Bir Deyim Öğrenelim!
Yiğitliğe Bok Sürmemek:
Mertliğe aykırı davranışta bulunmamak. "Verdiğin sözde duracaksın ki yiğitliğe bok sürmeyesin."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Almazdan Almazdan:
Bön bön, aptal aptal. "O kadar şey söyledim hala almazdan almazdan bakıyor."
Almazlık Etmek:
Kabul etmemek, almamak. "Sen üstüne almazlık etme."
Almazsın Satmazsın, Pazarda İşin Ne:
"Bir iş yapmayacaksan orada neden duruyorsun?" anlamında söylenir.
Almış Satmış Çekmeceyi Kapatmış:
Artık yapacak bir işi kalmamış.
Alnı Açık:
Yüzü ak, çekinecek hiçbir durumu ve ayıbı olmayan. "Alnı açık olan insan, ortaya çıkıp iddialara cevap verir."
Alnı Açık Olmak:
Utanılacak, çekinilecek, gizlenecek bir şeyi olmamak. "Alnı açık olan insan, ortaya çıkıp iddialara cevap verir."
Alnı Açık Yüzü Ak Olmak:
Herhangi bir ayıbı, çekinecek bir durumu olmamak, iffetli ve şerefli olmak. ”İşte alnı açık yüzü ak meydandayım; çıksınlar karşıma.”
Alnı Açık Yüzü Pak Olmak:
Utanılacak, çekinilecek, gizlenecek bir şeyi olmamak, iffetli ve şerefli olmak. "Alnım açık yüzüm pak, tüm iddialarınıza cevap vereceğim."
Alnı Parlamak:
Zekası belirgin hale gelmek, belli olmak. Dürüstlüğü, iyiliği, sevecenliği belli olmak. Benzerlerinin arasında başarıları ile belirgin bir yere gelmek, bilinmek.
Alnı Secdeye Gelmemiş:
Hiç namaz kılmamış kimse. "Alnı bir kere secdeye gelmemiş biri bizi anlayamaz."
Alnım Açık Yüzüm Pak:
Utanılacak, çekinilecek, gizlenecek bir şeyim yok. "Alnım açık yüzüm pak, tüm iddialarınıza cevap vereceğim."
Alnına Kara Sürmek:
Bir kimsenin haksız yere kötü tanınmasına yol açmak.
Alnına Yazılmış Olmak:
Bir olayın başına gelmesini Allah'ın buyurmuş olduğuna inanmak. "Ne yapsa, alnına yazılmış olanı değiştiremez."
Alnında Yazılı Olmak:
Yazgısı bu olmak.
Alnında Yazılmış Olmak:
Bir olayın başına gelmesini Allah'ın buyurmuş olduğuna inanmak. "Ne yapsa, alnında yazılmış olanı değiştiremez."
Alnından Öpmek:
Bir kimseyi beğenmek, kutlamak, takdir etmek. "Yarışı kazandığımda beni alnımdan öpmüştü."
Alnını Ağartmak:
Şeref ve değer kazanmak, yüzünü ak etmek. "Bunca şeyden sonra alnını ağartmak da sana kalıyor."
Alnını Karışlamak:
1- Bir işin çok güç olduğunu, yapılamayacak kadar zor olduğunu anlatır. 2- Küçümseyerek meydan okumak, tehdit etmek. ”Beni polise bildirenin alnını karışlarım.”
Alnının Akı İle:
Utanılacak bir duruma düşmeden, onuruyla, başarıyla. "O, girdiği her işten alnının akı ile çıkar."
Alnının Akıyla:
Küçümsenecek, ayıplanacak bir duruma düşmeden; tertemiz, şerefiyle, başarılı olarak. ”Allah`ın izniyle bu işten alnımın akıyla çıkacağım.”
Alnının Ar Damarı Çatlamak:
Utanma, sıkılma duygularını yitirmiş bulunmak. ”Adama bak nerede soyunuyor, alnının ar damarı çatlamış anlaşılan.”
Alnının Damarı Çatlamak:
Başarmak için çok sıkıntı çekmek, çok çaba sarf edip emek vermek. ”O yolu açıncaya kadar benim alnımın damarı çatladı, sen ne halt etmeye bozuyorsun?”
Alnının Damarı Çatlamış:
Utanması kalmamış, etrafını umursamayan. "Alnının damarı çatlamış belli ki, yoksa hiç öyle biri değildi."
Alnının Kara Yazısı:
Kötü talih, baht. ”Ne yapayım, alnımın kara yazısı böyle imiş.”
Alt Alta Üst Üste:
Boğuşur bir durumda, birbirleriyle itişir kakışır durumda. "Alt alta üst üste sıraya girmeye çalışıyorduk."
