D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Büyük Tutmak:

Kendini veya bir başkasını olduğundan üstün saymak, yüceltmek. "Ben seni beş kardeşim içinde hep büyük tuttum."

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Bir Yiyip Bin Şükretmek:  

Kötü durumda olanlara bakarak kendi durumunun değerini bilmek.

Bir Yol Tutturmak:  

Bir davranış, bir tutum biçimi belirlemek.

Bir Yola Baş Koymak:  

Bir şey uğruna ölümü göze almak.

Bir Yolunu Bulmak:  

Çare bulmak, çözüm üretmek. "Bir yolunu bulup bu vazoyu onaracaksın."

Bir Zamanlar:  

Geçmişte, eskiden. "Bir zamanlar ailemiz çok zenginmiş."

Bırak Allah'ını Seversen:  

Bir kimse veya nesnenin değersizliğini belirtmek için kullanılan bir söz. "Bırak Allah'ını seversen Şevket Abi, ondan gelecek Allah'tan gelsin."

Bırak ki:  

Varsay ki.

Bıraksalar Bir Kaşık Suda Boğmak:  

Bir kimseye çok kızmak veya çok öfkelenmek. "Sana çok sinirliyim, bıraksalar seni bir kaşık suda boğarım."

Bıraktığı Çayırda Otlamak:  

Uzun süredir hiçbir ilerleme veya değişim gösterememek. "Bu çocuk ders çalışmıyor mu? Hala bıraktığım çayırda otluyor."

Bıraktığı Yerde Otlamak:  

Uzun süredir hiçbir ilerleme veya değişim gösterememek. "Bu çocuk ders çalışmıyor mu? Hala bıraktığım yerde otluyor."

Birbiri İçin Yaratılmış Olmak:  

Birbiriyle çok iyi anlaşmak.

Birbiri Üstüne Gelmek:  

Arka arkaya meydana gelmek, ara vermeden olmak.

Birbirine Düşmek:  

Aralarında anlaşmazlık çıkıp birbirlerine kötü bakmaya başlamak. ”Çocukların kavgası yüzünden birbirlerine düştüler.”

Birbirine Düşürmek:  

Kişilerin arasını açmak, birbirine düşman etmek. "İki sevgiliyi birbirine düşürmek için çok uğraştılar."

Birbirine Girmek:  

1- Aralarında çıkan anlaşmazlık kavgaya dönüşmek, çarpışmak, saldırmak. 2- Bir kaza sonucu araçların birbirine çarpması. ”Su yüzünden sokak sakinleri birbirine girdi.”

Birbirine Katmak:  

1- Aralarını açmak, aralarını bozmak, olay çıkarmak. 2- Karıştırmak.

Birbirine Sırt Vermek:  

Birbirine dayanmak, destek olmak.

Birbirini Çekememek:  

Kıskanmak. "Bu iki kardeş birbirini çekemiyor." "Beni çekemediği için öğretmene şikayet etmiş."

Birbirini Tutmaz:  

Birbiriyle ilgisi olmayan, tutarsız.

Birbirini Yemek:  

İki veya daha çok kimse birbiriyle uğraşmak, birbirine kötülük etmek.

Birbirinin Ağzına Girmek:  

Birbirine çok düşkün olmak.

Birbirinin Ağzına Tükürmek:  

Bir sorunda, bir olayda sözleşmiş gibi ağız birliği yapmak.

Birbirinin Gözünü Çıkarmak:  

Kıyasıya dövüşmek.

Birbirinin Gözünü Oymak:  

Aralarında aşırı geçimsizlik olmak.

Birdenbire:  

Aniden, beklenmeyen bir zamanda, ansızın. "Birdenbire yağmur yağmaya başlamıştı." Deyim değildir.

Bire ... Vermek:  

1- Buğday, arpa, nohut, fasulye vb. ürünler için toprak, kullanılan tohumun belli bir katı kadar ürün vermek. 2- Şans oyunlarında verilen paradan daha fazla para kazandırmak.

Bire Beş Katmak:  

Olduğundan çok göstermek, abartmak, bire bin katmak. "Bire beş katarak anlatmaya bayılır."

Bire Bin Katmak:  

Olduğundan çok göstermek, abartmak. ”Bire bin katarak anlatmaya bayılır.”

