Bir Deyim Öğrenelim!
Âşığı Kesilmek:
Tutku durumuna getirmek. "Biz bu takımın âşığı kesildik."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Bilgi Sahibi Olmak:
Bir şeyle ilgili bilgiler edinmek. "Bilgi sahibi olmak için bol bol oku, araştır."
Bilgi Tazelemek:
Önceden sahip olduğu bilgiyi yenilemek, güncelleştirmek. "Lise kitaplarımı karıştırıp bazı bilgilerimi tazeledim."
Bilgi Toplamak:
Bir şeyle ilgili bilgileri bir araya getirmek. "Ödevim için bilgi toplamaya çalışıyorum."
Bilgi Vermek:
Bir konuda bilgi sahibi olmasını sağlamak, bilgilendirmek. "Yolculuğumuz hakkında size bilgi vermek istiyorum."
Bilgiçlik Satmak:
Bilmediği hâlde biliyormuş gibi görünmek, bilgin geçinmek. "Adam olsa, susar bilgiçlik satmazdı."
Bilgiçlik Taslamak:
Bilmediği hâlde biliyormuş gibi görünmek, bilgin geçinmek. "Adam olsa, susar bilgiçlik taslamazdı."
Bilgiye Susamak:
Bilgi sahibi olmayı çok istemek. "Bilgiye susamış öğrenciler bir aydır öğretmen bekliyor."
Bilincine Varmak:
Anlamak, kavramak.
Bilir Bilmez:
Ne bildiğini, ne bilmediğini düşünmeden anlamına gelir. "Bilir bilmez konuşur."
Biliş Çıkmak:
Tanımak, önceden tanış olmak.
Billur Avize:
Gayet berrak ve temiz camdan yapılmış avize.
Billur Gibi:
1- Çok duru, çok temiz (su). 2- Çok beyaz ve pürüzsüz (kol, gerdan, göğüs) 3- Pürüzsüz (ses).
Billur Ses:
Hoşa giden, pürüzsüz ses.
Bilmece Gibi Konuşmak:
Açık, anlaşılır bir biçimde konuşmamak.
Bilmem Hangi:
Önemli veya anlatılması gerekli görülmeyen şeyler için kullanılan bir söz. "Bilmem hangi doktor öyle demiş."
Bilmem Kaç:
Önemli veya anlatılması gerekli görülmeyen şeyler için kullanılan bir söz. "Bilmem kaç yılında burada görev yapmış."
Bilmem Kim:
Önemli veya anlatılması gerekli görülmeyen şeyler için kullanılan bir söz. "Bilmem kim haber vermiş de duymuşlar."
Bilmem Nasıl:
Önemli veya anlatılması gerekli görülmeyen şeyler için kullanılan bir söz. "Bilmem nasıl duymuşlar, o da söylemedi."
Bilmem Ne:
Önemli veya anlatılması gerekli görülmeyen şeyler için kullanılan bir söz. "Bilmem ne demiş, ben nereden bileyim."
Bilmezlikten Gelmek:
Bilmiyor gibi görünmek. "Bilmezlikten geliyor, aslında o da oradaydı."
Bin Bir:
Çok fazla.
Bin Bir Ayak Bir Ayak Üstüne:
Herkesin ayakta olduğu pek çok kalabalık durum. "Konser alanında görülmemiş bir kalabalık var, binbir ayak bir ayak üstünde."
Bin Can İle:
Çok isteyerek, gönülden.
Bin Derde Deva:
1- Pek çok işe yarayan. 2- Her sıkıntıyı gideren.
Bin Dereden Su Getirmek:
Birini kandırmak için dil dökmek, birçok sebep ileri sürmek, aldatıcı sözler sarf etmek. ”O evi almamam için bin dereden su getirdiler.”
Bin Gemle Bağlamak:
Özgürlüğünü iyice elinden almak, çok kötü bir duruma sokmak.