Alt Çenesi Oynamak:
Rüşvet alıp yemek. "Alt çenesi oynamadan bir işi yapmaz."
Alt Etmek:
Galip gelmek, üstünlük sağlamak, yenmek, sırtını yere getirmek. "Pehlivanlar birbirini alt etmek için kaç saattir güreşiyor."
Alt Olmak:
Yenilmek. "Takım alt olmakla kalmadı, çok para da kaybetti."
Alt Perdeden Konuşmak:
Hafif sesle yavaş konuşmak. "Alt perdeden konuş, öğretmen kızmasın."
Alt Tarafı:
Geri kalanı, daha sonrası, önemsiz olan değeri. "Alt tarafı on dakikalık bir yoldu."
Alt Yanı:
Olup olacağı. "Alt yanı beş yüz liralık borç meselesi!"
Alt Yanı Çıkmaz Sokak:
Sonuç alınmayacak iş, umutsuz durum. ”Çobanlık mı, dağ tepe dolaş dur, alt yanı çıkmaz sokak vesselâm.”
Alt Yanı Kiraz Bahçesi:
"Yapılmakta olan işin bundan sonraki evresi çok kolay" anlamında kullanılır. "Zor olan kısmı hallettik, artık alt yanı kiraz bahçesi."
Altı Alay Üstü Kalay:
İçi dışı bir olmayan; içi, dışı gibi özenilmiş olmayan şeyler için söylenir. "Altı alay üstü kalay bir dolaba benziyor bu."
Altı Alay, Üstü Kalay:
İçi dışı bir olmayan; dışı süslü, içi berbat. ”Altı alay üstü kalay bir dolaba benziyor bu.”
Altı Aylık Seyisliği Var, Kırk Yıllık Fışkı Karıştırır:
Yenidir, deneyimsizdir ama çok şey biliyormuş gibi ortalığı birbirine katacak işler yapıyor.
Altı Kapıya Bağlamak:
İşi sağlama almak, sonucu sağlamlaştırmak.
Altı Karış Beberuhi:
Kısa boylu olanlar hakkında alay yollu söylenir. "Altı karış beberuhi çıkmış karşımıza, bir de kabadayılık yapıyor."
Altı Kaval, Üstü Şeşhane:
Daha çok giyim için “altı, üstüne; bir parçası öbür parçasına uymaz.” anlamında kullanılır. ”Çabuk çıkar şu üzerindeki altı kaval üstü şeşhane elbiseyi, yoksa rezil olacaksın el âleme.”
Altı Kaval, Üstü Şişhane:
Daha çok giyim için "altı, üstüne; bir parçası öbür parçasına uymaz." anlamında kullanılır. "Çabuk çıkar şu üzerindeki altı kaval üstü şişhane elbiseyi, yoksa rezil olacaksın el âleme."
Altı Okka:
Çok iyi, çok üstün.
Altı Okka Etmek:
Birini kollarından ve bacaklarından tutup yukarı kaldırarak sallamak veya götürmek. "Arkadaşları tarafından altı okka edilip havuza atıldı."
Altı Oval, Üstü Aval:
Giyinmeyi bilmeyen kişilerle alay etmek için kullanılır.
Altı Üstüne Gelmek:
1- Devrilmek. 2- Çok karışmak, karmakarışık olmak. "Fırtınada köyün altı üstüne geldi."
Altı Yaş:
Dürüst bir temel üzerine kurulmamış, çürük, sakıncalı. "Vazgeçelim, altı yaş bu işin."
Altı Yaş Olmak:
Bir işe birtakım oyunlar karışmak, böyle bir işe girişmekte sakıncalar bulunduğu anlaşılmak.
Altı, Üstü:
1- En son olabileceği. "Altı, üstü beş liraydı." 2- Hepsi. "Altı, üstü beş kilogram geliyor.
Altıdan Yemek:
Hastanelerde perhizi olmayan hastalara verilen tam yemek.
Altın Adı Pul Oldu, Kız Adı Dul Oldu:
Uygunsuz davranışları yüzünden temiz tanınan kişiliği lekelendi.
Altın Adını Bakır Etmek:
Uzun yıllar çalışma ve uğraşma sonucu elde edilmiş temiz ismini kötü davranışları nedeni ile kötüye çıkarmak. iyilikle anılırken, kötülükle anılır olmak, ününü lekeletmek, şerefine laf getirtmek. "Halkın gözünde iyi bir sanatçıydı. Basında çıkan son haberlerden sonra, altın adını bakır etti.
