Bir Deyim Öğrenelim!
Ağza Alınmaz:
Söylenmesi ayıp, çirkin söz, küfür. "Uçağı kaçırınca görevlilere ağza alınmaz sözlerle saldırdı."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Bir Kulağından Girip Öbür Kulağından Çıkmak:
Söylenen söze önem vermemek, kulak asmamak, umursamamak. ”Söylediğim söz bir kulağından girip öbür kulağından çıkarsa anlamazsın elbet!”
Bir Lokma Bir Hırka:
Hayatta azla yetinmeyi, dervişçe geçinmeyi anlatan bir söz.
Bir Mum Al da Derdine Yan:
İnsan hayatta öncelikle kendi sorunlarını çözmeye çalışır. Bu durumda kullanılmış "başkalarıyla uğraşacağına kendi durumunu düşün" anlamında atasözüdür.
Bir Nalına Bir Mıhına:
Bir olayda her iki yanı da desteklemek.
Bir Nebze:
Bir parça, çok az.
Bir O Kadar:
Ne kadar varsa o kadar daha, bir katı, bir misli.
Bir O Yana, Bir Bu Yana:
Rastgele, birçok yere, çeşitli yönlere. "Bir o yana, bir bu yana dolaşıp duruyor."
Bir Olayın Arası Soğumak:
Aradan zaman geçerek önemini yitirmek. "Tartışmamızın arası soğuduğu için, onunla karşılaşabilirdim."
Bir Olmak:
Bir araya gelmek, iş birliği yapmak.
Bir Osuruk Dokuz Doktor Sıçırtır:
Osurmanın faydalarını anlatmak için söylenir.
Bir Osurukluk Canı Olmak:
1- Güçsüz ve iradesiz olmak. 2- Bir kimseyi aşağılamak ve küçümsemek için kullanılır.
Bir Papel Etmemek:
Değeri olmamak. "Bir papel etmeyen adamlarla muhatap olma."
Bir Paralık Etmek:
Çok utanacak, değersiz, işe yaramaz bir duruma düşürmek.
Bir Paralık Olmak:
Değersiz, kötü, işe yaramaz duruma düşmek. "Hırsızlık yaptığın için ailemizin saygınlığı bir paralık oldu."
Bir Parmak Bal Olmak:
Dedikodu konusu haline gelmek.
Bir Pire İçin Yorgan Yakılmaz:
Küçük bir zararı önleyeceğim diye büyük bir zararı göze almak doğru değildir. Ayrıca basit bir sebeple güzel bir iş sonlandırılamaz.
Bir Pul Etmemek:
Hiç değeri olmamak. "Bir pul etmeyen adamlarla muhatap etme beni."
Bir Pula Satmak:
Bir kimseyi bir çıkar uğruna harcamak. ”Parayı görünce adam bizi bir pula satıverdi.”
Bir Punduna Getirmek:
Uygun bir durum ya da zaman ele geçirmek.
Bir Rüya Alemi:
İnsana, rüyadaymış hissini, veren çok güzel yer.
Bir Şey Akılda Kalmak:
Unutulmamak. "Bu konu akılda kalacak gibi değil." "Örneklerin akılda kalıcı olmasına dikkat ettim." "Bu film hiç akılda kalıcı değil."
Bir Şey Akıldan Çıkmak:
Unutulmak. "O kaza akıldan çıkacak bir olay değildi."
Bir Şey Birine Haram Olmak:
Bir şeyden gereği gibi yararlanamamak. "Yanında oturup iki laf etmek haram oldu bize." -M. İzgü.
Bir Şey Birinin Gözünde Olmamak:
Herhangi bir üzüntü veya zor durum dolayısıyla o şeye değer verecek durumda bulunmamak. "Sen yeter ki iyileş, araba gözümüzde olmaz."
Bir Şey Birinin Zihnini Bulandırmak:
1- Kuşkulandırmak, şüpheye düşürmek. "Söz edip senin zihnini bulandırmak istemem ama ona pek güvenme." 2- Düşünemez hâle getirmek. "Saçma sapan konuşarak, çocukların zihnini bulandırma."
Bir Şey Burnunda Tütmek:
Çok özlemek, çok aramak, çok istemek. "Bu sıcaklarda deniz burnumda tütüyor."
Bir Şey Elden Ele Geçmek:
Birçok sahip değiştirmek. "Bu kitap elden ele geçiyor."
