Bir Deyim Öğrenelim!
Yanıt Hakkı Doğmak:
Cevap hakkı doğmak. "Yanıt hakkı doğduğu için başkan da canlı yayına bağlanmış."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Arpacı Kumrusu Gibi Düşünmek:
Derin derin ne yapacağını bilemeden, çaresizlik içinde düşünüp durmak. ”Öyle arpacı kumrusu gibi ne düşünüp duruyorsun?”
Arpacık Soğanı:
Tohumluk küçük soğan. "Yeteri kadar arpacık soğanımız var."
Arpalık Yapmak:
Bir yeri sürekli çıkar kaynağı olarak kullanmak, sömürmek. ”Batılılar ülkemizi arpalık yaptılar âdeta.”
Arpası Bol Gelmek:
Aşırı davranışlarda bulunmak, coşmak, azmak, şımarmak, kudurmak, ele avuca sığmamak. "Arpası bol gelmiş ki böyle saygısızlık yapıyor."
Arpası Çok Gelmek:
Coşmak, azmak, kudurmak. "Sizin arpanız çok gelmiş belli ki."
Art Arda:
Birbiri arkasından. "Sözleşmişler gibi art arda içeri girdiler."
Art Ayağı İle Kulağını Kaşımak:
Aşağlık kişi, densizce davranışlarla olmayacak işlere girişmek.
Art Düşünce:
Açığa vurulandan ayrı, gizli tutulan, asıl düşünce. ”Onun bizim hakkımızda art düşüncelere sahip olduğunu biliyorum.”
Art Eteğinde Namaz Kılmak:
Çok temiz huylu kimseler için söylenir. "Güvenle kiraya verebilirsin, art eteğinde namaz kıl o adamın."
Art Niyet:
Açığa vurulandan ayrı, gizli tutulan asıl düşünce. "Onun bizim hakkımızda art niyete sahip olduğunu biliyorum." , "Art niyet ile yaklaşmazsan bizim haklı olduğumuzu göreceksin."
Artı On Sekiz:
On sekiz yaşından büyükler için uygun, on sekiz yaşından küçükler için uygun olmayan, sakıncalı. "Bu yaşta artı on sekiz filmleri izlemeni doğru bulmuyorum."
Artist Gibi:
Boylu boslu, güzel ve alımlı, yakışıklı, fiziksel özellikleri etkileyici. "Okula artist gibi yeni bir Türkçe öğretmeni geldi."
Arz Etmek:
1- Göstermek. "İnsanlara çok güzel bir sanat arz ediyorsunuz." 2- Sunmak. "Teklifi Levent Bey'e kendimiz arz etmek isteriz." 3- Saygı ile bildirmek, bilgisine sunmak. "Kardeşimiz halini arz etmiş, yardımcı olabilirseniz ne mutlu."
Arzı Endam Etmek:
Boy göstermek, ortaya çıkmak, görünmek. "Sinem Hanım da nihayet arzıendam ettiler."
Arzıendam Etmek:
Boy göstermek, ortaya çıkmak, görünmek. "Sinem Hanım da nihayet arzıendam ettiler."
Arzıendam Eylemek:
Boy göstermek, ortaya çıkmak, görünmek. "Ömer Bey de nihayet arzıendam eylediler."
Arzu Duymak:
Birine veya bir şeye karşı istek duymak. "Çok sıcakladım, dondurmaya arzu duyuyorum."
Arzu Etmek:
Yürekten istemek. "Hayallerine kavuşmanı arzu ederim."
Arzuhâl Gibi:
Bir mektubun çok uzun olduğunu anlatmak için söylenir. "O dönemde iki tane arzuhâl gibi mektup aldığımı hatırlıyorum."
Arzuhâl Kadar:
Bir mektubun çok uzun olduğunu anlatmak için söylenir. "O dönemde iki tane arzuhâl kadar mektup aldığımı hatırlıyorum."
Arzullahi Vâsia:
Çok geniş ve boş yer.
Arzusu Kalmak:
İsteği yerine gelmemek, hevesini alamamak. "Bir porsiyon kabak tatlısında arzum kaldı."
Aş Başında Usta, İş Başında Hasta:
Çıkar gördüğü işe dört elle sarılır; bir iş görme söz konusu olursa özür diler.
