Bir Deyim Öğrenelim!
Garez Gütmek:
Birine karşı kötülük etmek istemek.
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Boş Gezinmek:
İşsiz güçsüz dolaşmak. "Boş gezinmektense oturup kitap okumayı tercih ediyorum."
Boş Gezmek:
İşsiz güçsüz dolaşmak. "Boş gezmektense oturup kitap okumayı tercih ediyorum."
Boş Gözlerle Bakmak:
Anlamsızca bakmak. "Bir süre daha boş gözlerle camdan dışarı bakmaya devam etti."
Boş Kafalı:
Bilgisiz kimseler için kullanılır. "Bu kadar da boş kafalı biri olduğunu bilmiyordum."
Boş Kalmak:
1- Kimse oturmamak. 2- İşsiz kalmak.
Boş Kile Dipsiz Ambar:
Para, mal tutamayanın durumunu ya da verimsiz, sonuçsuz bir işi anlatmak için kullanılır, dipsiz kile boş ambar. "Memurların işi tam anlamıyla boş kile dipsiz ambar, sıfıra sıfır elde var sıfır."
Boş Konuşmak:
Anlamsız, gereksiz laflar söylemek. "Boş konuşmayı bırakın da bahçeye gelin."
Boş Konuşmamak:
Gerçekleri söylemek, bilgisine dayanarak anlatmak.
Boş Koymak:
Yoksun bırakmak.
Boş Ol:
Erkeğin karısını boşamak için söylediği söz. "Eşiyle geçinemiyor, bir boş ol demediği kaldı."
Boş Olsun:
Erkeğin karısını boşamak için söylediği söz. "Eşiyle geçinemiyor, bir boş olsun demediği kaldı."
Boş Oturmak:
Hiçbir işi olmamak. "Boş oturmaktansa sana yardım edeyim dedim."
Boş Vermek:
Önem vermemek, aldırmamak, ilgisiz davranmak. ”Boş ver, bu hayat böyle gelmiş, böyle gider.”
Boş Yere:
Hiç uğruna, gereksizce. "Boş yere seviniyor."
Boş Yerine Vurmak:
Böğürlerine vurmak.
Boşa Almak:
1- Askıya almak. "Çalışmaları bir süre boşa aldık." 2- Motorlu araçlarda vites kolunu vitesten kurtarmak, rölantiye almak. "Arabayı boşa almadan sakın çalıştırma."
Boşa Atıp Dolu Tutmak:
Umutsuz olarak girişilen bir iş, iyi sonuç vermek; doğruluğuna inanmadan söylediği söz gerçek çıkmak. "Bazen şanslı oluyorsun, boşa atıp dolu tutuyorsun."
Boşa Atıp Dolu Vurmak:
Umutsuz olarak girişilen bir iş, iyi sonuç vermek; doğruluğuna inanmadan söylediği söz gerçek çıkmak. "Bazen şanslı oluyorsun, boşa atıp dolu vuruyorsun."
Boşa Çabalamak:
Olmayacak, gerçekleşmeyecek bir şey uğruna boş yere çaba harcamak, gereksiz çalışmak, boşa kürek çekmek. "Boşa çabalamayı bırak, o makinenin işi bitmiş."
Boşa Çabalayıp Durmak:
Olmayacak, gerçekleşmeyecek bir şey uğruna boş yere çaba harcamak, gereksiz çalışmak, boşa kürek çekmek. "Boşa çabalayıp durma, o makinenin işi bitmiş."
Boşa Çıkarmak:
Olumlu bir sonuç alınmasını engellemek. "Takımın tüm ataklarını defans boşa çıkardı."
Boşa Çıkarmamak:
Umulanı gerçekleştirmek, sonuçlandırmak, beklentiyi karşılamak. "İnsanların güvenini boşa çıkarmamak için gece gündüz çalışıyoruz."
Boşa Çıkartmak:
Olumlu bir sonuç alınmasını engellemek. "Takımın tüm ataklarını defans boşa çıkarttı."