Bir Şey Haritada Olmak:
Göz önünde bulundurulması gerekmek.
Bir Şey Hava Almak:
İçine hava girmek.
Bir Şey Sanmak:
Bir kimseyi, bir şeyi, bir yeri gerçeğinden, olduğundan başka türlü düşünerek hayal kırıklığına uğramak, değerlendirmede yanılmak.
Bir Şey Söylemek:
1- Konuşmak. "Bir şey söylemene gerek yok, her şey ortada." 2- Belirtmek, anlatmak, ifade etmek. "Öğretmenim, bir şey söyleyebilir miyim?"
Bir Şey Ters Gitmek:
Bir iş doğru ve düzgün yürümemek, sorun çıkmak. "Bugün bir şeyler ters gidiyor, bunu hissediyorum."
Bir Şey Zihnini Dağıtmak:
Gerektiği gibi düşünmesini engellemek. Dikkati kaybolmak. "Burada ders çalışıyorum, televizyon zihnimi dağıtıyor."
Bir Şeyde Gözü Olmamak:
1- Bir şeye sahip olmayı istememek. "Evi çok iyi fiyata satmışsınız, gözümüz yok da kaça sattınız?" 2- Heves beslememek, fazla önem vermemek. "Vermezsen verme, senin kaleminde gözümüz yok."
Bir Şeyde Hayır Kalmamak:
İşe yarar durumu kalmamak, artık işe yaramaz olmak. "Bir iki yıla varmaz, ne evden ne eşyadan hayır kalır." -Y. K. Karaosmanoğlu.
Bir Şeyden Ağzı Yanmak:
Bir şeyden zarar görmek. "Bu işten ağzı yandığı için bir daha denemeye kalkışmaz." "Artık o marketten alışveriş yapmıyorum, çünkü çok ağzın yandı."
Bir Şeyden Aşağı Kalmamak:
Nitelik bakımından ondan geri olmamak. "Bu telefon da senin telefondan aşağı kalmaz."
Bir Şeyden El Etek Çekmek:
Uğraştığı şeyle artık uğraşmaz olmak. "Balıkçılıktan da elini eteğini çekmişti."
Bir Şeyden Hayır Görmemek:
Bir şey kendisine yararlı olmamak. "Ne o, ne ben bu seçimlerimizin hayrını görmüştük!" -H. F. Ozansoy.
Bir Şeyden Hayır Yok:
'bir şey yararlı değil' anlamında kullanılan bir söz.
Bir Şeye ... Gözüyle Bakmak:
Yerine koymak. "Kardeş gözüyle bakmak."
Bir Şeye Benzememek:
İşe yarar durumda olmamak, istenilen biçimde bulunmamak. ”Bu kadar emekten sonra bari bir şeye benzemiş olsaydı şu kapı.”
Bir Şeye Dâhil Olmak:
Katılmak, girmek veya içinde olmak. "Sen de bize dâhil olmak ister misin?"
Bir Şeye Fatiha Okumak:
O şeyden umudunu kesmek.
Bir Şeye Gebe Olmak:
Bir şeyin gerçekleşme olasılığı bulunmak. "Gün geceye gebe olduğundan, hava yavaş yavaş kararıyor."
Bir Şeye Haciz Koymak:
Borçlunun malına el koymak. "Ya parayı verirsiniz ya da haciz korum." -B. Felek.
Bir Şeye İhtiyaç Duymak:
O şey gerekli saymak.
Bir Şeye Yatkın Bulmak:
Uygun görmek "Ben seni şoförlüğe yatkın buluyorum."
Bir Şeye Zam Gelmek:
Bir ürünün veya emeğin fiyatının daha da artması. "Benzine bu akşam da 20 kuruş zam gelmiş."
Bir Şeye Zihin Yormak:
Bir konu hakkında en ince detayları değerlendirerek, anlamaya ve bilgi edinmeye çalışmak. "Bu soru hatalı, buna zihin yormak anlamsız."
Bir Şeye Zihni Takılmak:
Bir şeyi çok sık düşünmek, aklından bir türlü çıkaramamak; beynini meşgul etmek. "Arkadaşının çıkarken söylediklerine zihnim takıldı."
Bir Şeyi Aklında Tutmak:
1- Unutmamak. "Bu sayıları aklınızda tutunuz." "Siparişleri aklında tuttun mu?" 2- Bellemek. "Okuyacağın sınıfı aklında tutmaya çalış."
