anladığı halde anlamamış, farkına varmamış gibi davranmak. "Ben borcunu ifade ettim, ama anlamazlıktan geldi."

Anlamına Gelmek:  

Bir anlam bildirmek. "Bu sözleri, konuşma anlamına geliyor."

Anlamını Yitirmek:  

Anlamsızlaşmak, anlamsız duruma gelmek. "Davranışlarını gördükçe, sözlerin anlamını yitiriyor."

Anlarsın Ya:  

Açıklanmaması gereken bir olayı dolaylı yoldan anlatmak için kullanılan bir söz. "Bizim bahçede bir araba var, anlarsın ya!"

Anlaşıldı Pederin Bayraktar Olduğu:  

Dolambaçlı anlatımdan sözün nereye varacağı belli oldu, durum aydınlandı, işin içyüzü anlaşıldı.

Anlaşıldı Vehbi'nin Kerrakesi:  

"İşin içyüzü, gerçeği öğrenildi." anlamında kullanılan bir söz. "Gelen telefondan sonra, anlaşıldı Vehbi'nin kerrakesi."

Anlaşmaya Varmak:  

Bir konuda birisiyle anlaşmak. "Ünlü bir futbolcuyla anlaşmaya varmak üzereler."

Anlaşmazlığa Düşmek:  

Anlaşamamak, uyuşamamak. "Ev sahibiyle anlaşmazlığa düşünce, evi boşlatmak zorunda kaldı."

Anlaşmazlık Çıkmak:  

Bir konuda uyuşmazlık söz konusu olmak. "O toplantıda anlaşmazlık çıkmasın diye sustum."

Anlata Anlata Bitirememek:  

Beğenilen bir şeyden çok söz etmek. "İspanya turuna gitmiş, anlata anlata bitiremiyor."

Anlayıp Dinlemek:  

Bir olayı iyice anlamak. "Beni anlayıp dinlemeden suçladınız." , "İnsanlar, olayı anlayıp dinlemeden saldırmaya başladılar."

Anlayış Göstermek:  

İstenilen veya söylenilen bir şeyi hoşgörüyle karşılamak. "Çocuğunuzun stresli günleri, biraz anlayış göstermelisiniz."

Anlayışlı Olmak:  

İnsanı, durumu, olayı anlayarak hoşgörüyle davranmak. "Gençlere biraz anlayışlı olmak gerekir."

Anlayışsız Olmak:  

Anlamadan, kavramadan, incelikten, hoşgörüden uzak olmak. "Bu kadar anlayışsız olmak sana yakışmıyor."

Anma Töreni:  

Bir büyüğün ölüm veya doğum yıldönümlerinde kendisini anmak için yapılan toplantı. "Çanakkale şehitlerini anma töreni gerçekleştirildi."

Anne Olmak:  

Çocuk sahibi bir kadın olmak. "En büyük hayali anne olmak."

Annelik Etmek:  

Bir kimseye ancak annenin gösterebileceği sevgi ve yakınlığı göstermek, analık etmek. "Teyzesi ona annelik etti."

Annesini Kaybetmek:  

1- Annesi ölmek. "Geçen yıl kazada annesini kaybetmiş." 2- Annesine ulaşmakta sorun yaşamak. "Pazar yerinde annesini kaybetmiş, hüngür hüngür ağlıyordu."

Annesini Özlemek:  

Annesini göreceği gelmek, annesine kavuşmayı istemek. "Annesini özlemiş, izin alıp memleketine gitti."

Anons Etmek:  

Bir durumu, bir haberi sözle veya yazıyla halka bildirmek. "Sular kesilecekmiş, az önce anons ettiler."

Anons Yapmak:  

Bir durumu, bir haberi sözle veya yazıyla halka bildirmek. "Sular kesilecekmiş, az önce anons yaptılar."

Ant Ahdetmek:  

Yemin etmek, bir şeyi yapmaya veya yapmamaya söz vermek. "Ant ahdettik, asla bu ülkeyi düşmana bırakmayacağız."

Ant Etmek:  

Yemin etmek, bir şeyi yapmaya veya yapmamaya söz vermek. "Ant ettik, asla bu ülkeyi düşmana bırakmayacağız."

