D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Ağzı Dili Kurumak:

1- Susuz kalmak. "İki saattir yürüyoruz, ağzım dilim kurudu, biraz su ver de içelim." 2- Konuşamaz duruma gelmek. "Sahnede şarkılarını seslendirirken, ağzı dili kurudu, sesi kesildi."

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Alakasını Toplamak:  

Çevresinde ilgiyi, dikkati ve merakı üzerine toplamak, ilgi çekmek, ilgi toplamak veya ilgi uyandırmak. "Çocukların alakasını toplamak için palyaço kıyafeti giydi."

Alakasını Uyandırmak:  

Çevresinde ilgiyi, dikkati ve merakı üzerine toplamak, ilgi çekmek, ilgi toplamak veya ilgi uyandırmak. "Çocukların alakasını uyandırmak için palyaço kıyafeti giydi."

Alakayı Kesmek:  

İlgisi kalmamak, ayrılmak. "Sevda ile alakamı kestim."

Alâmetifarika:  

Bazı ticaret eşyası üzerine konulan resim, harf gibi özel işaret, marka. "Aldığın bu çantanın alâmetifarikası neymiş oğlum?"

Alan Almış Satan Satmış:  

İki taraf da kendi aralarında anlaşmış, olay gerçekleşmiş, işlem bitmiş, artık bu işe karışmanın bir anlamı yok, anlamında kullanılır. "Alan almış satan satmış sen niye karışıyorsun ki!."

Alan Memnun Satan Memnun:  

İki taraf da kendi aralarında anlaşmış, olay gerçekleşmiş, işlem bitmiş, artık bu işe karışmanın bir anlamı yok, anlamında kullanılır. "Alan memnun satan memnun olduğuna göre, herkes mutlu olmalı."

Alan Razı Satan Razı:  

İki taraf da anlaşmış, artık bu işe kimsenin karışmaması gerekir, anlamında kullanılır. "Alan razı, satan razı olduğuna göre, herkes mutlu olmalı."

Alan Satan Belli Değil:  

Durum karmakarışık. Kimin ne yaptığı belirsiz. Herkes kendi bildiği gibi hareket ediyor. "İki günümüz kaldı. Bu tiyatro çalışması böyle olmaz, alan satan belli değil."

Alan Talan Etmek:  

Allak bullak etmek, yağma etmek. "Mafyanın adamları ofisi alan talan etmişler."

Alan Talan Olmak:  

1- Karmakarışık, darmadağınık edilmiş olmak, altüst edilmek. 2- Yağmalanmak. "Bahçe alan talan olmuş." 3- Dağılıp, her biri bir yana gitmek, dağılmak.

Alarga Durmak:  

Karışmak istememek. İlgisiz davranmak.

Alarga Etmek:  

1- Açık denize çıkmak, engine açılmak. 2- Geri çekilmek, uzaklaşmak.

Alarma Geçmek:  

Beliren tehlikeye karşı direnebilecek, dayanabilecek duruma gelmek. "Bölgedeki tüm trafik ekipleri alarma geçti."

Alaşağı Etmek:  

1- Birini, yetkilerini elinden alıp görevinden uzaklaştırmak, atmak. "Muhalefet partileri, gensoru vererek hükümeti alaşağı etti." 2- Kapıp yere vurmak. "Arkadaşını alaşağı edip yere serdi." 3- Kötülemek, değersiz göstermek. "Bizim ürünlerimizi alaşağı etmeye çalışmayın."

Alaşağı Vur Yukarı:  

Didişe didişe, çekişe çekişe (pazarlık). "Bu elden düşmeyi, alaşağı vur yukarı, on milyona aldım."

Alavere Dalavere Çevirmek:  

Hileyle, düzenbazlıkla bir iş yapmak, yalanla dolanla iş görmek. "Alavere dalavere çevirmeye kalkınca dayağı yedi."

Alavere Dalavere Yapmak:  

Hileyle, düzenbazlıkla bir iş yapmak, yalanla dolanla iş görmek. "Alavere dalavere yapmaya kalkınca dayağı yedi."

Alavere Dalavere, Kürt Mehmet Nöbete:  

Bir işte bütün yükü, sorumluluğu yetersiz kişiye bırakma durumunda söylenir.

Alay Başı:  

Toplu yürüyüşlerde sıranın en önü.

Alay Etmek:  

Bir kimsenin, bir şeyin, bir durumun, gülünç, kusurlu, eksik vb. yönlerini küçümseyerek eğlence konusu yapmak, dalga geçmek (alay geçmek). "Mahallelinin kendisiyle alay etmesine çok kızardı."