Aş Damı:
Kimi bölgelerde yemek pişirilen yer, mutfak.
Asabı Bozulmak:
Sinirlenmek, morali bozulmak.
Asabi Çehre:
Görünüşünden sinirli olduğu anlaşılan yüz.
Asabına Dokunmak:
Öfkelendirmek, hoşuna gitmemek, sinirlendirmek, sinirine dokunmak. "Bir şey olmamış gibi sırıtması asabıma dokunuyor."
Aşağı Almak:
Devirmek, yıkmak. "Adamı birden tekme tokat aşağı aldı."
Aşağı Çekmek:
Değerini düşürmek. "Sen bu evin fiyatını biraz daha aşağı çekmeye çalış."
Aşağı Düşmek:
1- Düzeyi, miktarı, niteliği azalmak. "Bu dizinin reytingleri aşağı düşmeye başladı." "Depodaki benzin aşağıya düştükçe evden uzaklaştığımı hissettim." 2- Ucuzlamak. "Akaryakıt fiyatları aşağı düşmez." "Vatandaş et fiyatlarının aşağı düşmesini istiyor."
Aşağı Görmek:
Küçük görmek, beğenmemek, hor görmek. "Sen bu çocuğu neden aşağı görüyorsun?"
Aşağı Kalır Tarafı Olmamak:
Nitelikleri bakımından başkalarıyla karşılaştırıldığında eksiği olmamak, denk olmak. "Bu telefonun da o dediğinden aşağı kalır tarafı yok."
Aşağı Kalır Yanı Olmamak:
Nitelikleri bakımından başkalarıyla karşılaştırıldığında eksiği olmamak, denk olmak. "Bu telefonun da o dediğinden aşağı kalır yanı yok."
Aşağı Kalır Yeri Olmamak:
Nitelikleri bakımından başkalarıyla karşılaştırıldığında eksiği olmamak, denk olmak. "Bu telefonun da o dediğinden aşağı kalır yeri yok."
Aşağı Kalmamak:
Nitelik bakımından ondan geri olmamak. "Sen Ahmet'i övüyorsun ama Mehmet'te ondan aşağı kalmaz."
Aşağı Koysam (korsam) Pas Olur, Yukarı Koysam İs Olur:
Çeşitli davranış yollarının hepsinde sakınca gören bir titizliği bulunmak.
Aşağı Kurtarmaz:
1- Bundan ucuza verilmez. 2- Daha aşağı bir durumu kendine lâyık görmez. ”Israr etme, bu araba daha aşağı kurtarmaz.”
Aşağı Tükürsem Sakal, Yukarı Tükürsem Bıyık:
Karşıt iki durum karşısında karar verme güçlüğünü anlatmak için söylenir. "Bu ödem işi ne olacak. Aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem bıyık."
Aşağı Tükürsem Sakalım, Yukarı Tükürsem Bıyığım:
İki karşıt ve aynı derecede sakıncalı durum karşısında karar verme zorluğunu anlatır.
Aşağı Tükürsen Sakal, Yukarı Tükürsen Bıyık:
Sakıncalı oluşları eşit olan iki karşıt davranıştan birine karar verememe zorunluluğunu anlatmak için kullanılır.
Aşağı Yukarı:
Yaklaşık olarak, hemen hemen, tam değil de tama yakın. ”Aşağı yukarı on kilo gelir bu yük.”
Aşağıdan Almak:
Sert konuşan kimselere karşı yumuşak bir dil kullanmak. ”Biraz aşağıdan alırsan onun sana zarar vermesini kolayca önlersin.”
Aşağılık Duygusu:
Kişinin, benliğini başkalarıyla karşılaştırarak kendini yetersiz görmesi. "Aşağılık duygusu yüzünden insanlarla olan ilişkilerini sağlıklı yürütemiyor."
Aşağısı Kurtarmaz:
1- Bundan ucuza verilmez. "Israr etme, bu fiyattan daha aşağısı kurtarmaz." 2- Daha aşağı bir durumu kendine layık görmez. "Onu masabaşı işlerden aşağısı kurtarmaz."
Asap Bozmak:
Sinir bozmak, sinirlendirip öfkelendirmek. "Benim asabımı bozma, verdiklerimi de geri alırım."
Asayiş Berkemal:
Güvenliğin yerinde olduğunu anlatan Farsça bir deyim.