Bir Şeyi Arkada Bırakmak:
Bir şeyden oldukça uzaklaşmış bulunmak. "Dağları arkada bıraktık, denize yaklaşıyoruz." "Dediğiniz tabelayı epey arkada bıraktık."
Bir Şeyi Tozpembe Görmek:
Aşırı ölçüde iyimser olmak, üzücü durumları iyimserlikle karşılamak. "Dünyayı tozpembe görüyorsun, ama öyle değil."
Bir Şeyi Zimmetine Geçirmek:
1- Emanetindeki bir malı veya parayı sahiplenmek, kendine mal etmek. "Bankacı yüklü miktarda parayı zimmetine geçirmiş, açığa almışlar." 2- Bir hesabı birinin borcuna eklemek. "O çocuğun masraflarını da benim zimmetime geçir."
Bir Şeyi Zulaya Atmak:
Bir şeyi gizli bir yere koymak, saklamak. "Paraların bir kısmını zulaya atalım."
Bir Şeyin Etrafını Almak:
Çevresinde toplanmak, ortaya almak, kuşatmak. "Ön arabanın karşısına geçerler, bohçacı ve yazmacı kadınların tuhaflığa vurarak etrafını alırlar."
Bir Şeyin Hastası Olmak:
Bir şeye çok düşkün olmak.
Bir Şeyin Keyfini Çıkarmak:
Bir şeyin güzelliğinden bol bol, istediği gibi yararlanmak. "Tatilin keyfini çıkarıyordu."
Bir Şeyin Ucundan Tutmak:
1- Bir şeyle meşgul olmak, katkı sağlamak, yardımcı olmak. "Kızım, akşama dayınlar gelecek; sen de bir işin ucundan tutsan iyi olur. " 2- Bir işi yeterince ilgilenmeden, önemsemeden yapmak. "Çocuğu tıraş etmeye çalışıyoruz, sen çocuğu ucundan tutup umursamıyorsun."
Bir Şeyin Üst Başı:
Yukarıda olan bölümü. "Sokağın üst başında toplanalım."
Bir Sıkımlık Canı Olmak:
Çok cılız ve güçsüz olmak. "Bir sıkımlık canı var, hala kabadayılık yapıyor."
Bir Sinekten Kırk Ambar Yağ Çıkarmak:
Hemen her şeyden, olmayacak şeyden bile çıkar sağlamaya çalışmak; yarar ummak. "Her şeyi parayla verecekmiş, bir sinekten kırk ambar yağ çıkarma peşinde."
Bir Solukta:
Hemen, çabucak. "Derslerini bir solukta bitirdi."
Bir Söyledi Pir Söyledi:
İyice, adamakıllı konuştu.
Bir Söylemek Pir Söylemek:
Uzatmadan gereği gibi söylemek.
Bir Sözünü İki Etmemek:
Birinin her istediğini hemen yerine getirmek. ”Ah benim tatlı çocuğum, bir sözümü iki etmez, hemen yapıverir.”
Bir Sürü:
Çok sayıda, bir yığın. "Bir sürü insan alanda toplanmıştı."
Bir Tahtası Eksik:
Dengesiz, delice davranışlara sahip. "Sanırım bu adamın bir tahtası eksik."
Bir Tarafa Bırakmak:
Önemsememek, benimsememek, ertelemek. "O meseleyi şimdilik bir tarafa bırakalım."
Bir Tarafa Koymak:
Önemsememek, benimsememek, ertelemek. "O meseleyi şimdilik bir tarafa koyalım."
Bir Tarafı Şişmek:
İstediği halde alamamak. Bir şeyi çok beğenmek, içi gitmek.
Bir Tarakta Bezi Olmamak:
Sözü edilen konu ile ilgisi olmamak, bilgisi bulunmamak.
Bir Taşla İki Kuş Vurmak:
Bir davranışla iki veya birden çok yararlı sonuç elde etmek, bir girişimle iki iş yapmak. ”Anladım amacını, bir taşla iki kuş vurmak.”
Bir Tat, Bin Feryat:
Mutluluktan çok, sıkıntısı olan.
Bir Tek Atmak:
Bir kadeh içki içmek. "Bir tek atıp geliyoruz deyip gittiler."
Bir Torba Kemik:
Çok zayıf.
