Bir Deyim Öğrenelim!
İleri Atılmak:
1- Öne doğru çıkmak. "Şef kim diye sorulunca, ben ileri atıldım." 2- Hücum etmek. "Hücum emri verildiğinde tüm askerler ileri atıldı."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Aklını Oynatmak:
1- Delirmek, akıl sağlığını yitirmek. "Aklını oynatınca onu hastaneye götürdüler." 2- Delice işler yapmak. "Aklını oynatmış, bu havada yolculuğa çıkıyor."
Aklını Peynir Ekmekle Yemek:
Akılsızca, şaşkınca, delice işler yapmak. ”Misafirliğe böyle gidilir mi? Sen aklını peynir ekmekle mi yedin?”
Aklını Şaşırmak:
Yerinde olmayan bir iş yapmak, yersiz düşünmek.
Aklını Takmak:
Bir şeyi devamlı olarak düşünmek, bir fikre sürekli olarak zihninde yer vermek ve zihni onunla meşgul etmek. "Benim saçlarıma aklını takmış, kestir de kestir."
Aklını Yitirmek:
1- Akıl dışı, delice davranışlar sergilemek. "Ağır hakaretler edince ben de aklımı yitirdim." 2- Delirmek, deli olmak, çıldırmak. "Yaşadığı psikolojik sorunlar nediyle aklını yitirmiş."
Aklını Yormak:
Hatırlamaya çalışmak, zihnini zorlamak. "Sorunun cevabını bulmak için, biraz aklını yormalısın."
Aklının Ayarını Bozmak:
Doğru düşünemez, davranamaz duruma gelmek. "Eşimin hastalığı, aklımın ayarını bozdu."
Aklının Bir Köşesine Yazmak:
İleride hatırlamak üzere belleğine almak. "Çok pişman olacaksın, bunu aklının bir köşesine yaz."
Aklının Çivisi Eksik:
Aklı noksan, deli. "O ne biçim hareketti, aklının çivisi eksik galiba!"
Aklının Çivisi Eksik Olmak:
Aklı noksan, deli. "O ne biçim hareketti, aklının çivisi eksik galiba!"
Aklının Köşesinden Geçmemek:
Bir konuyu hiç düşünmemiş olmak. "Seninle karşılaşacağım aklımın köşesinden geçmemişti."
Aklının Terazisi Bozulmak:
Akıllıca olmayan davranışlarda bulunacak bir duruma düşmek. "Aklının terazisi bozulmuş, onu yalnız bırakmayın."
Aklının Ucundan Bile Geçirmemek:
Hiçbir biçimde düşünmemek. "Bu gece misafirimsin, gitmeyi aklının ucundan bile geçirmeme."
Akmasa da Damlar:
Bir işin yeterince olmasa bile az çok bir gelir sağlaması durumunda söylenir. "Akmasa da damlıyor, böylece bazı giderlerimizi karşılayabiliyoruz."
Akordası Bozuk:
1- Akortsuz, ses ayarı bozuk. "Hele o akordası bozuk dilenci armoniğine benzeyen kartal sesini hiç çıkarma." (Hüseyin R. Gürpınar) 2- (argo) Davranışları birbirini tutmayan (kimse).
Akordeon Olmak:
(Taşıtlar) çarpışma ya da bir yere çarpma sonucu eciş bücüş olmak, birbirine geçmek. "Tırın çarptığı araç akordeon oldu."
Akordu Bozuk:
1- Akortsuz, ses ayarı bozuk. "Hele o akordası bozuk dilenci armoniğine benzeyen kartal sesini hiç çıkarma." (Hüseyin R. Gürpınar) 2- (argo) Davranışları birbirini tutmayan (kimse).
Akordu Bozuk Olmak:
1- Akortsuz olmak. "Akordu bozuk aleti bana vermek." 2- Uyumsuz davranışlarda bulunmak. "Bu çocuğun akordu bozulmuş, ne dediğini bilmiyor."
Akordu Bozuk Orkestra Gibi:
Üyelerinin düşünce ve işleri birbirini tutmayan topluluklar hakkında söylenir.
Akort Etmek:
Çalgıların seslerini ayarlamak. "Akort etmek için sazını eline aldı."
Akraba Çıkmak:
Konuştuktan sonra akraba olduklarını anlamak. "Yeni gelen imamla uzaktan akraba çıktık."
Akrep Gibi:
Her fırsatta sözleriyle başkalarını incitme veya onlara kötülük etme durumunda olan. "Akrep gibi bir kiracıya denk geldik."