Aşı Vurmak:
Bağışıklık veya tedavi amacıyla vücuda aşı vermek. "Çocuğa aşı vurdurmaya gidiyorum."
Aşı Yapmak:
Bağışıklık veya tedavi amacıyla vücuda aşı vermek. "Çocuğa aşı yaptırmaya gidiyorum."
Asıda Kalmak:
Bir işe son verilmeyip öylece bırakılmış olmak. "Bu iş daha fazla asıda kalamaz."
Asıda Olmak:
Bir işe son verilmeyip öylece bırakılmış olmak. "Öncelikle asıda olan işleri bitirmemiz lazım."
Aşığı Bey (cuk cuk) Oturmak:
İşi İstediği Biçime Getirmek.
Aşığı Cuk Oturmak:
İşi çok olumlu bir biçim almak.
Âşığı Kesilmek:
Tutku durumuna getirmek. "Biz bu takımın âşığı kesildik."
Aşığını Boyamak:
Çıkar sağlamak.
Aşık Atamamak:
Biriyle herhangi bir sahada yarış edememek.
Aşık Atmak:
Birisiyle yarışmak, özellikle kendisinden üstün birisiyle yarış etmek. ”Sen benimle aşık atacak biri değilsin.”
Âşık Etmek:
Birinin kendisine bağlanmasını, kendisini sevmesini sağlamak. "Güzelliğiyle okuldaki erkekleri kendine âşık etmişti."
Âşık Olmak:
Sevmek, tutulmak. "Belli ki bu kız da ona âşık olmuş."
Asık Surat:
Hoşnutsuzluğunu, kızgınlığını yüzüne sert bir anlam vererek belirten, öfkeli görünüşlü yüzü olan, asık suratlı, eğri çehre, eğri çehreli, askın surat. "Böyle asık surat hiç olmuyor, sana gülmek yakışıyor."
Asık Suratlı:
Hoşnutsuzluğunu, kızgınlığını yüzüne sert bir anlam vererek belirten, öfkeli görünüşlü yüzü olan, asık surat, eğri çehre, eğri çehreli, askın surat. "Asık suratlı bir okul müdürleri var."
Aşikâr Etmek:
Belli etmek, ortaya çıkarmak, belirginleştirmek. "Her şeyi bu kadar aşikâr etmene gerek yok."
Aşikâr Olmak:
Belli olmak, ortaya çıkmak, belirginleşmek. "Kazanacak takım aşikâr olduğu için hiç heyecan yapmıyorum."
Asil At:
İyi soydan gelen at.
Asil Heybet:
Takdire değer görünüş.
Asimile Etmek:
Özümsemek, özümlemek, benzeşmek, kendine uydurmak. "Yıllarca vatandaşlarımız asimile edildi."
Aşina Olmak:
Tanımak, bilmek. "Ben bu mahalleye aşina olduğum için zorluk çekmedim."
Aşinalık Göstermek:
Tanışıklık gösterip ilgilenmek, tanıdığını belli etmek.
Asıp Kesmek:
1- İşkence etmek, zalimce tavırlarda bulunmak. 2- Tehdit etmek, zalimce davranışlarda bulunacakmış gibi konuşmak. ”Dün haktan ve adaletten söz edenler, bugün iktidar olunca asıp kesmeye başladılar.”
Aşırı Gitmek:
Çok ileri gitmek, ölçüyü kaçırmak, usandırmak. "Eleştirilerinde çok aşırı gitti."
Aşk Dolu:
Aşırı sevgi ve bağlılık duygusu, sevda barındıran. "Aşk dolu şiirleri beni çok etkiledi."
Aşk Etmek:
Hızla vurmak. "Çocuğun suratında babasının tokadı aşk etti."
Aşk Olmayınca Meşk Olmaz:
Güçlü bir istek olmayınca hiçbir şey öğrenilemez.
Aşka Düşmek:
Âşık olmak. "Çaresiz bir aşka düşmüş."
Aşka Gelmek:
Büyük bir istek duymak. Şevk ve heyecana kapılmak. "Aşka gelip saatlerce dans etti." "Bizim çocuk aşka gelmiş, sabahtan beri ders çalışıyor."
