D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Faize Vermek:

Parasını faizle çoğaltmak için bankaya para yatırmak. "Tüm parasını, faize vermeyi düşünüyormuş."

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Dili Kurusun:  

"Söz söyleyemez olsun!" anlamında kullanılan bir ilenme sözü.

Dili Olsa da Söylese:  

“Cansız nesneler, hayvanlar konuşabilseler, bazı olaylara tanıklık edebilseler ne iyi olurdu” anlamında kullanılır.

Dili Pabuç Gibi:  

Saygısızca ve gönül kırıcı bir biçimde konuşan. "Bazı siyasilerin dili pabuç gibi olmuş."

Dili Pabuç Gibi Olmak:  

Saygısızca ve gönül kırıcı bir biçimde konuşmak. "Bazı siyasilerin dili pabuç gibi olmuş."

Dili Pabuç Kadar:  

Saygısızca ve gönül kırıcı bir biçimde konuşan. "Bazı siyasilerin dili pabuç kadar olmuş."

Dili Pabuç Kadar Olmak:  

Saygısızca ve gönül kırıcı bir biçimde konuşmak. "Bazı siyasilerin dili pabuç kadar olmuş."

Dili Sürçmek:  

1- Konuşma sırasında kelimeleri yanlış söylemek. 2- İstenmeyen bir konudan söz etmek.

Dili Tutulmak:  

Herhangi bir sebepten ötürü söz söyleyemez duruma gelmek. ”Sevinçten dili tutuldu bizim kızın.”

Dili Uzamak:  

Haddini bilmeden konuşmak. "Sussana biraz, senin dilin uzadı bu aralar."

Dili Uzun:  

İncitici, kırıcı sözler söyleyen, saygısız kimse. ”O uzun dilini bana kestirmeden çek içeri!”

Dili Varmak:  

Bir sözü söylemeye gönlü razı olmak.

Dili Varmamak:  

Bir sözü söylemeye gönlü razı olmamak. ”Sana git demeye dilim varır mı sanıyorsun?”

Dili Yanmak:  

1- Üzüntü ve eziyet çekmek, zarara uğramak. 2- Bıkmak, nefret etmek.

Dili Zifir:  

Gönül kırıcı sözler söyleyen.

Dilim Dilim Etmek:  

Dilimlemek. "Karpuzu dilim dilim ettim."

Dilimde Tüy Bitmek:  

Sürekli söylemekten bıktım.

Dilimde Tüy Bitti:  

Sık sık söylemekten bıktım, usandım. "Size söyleye söyleye dilimde tüy bitti."

Dilimin Ucunda:  

Bir söz hatırlanacak gibi olup da hatırlanamadığında söylenen bir söz. "Az önce gelen kişinin adı dilimin ucunda, ama bir türlü aklıma gelmiyor."

Dilin Coğrafyası:  

Bir dilin konuşulduğu bölge.

Dilin Kemiği Yok:  

1- Önceden söylediği sözü başka biçimlere sokarak inkâr etmek. 2- İnsan konuşurken bazı hatalar yapabilir, doğru ve yanlış herşeyi söyleyebilir.

Dilin Kemiği Yok Ya:  

1- Önceden söylediği sözü başka biçimlere sokarak inkâr etmek. 2- İnsan konuşurken bazı hatalar yapabilir, doğru ve yanlış her şeyi söyleyebilir.

Dilinde Tüy Bitmek:  

Sık sık söylemekten bıkmak, usanmak. ”Size söyleye söyleye dilimde tüy bitti.”

Dilinden Anlamak:  

1- Bir canlının çıkardığı seslerden ya da onun davranışlarından ne anlatmak istediğini anlamak. "Bir tek babam bu hayvanın dilinden anlıyor." 2- Söz konusu olan şeyin özelliğini bilmek. "Şu bilgisayarın dilinden anlayan biri var mı?"

Dilinden Bal Damlamak:  

Çok sevindirici ve güzel şeyler söylemek. "Kardeşim senin dilinden bal damlıyor, neden bunu daha önce söylemedin?"

Dilinden Düşmemek:  

Sevdiği bir şeyi sürekli anmak. "O telefonu dilinden düşürmüyor, artık almaktan başka yol kalmadı."