Bin İşçi Bir Başçı:
Her işe, baş olacak bir kimse gerekir.
Bin Kalıba Girmek:
Birbirine benzemeyen birçok iş yapmak, sürekli olarak düşünce değiştirmek.
Bin Naz İçinde Büyümek:
Çok nazlı büyümek.
Bin Pişman Olmak:
Çok fazla pişman olmak. "Onunla barıştığıma bin pişman oldum."
Bin Tarakta Bezi Olmak:
Birçok işi veya ilişkisi olmak. "Bin tarakta bezi olan biriyle görüşmek kolay olmuyor."
Bin Yaşa:
Davranışından memnun olunan kimseler için kullanılır. "Çok güzel, bin yaşa sen!"
Binbir Ayak Bir Ayak Üstüne:
Herkesin ayakta olduğu pek çok kalabalık durum. "Konser alanında görülmemiş bir kalabalık var, binbir ayak bir ayak üstünde."
Binbir Dereden Su Getirmek:
Birini kandırmak veya ikna etmek için dil dökmek, birçok sebep ileri sürmek, aldatıcı sözler sarf etmek. "Banka o parayı geri ödememek için binbir dereden su getirdi."
Binbir Güçlükle:
Çok sıkıntı ve zorluk çekerek. "Ailen seni binbir güçlükle okutmaya çalışıyor."
Binbir Zahmetle:
Çok sıkıntı ve zorluk çekerek. "Ailen seni binbir zahmetle okutmaya çalışıyor."
Binde Bir:
Çok seyrek olarak anlamında söylenir. "Buralardan binde bir araba geçer."
Bindiği Dalı Kesmek:
Kendisi için gerekli ve yararlı olan şeyi kendi eliyle yok etmek. ”Geçimini sağladığın o tarlayı sakın satma, yoksa bindiğin dalı kesmiş olursun.”
Binek Taşı:
At veya arabaya binmek için üzerine çıkılan yüksekçe taş.
Bini Aşmak:
Çok fazla olmak, sınırı aşmak.
Bini Bir Paraya:
1- Çok fazla ve ucuz. 2- Pek çok yapılan, pek çok olan.
Binin Yarısı Beş Yüz:
Çok düşünceli görünen birine "Canını sıkma, aldırma!" anlamında kullanılan bir söz. "Fazla takılma güzel kardeşim, binin yarısı beş yüz!"
Binin Yarısı Beş Yüz O da Ben de Yok:
Düşünceli kimseleri avutmak için teselli mahiyetinde söylenir.
Binin Yarısı Beş Yüz, O da Bizde Yok:
Çok düşünceli görünen birine "Canını sıkma, aldırma!" anlamında kullanılan bir söz. "Binin yarısı beş yüz, o da bizde yok amca oğlu."
Bir ... Bir :
Hem ... hem. "Denize bir konup bir kalkan martılar yüksekten avlarına bakarak haykırışırlar." -A. İlhan.
Bir Abam Var Atarım, Nerde Olsa Yatarım:
Yer beğenmekte titizlik gösterilmediğini anlatır.
Bir Ağızdan:
Hep birlikte, beraberce, hep birden. "Şarkıyı bir ağızdan söyledik."
Bir Alan Pişman, Bir Almayan:
O kadar gösterişli ki herkes almak istiyor. Ama alan da bir işe yaramadığını anlıyor anlamında kullanırız. "Bu şemsiyelerden bir alan pişman, bir almayan."
Bir Ara:
1- Kısa bir süre. "Geceleyin bir ara uyandım." 2- Geçmişte bir zaman. "Bir ara boyacılık da yapmıştı."
Bir Araba:
Çok fazla.
Bir Araba Laf:
Bir yığın söz, söz kalabalığı anlamına gelir. "Benim konuşmama fırsat vermeden bir araba laf etti."