Boşa Çıkmak:
Umulan gerçekleşmemek, sonuç vermemek, elde edilememek. ”Bütün emeklerimiz boşa çıktı desenize.”
Boşa Çıkmamak:
Umulan gerçekleşmek, sonuç vermek, elde etmek. "İnsanların emeği boşa çıkmasın diye çabalıyoruz."
Boşa Emek:
Gereksiz çaba, boş yere çalışma. "İki gündür boşa emek harcıyorsun."
Boşa Gelmek:
1- Geldiği yerde umduğunu, beklediğini bulamamak. "Bir saatlik yolu boşa gelmişiz." 2- Sebepsizce, keyfi olarak bir yere gelmek. "Buraya boşa gelmedik, bazı özel işlerimiz var."
Boşa Gitmek:
Harcanan emek, para hiçbir işe yaramamak, olumlu bir sonuca ulaşamamak. "Onca emek, para boşa gitti."
Boşa Harcamak:
İsraf etmek, gereksiz yere harcamak, savurganlık etmek, tutumsuzluk etmek. "Sınavlar yaklaşıyor, zamanını boşa harcama."
Boşa Koysam Dolmaz Doluya Koysam Almaz:
İşin içinden çıkamıyorum, anlamında kullanırız. "Her yolu denedim. Boşa koysam dolmaz, doluya koysam almaz."
Boşa Koysan Dolmaz, Doluya Koysan Almaz:
İçinden çıkılamayan güç bir durum karşısında kalındığında söylenen bir söz.
Boşa Kürek Çekmek:
Olmayacak, gerçekleşmeyecek bir iş uğrunda boşuna çaba sarf etmek. "Desene bunca zaman boşa kürek çekmişiz, olmayacak bu iş."
Boşa Kürek Sallamak:
Olmayacak, gerçekleşmeyecek bir iş uğrunda boşuna çaba sarf etmek. "Desene bunca zaman boşa kürek sallamışız, olmayacak bu iş."
Boşa Nefes Tüketmek:
Boş yere, gereksiz konuşmak. "Boşa nefes tüketiyorsun, baksana anlamıyor."
Boşa Nefesini Tüketmek:
Boş yere, gereksiz konuşmak. "Boşa nefesini tüketiyorsun, baksana anlamıyor."
Boşa Vermek:
Boş geçirmek.
Boşan da Semerini Ye:
Doymak bilmiyorsun, çok obursun. "Tüm böreği yedin, boşan da semerini ye."
Boşboğaz Olmak:
1- Saklanması gereken şeyleri söyleyivermek, sır saklayamamak, gevezelik etmek. "Boşboğaz olduğun için sana güvenip sırrımı veremem." 2- Yerli yersiz konuşmak. "Her fırsatta boşboğaz olduğunu belli etmene gerek yok."
Boşboğazlık Etmek:
Söylememesi gereken şeyleri boş bulunup söyleyivermek. "Annemin yanında boşboğazlık etme, yoksa planımız ortaya çıkar."
Boşboğazlık Yapmak:
Söylememesi gereken şeyleri boş bulunup söyleyivermek. "Annemin yanında boşboğazlık yapma, yoksa planımız ortaya çıkar."
Boşlamak:
İlgisiz davranmak, ilgiyi kesmek.
Boşnak Güzeli:
Sarı saçlı, al yanaklı, ablak yüzlü güzel.
Boşta Gezmek:
İşsiz olmak.
Boşta Kalmak:
İşsiz kalmak.
Bostan Korkuluğu:
1- Kuşları ve diğer yabani hayvanları ürkütmek için tarlalara dikilen kukla, insan benzeri nesne. 2- Kendisinden beklenileni yapmayan, ya da kendisinden çekinilmeyen, göstermelik kimse. ”Müdür tam bir bostan korkuluğu, memurlar ne iş yapıyor ne güç.”
Boşu Boşuna:
Gereksiz yere. "Boşu boşuna üzülüyorsunuz."
