Bir Deyim Öğrenelim!
Para Basmak:
1- Darphanede, basımevinde metali veya kâğıdı para durumuna getirmek. "Para basmak için yasal izinler darphaneye verilmiştir." 2- Kumarda ortaya para koymak. "O kadar para basıp riske girmesi saçma bir şey." 3- Çok kazanmak. "Bugün akşama kadar resmen para bastık." 4- Çok kazandırmak. "Bu iş yeri para basıyor."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Boku İle Kavga Eder:
Geçimsiz ve aksilik eden kişiler için kullanılır. "Senin ablan boku ile kavga eder, o derece yani."
Boku Püsürü:
Her şeyi. "Arkadaşının boku püsürünü topla gel."
Boku Yemek:
Kötü bir duruma düşmek, başı derde girmek. "Babam yakalarsa boku yeriz."
Bokumun Gölgesi:
Birisini küçümsemek, aşağılamak için söylenir.
Bokumun Kokusunu mu Aldın:
Peşinden ayrılmayan kişiler için alay yollu olarak kullanılır.
Bokun Boku Serkeşin Kalpağı:
İşe yaramaz, pis ve adinin biri. "O bokun boku serkeşin kalpağı ile bir daha görüşmeyeceksin."
Bokun Soyu:
Kızılan veya tiksinilen bir şeye karşı sövgü olarak söylenen bir söz. "Seni gidi bokun soyu, defol git buradan."
Bokun Turpu:
İşe yaramaz, pis ve adinin biri. "O bokun turpu ile bir daha görüşmeyeceksin."
Bokuna Bıçak Çekmek:
Yerli yersiz sinirlenip kızmak.
Bokunda Boğulmak:
Kendi yarattığı durumun içinden çıkamamak.
Bokunda Boncuk Bulmak:
Birine hak etmediği halde çok değer vermek. "Onun bokunda boncuk bulmuş da peşinden ayrılmıyor."
Bokunda Boncuk mu Buldun:
Bir kişiye olduğundan fazla, aşırı değer veren kişiye söylenir. "Ali'nin peşinden ayrılmıyorsun, bokunda boncuk mu buldun?"
Bokundan Korkmak:
Çok korkak insanlarla alay etmek için söylenir.
Bokunu Çıkarmak:
Bir işi, bir şeyi bozmak, berbat etmek. "Sosyal medyanın ayarı yok, onun da bokunu çıkardılar."
Bokunu Temizlemek:
Birisinin hatasını onun yerine düzeltmek.
Bokuyla Kavga Etmek:
Çok sinirli ve geçimsiz olmak, her şeye öfkelenir olmak. "Ne kadar iyilik etsek de bokuyla kavga etmekten geri kalmıyor."
Bol Bol:
(Özellikle ihtiyaç maddeleri için) Rahatça yetecek şekilde, ferah ferah. “Bu para ay başına kadar bizi bol bol idâre eder.”
Bol Bulamaç:
Bol bol.
Bol Doğramak:
Parasını saçıp savurmak.
Bol Gelmek:
Gereken ölçüden daha büyük ve geniş olmak.
Bol Kepçe:
Yemeği çok bol koyan, veren. “Bol kepçe lokantası.”
Bol Keseden:
Ölçüsüz, çok fazla, bol bol. ”Bol keseden atıp tutmaya bayılır bizim çocuk.”
Bol Keseden Atmak:
Yerine getiremeyeceği vaatlerde bulunmak. "Seçim zamanı bol keseden atan siyasetçiye güvenmeyin."
Bol Keseden Bağışlamak:
Gerçekleşme ihtimâli uzak olan vaatlerde bulunmak. Çavuş, bol keseden atma, birkaç lira ile kim kimin dâvâsını görür ki? (Mahmut Yesâri)
Bol Keseden Doğramak:
Lâfla cömertlik etmek, gereksiz vaatlerde bulunmak.
Bol Keseden Vaat Etmek:
Gerçekleşme ihtimâli uzak olan vaatlerde bulunmak. Çavuş, bol keseden atma, birkaç lira ile kim kimin dâvâsını görür ki? (Mahmut Yesâri)
Bol Paça:
Kıyâfeti üstünden kaçacak gibi olan, şapşal.
Bölük Pörçük:
Bütünlüğü sağlanamamış, tam değil de parça parça.
Bomba Gibi:
1- İyi, sağlam, göz alıcı, gösterişli. "Bomba gibi bir araba aldım." 2- İyi hazırlanmış, çok çalışmış. "Bugün bomba gibiyim, maçı bekliyoruz." 3- Etkileyici, şaşırtıcı. "Sana bomba gibi haberlerim var."
Bomba Gibi Patlamak:
1- Öfkelenerek birdenbire ve yüksek sesle bağırıp çağırmak. 2- Bir olay birdenbire ortaya çıkarak herkesi şaşırtmak.
