D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Dilinin Cezasını Çekmek:

Ölçüsüz, düşüncesiz konuşmanın cezasını çekmek.

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Altüst Olmak:  

1- Çok karışık duruma gelmek. "Dolaptaki eşyalarım altüst oldu." 2- Üzülmek, tedirgin olmak, yıkılmak. "Şu olay tüm hayatımızı altüst etti." 3- Rahatsızlanmak. "Yemek bana dokundu, midem altüst oldu."

Ama Ne:  

1- "Ne hoş." anlamında kullanılan bir söz. "Bir sofra hazırlamış, ama ne sofra!" 2- "Şaşılacak niteliği olan." anlamında kullanılan bir söz. "Bir araba almış, ama ne araba!"

Amaç Gütmek:  

Bir amacı gerçekleştirmeye çalışmak. "Sözlerimi söylerken bir amaç gütmedim."

Aman Allah:  

Şaşma, beğenme, beğenmeme, korku gibi duyguları dile getirmek için kullanılır. "Aman Allah, arabalar çarpıştı!"

Aman Aman Bir Şey Değil:  

Öyle pek işe yarar, pek beğenilecek ya da güzel bir şey sayılmaz. "Sesini çok övmüşlerdi, aman aman bir şey değil bence."

Aman Aman Olmamak:  

Söylendiği gibi beğenilecek bir şey olmamak.

Aman Bulmak:  

Kurtulmak. "Aman bulmak için tüm tanıdıkları aradık."

Aman Dedirtmek:  

Karşı koyan birini boyun eğmek zorunda bırakmak, teslim olmaya zorlamak. ”Düşmana aman dedirtmek boynumuzun borcu oldu artık.”

Aman Derim:  

Sakın ha, böyle bir iş yapayım deme! "Gidip müdüre söyleyeceğim diyorsun, ama ben aman derim!"

Aman Deyim:  

"Sakın ha, böyle bir iş yapayım deme" anlamında kullanılan bir söz "Çocuğun okulunu değiştirecekmişsin, aman deyim!"

Aman Dilemek:  

Önce direnirken zor karşısında boyun eğip canının bağışlanmasını istemek, galip gelenin merhametine sığınmak. ”Aman dileyene kılıç kalkmaz.”

Aman İstemek:  

Önce direnirken zor karşısında boyun eğip canının bağışlanmasını dilemek. "Çok pişman olmuş şimdi aman istiyor."

Aman Vermek:  

Canını bağışlamak, öldürmemek. "Düşmana aman vermek yok."

Aman Vermemek:  

1- Göz açtırmamak, rahat bırakmamak. 2- Düşmanı acımayıp öldürmek, merhamet etmemek. ”Böyle kahpe insanlara sakın aman vermeyin!”

Aman Ya Rabbi:  

Şaşma, üzülme, korkma, beğenme, beğenmeme gibi türlü duyguları dile getirir. "Aman ya Rabbi, ne kadar dehşet verici bir durum!"

Aman Zaman:  

Karşısındakini yumuşatmak için söylenen sözleri anlatır. "Adam aman zaman dediyse de dinleyen olmadı."

Aman Zaman Bilmemek:  

Fırsat vermemek. "Bölgede yabancı satıcılar aman zaman bilmezler."

Aman Zaman Dedirtmemek:  

1- Göz açtırmamak, rahat bırakmamak. "O gece, aç kurtlar sürüye aman zaman dedirtmedi." 2- Düşmanı acımayıp öldürmek, merhamet etmemek. "Böyle kahpe insanlara sakın aman zaman dedirtmeyin!"

Amana Gelmek:  

Teslim olmak, önce direnirken zor karşısında boyun eğmek. ”Nihayet düşman amana geldi.”

Amana Getirmek:  

Karşı koyan birini boyun eğmek zorunda bırakmak, teslim olmaya zorlamak. "Düşmanı amana getirmek boynumuzun borcu oldu artık."

Amanı Kesilmek:  

Takati kalmamak. "Amanı kesilinceye kadar koştu."

Amansız Taraftan Yakalamak:  

Kimsenin yardım edemeyeceği yönünü bulup saldırmak.

Aması Maması Yok:  

Hiçbir özrün geçerli olamayacağını belirtir. "Aması maması yok, oraya gideceksin!"

Aması Var:  

Herkesin bilmediği sakıncası veya kusurları var, anlamında söylenir. "Aması var, sen farkında değilsin."

Amasya'nın Bardağı, Biri Olmazsa Biri Daha:  

Kullanacağımız, faydalanacağımız konular bir tane değildir. Biri olmazsa öbürü denenebilir.

Amatör Fotoğrafçı:  

Fotoğrafçılığı geçim vasıtası olarak değil de, sadece zevk için yapan kimse. "Çoğu insan amatör fotoğrafçılığı sever."