Boşuna Nefesini Tüketmek:
Boş yere, gereksiz konuşmak. "Boşuna nefesini tüketiyorsun, baksana anlamıyor."
Botanik Bahçesi:
Her türlü bitkinin yetiştirilip incelendiği halka açık bahçe, nebâtat bahçesi.
Boy Almak:
Boyu uzamak, boylanmak. "Kızım geçen yıldan beri boy almış mı?"
Boy Atmak:
Boyu uzamak, gelişmek, boylanmak. ”Çok çabuk boy attı sizin çocuk; maşallah, delikanlı gibi olmuş.”
Boy Bos:
Boy ve biçim. "Boy bos yerindeydi."
Boy Bos Yerinde:
Uzun ve biçimli.
Boy Göstermek:
1- Görünmek, belirmek. 2- Gösteriş yapmak. ”Onun gelip gitmesinin ardından olaylar boy gösterdi.”
Boy Ölçüşmek:
Yarışmak, değer yarışına girmek. ”Benimle boy ölçüşecek adam daha anasından doğmadı.”
Boy Sürmek:
Boyu uzamak, boylanmak. "Kızım geçen yıldan beri boy sürmüş mü?"
Boy Vermek:
1- Su insan boyunu aşacak kadar derin olmak. "Boy verdiği yer çok derindi." 2- Suya dalarak boyu ile suyun derinliğini ölçmek. "Şu tarafta bir boy versene." 3- Büyümek. "Ektiğim fideler boy vermeye başlamış."
Boy Vermemek:
İnsan boyunu aşan derinlikte (su)
Boya Çekmek:
1- Boyu uzamak, boylanmak. "Çocuğum bu yıl epey boya çekti." 2- Boyamak. "Zımparaladıktan sonra bir de boya çekersek güzel olacak."
Boya Gitmek:
Boyu uzamak, boylanmak.
Boya Sürmek:
Boyamak. "Zımparaladıktan sonra bir de boya sürersek güzel olacak."
Boya Tutmak:
Bir şey iyi boyanır olmak.
Boya Vurmak:
Boyamak. "Zımparaladıktan sonra bir de boya vurursak güzel olacak."
Boyacı Küpü:
Çabuk ve acele yapılan iş.
Boyası Atmak:
Boyası solmak. "Dış duvarların boyası atmaya başlamış."
Boydan Boya:
Bir uçtan diğer uca kadar. "Geniş ovayı boydan boya yürüdüler."
Boydan Kesat İçi Fesat:
Boyu kısa olanların içinin bozuk olacağını anlatan bir deyim.
Boykot Etmek:
Bir işi, bir davranışı yapmama kararı almak. "Gitme, gitme! Bütün âilesi, bütün arkadaşları onu boykot etti." (Peyâmi Safâ)
Böyle Başa, Böyle Tarak:
Her şeyin kendi kapasitesi oranında değer bulduğunu anlatmak için söylenir.
Böylesine Can Kurban:
Diğerleriyle karşılaştırılamayacak kadar güzel olan, anlamına gelir. "Bu kadarını da beklemiyordum, böylesine can kurban."
Boylu Boyunca:
Boyunun uzunluğunca. "Bütün gün boylu boyunca yattı."
Boynu Altında Kalsın:
Ölsün, gebersin!
Boynu Armut Sapına Dönmek:
Çok zayıflamak.
Boynu Bükük:
Yardım bekleyen; acınacak, kimsesiz, güçsüz, öksüz durumda olan. ”Nerede bir boynu bükük görsem içim yanar.”
Boynu Büyük:
Üzgün, kırılmış, acınacak ve yardım bekler bir durumda, zavallı bir biçimde, boynu eğri. "Yıllardır hep boynumuz büyük, bir kere yüzümüz gülmedi."
Boynu Eğri:
Herhangi bir nedenle, kendisini bir kimsenin dediklerini yapmaya borçlu sayan. ”O adamdan borç para aldığı için boynu eğri, bu yüzden yaptığı kötülüklere ses çıkaramıyor.”