Bir Arada:
Toplu olarak, topluca hep birlikte. ”Sizi bir arada gördüğüme çok şaşırdım”
Bir Aralık:
Az bir zaman.
Bir Araya Gelmek:
Belirli bir zamanda ve yerde toplanmak, buluşmak. ”Biz komşularla her cuma günü sene bir araya geliriz”
Bir Araya Getirmek:
Toplamak.
Bir Arpa Boyu:
Çok az. "Üç gündür uğraşıyoruz, bir arpa boyu gidemedik"
Bir Arpa Boyu Gitmek:
Çok az ilerlemek, istenilen neticeyi alamamak, başarı sağlayamamak. "Üç gündür uğraşıyoruz, ancak bir arpa boyu gidebildik."
Bir Arpa Boyu İlerlemek:
Çok az yol almak, istenilen neticeyi alamamak, başarı sağlayamamak. "Bir sürü para harcadık, ama bir arpa boyu ilerleyemedik."
Bir Arpa Boyu Yol Almak:
Çok az ilerlemek, istenilen neticeyi alamamak, başarı sağlayamamak. "Bir sürü para harcadık, ama bir arpa boyu yol alamadık."
Bir Arpa Boyu Yol Gitmek:
Çok az ilerlemek, istenilen neticeyi alamamak, başarı sağlayamamak. "Bir sürü para harcadık, ama bir arpa boyu yol gidemedik."
Bir Arpa Boyu Yol Katetmek:
Çok az ilerlemek, istenilen neticeyi alamamak, başarı sağlayamamak. "Bir sürü para harcadık, ama bir arpa boyu yol katedemedik."
Bir Aşağı, Bir Yukarı Dolaşmak:
Yolun bir bölümünü gidip gelmek. "Avluda bir aşağı, bir yukarı dolaşıyordu."
Bir Atımlık Barutu Kalmak:
1- Bir konuda yapacağı çok az şeyi olmak. 2- Dayanacak pek az gücü kalmak. ”Bir atımlık barutu kalmış, hâlâ ben yaparım o işi diyor.”
Bir Atımlık Barutu Olmak:
1- Bir konuda yapacağı çok az şeyi olmak. "Bir atımlık barutu var, tüm borcu nasıl ödeyecek?" 2- Dayanacak pek az gücü kalmak. "Bir atımlık barutu var, hâlâ ben yaparım o işi diyor."
Bir Avuç:
1- Bir avucu dolduracak kadar. "Bir avuç fındık uzattı." 2- Az sayıda, çok az. "Konserde bir avuç insan vardı."
Bir Avuç Toprak Olmak:
Ölmek. "Gün gelecek hepimiz bir avuç toprak olup gideceğiz."
Bir Ayağı Bir Yerde Olmak:
O yere sıkça gitmek.
Bir Ayağı Çukurda Olmak:
Çok yaşlanmış olmak, yaşayacak çok az zamanı kalmış olmak. ”Dedemin bir ayağı çukurda, onu üzmeyin artık.”
Bir Ayak Önce (evvel):
Çok çabuk, bir an önce, ivedi olarak. ”Bu iş, bir ayak önce yapılacak bir iştir.”
Bir Ayak Üstünde Bin Yalan Söylemek:
Kısa bir sürede çok fazla yalan söylemek.
Bir Ayak Üstünde Kırk Yalanın Belini Bükmek:
Kısa bir sürede çok fazla yalan söylemek.
Bir Bakıma:
Başka yönden bakılırsa.
Bir Baltaya Sap Olamamak:
Belli bir iş sahibi olamamak. "Bu kafayla bir baltaya sap olamazsın."
Bir Baltaya Sap Olmak:
Belirli bir sanat ya da iş sahibi olmak. ”Şu yaşa geldin ama bir baltaya sap olamadın gitti.”