Aksak Eşekle Dağa Çıkmak:
Bütün hazırlıklarını tamamlamadan, eksiklerle iş yapmaya kalkışmak. "Aksak eşekle dağa çıkmaya kalkarsan, işin sonunu getiremezsin."
Akşam Ahıra Gündüz Çayıra:
Hayatta yiyip içip yatmaktan başka kaygısı olmayanlar için söylenen bir söz. "Babadan zenginler, akşam ahıra gündüz çayıra, hayat onlara güzel."
Akşam Ahıra Sabah Çayıra:
Hayatta yiyip içip yatmaktan başka kaygısı olmayanlar için söylenen bir söz. "Babadan zenginler, akşam ahıra sabah çayıra, hayat onlara güzel."
Akşam Akşam:
Şu akşam zamanı, akşamın şu dar vaktinde. "İş yarına kalsın, akşam akşam bir şey yapamayız."
Akşam Demez Sabah Demez:
1. Rastgele bir zamanda, gelişigüzel, uygun bir zamanı gözetmeden. "Akşam demez sabah demez gelip giderdi evime." 2- Bir işi sürekli olarak, ara vermeksizin yapar. "Akşam demez sabah demez, işlerini bitirmeye çalışırdı."
Akşam Kavurur Sabah Savurur:
1- Kazandığını günü gününe harcayan, har vurup harman savuran, savruk kimselerin durumunu anlatmak için kullanılır. "Akşam kavurur sabah savurur, kenarda köşede parası da yoktur." 2- Söylediği sözü tutmayan kişiler için kullanılan bir söz. "Sana inanıp iş yapacaktık, senin akşam kavurur sabah savurur biri olduğunu unutmuşuz."
Akşama Doğru:
Gündüzün akşama yakın bir vaktinde. "Bugün akşama doğru bize gel."
Akşama Kalmak:
İş gecikmek, bitmemek. "Akşama kalmadan siparişleri hazır ederiz."
Akşama Sabaha:
Neredeyse, pek yakında, kısa bir süre içinde. ”Konuklar akşama sabaha burada olurlar, sakın bir yere kaybolma!”
Akşamdan Kalma:
Gece içtiği içkinin sersemliğini sabah olduğu hâlde üzerinden atamamış kimseler için kullanılır. "Akşamdan mı kaldın?"
Akşamdan Kalmış:
Gece içtiği içkinin sersemliğini sabah olduğu hâlde üzerinden atamamış kimseler için kullanılır. "Bugün de akşamdan kalmışsın."
Akşamdan Kavur, Sabaha Savur:
Kazandığını günü gününe harcayan, har vurup harman savuran, savruk kimselerin durumunu anlatmak için kullanılır.
Akşamdan Sonra Merhaba:
İş işten geçtikten, olan olduktan sonra gösterilen ilginin yararlı olmayacağını belirten bir söz.
Akşamı Akşam Etmek:
Akşamın olmasını sabırsızlıkla beklemek.
Akşamı Bulmak:
Günü bitirmek. "Bir ayakkabı alacağız diye akşamı bulduk."
Akşamı Etmek:
Günü bitirmek. "Bir ayakkabı alacağız diye akşamı ettik."
Akşamı İple Çekmek:
Gecenin olmasını sabırsızlıkla beklemek. ”Ne güzel bir ziyaret olacak. Akşamı iple çekiyorum.”
Akşamı Zor Etmek:
Bir türlü akşam olmamak.
Akşamlar Hayrolsun:
Akşamları söylenen bir esenleme sözü, iyi akşamlar! "Haydi yarın görüşürüz, akşamlar hayrolsun!"
Akşamlık Sabahlık:
Nerede ise, kaçınılmaz sonuç pek yakın.
Akşamüstü:
Akşam yaklaşırken, güneş batmak üzereyken. "Akşamüstü size geleceğim."
Aksayanla Aksak, Susayanla Susak:
Başkalarının yaptığı şeyleri yapan, taklit eden, kişiliksiz. "Yeni arkadaşın aksayanla aksak, susayanla susak birine benziyor."
Aksayanla Aksak, Suya Gidenle Susak:
Başkalarının yaptığı şeyleri yapan, taklit eden, kişiliksiz. "Yeni arkadaşın aksayanla aksak, suya gidenle susak birine benziyor."
Aksi Gibi:
İstenmediği hâlde, aksilik olarak. "Aksi gibi babam da çıkıp geldi."
Aksi Şeytan:
İşler yolunda gitmediği zaman "Ne kadar ilgisiz, münasebetsiz" anlamında kullanılan bir söz. "Hay aksi şeytan, elimi de kestim."
Aksiliği Tutmak:
Güçlük çıkarmak, inadında direnmek. "Annemin aksiliği tuttu, gitmeme izin vermiyor."