Dilinden Düşürmemek:  

Sürekli o kişi ya da şeyden söz etmek.

Dilinden Kurtulamamak:  

Yaptığı bir kabahatten ötürü sürekli olarak, bir kimsenin sitem, eleştiri ve sataşmalarına uğramak. ”Ne yapmalıyım da dilinden kurtulmalıyım onun?”

Diline Dolamak:  

1- Bir kimsenin dedikodusunu yapmak, kötü tarafını her yerde söylemek. 2- Bir şeyi her fırsatta söyler olmak.

Diline Dolanmak:  

Bir şeyi her fırsatta söyler olmak, sık sık tekrarlamak. "Radyoda bir şarkı dinledim, sabahtan beri dilime dolandı."

Diline Düşmek:  

Yermek veya alay etmek amacıyla birinin kötü veya yanlış davranışını sürekli söylemek.

Diline Kira İstemek:  

Konuşmaya, söz söylemeye nazlanmak, ağzına kira istemek. "Şiirini okumak için, diline kira istiyor galiba."

Diline Pelesenk Etmek:  

Bir sözü her zaman, yerli yersiz tekrarlamak. ”Şey sözünü diline pelesenk etmişsin, her cümlenin başında kullanıyorsun.”

Diline Persenk Etmek:  

Bir sözü her zaman, yerli yersiz tekrarlamak, diline dolamak. "Şey sözünü diline persenk etmişsin, her cümlenin başında kullanıyorsun."

Diline Sağlam Olmak:  

1- Saklanacak konuları açığa vurmamak. 2- Kötü söz söylemekten kaçınmak.

Diline Sağlık:  

1- Bir sözü yerinde söyleyen kişilere söylenen bir beğenme sözü. "Diline sağlık Safiye Abla, ben de onu örnek gösteriyordum." 2- Yapılan konuşmanın beğenildiğini belirtmek için söylenen söz. "Diline sağlık Hocam, verdiğiniz bilgiler gerçekten çok önemliydi."

Diline Sahip Olmak:  

Söylediklerine dikkat etmek. "Lütfen diline sahip ol, kırıcı oluyorsun."

Diline Takmak:  

1- Bir kimsenin veya bir şeyin dedikodusunu yapmak, kötü tarafını her yerde söylemek. "Onu diline takmış, her fırsatta çekiştirip duruyor." 2- Bir şeyi her fırsatta söyler olmak, sık sık tekrarlamak. "Radyoda bir şarkı dinledim, sabahtan beri dilime takıldı."

Diline Virt Etmek:  

1- Bir kimsenin dedikodusunu yapmak, kötü tarafını her yerde söylemek. "Onu diline virt etmiş, her fırsatta çekiştirip duruyor." 2- Bir şeyi her fırsatta söyler olmak. "Radyoda bir şarkı dinledim, dilime virt ettim sabahtan beri."

Dilini Bağlamak:  

Birini söz söyleyemez duruma düşürmek.

Dilini Değdirmemek:  

Hiç yememek veya içmemek. "Bu gazozu içebilirsin, daha dilimi bile değdirmedim."

Dilini Eşek Arısı Soksun:  

Bu kötü sözleri söyleyemez ol.

Dilini Fare mi Yedi:  

"Neden konuşmuyorsun?" anlamında kullanılan bir söz. "Akşam neler konuştunuz anlatsana, dilini fare mi yedi?"

Dilini Kedi mi Yedi:  

"Neden konuşmuyorsun?" anlamında kullanılan bir söz. "Akşam neler konuştunuz anlatsana, dilini kedi mi yedi?"

Dilini Kedimi Yedi:  

Neden konuşmuyorsun.

Dilini Kesip Oturmak:  

Susmak. "Lafı çok uzattın, dilini kesip otur artık."

Dilini Kesmek:  

Birini söz söyleyemez duruma düşürmek.

Dilini mi Yuttun:  

Niçin konuşmuyorsun? anlamında söylenir. "Neyin var? Dilini mi yuttun?"

Dilini Tutamamak:  

Sonunu düşünmeden gelişigüzel konuşmak. "Dilini tutamamış, her şeyi öğretmene söylemiş."