Bire Bir Gelmek:  

Etkisini hemen ve kesin olarak göstermek. ”Verdiğin ilaç diş ağrıma bire bir geldi.”

Birebir Gelmek:  

Etkisini hemen ve kesin olarak göstermek.

Biri Burnunda Tütmek:  

Çok özlemek, çok aramak, çok istemek. "Eski okul arkadaşlarım burnumda tütüyor."

Biri Diğerine Rahmet Okutmak:  

Biri, kötü bir kimseden daha kötü çıkmak. "Yeni okul müdürü, eski müdürümüze rahmet okutuyor."

Biri Eşikte Biri Beşikte:  

Küçük çocuğu çok olan kimseler için söylenen bir söz. "Biri eşikte biri beşikte çocuklu kadını rahatsız etmeyelim."

Biri Zihnini Dağıtmak:  

Gerektiği gibi düşünmesini engellemek. Dikkati kaybolmak. "Sınıfta geveze iki çocuk var, derste zihnimi dağıtıyor."

Birikme Havzası:  

Kar ve yağmur sularının biriktiği bölge.

Birinci Çıkmak:  

Birçokları arasında en iyi olarak seçilmek. "Bu yarışmada senin birinci çıkacağını düşünüyorum."

Birinci Elden Kaynağa Gitmek:  

Bilimsel çalışmalarda kaynakların aslına, özgününe dayanmak.

Birinci Gelmek:  

Birçokları arasında en iyi olarak seçilmek. "Bu yarışmada senin birinci geleceğini düşünüyorum."

Birinci Olmak:  

Başta gelmek, önde gelmek. "Birinci olmak için çok emek harcadı."

Birinci Planda Gelmek:  

En önemli ve en önde olmak.

Birinde Dil Bir Karış Olmak:  

Saygısız bir biçimde karşılık verenler için kullanılır. "Arkadaşında da dil bir karış maşallah."

Birinde Kalp Olmamak:  

Acıma duygusu olmamak. "Sende kalp olsa, bu kadar zalimlik yapmazdın."

Birinde Yürek Selânik Olmak:  

Çok korkmak ve çok heyecanlanmak. "Sende yürek Selânik olmasa gidersin."

Birinden Aşağı Kalmamak:  

Nitelik bakımından ondan geri olmamak. "Sen Ahmet'i övüyorsun ama Mehmet'te ondan aşağı kalmaz."

Birinden Biri:  

Bir yerde toplu olarak bulunanlardan biri.

Birinden Laf Etmek:  

Birinin dedikodusunu yapmak. "Bahçede senden laf ettiklerini duydum."

Birinden Ricada Bulunmak:  

Rica etmek. "Şehir dışına gideceklermiş, bizden ricada bulunmak için gelmiş."

Birinden Şeytan Elini Çekmiş:  

Uygunsuz bir iş yapacak veya kötülük düşünecek durumu olmayan çok yaşlı kimseler için kullanılan bir söz. "Tuvalete zor gidiyor, dedemden şeytan elini çekmiş artık."

Birinden Tarafa Çıkmak:  

Birinin görüş ve düşüncesini benimsemek, desteklemek. "Bir şey olunca sen hep Elif'ten tarafa çıkıyorsun."

Birinden Tarafa Olmak:  

Birinin görüş ve düşüncesini benimsemek, desteklemek. "Bir şey olunca sen hep Elif'ten tarafa oluyorsun."

Birine Açık Kart Vermek:  

İşleri kendi adına yürütmesi amacıyla birine tam yetki vermek. "Umreye gideceğim için işlerle ilgili yeğenime açık kart verdim."

Birine Bir Yeri Dar Etmek:  

Bir yeri yaşanması zor, çok sıkıntı verici, yaşanılamayacak derecede kötü hâle getirmek. "Kocası ayyaşın biriymiş, karısına evi dar ediyormuş."

Birine Bir Yeri Zindan Etmek:  

Bir yeri yaşanması zor, çok sıkıntı verici, yaşanılamayacak derecede kötü hâle getirmek. "Kocası ayyaşın biriymiş, karısına evi zindan ediyormuş."