Bombardıman Etmek:
1- Bir yere toplarla veya bombalarla aralıksız ateş etmek. 2- (mec.) Bir kimseye ağır sözlerle hücum etmek, şiddetle çıkışmak, paylamak.
Bombardımana Tutmak:
1- Bir yere toplarla veya bombalarla aralıksız ateş etmek. 2- (mec.) Bir kimseye ağır sözlerle hücum etmek, şiddetle çıkışmak, paylamak.
Bön Bön Bakmak:
Şaşırıp aptallaşmak. "Bön bön suratıma bakma da söyle hadi!”
Boncuk Gibi:
Çok küçük. "Bebeğinin boncuk gibi de gözleri var."
Bono Kırdırmak:
Bir bonoyu vâdesi gelmeden önce daha eksiğine paraya çevirtmek.
Bor Bağlamak:
Bulanık su kapta iz bırakmak.
Bora Gibi:
Çok sert, öfkeli, şiddetli.
Bora Kopmak:
Rüzgâr birdenbire ve şiddetle esmeye başlamak.
Bora Patlamak:
Rüzgâr birdenbire ve şiddetle esmeye başlamak.
Borç Açmak:
Borçlanmak, borç yapmak. “Mâdem ödeyemeyecektin, neden bu kadar borç açtın?”
Borç Almak:
Daha sonra ödemek üzere birinden para ya da bir şey almak. "Arkadaşımdan iki lira borç aldım."
Borç Altına Girmek:
Borç para almak.
Borç Benim Kasavet Senin mi:
Benim borcumdan dolayı sen niye üzülüyorsun.
Borç Bilmek:
Bir şey yapmayı yerine getirilmesi gereken bir iş olarak değerlendirmek. "Bahçesini temiz tutmayı, yıllardır borç bildi.",
Borç Bini Aşmak:
Borç, ödenmesi güç bir durum almak; çoğalmak. "Borç bini aşınca kara kara düşünmeye başladı."
Borç Etmek:
Borçlanmak. "İnsan borç etmeden yaşamayı öğrenmeli."
Borç Gırtlağına Çıkmak:
Borca batmak, çok borçlu olmak. "Borç gırtlağımıza çıkmadan oturup bir hesap yapmalıyız."
Borç Gırtlağına Dayanmak:
Borca batmak, çok borçlu olmak. "Borç gırtlağına dayanmadan oturup hesap yap."
Borç Gırtlağında Olmak:
Borca batmak, çok borçlu olmak. "Borç gırtlağında olduğu için, sana ödeme yapacağını sanmıyorum."
Borç Harç:
Borç alarak ya da benzer yollara başvurarak (bir şeyi sağlamak). ”Borç harç nihayet yaptırdık evin çatısını.”
Borç Harç Etmek:
Sürekli borç alıp vermek.
Borç İçinde Yüzmek:
Aşırı derecede borçlu olmak. "İki yıldır borç içinde yüzüyorlar."
Borç Saymak:
Bir şey yapmayı yerine getirilmesi gereken bir iş olarak değerlendirmek. "Bahçesini temiz tutmayı, yıllardır borç saydı.",
Borç Vermek:
Ödenmesi şartıyle bir kimseye para veya bir şey vermek, ödünç olarak vermek.
Borç Yapmak:
Borçlanmak. "İnsan borç yapmadan yaşamayı öğrenmeli."
Borç Yemek:
Borçla geçinmek. "Borç yemeye devam mı ediyorsun?"
Borca:
Borç olarak. “Borca almak, borca vermek.”
Borca Almak:
Veresiye almak.
Borca Batmak:
Çok borçlu olmak, borçlarını ödeyemeyecek duruma gelmek. "Bu yıl da ürün para etmeyince iyice borca battık."
Borca Girmek:
Borçlanmak, borç para almak.
Borçlarını Kapatmak:
Borcunu ödemek.
Borçlu Bulunmak:
Borçlu duruma düşmek. "Bana borçlu bulunduğu için ona uğramam lazım."
Borçlu Çıkmak:
Yapılan hesaba göre vereceği olmak. "Borçlu çıkacağımı hiç düşünmemiştim."
Borçlu Kalmak:
Minnettar kalmak, teşekkür borcu olmak.
Borçlu Nefesi Gibi:
Açık kalmış bir kapı veya pencereden acı acı gelen soğuk rüzgâr hakkında kullanılır.
Borçlu Olmak:
Borçlu duruma düşmek. "Bana borçlu olduğu için ona uğramam lazım."
Borçlu Yatırmamak:
Borcunu ödemeden ölen bir kimsenin kabrinde rahat yatamayacağı inancına dayanarak yakınlarının ölenin borcunu ödemelerinin dînî ve vicdânî bir yükümlülük olduğunu bildiren deyim. "Merhumu borçlu yatırmazsınız elbet!" (Yusuf Z. Ortaç)
Borcu Boğazını Aşmak:
Çok fazla borçlanmak.