Amatör Sporcu:  

Sporu bir geçim vasıtası olarak değil de zevki için yapan kimse. "Amatör sporcular, dün yemekte buluştular."

Amcalık Etmek:  

Birine, amca gibi yakınlık göstermek, onu korumak, ona göz kulak olmak. "Yıllarca o çocuğa amcalık etti."

Amele Yanığı:  

Vücudun güneşte homojen olarak yanmamış olması. Vücutta giysi izleri kalması durumunda kullanılır. "Bu sıcakta işimiz uzun sürdü, amele yanığı olduk hepimiz."

Ameliyat Geçirmek:  

Ameliyat edilmiş olmak. "Dayım bugün bir ameliyat daha geçirmiş."

Ameliyata Almak:  

Gerekli hazırlıkların yapılmasından sonra hastayı ameliyat etmek. "Annemi ameliyata almak için iki görevli geldi."

Ameliyata Girmek:  

1- Ameliyat işlemlerini gerçekleştirmek. "Bizim ameliyata girecek olan doktor kim?" 2- Ameliyat olmak. "Ameliyata girmek için üç haftası var."

Amiri İta:  

Bir paranın ödenmesi için saymanlığa buyurma yetkisi olan kimse. "Amcam amiri ita olarak görev yapıyor."

Amiyane Tabiriyle:  

Halk ağzı ile, halkın deyişiyle. "Amiyane tabiriyle ona çıkıkçı Nebahat derler."

Amiyane Tabirle:  

Halk ağzı ile, halkın deyişiyle. "Amiyane tabirle ona "çıkıkçı Nebahat" derler."

Amma da Yaptın Ha:  

Söylenen bir söze pek inanılmadığını ve şaşıldığını anlatır. "Amma da yaptın ha! O futbolcu bizim takıma hayatta gelmez."

Amma Velakin:  

1- Bununla birlikte. 2- Ne var ki.

Ampulleri Yakmak:  

Bir kimsenin göğüs dekoltesini abartarak, göğüslerini teşhir etmesi.

Amuda Kalkmak:  

İki eli üstüne dayanarak bacaklarını havada dikey tutmak. "Oldum olası amuda kalkmak konusunda başarısızım."

An Meselesi:  

Olması her an mümkün, sürekli gerçekleşebilecek durumda. "Yağmurun yağması an meselesi."

Ana Baba Bir:  

Aynı anadan ve babadan olan kardeşler için kullanılır. "Sizin ana baba bir olduğunuzu biliyordum."

Ana Baba Eline Bakmak:  

Ana ve babanın maddi desteği ile geçinmek. "Ben bildim bileli bu ana baba eline bakar."

Ana Baba Günü:  

1- Mahşer günü. 2- Sıkıntılı kalabalık; telâşlı, tehlikeli, kimsenin kimseyi tanımadığı kalabalık. ”Yangın yeri ana baba gününe dönmüştü.”

Ana Baba Yavrusu:  

Nazlı büyütülmüş çocuk. "Ana baba yavrusudur o, hemen alınır."

Ana Bir:  

Anaları aynı, babaları ayrı olan üvey kardeşler. "Mehmet'le Kemal ana bir kardeştirler."

Ana Bir, Baba Ayrı:  

Anaları bir, babaları ayrı olan (kardeşler). "Ana bir, baba ayrı olunca bazı sorunlar yaşıyoruz."

Ana Dili:  

Çocuğun ailesinden ve içinde yaşadığı topluluktan edindiği dil. "Yabancı uyruklu olmasına rağmen, Türkçeyi ana dili gibi konuşuyordu."

Ana Direk:  

Bir topluluğu çevresinde tutan, onun dağılmasını, çökmesini önleyen kimse. "Evin ana direğiydi o, ölümü yıktı evi."

Ana Fikir:  

Bir sözde veya yazıda anlatılmak istenen esas düşünce. "O yazarın yazılarındaki ana fikir net olarak anlaşılıyor."

Ana Kucağı:  

Ananın kişiye hazırladığı sevecenlikle, sevgiyle dolu sıcak ortam, ana yanı. "Çocuğa ana kucağı gibi ortam yoktur."

Ana Kuzusu:  

1- Pek küçük kucak çocuğu. 2- Sıkıntıya, güç işlere alışkın olmayan, nazlı çocuk veya genç. ”Şu torbayı kaldırışına bak hele, tam bir ana kuzusu.”

Ana Muhalefet:  

Çok partili düzende, parlamentoda iktidardan sonra sayıca en çok milletvekiline sahip olan parti.

Ana Rahmine Düşmek:  

Döl yatağında cenin oluşmak. "Geçen yıl bu ay ana rahmine düşmüştü bebeğim."