Alay Geçmek:  

Bir kimsenin, bir şeyin, bir durumun, gülünç, kusurlu, eksik vb. yönlerini küçümseyerek eğlence konusu yapmak, dalga geçmek (alay etmek). "Çocukların kendisiyle alay geçmesini umursamazdı."

Alay Gibi Gelmek:  

İnanılacak gibi olmamak. "Yaşadığımız kaza inan bana alay gibi geliyor."

Alay Malay:  

Hep birden, cemaat halinde.

Alaya Almak:  

Biriyle ya da bir şeyle eğlenmek. "Zavallıyı alaya alıyorlardı."

Alaya Bozmak:  

Alay niteliği vermek.

Alaya Çıkmak:  

Askeri bir okulda başarısızlığı nedeniyle er olarak kıtaya gönderilmek.

Alaya Vurmak:  

Ciddiyken sonradan alay ediyormuş gibi bir havaya girmek.

Alayında Olmak:  

1- Bir işi önem vermeyerek yapmak. 2- Bir işi şaka konusu yapmak.

Alaylı Alaylı:  

Hafife alarak, eğlenerek, küçümseyerek. "Öğretmen, kaşlarını kaldırıp, Orhan'a alaylı alaylı baktı."

Albeni Katmak:  

Çekiciliğini artırmak, ilgi toplamak, hoş ve güzel göstermek. "Evi satılıkmış, albeni katmak için boya badana filan yaptırmış."

Albeni Vermek:  

Çekiciliğini artırmak, ilgi toplamak, hoş ve güzel göstermek. "Evi satılıkmış, albeni vermek için boya badana filan yaptırmış."

Alçacık Dağları Ben Yarattım Demek:  

Çok kurumlu olmak, böbürlenmek, kibirlenmek, kendini çok beğenmek. "Alçacık dağları ben yarattım dese de, biz onun ne olduğunu iyi biliyoruz."

Alçak Gönüllü:  

Kendi değerini olduğundan aşağı gösteren, başkalarını küçük görmeyen, büyüklenmeyen (kimse), mütevazı. "Alçak gönüllü insanları hep sevmişimdir."

Alçak Gönüllü Olmak:  

Gurur ve kibre kapılmayıp kendini olduğundan daha aşağı düzeyde sayma, başkalarından yüksek görmeme durumu. ”İnsanı insan yapan vasıflardan biri de alçak gönüllü olmaktır.”

Alçak Gönüllülük:  

Kendi değerini olduğundan daha aşağıda gösterme durumu. "Alçak gönüllülüğü ile kendini herkese sevdirmişti." Deyim değil, isimdir.

Alçak Gönüllülük Etmek:  

Kendi değerini olduğundan aşağı göstermek, başkalarını küçük görmemek, büyüklenmemek, engin gönüllü davranmak, mütevazı ve tevazulu olmak. "Bize her zaman alçak gönüllülük etmek yakışır."

Alçak Köfte:  

1- Hain ve acımasız kadın. 2- Boyundan büyük işlere kalkışan kişi. "O ne alçak köftedir o, sağ gösterir sol vurur. "

Alçakgönüllü:  

Kendi değerini olduğundan aşağı gösteren, başkalarını küçük görmeyen, büyüklenmeyen (kimse), mütevazı. "Alçak gönüllü insanları hep sevmişimdir." Deyim değil, sıfattır, alçak gönüllü şeklinde yazılır.

Alçakgönüllülük:  

Kendi değerini olduğundan daha aşağıda gösterme durumu. "Alçak gönüllülüğü ile kendini herkese sevdirmişti." Deyim değil, isimdir. alçak gönüllülük olarak yazılır.

Alçaklık Etmek:  

Aşağılık bir tutum içinde olmak, alçakça davranmak. "Düşmanına bile alçaklık etme!"

Alçaktan Uçmak:  

Atılan palavra düzeyi az olmak.

Aldı:  

"Söylemeye başladı." anlamında kullanılan bir söz. "Aldı Hikmet."

Aldı Ele, Girdi Yola:  

İşin esasını kavradı. Konusunu anladı. İşin üzerinde durdu ve durmaya da devam ediyor, edecek. "Bizim damat artık işi aldı ele, girdi yola."

Aldı Fitili:  

Birden kızdı, alevlendi, hareketlendi. "Aldı fitili arabaya atladı, eve doğru gidiyor."

Aldı Sazı Eline:  

Hiç kimseyi konuşturmadan konuşan kimseler için kullanılan bir söz.

Aldığı Abdest Ürküttüğü Kurbağaya Değmemek:  

Sağladığı iyilik verdiği zarara değmemek. "Mantar toplamaya gittik ama, aldığımız abdest ürküttüğümüz kurbağaya değmedi."