Altın Anahtar Her Kapıyı Açar:
Para olunca her güçlük yenilebilir. "Altın anahtar her kapıyı açar diye boşa dememişler."
Altın Babası:
Çok zengin, parası çok olan kimse. ”Adam altın babası, her istediğini kolayca yaptırıyor.”
Altın Bilezik:
Para getiren, hayat boyunca geçimi sağlamaya yarayan sanat ve meslek. ”Şimdiden bir altın bilezik sahibi ol ki yarın rahat edesin.”
Altın Çağ:
Çok parlak ve mutlu dönem. "Atatürk dönemi altın çağımızdı."
Altın Çağını Yaşamak:
En başarılı, en verimli döneminde bulunmak. "O meslek şimdi altın çağını yaşıyor." "İşimde altın çağını yaşadığımı düşünüyorum."
Altın Cetvel:
kenarına sıvı altın ile itinalı bir şekilde çizilmiş düzgün çizgi. "Altın cetvel zamanla bozulmuş."
Altın Devri:
En parlak ve mutlu devir. "Online ticaret altın devrini yaşıyor."
Altın Eli Bıçak Kesmez:
Varlıklı kişilerin elini kimse bükemez. "Baba yadigarı evi satmak zorunda kaldı. Ne demişler? Altın eli bıçak kesmez."
Altın Eşik:
Varsıl evi, zengin kapısı.
Altın Gibi:
1- Altına benzeyen. "Altın gibi duruyordu ama çoğu imitasyonmuş." 2- Değerli, kıymetli "Bu devirde onun gibi adamlar altın gibi." 3- Saf. "Annenin altın gibi bir kalbi varmış."
Altın Kesmek:
Çok fazla miktarda para kazanır olmak. ”Adamların açtığı büfe altın kesiyor sanki.”
Altın Küpü:
Parası çok olan, altın biriktiren. "Adam altın küpü, ölürse çocuğu yaşadı."
Altın Leğene Kan Kusmak:
Varlık içinde hastalık veya azap çekerek yaşamak.
Altın Top Gibi:
Güzel ve tombul. (çocuk) "Altın top gibi dört aylık bir çocukları var."
Altın Topu:
Güzel ve tombul olan kucak çocukları için bir benzetme sözü olarak kullanılır "Maşallah, altın topu gibi çocukları var."
Altın Tutsa, Toprak Olur:
Giriştiği işlerde büyük talihsizliklere uğrayan kimsenin halini anlatır. "Altın tutsa, toprak olur; adamı çağırmışsın ya!"
Altın Yıldönümü:
Eşlerin birlikte ulaştıkları, evliliklerinin ellinci yılı. "Geçen hafta, annem ve babam altın yıldönümlerini kutladı."
Altın Yumurtlayan Tavuk:
1- Mesleği, sanatı ve uğraşı ile çok para kazanan kimse; iyi ve sürekli para getiren iş. "O, ailesi için altın yumurtlayan tavuktu." 2- Turist. "Altın yumurtlayan tavukları bu bölgeye çekmek lazım."
Altın Yürekli Olmak:
Çok iyi niyetli, merhametli olmak. "Bazen altın yürekli olmanın sıkıntılarını yaşıyorum."
Altına Almak:
Kavga, güreş gibi mücadele durumunda rakibini yere yatırıp üstüne çıkmak. "Zorlu bir rakip olmasına rağmen onu kısa sürede altına alıp mağlup etti."
Altına Doldurmak:
1- Küçük veya büyük abdestini tutamayıp giydiği çamaşırı ya da yattığı yeri pislemek. "Çocuk altına doldurmuş, bezini değiştiriver." 2- Çok korkmak. "Müdür geliyor deyince altına doldurdu."
Altına Etmek:
1- Küçük veya büyük abdestini tutamayıp giydiği çamaşırı ya da yattığı yeri pislemek. "Çocuk altına etmiş, bezini değiştiriver." 2- Çok korkmak. "Çok korkunçtu, filmi izlerken altıma ettim."
Altına İmza Atmak:
Destek vermek amacıyla aynı düşüncede olduğunu göstermek.
Altına İmza Koymak:
Konuyu veya anlaşmayı kabul ettiğini belirtmek.
Altına Kaçırmak:
1- Yattığı yere veya giydiği çamaşırına işemek. "Çocuk altına kaçırmış, bezini değiştiriver." 2- Çok korkmak. "Müdür geliyor deyince altına kaçırdı."
Altına Yapışsa Toprak Olmaz:
Giriştiği her işte başarısızlığa uğramak.