Ana Yarısı:  

Teyze. "Ana yarısı olunca çocuğa kıyamıyorsun. Her istediğine evet diyorsun."

Ana Yüreği:  

Analık duygusu, anne sevecenliği. "Ana yüreği işte, kocaman adamın kaygısında."

Anadan Doğma:  

1- Doğuştan olan. "O, anadan doğma sağırdır." 2- Çırılçıplak. "Karşımıza anadan doğma çıkınca şaşırdık."

Anadan Doğmuşa Dönmek:  

1- Dertsiz, tasasız bir duruma gelmek. "Tek kuruş borcum kalmadı, anadan doğmuşa döndüm." 2- Günahlardan arınmış duruma gelmek. "Samimi tövbe edince, anadan doğmuşa döner insan."

Anadan Yeni Doğmuş Gibi Olmak:  

1- Dertsiz, tasasız bir duruma gelmek. "Tek kuruş borcum kalmadı, anadan yeni doğmuş gibi oldum." 2- Günahlardan arınmış duruma gelmek. "Samimi tövbe edince, anadan yeni doğmuş gibi olur insan."

Anadan Yeni Doğmuşa Dönmek:  

1- Dertsiz, tasasız bir duruma gelmek. "Tek kuruş borcum kalmadı, anadan yeni doğmuşa döndüm." 2- Günahlardan arınmış duruma gelmek. "Samimi tövbe edince, anadan yeni doğmuşa döner insan."

Anadolu Zevki:  

Anadolu halkının beğendiği, hoşlandığı şeyler. "Anadolu zevki diye satarız dedik, ama pek tutulmadı buralarda."

Anafora Kapılmak:  

Elinde olmayarak bir işe sürüklenmek. "Olayların anaforuna kapılmaktan kurtulamadı."

Anafora Kaptırmak:  

Başkasının emeksiz ve karşılıksız olarak yararlanmasına sebep olmak. "Paranın bir kısmını anafora kaptırmış."

Anafora Konmak:  

Hiç emek harcamadan, bir karşılık ödemeden elde etmek, parasız sahip olmak. "Böyle anafora konmak var mı?"

Anafora Vermek:  

Elinde bulunanı, parasını, malını boşu boşuna harcamak, kumar, içki gibi şeylerle heba etmek. "Tüm parasını anafora verdi."

Anafordan:  

Yolsuz veya emeksiz olarak. "Anafordan gelen paranın kıymetini ne bilsin."

Anahtar Deliğinden Bakmak:  

Gizlice gözetlemek. "Şüphesine yenik düşüp anahtar deliğinden baktı."

Anahtar Uydurmak:  

Bir kilidi kendi anahtarından başka bir anahtarla açma yoluyla yapılan hırsızlık. "Anahtar uydurmak onun mesleği oldu artık."

Anahtar Vermek:  

Tuluat tiyatrosunda komiğe nükte yapma kolaylığı vermek. "Benim tiyatrodaki görevim anahtar vermekti."

Anahtarı Beline Takmak:  

Evde yönetimi ele almak. "Bir haftadır hanım anahtarı beline taktı."

Analar Ne Doğururmuş:  

Ne kadar yetenekli, becerikli, başarılı, güçlü anlamında kullanılır. "Analar ne evlatlar doğururmuş! Bu yarışı da kazandı."

Analar Neler Doğururmuş:  

Ne kadar yetenekli, becerikli, başarılı, güçlü anlamında kullanılır. "Analar neler doğururmuş! Bu yarışı da kazandı."

Analı Babalı Büyüsün:  

Küçük çocuklar için söylenen bir iyi dilek sözü. "Allah analı babalı büyütsün, umarım güzel bir geleceği olur."

Analı Kuzu, Kınalı Kuzu:  

1- Öksüz olmayan, annesi sağ olan çocukların mutluluğunu anlatan bir söz. "Analı kuzu, kınalı kuzu; nasıl da süslemişler çocuğu." 2- Her işi yolunda giden. "Analı kuzu, kınalı kuzu değiliz ki bir işimiz de rast gitsin."

Analık Etmek:  

Ana gibi sevecen davranmak, ilgi ve yakınlık göstermek. "Küçük kıza beş yıl boyunca analık etti."

Analık Fenalık:  

Üvey ana fenalık simgesidir. "Analık fenalıktır, Allah çocukları vicdansızların eline düşürmesin."

Analık Kara Yamalık:  

Üvey ana fenalık simgesidir. "Analık kara yamalıktır, Allah çocukları vicdansızların eline düşürmesin."

Analiz Etmek:  

Çözümlemek. "Yaşanan olayları analiz etmek için toplantı yapacağız."