Borcu Gırtlağına Gelmek:
Borca batmak, çok borçlu olmak. "Borcun gırtlağına gelmeden oturup hesap yap."
Borcunu Bilmek:
1- Bir şey yapmayı yerine getirilmesi gereken bir iş olarak değerlendirmek. "Sana yardım etmeyi, destek olmayı bir borç bilirim." 2- Borcunu zamanında öder olmak. "Babam, borcunu bilen bir insandı."
Borcunu Kapatmak:
Borcunu ödeyip bitirmek. "Sonunda borcumuzu kapattık."
Borda Ateşi:
Bordadaki topların hep birden ateş etmesi.
Borda Etmek:
Yandan yanaşmak, rampa etmek.
Borda Fenerleri:
Gemilerin sağ ve sol taraflarında yakılan yeşil ve kırmızı fenerler.
Borda Hattı:
Donanmadaki gemilerin aynı hizâda ve yan yana seyretmek üzere aldıkları düzen.
Bordro Mahkumları:
(fr.a.t.) Aylıkla geçinen kimseler.
Bordür Taşı:
Yol, yaya kaldırımı v.b. kenar taşları, kenarlık.
Borsa İşlemi:
İktisat. Hazîne bonosu, hisse senedi, poliçe gibi değerlerin müşteri talebiyle aracı olan kuruluş tarafından yapılan alım satım ve devir işi.
Borsa komiseri:
Borsada hükûmet tarafından görevlendirilen memur.
Borsa Oyunu:
Borsada tahvil, para ve çeşitli menkul değerler üzerinde vâdelerden faydalanılarak yapılan spekülasyon.
Boru Çalmak:
Borazan öttürmek. "Boru çalmak konusunda pek başarılı değilim."
Boru Değil:
"Azımsanacak, küçümsenecek, önem verilmeyecek şey değil." anlamında kullanılan bir söz. "Boru değil bu, bir milyon borç."
Boru Gibi Ötmek:
1- (Ses için) Çok kuvvetli ve kalın çıkmak. 2- (mec.) Kalın bir sesle rahatsız edecek şekilde konuşmak.
Boru mu Bu:
"Azımsanacak, küçümsenecek, önem verilmeyecek şey değil." anlamında kullanılan bir söz. "Bahsettiğin araba milyonluk, boru mu bu?"
Borusu da Ötüyor, Gerisi de:
Zengin ve güçlü kişidir, her işini yoluna koymayı bilir. "Sen kendini düşün, onun borusu da ötüyor, gerisi de."
Borusu Ötmek:
Sözü geçer olmak, dinlenilir olmak. ”Bizim sokakta Hasan amcanın borusu öter.”
Borusunu Çalmak:
Çıkar sağladığı kimsenin davasını gütmek. ”O, yıllardan beri Tophane kabadayılarının borusunu çalar.”
Borusunu Öttürmek:
Çıkar sağladığı kişiden yana olmak, onu savunmak, o kişinin davasını gütmek. "O, yıllardan beri Tophane kabadayılarının borusunu öttürür."
Boş Atıp Dolu Tutmak:
Umutsuz olarak girişilen bir iş, iyi sonuç vermek; doğruluğuna inanmadan söylediği söz gerçek çıkmak. ”Hayatımızın boş atıp dolu tutmak diye bir ilkesi olamaz.”
Boş Atıp Dolu Vurmak:
Umutsuz olarak girişilen bir iş, iyi sonuç vermek; doğruluğuna inanmadan söylediği söz gerçek çıkmak. "Bazen şanslı oluyorsun, boş atıp dolu vuruyorsun."
Boş Bırakmak:
Bir yerde kimse oturmamak, boş kalmak.
Boş Bırakmamak:
1- Para, yiyecek vb. şeylerle yardım etmek. 2- İşsiz bırakmamak.
Boş Bulunmak:
1- Dalgın ve dikkatsiz bulunmak. 2- Söylenmemesi gereken, sakıncalı bir sözü, işin sonunu düşünmeden söyleyivermek. ”Boş bulunup da sakın söz verme, biliyorsun onlara gitmemiz mümkün değil.”
Boş Çıkmak:
Umduğu gerçekleşmemek, sonuç vermemek.
Boş Çıkmamak:
Bir işten az da olsa bir kazançla çıkmak.
Boş Dönmek:
Hiçbir şey elde edemeden geri gelmek.
Boş Durmak:
İşsiz kalmak, çalışmamak.
Boş Durmamak:
1- Her zaman bir işle uğraşmak. 2- Birinin yaptığına karşılık olarak bir harekette bulunmak.
Boş Düşmek:
İslam hukukuna göre, kadın kocasından ayrılmak.
Boş Gezenin Boş Kalfası:
İşsiz güçsüz, aylak, boş gezip dolaşan kimse. ”Adam boş gezenin boş kalfası, bir de işsizlikten yakınıyor.”