Aldığı Abdest Ürküttüğü Kurbağaya Değmez:  

Bazı beceriksiz kimselerin, ufacık önemsiz bir iş yaparken bile çok zor bir işle uğraşıyormuş gibi bir hava yaratmaya çalışması.

Aldım Ele, Verdim Yola:  

Bir kişiyi yola getirmek.

Aldım Sattım:  

"Onun ne mal olduğunu öğrendim" anlamında.

Aldın mı:  

"Senin istediğinde olmadı", "İşte böyle bozulursun", "Oh olsun" anlamında kullanılır. "Aldın mı cevabını? Bu işler her zaman senin istediğin gibi yürümez."

Aldırış Etmek:  

1- Önemsemek, aldırmak, umursamak. "Öğretmenin uyarılarına aldırış etmen gerekir." 2- İlgi göstermek, ilgilenmek, ilgili kalmak. "Davette bizi gördüğü halde aldırış etmedi."

Aldırış Etmemek:  

1- Önemsememek, aldırmamak, umursamamak. "Gözünün önünde aldım da hiç aldırış etmedi." 2- İlgi göstermemek, ilgilenmemek, ilgisiz kalmak. "Çocuğu yere düştü, ama kadın hiç aldırış etmedi."

Alem Şümul:  

Dünyaca bilinen, dünya ölçüsünde. "Alem şümul bilim adamlarımız da var."

Alem Yapmak:  

Sazlı sözlü eğlence yapmak. "Yarın akşam alem yapmak için beni de çağırdılar."

Âlem-i Medeniyet:  

Uygarlık dünyası.

Âlemi Var mı:  

Uygun mu, yakışık alır mı? Uygun olmaz, yakışık almaz, anlamında kullanırız. "Şimdi sokağa çıkmanın âlemi var mı?"

Âlemin Ağzına Sakız Olmak:  

Yaptığı bir işten dolayı uzun zaman hakkında dedikodu yapılmak, söylenmek. "Senin yüzünden âlemin ağzına sakız olmak istemem."

Alemin Maskarası Olmak:  

Herkes tarafından alaya alınmak, hakkında dedikodular yapılıp gülünmek. "Giydiğimiz kıyafetler yüzünden alemin maskarası olduk."

Aleniyete Vurmak:  

Açığa vurmak, meydana vurmak. "Ona olan nefretini, aleniyete vurman hiç hoş değil."

Alerji Kapmak:  

(Bir şeyi, birisini) Sevmemek, sinir olmak. "Ondan bahsetme, alerji kapıyorum ondan. "

Alesta Beklemek:  

Buyruğa hazır durumda beklemek. "İki adamı alesta bekliyordu."

Alesta Durmak:  

Buyruğa hazır olmak, tetikte beklemek. "Etraf sakin ama askerler yine de tedirgin ve alesta duruyor."

Alet Etmek:  

Bir kimseyi hoş olmayan bir işte aracı olarak kullanmak. "Çocukları da dilenciliğe alet ediyorlar."

Âlet Olmak:  

Bilerek ve isteyerek bir çıkar karşılığı veya bilmeyerek kötü bir işte aracılık etmek, aracı olmak.

Alev Almak:  

1- Tutuşmak, yanmaya başlamak. 2- Coşmak, heyecanlanmak, heyecana gelmek. 3- Öfkelenmek, kızmak. 4- Telaşlanmak.

Alev Bacayı Sarmak:  

Bir iş ya da olayın önüne geçilemez, önlenemez hale gelmesi, tehlikeli bir durum alması, ateş bacayı sarmak. "Alev bacayı sarmış, artık kız bu oğlandan vazgeçmez."

Alev Gibi Parlamak:  

Canlı, ışıl ışıl olmak. "Beni görünce gözleri alev gibi parladı."

Alev Saçağı Sarmak:  

Bir iş ya da olayın önüne geçilemez, önlenemez hale gelmesi, tehlikeli bir durum alması, ateş bacayı sarmak. "Alev saçağı sarmış, artık kız bu oğlandan vazgeçmez."

Alevden Yele:  

Dalgalanınca uzaktan aleve benzeyen atın ensesindeki uzun tüyler.

Alevin Damarları Sarması:  

Herkesin heyecanlanması, hırslanması.

Aleyhe Dönmek:  

Karşı durum almak, karşı duruma geçmek. "Hava durumu aleyhe dönmeye başladı."

Aleyhinde Bulunmak:  

Çekiştirmek, yermek. "Veli toplantısında, öğretmen sınıf aleyhinde açıklamalarda bulundu."

Aleyhinde Olmak:  

Birine karşı olumsuz duygu ve davranış içinde bulunmak. "Senin aleyhinde olmak istemezdim, ama mecburen böyle oldu."