Birine Bok Yemek Düşmek:  

O birinin bir işe karışmaması, burnunu sokmaması gerekir. "İki kişi konuşurken, üçüncü kişiye bok yemek düşer."

Birine Bulaşmak:  

Bir kişiye çatmak, sataşmak, tedirgin etmek. "Bizim biradere bulaşmış, gidip nedenini soracağım."

Birine Diş Geçirememek:  

Etkisiz kalmak, güç yetirememek, hükmünü yürütüp sözünü dinletememek. "Bir çocuğa diş geçiremiyorsun, ne biçim annesin sen!"

Birine Fikir Danışmak:  

Bilgi edinmek için bir yetkiliden bilgi almak.

Birine İşi Düşmek:  

Birinin yardımına ihtiyaç duymak. "Eh! Onun da bize işi düşecek bir gün."

Birine Kanı Kaynamak:  

Birine içten bir sevgi beslemek, yakınlık duymak. "İlk rastladığımda sana kanım kaynamıştı."

Birine Muhtaç Olmak:  

Birinin desteğine ihtiyaç duymak. "Genç yaşımda birine muhtaç olmak istemem."

Birine Oyun Oynamak:  

Birini aldatmak, onu zor duruma düşürecek hareketlerde bulunmak.

Birine Suç Atmak:  

Suçsuz birini suçlamak, iftira atmak, suç yüklemek. "Sınıf camını sen kırdın, neden arkadaşına suç atıyorsun?"

Birine Taş Çıkarmak:  

Birinden çok üstün olmak.

Birine Tavır Almak:  

Birine karşı mesafeli davranmak, uzak durmak. "Üç gündür bana tavır aldığının farkındayım."

Birine Tavır Koymak:  

Birine karşı mesafeli davranmak, uzak durmak. "Üç gündür bana tavır koyduğunun farkındayım."

Birine Tavır Takınmak:  

Birine karşı mesafeli davranmak, uzak durmak. "Üç gündür bana tavır takındığının farkındayım."

Birine Tavır Yapmak:  

Birine karşı mesafeli davranmak, uzak durmak. "Üç gündür bana tavır yaptığının farkındayım."

Birine Yetki Vermek:  

Yetkilendirmek. "Şirket ilimizde bize yetki vermek istiyor."

Birine Zahmet Olmak:  

Yapılan bir işten sıkıntı, yorgunluk duymak.

Birine Zevali Olmak:  

Zararı dokunmak, zarara sokmak. "Ufacık çocuğun bize zevali olmaz."

Birine Zihni Takılmak:  

Bir kişiyi çok sık düşünmek, aklından bir türlü çıkaramamak; beynini meşgul etmek. "Sabahtan beri düğünde gördüğüm o esmer kıza zihnim takıldı."

Birine Zıt Gitmek:  

Birine karşı sürekli olarak üzücü ve kırıcı davranmak. "İki gündür bana zıt gitmeye başladı, bir türlü sebebini anlamadım."

Birine Ziyafet Çekmek:  

Konuklara türlü yemekler sunarak ağırlamak. "Muhtar bu akşam ziyafet çekecekmiş, bizi de çağırdı."

Birine Ziyafet Vermek:  

Konuklara türlü yemekler sunarak ağırlamak. "Muhtar bu akşam ziyafet verecekmiş, bizi de çağırdı."

Birini Adam Bellemek:  

Birinin sözüne güvenip değer vermek, önemsemek.

Birini Adam Bilmek:  

Birinin sözüne güvenip değer vermek, önemsemek.

Birini Adres Göstermek:  

Birini hedef göstermek.

Birini Arkada Bırakmak:  

Bir kimseyi geride bırakmak. "Kente taşınırken dedemizi arkada bırakmıştık."

Birini Baskı Altında Bulundurmak:  

Serbest ve rahat hareket etmesini önleyecek tarzda kontrol altında bulundurmak.

Birini Baskı Altında tutmak:  

Serbest ve rahat hareket etmesini önleyecek tarzda kontrol altında bulundurmak.

Birini Bir Düşüncedir Almak:  

Uzun uzun düşünmeye, çözüm yolu aramaya başladı, anlamında söylenir. "Sınavda başarısız olan ablamı bir düşüncedir aldı."