Anam Babam:  

İçtenlik bildiren bir söz. "Anam babam, senin isteğin bana emirdir."

Anam Beni Bir Daha mı Doğuracak:  

"Gönlümce yaşayayım" anlamında.

Anamın Ak Sütü Gibi Helal Olsun:  

Annemin sütü bana nasıl helal ise, bu da sana öyle helal olsun. "Bunu al. Anamın ak sütü gibi helal olsun."

Anan Güzel mi:  

Yağma yok. "Anan güzel mi? Sıra bende."

Anan Turp Baban Şalgam Sen Nereden Çıktın Gülbeşeker:  

"Ananı babanı beğenmiyorum ama sen nereden çıktın" anlamında.

Anan Yahşi, Baban Yahşi:  

Bir kimseyi işini yaptırabilmek için pohpohlamak, gereğinden fazla överek istediğini elde etmeye çalışmak.

Ananın Ak Sütü Gibi Helal:  

"Anamın sütü bana nasıl helal ise bu da sana öyle helal" anlamında kullanılan bir söz. "O para ananın ak sütü gibi helal olsun sana, dilediğin gibi harca."

Ananın Ak Sütü Gibi Helâl Olsun:  

"Anamın sütü bana nasıl helal ise bu da sana öyle helal olsun" anlamında kullanılan bir söz. "O para ananın ak sütü gibi helal olsun sana, dilediğin gibi harca."

Anası Ağlamak:  

Çok eziyet çekmek, sıkıntıya katlanmak, bitkin duruma düşmek.”Onu buraya getirinceye kadar anam ağladı.”

Anası Danası:  

Bir aileden olan kişilerin hepsi, soyu sopu. "Anası danası hepsi eşkıya gibiydi."

Anası Onu Kadir Gecesi Doğurmuş:  

Çok şanslı, her işi rast gidiyor, anlamında kullanılır. "Anası onu Kadir Gecesi doğurmuş. Herkes zarar ederken o kazanç sağlıyor.

Anası Sarımsak, Babası Soğan:  

1- Aptal ve bön kimse. "Anası sarımsak, babası soğan; şu giydiği kıyafetlere bak Allah aşkına!" 2- Bir kimsenin ailesini küçümsemek için kullanılır. "Anası sarımsak, babası soğan; yurt dışında hukuk okuyacakmış."

Anası Turp, Babası Şalgam:  

1- Aptal ve bön kimse. "Anası turp, babası şalgam; şu giydiği kıyafetlere bak Allah aşkına!" 2- Bir kimsenin ailesini küçümsemek için kullanılır. "Anası turp, babası şalgam; yurt dışında hukuk okuyacakmış."

Anası Yerinde:  

Anne gibi kabul edilen (kadın). "O çocuklar için teyzesi, anası yerindedir"

Anasından Doğduğuna Bin Pişman:  

1- Üşengeç, çok tembel. "Anasından doğduğuna bin pişman; bir de adama iş buyuruyorsun." 2- Canından bezmiş. "O işi yaptı ama anasından doğduğuna bin pişman."

Anasından Doğduğuna Pişman:  

1- Üşengeç, çok tembel. 2- Canından bezmiş. ”O işi yaptı ama anasından doğduğuna bin pişman.”

Anasından Doğduğuna Pişman Etmek:  

Çok eziyet ederek canından bezdirmek, bir kimseyi çok üzmek. ”Karşıma bir çıksın, onu anasından doğduğuna pişman edeceğim.”

Anasından Doğduğuna Pişman Olmak:  

Çok eziyet görmek, çok üzülmek, bezdirilmek. "Bir ortaklığa girdi, anasından doğduğuna pişman oldu."

Anasından Emdiği Süt Burnundan Fitil Fitil Gelmek:  

Bir işi yaparken çok sıkıntı çekmek, eziyete katlanmak. ”Şu arabanın taksitlerini ödeyinceye kadar anamdan emdiğim süt burnumdan geldi.”

Anasından Emdiği Süt Burnundan Gelmek:  

Bir işi yaparken çok sıkıntı çekmek, eziyete katlanmak. "Şu arabanın taksitlerini ödeyinceye kadar anamdan emdiğim süt burnumdan geldi."

Anasından Emdiği Sütü Burnundan Getirmek:  

Birine bir iş yaptırırken çok sıkıntı çektirmek. "O fabrikada çalışan işçiler, her gün anasından emdiği sütü burnundan getiriyor."

Anasını Ağlatmak:  

Bir kimseye çok eziyet edip sıkıntı çektirmek. ”Adamın üzerine öyle gittiler ki iki günde anasını ağlattılar.”

Anasını Bellemek:  

En büyük kötülüğü yapmak. "Eğer yakalarsam, o hırsızın anasını bellerim."

WhatsApp