Aksiliği Üstünde Olmak:
Olumsuz davranış içerisinde olmak. "Öğretmenin aksiliği üstünde, bugün söylemeyelim."
Aktar Dükkânı:
Güzel kokular, iğne, iplik gibi şeyler satan dükkân.
Aktarma Yapmak:
1- Bir taşıttan ötekine geçmek. 2- Bütçede bir fasıldan başka bir fasıla ödenek geçirmek.
Aktif Rol Oynamak:
Etkili olmak. "Matematik dersi, sınavı kazanmasında aktif rol oynadı."
Aktörlük Etmek:
Olduğundan başka türkü görünebilmek, rol yapmak. "Tanıştığımız günden beri aktörlük etmiş, daha yeni anladım!"
Aküsü Bitmek:
1- Taşıtlarda depolanan enerji bitmek. "Aküsü biten taksi yolda kaldı." 2- Bitkin düşmek, çok yorulmak. "Son derste bazı öğrencilerin aküsü bitiyor." 3- İyice yaşlanmak, elden ayaktan düşmek. "Dedemin aküsü bitmek üzere, iki aydır hasta yatıyor."
Al:
işte. "Uykuysa, uyumak bir marifetse al uykuyu diyerek akşama kadar uyudum." -T. Buğra.
Al Abdestini, Ver Pabucumu:
Senden gördüğüm yarar, bu yüzden uğradığım zarara değmedi; yaptığın iyilik senin olsun, anlamında kullanılır. "Derede abdest alan Hoca, ayağını yıkarken pabucu suya kapılır. Hoca çaresizce dereye dönüp yellenip, 'Al abdestini, ver pabucumu!' der."
Al Allah Kulunu Zapteyle Delini:
Çok delidir, deliliğine tanrıdan başka kimse engel olamaz anlamında kullanılır.
Al Aşağı Etmek:
Birini bulunduğu yerden, mevkiden indirmek. ”Ya, gördün mü, demek ki el oğlu adamı al aşağı ediyormuş bir çırpıda!”
Al Basmak:
(Kadın) Loğusa devrinde albastı hastalığına yakalanmak. "Kadına al basmış, bir geçmiş olsuna gidelim."
Al Benden de O Kadar:
"Ben de aynı düşüncedeyim, aynı durumdayım." anlamında kullanılan bir söz. "Haklısın, al benden de o kadar."
Al Beş Paralık da Bundan:
Hoşa gitmeyen bir sözün yersizliğini anlatmak için kullanılır.
Al Birini Vur Birine (ötekine):
Hepsi aynı, bir ayarda, hiçbiri işe yaramaz. ”Onlardan söz etme bana. Al birini vur birine.”
Al Giymedim ki Alınayım:
Bu işlerle hiçbir ilgim olmadığı için söylenen sözleri kendi üzerime alınmadım.
Al Gülüm Ver Gülüm:
1- Karşılıklı sevgi gösterisi. 2- Çokluk uygun olmayan işlerde birbirinin çıkarını kollamak.
Al Haberi, Git Kabarı Kabarı:
Sevindirici bir haber alındığında övünülebilir, mutlu olunabilir anlamında kullanılır.
Al Kanlara Boyanmak:
1- Yaralanmak. Vurularak ölmek. 3- Şehit olmak.
Al Kiraz Üstüne Kar Yağmış:
Düşünülmeyen, beklenilmeyen şeylerin de olabileceğini anlatan bir söz.
Al Külahını, Eyvallahı da İçinde:
"Yaptığın iyiliği, yardımı kabul etmekten vazgeçmek gereğini duyuyorum, teşekkürlerimle birlikte" anlamında söylenir. "Benden bu kadar, al külahını eyvallahı da içinde.”
Al Sana Bir ... Daha:
Yeni bir aksilik olunca bezginlik anlatılmak üzere söylenir. "Al sana bir fatura daha, öde öde bitmiyor."
Al Takke Ver Külâh:
1- Bir mesele üzerinde uzun çekişmelerden sonra. 2-Senli benli, samimî dostluğu sürdürerek. ”Al takke ver külâh yıllarca yaptık bu işi.”
Alabanda Ateş:
Geminin bir yanında bulunan toplarla birden ateş edilmesi.
Alabanda Çekmek:
Ağır biçimde azarlamak, çok kötü paylamak. "En sevdiği vazosu kırılınca, çocuğa bir güzel alabanda çekti."
Alabanda Etmek:
Dümeni sağa veya sola son kertesine kadar çevirmek.
Alabanda İskele:
Dümeni sağ tarafa sonuna kadar çevirme.