Bir Tutmak:
Eşit görmek, eşit saymak, farklı muamelede bulunmamak. ”Öğretmen, sınıftaki öğrencilerin hepsini bir tutmalıdır.”
Bir Uçtan Bir Uca:
Bir yerin bir sınırından öbür sınırına kadar. "Bu tarlalar uçtan bir uca bizim."
Bir Vakitler:
Geçmişte, eskiden. "Bir vakitler kendisiyle çok yakındık."
Bir Varmış, Bir Yokmuş:
Masal gibi, çabucak geçip gitmiş, artık hayal olmuş.
Bir Yakadan Baş Çıkarmak:
Bir çatı altında dirlik düzenlik içinde yaşamak.
Bir Yana Dünya Bir Yana:
Bir varlığa çok değer verildiğini anlatmak için kullanılan bir söz.
Bir Yaraya Merhem Olmak:
Acil bir ihtiyacı karşılamak. "Şu getirdiklerim bir yaraya merhem olur mu bilmem?"
Bir Yaşıma Daha Girdim:
Çok şaşırtıcı bir durumla karşılaştım, anlamında söylenir. "Bu yaşta yalnız başına tatile mi çıktı? Bir yaşıma daha girdim."
Bir Yaşına Daha Girmek:
Şaşılacak bir durumla, yeni bir şeyle karşılaşmak. ”Aman yarabbim, onu o kılıkta görünce bir yaşıma daha girdim.”
Bir Yastığa Baş Koymak:
Evli bulunmak, acı ve tatlı günlerde birbirini desteklemiş olmak. ”Biz kırk yıl bir yastığa baş koyduk, nasıl unuturum onu?”
Bir Yastıkta Kocamak:
Karı ve koca birlikte uzun bir ömür sürmek. ”Bir yastıkta kocarsınız inşaallah.”
Bir Yer İnsan Kaynamak:
Bir yer çok kalabalık olmak. "Tören nedeniyle okul bahçesi insan kaynıyordu."
Bir Yer Kazan Biri Kepçe:
Bir yeri etraflıca (dolaşmak, aramak) anlamında kullanılan bir söz. "İzmir kazan biz kepçe, akşama kadar çocuk aradık."
Bir Yer Zindan Kesilmek:
1- Çok karanlık duruma gelmek. "Ortalık zindan kesilmişti, çok korkuyordu." 2- Yaşanılan yer çok sıkıntı verici, yaşanılamayacak derecede kötü hâle gelmek. "Ev zindan kesilince, çekip baba evine gitti."
Bir Yer Zindan Olmak:
Yaşanmaz, zevk alınmaz duruma gelmek. "Ev ona zindan oldu."
Bir Yerde Fareler Cirit Atmak:
Söz konusu yerde kimseler olmamak. "Eskiden çok güzeldi köyler, şimdi köy sokaklarında fareler cirit atıyor."
Bir Yerden Ayağını Kesmek:
1- Bir yere gitmez, uğramaz olmak. "O marketten ailecek ayağımızı kestik." 2- Birini bir yere artık uğramaz duruma getirmek. "Öyle korkutun ki o adamın ayağını bu meyhaneden kesin."
Bir Yere Para Akmak:
Bir yere yatırım yapılmak. "İki yıldız bu ilçeye para akıtıyoruz."
Bir Yere Temel Kakmak:
Bulunduğu yerden kolay kolay ayrılacak gibi olmamak. "Bir haftadır bizim eve temel kaktın."
Bir Yeri Bok Götürmek:
Söz konusu yer pislik içinde olmak. "Kızım bu odanın hali ne! Odanı bok götürüyor."
Bir Yeri Sel Götürmek:
1- Çok yağmur yağmak. "Sizin memleketi sel götürüyor, bizim buralar günlük güneşlik." 2- Çok yağmurdan dolayı bir bölgede, yollar zor geçilir duruma gelmek. "Aşağı köyü sel götürüyor dediler, herkes mahsur kalmış."
Bir Yeri Tozpembe Görmek:
Aşırı ölçüde iyimser olmak, üzücü durumları iyimserlikle karşılamak. "Dünyayı tozpembe görüyorsun, ama öyle değil."
Bir Yiyecek Ağzında Büyümek:
Sevmediğinden veya içi almadığından yutamamak. "Şu ayvayı yiyemiyorum, inan yerken ayva ağzımda büyüyor."