Asker Çıkarmak:
1- Bir devlet belli kanunlara bağlı olarak asker toplamak. "İhtiyaç halinde her devlet asker çıkarabilir." 2- Genellikle düşman kıyılarına asker göndermek. "Kıbrıs'a asker çıkarmaktan başka çare kalmamıştı."
Asker Etmek:
Askerlik vazifesi için askere yollamak. "Oğlumuzu bugün asker ettik."
Asker Eylemek:
Askerlik vazifesi için askere yollamak. "Oğlumuzu bugün asker eyledik."
Asker Gibi:
Disiplinli, düzgün. "Emekliliğinde bile asker gibi yaşamaya devam etti."
Asker Kaçağı:
Askerlik görevini yapmamak için asker acağından veya oraya gitmekten kaçan kimse.
Asker Olmak:
Askerlik vazifesine başlamak. "Diğer çocuğu da bu ay asker olacak."
Askere Alınmak:
Askerlik vazifesini yapmak için er eğitim merkezine gönderilmek. "Bu ay askere alınacaklar için duyuru yapıldı."
Askere Çağrılmak:
Askerliğini yapmak için askerlik şubesince istenmek. "Askere çağrılmadığı için şimdilik beklemede."
Askere Gitmek:
Askerlik vazifesini yapmak için orduya katılmak. "Askere gitmek her yiğit delikanlının hayalidir."
Askeri Tatbikat:
Askerlik bilgilerinin arazide uygulanması.
Askerlik Dairesi:
Yurttaşları askere alma işleriyle görevli olan askerlik şubelerinin bağlı bulundukları bölge dairesi.
Askerlik Yoklaması:
Askerlik şubelerine kayıtlı kimselerin belirli zamanlarda yapılan durum yoklaması.
Askıda Bırakmak:
Sonuca vardırmamak. "Ödemeler eksik olunca iki işi askıda bıraktık."
Askıda Kalmak:
Bir engel çıkması dolayısıyla bir işin sonuca varamaması, yapılamayıp öylece kalması. ”Senin gelmemen yüzünden bütün işler askıda kaldı.”
Askıya Almak:
1- Geciktirmek, belirsiz olarak ertelemek, bir işi zamanında yapmayıp savsaklamak. 2- Altı boşalmış yapıyı dikmelerle tutturarak yıkılmaktan kurtarmak. ”Söyle ona, o adamların tayin işlerini askıya alsın.”
Askıya Almamak:
Geciktirmeden, ertelemeden bir işi zamanında yapmak. "Usta, benim işi bir gün bile askıya almamanı istiyorum."
Askıya Çıkarmak:
Evlenecek kimselerin nikâhtan önceki durumlarını gösterir belgelerin, belirli bir süre için ilgili dairede görünür bir yere asılması, ilân edilmesi.
Askıya Çıkmak:
1- İpek böceği koza sarmak üzere dallara çıkmak. "Tüm böcekler askıya çıkmaya başladı." 2- Evlenecek kimselerin durumu nüfus kayıtlarının bulunduğu yerde askı yoluyla ilan edilmek. "Sizin çocuklar da askıya çıkmış."
Aslan Gibi:
1- Boylu boslu, güçlü kuvvetli ve yakışıklı. 2- Sağlığı yerinde.
Aslan Kesilmek:
Aslan gibi güçlü ve cesur duruma gelmek.
Aslan Payı:
1- Hak edilenden daha çok alınan pay, en güçlünün aldığı pay. 2- Bir bölüşmede en büyük pay. ”Aslan payı Ahmet`e düştü.”
Aslan Yürekli:
Yılmaz, hiçbir şeyden korkmayan, yiğit, kahraman. ”Aslan yürekli Mehmetçik düşmanı çil yavrusu gibi dağıttı.”
Aslanı Fareye Boğdurmak:
Güçlü birini, güçsüz ve zayıf birine karşı çaresiz bırakmak. "Aslanı fareye boğdurmak erkekliğe yakışmaz."
Aslanı Tilkiye Boğdurmak:
Güçlü birini, güçsüz ve zayıf birine karşı çaresiz bırakmak.
Aslanı Yatağında Avlamak:
Bir kimseyi harekete geçemeden etkisiz hale getirmek.
Aslanın Ağzında Olmak:
Elde edilmesi çok güç olmak. "Bu zamanda ekmek aslanın ağzında olduğundan hayat zor."