Boynu Eğri Olmak:
Herhangi bir sebeple birine karşı direnecek veya söz söyleyecek durumda olmamak. "Adamın üstüne gitme, boynu eğri olduğunu bilmiyor musun?"
Boynu Kıldan İnce Olmak:
Adaletli yargı karşısında verilecek her cezaya razı olmak. ”Gerçek adaletin karşısında boynum kıldan incedir.”
Boynum Kıldan İnce:
Haksız olduğum anlaşılırsa verilecek her cezaya razıyım.
Boynuna Almak:
Bir şeyi borç veya ödev olarak üzerine almak.
Boynuna Atılmak:
Sevgi ve ilgisini boynuna sarılarak göstermek. "Babası eve gediğinde hemen babasının boynuna atıldı."
Boynuna Atlamak:
Sevgi ve ilgisini boynuna sarılarak göstermek. "Babası eve gediğinde hemen babasının boynuna atladı."
Boynuna Geçirmek:
Bir şeyi kendine mal etmek, zimmetine geçirmek.
Boynunda Kalmak:
Bir sözü iletmediği veya birine ödenecek parayı ödemediği için üzerinde borç kalmak.
Boynunu Bükmek:
1- Acınacak halde, çaresiz bir durumda kalmak. "Bu çocukların boynunu bükük bırakanlar utansın." 2- Bir durumu, bir işi ister istemez kabul etmek. "Arabada boş yerler kapılınca, ona oturacak kalmadı, yolculuk boyunca boynunu büküp cama yaslandı." 3- Bitki canlılığını yitirmek. "Çiçekler boynunu bükmeye başlamış, sulayalım bunları."
Boynunu Kırmak:
Çekip gitmek.
Boynunu Uzatmak:
Her şeye, her cezaya razı olmak.
Boynunu Vurmak:
Başını keserek öldürmek. ”Boynunun vurulmasına ramak kala hakkındaki hükmün kaldırıldığını öğrendi ve yer gök onun oldu sanki”
Boynunun Borcu:
Yapılması gerekli olan ödev. ”Seni sevindirmek boynumun borcu oldu artık.”
Boynuz Çekmek:
Boynuz kullanarak kan çekmek, hacamat etmek.
Boynuz Dikmek:
Kadın başka erkekle ilişki kurarak kocasını aldatmak.
Boynuz Eğmek:
İstemeyerek uymak, karşı tarafın gücünü kabul etmek.
Boynuz İsterken Kulaktan Olmak:
Daha iyisini, mükemmelini ararken mevcut olanı yitirmek.
Boynuz Kulağı Geçmek:
Bir işte, bir konuda daha sonra yetişen, beceri ve yetenek yönünden eskileri geçmek. "Genç adam bu işte çok başarılı, boynuz kulağı geçti sanırım."
Boynuz Takınmak:
Karısı başka bir erkekle ilişki kurarak aldatılmak. "Eşinin boynuz takınmasına yol açacak hali yok."
Boynuz Takmak:
Karısı başka bir erkekle ilişki kurarak aldatmak. "Eşine boynuz takacak hali yok."
Boynuz Taktırmak:
Karısı başka bir erkekle ilişki kurarak aldatmak. "Eşine boynuz taktıracak hali yok."
Boynuzun Kulağı Geçmesi:
Bir konuda daha sonra yetişenler yetenek bakımından eskileri geçmesi.
Boyu Beraber:
Kendi boyu kadar. "Boyu beraber iki oğlu var."
Boyu Boyuna, Huyu Huyuna:
"Karı koca veya arkadaşlar arasında her bakımdan uygunluk olması gerekir." anlamında kullanılan bir söz.
Boyu Boyuna, Huyu Huyuna Uymak:
Her ikisi de birbirine denk olmak. "Onunla iyi anlaşıyor. Boyu boyuna, huyu huyuna uyuyor."