Alabanda Olmak:
Birine askıntı olmak, asılmak, musallat olmak. "Bu çocuk sürekli bana alabanda olmaktan bıkmadı."
Alabanda Vermek:
Azarlamak, paylamak, haşlamak.
Alabandayı Yemek:
Adamakıllı azarlanmak. "Alabandayı yemeden buradan gidelim."
Alabora Etmek:
1- Tekne, sandal vb. deniz araçlarını devirmek. "Tekneyi az daha alabora edecektik." 2- İşleri altüst etmek. "Dikkatli ol, işleri alabora etmeme çalış."
Alabora Olmak:
1- Tekne, sandal vb. deniz araçları devrilip ters dönmek. "Tekne alabora olmaya başlayınca, hepimiz yüzüp kıyıya çıktık." 2- İşler altüst olmak. "Bir haftadır satışlar alabora olmaya başladı."
Alaca Bulaca:
Karışık renkli. "Alaca bulaca bir resim yapmış."
Alaca Düşmek:
Meyve olgunlaşmaya başlamak.
Alaca Gönüllü Olmak:
Çabuk âşık olan, sevgisinde tutarlı olmayan, sevgisi çabuk değişen. "O alaca gönüllüye fazla güvenme, sonra çok üzülürsün."
Alaca Karanlık:
Yarı karanlık. "Alaca karanlık oldu mu eve döner."
Alacağı Olsun:
“Günün birinde ondan öcümü alırım” anlamında göz korkutmak için söylenir.
Alacağına Şahin, Vereceğine Karga:
Alırken bütün gücünü kullanan ve kolaylık gösteren, kimsede parasını bırakmayan; verirken ise bin bir güçlük çıkaran, vereceğini geciktirmek için elinden geleni yapan kimse için kullanılır. ”Ne adamsın be! Alacağına şahin, vereceğine karga! Yazıklar olsun!”
Alacağına Şahin, Vereceğine Karga Olmak:
Alacaklı olduğu kişiden borcunu alırken bütün gücünü kullanan, acımasız ve sert davranan, kimsede parasını bırakmayan; verirken ise bin bir güçlük çıkaran, vereceğini geciktirmek için elinden geleni yapan kimse için kullanılır. "Ne adamsın be! Alacağına şahin, vereceğine karga! Yazıklar olsun!"
Alacağına Şahin, Vereceğine Kuzgun:
Alacağını isterken ısrar eden, borcunu öderken de güçlük çıkaran kimse. "Alacağına şahin, vereceğine kuzgunsun, bir daha seninle alışverişimiz olmaz."
Alacak Verecek:
Alışveriş ilişkisi. "Alacak verecek kalmadı."
Alacakaranlık:
Yarı karanlık. "Alacakaranlıkta romantik bir yürüyüş yaptık."
Alacaklı Çıkmak:
Alacağı vereceğinden çok olmak. "Sen payına razı ol, işi hesaba dökersek alacaklı çıkarım."
Alacamenekşe:
Hercai menekşenin bir adı. "Bahçeye alacamenekşe de ekelim."
Alaka Çekmek:
Çevresinde ilgiyi, dikkati ve merakı üzerine toplamak, ilgi çekmek, alaka toplamak veya alaka uyandırmak. "Çocuklarda alaka çekmek için palyaço kıyafeti giydi."
Alaka Duymak:
Bir işe, bir olaya, bir kimseye önem vermek, yakınlık duymak, ilgi duymak. "Matematik dersine hiç alaka duymuyorum."
Alaka Toplamak:
Çevresinde ilgiyi, dikkati ve merakı üzerine toplamak, alaka çekmek, ilgi toplamak veya alaka uyandırmak. "Çocuklarda alaka toplamak için palyaço kıyafeti giydi."
Alaka Uyandırmak:
Çevresinde ilgiyi, dikkati ve merakı üzerine toplamak, alaka çekmek, ilgi toplamak veya ilgi uyandırmak. "Çocuklarda alaka uyandırmak için palyaço kıyafeti giydi."
Alakadar Etmek:
İlgilendirmek. "Bu konu seni alakadar etmez."
Alakadar Olmak:
İlgilenmek. "Biraz kardeşinle alakadar ol."
Alakadar Olmamak:
İlgilenmemek. "Düğünde kimse bizimle alakadar olmadı."
Alakasını Çekmek:
Çevresinde ilgiyi, dikkati ve merakı üzerine toplamak, ilgi çekmek, ilgi toplamak veya ilgi uyandırmak. "Çocukların alakasını toplamak çeken palyaço kıyafeti giydi."
Alakasını Kesmek:
İlgisi kalmamak, ayrılmak. "Sevda ile alakasını kesmiş."