Aleyhinde Söylemek:  

Çekiştirmek, yermek. "Veli toplantısında, öğretmen sınıf aleyhinde sözler söyledi."

Aleyhine Bulunmak:  

Çekiştirmek, yermek. "Veli toplantısında, öğretmen sınıf aleyhine açıklamalarda bulundu."

Aleyhine Dönmek:  

Karşı durum almak, karşı duruma geçmek. "Yarışmada durum Ozan'ın aleyhine dönmeye başladı."

Aleyhine Olmak:  

Bir iş, birinin zararına olmak, onun için iyi olmamak. "Aleyhine olmayacaksa bu arabayı yetmiş bine alayım."

Aleyhine Söylemek:  

Çekiştirmek, yermek. "Veli toplantısında, öğretmen sınıf aleyhine sözler söyledi."

Aleyhte Olmak:  

Karşı durum almak. "Gelişmeler aleyhte olmaya başladı."

Alfabeyi Sökmek:  

Okuma yazma öğrenmek. "Okula başlar başlamaz alfabeyi söktü."

Alı Al, Moru Mor:  

Telâş veya yorgunluktan yüzü kıpkırmızı kesilmiş (olarak). ”Uçağı kalkmak üzere olan babama alı al, moru mor bir şekilde yetişebildim.”

Alı Alına, Moru Moruna:  

Sağlıklı, kanlı canlı.

Ali Cengiz Oyunu:  

“Kurnazca, haince aklı durduracak iş yapmak” anlamında kullanılır. ”Bana bir Ali Cengiz oyunu oynadılar ki sormayın gitsin.”

Ali Cengiz Oyunu Oynamak:  

Kurnazca, haince aklı durduracak bir şey yapmak. "Bana bir Ali Cengiz oyunu oynadılar ki sormayın gitsin."

Ali Kıran Baş Kesen:  

Çok zorba, kaba kuvvetle hâkimiyet kuran. ”Mehmet, sınıfın Ali kıran baş kesini olmuştu.”

Ali'nin Külahını Veli'ye Giydirmek:  

Kendi bir şey koymadan başkalarının parasıyla iş yapmak, dolandırmak.

Ali'nin Külahını Veli'ye, Veli'nin Külahını Ali'ye Giydirmek:  

Kendi sermayesi olmadığı halde, birinden aldığı parayı diğerine, diğerinden aldığı parayı ötekine vererek işini götürmeye çalışması. Başkalarını aldatarak kendi işini yolunda götürmek. "Ali'nin külahını Veli'ye, Veli'nin külahını Ali'ye giydirmekte üstüne yok."

Alicengiz Oyunu:  

Hainlik yapmak için kurnazca düzenlenmiş tuzak. "Bana alicengiz oyunu yapmaya çalıştıklarını fark ettim."

Alıcı Çıkmak:  

1- Müşteri olmak. "Bizim arabaya alıcı çıktı." 2- İstemek, talip olmak. "Genç kıza alıcılar çıkmaya başladı."

Alıcı Gözle Bakmak:  

Çok dikkatli bakmak, inceden inceye gözden geçirmek. "Mobilyalara ilk defa alıcı gözle baktı."

Alıcı Gözüyle Bakmak:  

Çok dikkatli bakmak, inceden inceye gözden geçirmek. ”Mobilyaya ilk defa alıcı gözüyle baktı.”

Alıcı Verici:  

Bağışladığını alan. "Alıcı verici insanla işim olmaz."

Alikıran Baş Kesen:  

Çok zorba, kaba kuvvetle hâkimiyet kuran. "Sen bizim başımıza Alikıran baş kesen mi oldun?"

Alim de Lazım, Zalim de:  

Bilgili kişi de gerekli, iş zora binince dövüşecek kabadayı da. "Alim de lazım, zalim de; o da gözü kara biri."

Alımı Tez:  

Yetenekli, her şeyi çabuk öğrenen.

Alımını Almak:  

Hak ettiği cezayı görmek, cezasını bulmak. "Ona buna saldırdı, sonunda alımını aldı."

Alımlı Çalımlı:  

Gösterişli, güzel. "Alımlı çalımlı bir otomobildi."

Alın ...:  

İşte. "Alın kitabınızı da başınıza çal." "Alın parayı da, sizin beş kuruş paranızı istemiyorum."

Alın Damarı Çatlamak:  

Utanma duygusu kalmamak. "Alın damarı çatlamış adamın, bir de laf anlatmaya çalışıyorsun."

Alın Damarı Çatlamış:  

Utanma duygusu kalmamak. "Alın damarı çatlamış adamın, bir de laf anlatmaya çalışıyorsun."

WhatsApp