Bir Bardak Suda Fırtına Çıkarmak:
Çok basit, küçük, önemsiz bir şeyi büyütüp içinden zor çıkılır bir olay hâline getirmek. "Bir bardak suda fırtına çıkarmayı bırak artık, mendilini yaktıysa evi de yakmadı ya!"
Bir Bardak Suda Fırtına Koparmak:
Çok basit, küçük, önemsiz bir şeyi büyütüp içinden zor çıkılır bir olay hâline getirmek. ”Bir bardak suda fırtına koparmayı bırak artık, mendilini yaktıysa evi de yakmadı ya!”
Bir Başına:
1- Kimseye sormadan. "Bir başına karar verip o işe girdi." 2- Başkasının yardımı olmadan. "Bir başına gurbet elde ne yapar şimdi o çocuk."
Bir Baştan Bir Başa:
Bir alanın bir sınırından diğer sınırına kadar. "Kasabayı bir baştan bir başa dolaştık."
Bir Ben, Bir de Allah Bilir:
Anlatılan şeyin ağırlığını kimse bilemez ve tahmin edemez. "Bu günlere nasıl geldik; bir ben, bir de Allah bilir"
Bir Boka Yaramamak:
Hiçbir şeye elverişli olmamak. "Ne kadar ilaç kullandıysam da bir boka yaramadı."
Bir Boy Gitmek:
Aradaki uzaklık boyunca gitmek.
Bir Boydan Bir Boya:
Bir yerin bir ucundan öbür ucuna kadar, baştan başa.
Bir Bu Eksikti:
Süren sıkıntılar yetmezmiş gibi bir de bu çıktı şimdi, anlamında söyleriz. "Babamı işten çıkarmışlar. Bir bu eksikti!"
Bir Çatı Altında:
Aynı yapı, kurum, kuruluş vb. içinde. "Bütün kulüpler bir çatı altında toplanmış."
Bir Çatı Altında Bulunmak:
Aynı yapı, kurum, kuruluş vb. içinde bulunmak. "Bütün kulüpler bir çatı altında bulunmalı."
Bir Çatı Altında Olmak:
Aynı yapı, kurum, kuruluş vb. içinde olmak. "Bütün kulüpler bir çatı altında toplanmış."
Bir Çekirdek Geri Kalmamak:
Bütünüyle denk olmak.
Bir Çift Lakırtı Etmek:
Kısa konuşmak.
Bir Çift Söz:
Bir iki söz. "Acelesi vardı, bir çift söz edemedik."
Bir Çift Sözü Olmak:
Söyleyecek bir şeyleri bulunmak.
Bir Çıktı Pir Çıktı:
Bir tane yetişti ama onun da eşi bulunmaz.
Bir Çırpıda:
Bir seferde, ara vermeden, o anda.
Bir Çırpıda Çıkarmak:
Ele alır almaz bitirmek.
Bir Çuval İnciri Berbat Etmek:
İyi olan, yolunda giden bir durumu yanlış davranışlarla bozmak, olumsuz bir gidişe sokmak. ”Eline çekici alır almaz çiviye vurdu, çivi tahtayı yarıp geçti, bir çuval inciri berbat ettiğini o zaman anladı.”
Bir Daha mı:
Hiçbir zaman.
Bir Dalda Durmamak:
Sık sık düşünce, iş ya da tutum değiştirmek. ”Bir dalda dursaydı başına bu iş gelmeyecekti.”
Bir Damla:
1- Çok az, pek az (sıvı şeyler için söylenir). 2- Çok küçük (çocuklar için söylenir). ”Bir damla su kaldı, ne yapacağız su gelmezse.”
Bir Davranışı Birine Reva Görmek:
Bir davranışı, bir olayı bir kimse için uygun görmek.
Bir Dediği Bir Dediğini Tutmamak:
Söyledikleri birbirine uymamak, tutarsız konuşmak.
Bir Dediği İki Olmamak:
Her istediği hemen yapılmak, yerine getirilmek. ”O, bir dediği iki olsun istemiyordu.”