Ant İçirmek:  

Birine, bir şeyi yapacağı ya da yapmayacağı konusunda, Tanrı'yı ya da kutsal bilinen şeyleri tanık göstererek söz verdirmek. "Ona ant içtirdim, andını tutacaktır."

Ant İçmek:  

Yemin etmek, bir şeyi yapmaya veya yapmamaya söz vermek. ”Ant içtik, asla bu ülkeyi düşmana bırakmayacağız.”

Ant Olsun:  

Bir işin yapılmasına veya yapılmamasına niyet edildiğinde söylenilen söz. "Bir daha buraya gelirsem ant olsun."

Ant Verdirmek:  

1. Ant içmesini sağlamak. "Bir şey söylememem için bana ant verdirdi." 2- Herhangi bir şeyi yapmaması için söz almak. "Ant verdirdi, gidip bilgisayarını formatlayacağım."

Ant Vermek:  

Allah aşkına, çocuklarının başı için vb. sözlerle karşısındakini bir şeye zorlamak, yemin vermek. "Yarın bize geleceğine ant verirsen gelirim."

Antant Kalmak:  

Anlaşmak, uzlaşmak. "Nihayet bugünkü görüşmemizde antant kaldık."

Antikasını Bilmek:  

En iyisini bilmek. "Bu telefonun antikasını bilirim."

Antipati Duymak:  

Kanı kaynamamak, birine içten bir sevgi beslememek, yakınlık duymamak. "Çocuğa ilk rastladığımda antipati duymaya başlamıştım."

Antipatik Bulmak:  

Sevimsiz bulmak, kanı kaynamamak, elektrik alamamak, yakınlık duymamak. "Sen iyi anlaşıyorsun ama, ben onu çok antipatik buluyorum."

Anzak Askeri:  

İngilizlerin, Çanakkale savaşlarında Avustralya ve Yeni Zelanda'dan toplamış olduğu askerler. "Çanakkale'ye yolunuz düşerse, Anzak askerlerinin mezarlarını da görebilirsiniz."

Apandisini Almak:  

Karnından bıçaklamak. "Adamın oracıkta apandisini aldılar."

Apar Topar:  

Telâş ve acele ile, yaka paça, hazırlanmadan, ”Treni kaçırırım korkusuyla apar topar evden ayrıldım.”

Apar Topar Etmek:  

Toplanmasına vakit bırakmaksızın alıp gitmek, yaka paça etmek. "Onu apar topar edip getirdiler."

Apiko Beklemek:  

Herhangi bir işe başlamak için her an hazır olmak. "Tophane'de külhaniler apiko beklemekteydi."

Apırsan da Köpürsen de:  

Ne kadar çok kızsan da, öfkelensen de, tepki göstersen de. "Apırsan da köpürsen de seni takıma almayacağım."

Apışıp Kalmak:  

Birdenbire çok şaşırmak, ne yapacağını bilemez duruma gelmek. "Onu görünce apışıp kaldım."

Apoletleri Sökülmek:  

Bir suç sebebiyle rütbesi indirilmek veya askerlikten atılmak. "Yargılananlar arasında apoletleri sökülenler de vardı."

Aportta Beklemek:  

1- Köpek avını kovalamak üzere hazırda beklemek. "Aportta bekleyen köpekler koşmaya başladı." 2- Fırsat kollamak. "Aportta bekliyorum, tüm parayla döviz alacağım."

Aptal Aptal:  

Aptal gibi, aptalca, aval aval. "Balkona oturmuş aptal aptal sağa sola bakıyordu."

Aptal Olmak:  

Zekâ yoksunu, alık ve ahmak durumda bulunmak. "Ona inanacak kadar aptal olma."

Aptal Yerine Konulmak:  

1- Hiçbir şeyden anlamaz, bilmez sanmak. "Yanındaki kişi aptal yerine konulmuş, sağlık öğütleri verilen bir doktordu." 2- Birine, aptal gözüyle bakmak. "Ebeveynlerin aptal yerine konulması, asla kabul edilemez."

Aptal Yerine Koymak:  

1- Hiçbir şeyden anlamaz, bilmez sanmak. "Yanındaki kişiyi aptal yerine koyup, sağlık öğütleri vermesi çok komikti, çünkü yanında oturan bir doktordu." 2- Birine, aptal gözüyle bakmak. "Ebeveynlerini aptal yerine koyması, asla kabul edilemezdi."