Birini Bir Şeye Alet Etmek:  

Bir kimseyi hoş olmayan bir işte aracı olarak kullanmak. "Çocukları da dilenciliğe alet ediyorlar."

Birini Demire Vurmak:  

Birini demir zincirlerle bağlamak. "Beni demire vursan da, artık bu evde tutamazsın."

Birini Hoş Tutmak:  

Birine iyi ve sevecenlikle davranmak, onu incitmemek. "Aile bireyleri, yaşlı anne babayı hep hoş tutardı."

Birini İşe Koşmak:  

Birini bir iş yapmak üzere görevlendirmek, göndermek. "Babam, kardeşimi de bu işe koştu."

Birini Telaş Almak:  

Herhangi bir sebeple heyecanlanmak, endişelenmek, acele etmek. "Sınav sonuçları açıklanacak diye ablamı bir telaş almış."

Birini Telaşa Düşürmek:  

Telaşlandırmak, kaygılanıp telaşlanmasına yol açmak. "Acele edip de çocukları telaşa düşürme."

Birini Temize Çıkarmak:  

Aklandırmak. "Ablasını temize çıkarmak için iki yıl uğraştı."

Birini Temize Çıkartmak:  

Aklandırmak. "Kardeşini temize çıkartmak için iki yıl uğraştı."

Birini Teneşir Paklamak:  

Yaşarken kirli işlere bulaşan kimseler için tek çıkar yol ölüm olmak. "O adam akıllanmaz, onu artık teneşir paklar."

Birini Zarara Sokmak:  

Bir kişinin maddi veya manevi olarak zarar görmesine sebep olmak. "İki günde bizi epey zarara soktular."

Birinin Acısını Almak:  

Sıkıntısını, üzüntüsünü azaltmak. "Kardeşinin acısını almak için konuşmaya gitti."

Birinin Adını Ağzına Abdestle Almak:  

Bir kişiyi saygı ve hürmetle anmak. "Doğru konuş! Dedemin adını ağzına abdestle al." , "Sen o kahraman askerin adını, ağzına abdestle almayı öğren."

Birinin Ağzına Bakmak:  

1- Konuşan bir kimseyi seve seve ve dikkatlice dinlemek. "Konuşması onları öyle sarmıştı ki, dedemin ağzına bakıyorlardı." 2- Birinin ne söyleyeceğini beklemek. "Kendisiyle ilgili güzel bir söz duymak için, sevdiğinin ağzına bakıyordu." 3- Birinin sözüne göre davranmak. "Tek kelime söyleyemedi, babasının ağzına bakıp duruyor."

Birinin Ağzından:  

1- Birisinden dinleyerek. "Sevdiği kızın ağzından mesaj yazdık." 2- Adına. "Ona gidip, benim ağzımdan konuşma."

Birinin Ağzının İçine Bakmak:  

1- Konuşan bir kimseyi seve seve ve dikkatlice dinlemek. "Konuşması onları öyle sarmıştı ki, dedemin ağzının içine bakıyorlardı." 2- Birinin ne söyleyeceğini beklemek. "Kendisiyle ilgili güzel bir söz duymak için, sevdiğinin ağzının içine bakıyordu." 3- Birinin sözüne göre davranmak. "Tek kelime söyleyemedi, babasının ağzının içine bakıp duruyor."

Birinin Ağzının Kalıbı Olmamak:  

1- Bir şey, bir kimsenin uğraşabileceği konulardan olmamak. "O bölgede iş yeri açmak, senin ağzının kalıbı değil." 2- Bir şey, bir kimsenin sözünü edemeyeceği kadar değerli olmak. "Hayır yapmak Hasan Bey'in ağzının kalıbı değil."

Birinin Ardına Düşmek:  

Birini gözden ayırmayarak arkasından gitmek, peşini bırakmamak. "Çocuğu okula gönderdi, kendi de onun ardına düştü."

Birinin Arkasına Düşmek:  

Birini gözden ayırmayarak arkasından gitmek, peşini bırakmamak. "Çocuğu okula gönderdi, kendi de onun arkasına düştü."

Birinin Arkasına Takılmak:  

Bir kimseyi gözden ayırmayarak arkasından gitmek, peşini bırakmamak. "Çocuğu okula gönderdi, kendi de onun arkasına takıldı."

WhatsApp