Altına Yapmak:
1- Küçük veya büyük abdestini tutamayıp giydiği çamaşırı ya da yattığı yeri pislemek. "Çocuk altına yapmış, bezini değiştiriver." 2- Çok korkmak. "Müdür geliyor deyince altına yaptı."
Altında Kalmak:
1- Ezilmek. 2- Karşılığını verememek.
Altında Kalmamak:
1- Bir şeyi karşılıksız bırakmamak.”Onun bana yaptığı iyiliğin altında kalır mıyım?” 2- Bir şeyin üstesinden gelmek. ”Bana verdiği işin altında kalmayacağım.”
Altından Almak:
Yatalak hastanın büyük abdestini onu kaldırmadan almak.
Altından Çapanoğlu Çıkmak:
Girişilen bir işte başa dert olacak bir durumla, umulmayan bir tehlike ile karşılaşmak. ”Bana öyle geliyor ki bu işin altından Çapanoğlu çıkacak.”
Altından Girip Üstünden Çıkmak:
Bir serveti, bir parayı, bir kaynağı gereksiz yere, düşüncesizce, sorumsuzca harcayıp kısa zamanda bitirmek. ”Bir ayda o kadar paranın altından girip üstünden çıktı.”
Altından Kalkamamak:
1- Bir işi başaramamak, becerememek, üstesinden gelememek. 2- Kendini savunamamak.
Altından Kalkmak:
Bir zorluğu yenip işi başarmak. ”Telâşlanma, işin altından kalkacaktır o.”
Altını Bakır Etmek:
Herhangi bir şeyin değerini düşürmek. "Sana zamanında sat dedik, altını bakır ettin yani."
Altını Çizmek:
Bir şeyin (daha çok sözün) önemini belirtmek, üzerine dikkati çekmek, vurgulamak. ”Altını çize çize söylüyorum. Eninde sonunda sen de geleceksin.”
Altını Kapatmak:
Ocağın alevini kapatmak. "Çaydanlığın altını kapatmayı unutma."
Altını Kısmak:
Ocağın alevini azaltmak. "Çayı demleyip altını kıstım, biraz sonra içeriz."
Altını Üstüne Getirmek:
1- Bir şeyi bulmak için aramadık yer bırakmamak.”Evin altını üstüne getirdik ama tabancayı bulamadık.” 2- Söz ve davranışlarıyla çevreyi birbirine düşürmek, karmakarışık etmek. ”Adam iki çift laf etti. Topluluğun altını üstüne getirdi.”
Altmış Altıya Bağlamak:
O an ki durumu temelli olmayan bir çözümle kurtarmak veya bir işi kesin neticeye vardırmış gibi görünmek. ”İnsanları altmış altıya bağlamakta üstüne yoktur onun.”
Altmışaltıya Bağlamak:
Geçici bir çözümle durumu kurtarmış görünmek. "İnsanları altmışaltıya bağlamakta üstüne yoktur."
Altta Kalanın Canı Çıksın:
“Herkes başının çaresine baksın, güçsüzleri düşünme, gücü yetmeyene ne olursa olsun” anlamında kullanılır.
Altta Kalmak:
1- Herhangi bir iyiliğin karşılığını ödeyememek. 2- Herhangi bir çatışmada, çekişmede yenilmek.
Altta Kalmamak:
Yapılan bir davranışın, söylenen bir sözün karşılığını vermek. "Sırf altta kalmamak için aynısından almış."
Altta Yok Üstte Yok:
Yoksul, fakir.
Alttan (aşağıdan) Almak:
Sert konuşan birine karşı yumuşak, olumlu, onu haklı görüyormuş gibi tavır almak. ”Amacına ulaşmak istiyorsan onunla konuşurken alttan al, pes perdeden konuş.”
Alttan Almak:
Sert konuşan birine karşı yumuşak, olumlu, onu haklı görüyormuş gibi tavır almak. "Amacına ulaşmak istiyorsan, onunla konuşurken alttan almaya dikkat et."
Alttan Alta:
Gizlice, kimsenin haberi olmadan. "Alttan alta işini görüyordu."
Alttan Güreşmek:
Biraz geriden, pasif hareket edip gizli gizli yenme yollarını kollamak. ”Vay hınzır vay!.. Alttan güreşip aklın sıra başarı kazanacaksın ha!”
Altüst Etmek:
1- Çok karışık bir duruma getirmek, düzenini bozmak. "Evi altüst ettim, ama aradığım kitabı bulamadım." 2- Alt yanını üste getirmek. "Bu mont, altüst edilip de giyilebilir." 3- Yıkmak, harap etmek. "Kamyon bahçeyi altüst etti." 4. Huzursuz etmek, rahatsızlık vermek. "Bir dedikodu hayatımızı altüst etti."