Aptala Malum Olur:  

Kısaca "gezgin derviş" anlamına gelen "abdal" sözcüğünü "aptal" (ahmak) biçimine sokarak, bir şeyi önceden sezip söyleyenler için şaka yollu söylenir.

Aptallığa Vurmak:  

Bir şeyi bilmez, anlamaz gibi görünmek. "Arkadaşlarının isteklerinden bıkınca işi aptallığa vurmaya başladı."

Aptallık Etmek:  

Aptala yakışır bir biçimde davranmak ya da aptalca bir iş yapmak. "Yeryüzüne aptallık etmek için gelenler çok."

Aptesinden Şüphesi Olmamak:  

Yaptığı işte kusuru olmadığını kesin olarak bilmek. "Aptesinden şüphesi olan korksun, biz niye korkalım ki denetimden."

Ar Belası:  

Namus ve onuruna söz getirme korkusu, namus belası. "Bu işi ar belası üstlendim."

Ar Damarı Çatlamak:  

Utanç duyulacak şeyleri sıkılmadan yapmak, utanmayı bırakmak, yüzsüz olmak. ”Ar damarı çatlamış bu adamdan ne umuyorsun anlamadım bir türlü.”

Ar Damarı Çatlamış:  

Utanmaz, utanılacak şeyleri rahatlıkla yapan. "Bu el hareketini ancak ar damarı çatlamış biri yapar."

Ar Etmek:  

Utanmak. "Yaptıklarından ar etmelisin."

Ar Namus Tertemiz:  

Utanması olmayan. "Bakıyorum sende de ar namus tertemiz."

Ar Ve Hayâ Perdesi Yırtılmak:  

1- Utanmamak, utanç duymamak. "Ar ve hayâ perdesi yırtılmış insandan, her türlü ahlaksızlık beklenir." 2- Yüzsüzlük etmek. "Ar ve hayâ perdesi yırtılmasa şaşardım."

Ar Yılı Değil, Kar Yılı:  

Birinin sıkılmayı bir yana bırakarak yalnız çıkarına baktığı anlatılırken söylenir.

Ara Bozmak:  

İki kişi arasındaki iyi ilişkiyi, dostluğu, arkadaşlığı yıkmak. "Kim ki ara bozar, o toplumun yüz karasıdır."

Ara Bulmak:  

Birbirleriyle anlaşamayan, bir araya gelemeyen kişileri uzlaştırmak, barıştırmak. ”İki öğrencinin arasını bulmak, tam bir haftamı aldı.”

Ara Sıra:  

Seyrek olarak, zaman zaman. "Ara sıra buluşup geziyoruz."

Araba Vapuru:  

İki kıyı arasında kara vasıtalarını taşıyan vapur. "İstanbul'a son gittiğimizde, karşıya araba vapuruyla geçmek zorunda kaldık."

Arabanın Tekerine Çomak Sokmak:  

Birinin yolunda giden işini aksatan, engelleyen davranışlarda bulunmak, güçlük çıkarmak. "Arabanın tekerine çomak sokmasına rağmen, işi sonuçlandırdık."

Arabanın Tekerine Taş Koymak:  

Birinin yolunda giden işini aksatan, engelleyen davranışlarda bulunmak, güçlük çıkarmak. "Arabanın tekerine taş koymasına rağmen, işi başarıyla sonuçlandırdık."

Arabasını Düze Çıkarmak:  

Engelleri aşıp işini yola koymak. "Arabasını düze çıkarıp tatile çıktı."

Arabayı Çekmek:  

Defolup gitmek. "Arabayı çek git, bir tarafını kırmayayım!"

Arabayı Düze Çıkartmak:  

Zorlukları aşıp sonunda işini kolaylaştırmak, rayına oturtmak. "Babam bir yıldır arabasını düze çıkardı sayılır."

Arabı Gülmek:  

(Masallardaki, yapılan bir tılsımla ortaya çıkıp sahibine yardım eden Arap'tan) İşleri yolunda gitmek, şansı açılmak, şansı yardım etmek. "Bizimde arabımız güler bir gün."

Arabozanlık Etmek:  

Ara bozuculuk yapmak. "İnsanları birbirine düşüreceksin, arabozanlık etmeyi bırak."

WhatsApp