Dilini Tutmak:  

Sonunu düşünerek gelişigüzel konuşmaktan sakınmak, ölçülü konuşmak, rast gele konuşmamak. ”Dilini tutmasını bilmeyenlerin başına neler geldiğini sana söylemediler mi?”

Dilini Yiyeyim:  

1- Birine karşı aşırı sevgi ve hayranlık ifade etmek için kullanılır. "Güzel yeğenim benim, efendim diyen dilini yerim senin." 2- Sevindirici bir şey duyan kişi söyleyene "çok güzel şeyler söylüyorsun" anlamında kullanır. "Satışış yaptık diyen dilini yiyeyim."

Dilini Yutmak:  

Büyük bir korku, şaşkınlık ya da sevinç karşısında konuşamaz hâle gelmek. ”Korkudan neredeyse dilini yutacaktı.”

Dilini Zaptetmek:  

Konuşmamak, suskun kalmak. "Onca eleştiriden sonra dilini zaptetmeyi başarmış."

Dilinin Altında Bir Şey Olmak:  

Bir kimsenin sözlerinden açıkça söylemediği bir şeyler olduğu anlaşılmak. ”Dilinin altında bir şey olduğunu biliyorum ama bir türlü söyletemiyorum.”

Dilinin Altındaki Baklayı Çıkarmak:  

Gizli tutulması gereken bir şeyi söylemek.

Dilinin Belasını Bulmak:  

Konuşma edebini bilmeyen, nerede ne söyleyeceğini düşünemeyen bir kişinin konuşmaları nedeniyle zarar görmek. "Artık akıllanmıştı, dilinin belasını bulmak istemiyordu."

Dilinin Belasını Çekmek:  

Konuşma edebini bilmeyen, nerede ne söyleyeceğini düşünemeyen bir kişinin konuşmaları nedeniyle zarar görmek. "Artık akıllanmıştı, dilinin belasını çekmek istemiyordu."

Dilinin Cezasını Bulmak:  

Konuşma edebini bilmeyen, nerede ne söyleyeceğini düşünemeyen bir kişinin konuşmaları nedeniyle zarar görmek. "Artık akıllanmıştı, dilinin cezasını bulmak istemiyordu."

Dilinin Cezasını Çekmek:  

Ölçüsüz, düşüncesiz konuşmanın cezasını çekmek.

Dilinin Döndüğü Kadar:  

Anlatma gücünün elverdiği ölçüde, söyleyebildiği kadar,. "Dilinin döndüğü kadar bize anlatmaya çalıştı."

Dilinin Ucuna Gelmek:  

1- Tam söyleyecekken vazgeçip söylememek. 2- Hatırladığı şeyi söyleyecekken yine unutuvermek. ”Dilinin ucuna geldi ama utandığı için söyleyemedi.”

Dilinin Ucunda:  

Bir söz hatırlanacak gibi olup da hatırlanamadığında söylenen bir söz. "Az önce gelen kişinin adı dilimin ucunda, ama bir türlü aklıma gelmiyor."

Dilinin Ucunda Olmak:  

Bir sözü hatırlayacak gibi olup da hatırlayamamak. "Az önce gelen kişinin adı dilimin ucunda, ama bir türlü aklıma gelmiyor."

Dilinin Ucuyla:  

İçten, yürekten olmayarak, isteksizce, laf olsun diye.

Diliyle Sokmak:  

Birini ağır sözlerle incitmek.

Diliyle Tutulmak:  

Suçunu kendi konuşması ile açığa vurmak. "Bak dilinle tutuldun, hani gitmedim diyordun?" "Çok konuşursan, işte böyle dilinle tutulursun."

Diliyle Yakalanmak:  

Suçunu kendi konuşması ile açığa vurmak. "Bak dilinle yakalandın, hani gitmedim diyordun?"

Diller Dökmek:  

Bir kimseye bir şeyi yaptırmak ya da ona yaranmak amacıyla onun hoşlanacağı şeyler söylemek. "O kadar diller döktüm, ama onu konsere götüremedim."

Dillerde Dolaşmak:  

Her yerde kendisinden, ondan söz edilmek. ”Cephede gösterdiği yararlılıklardan sonra adı dillerde dolaşır oldu.”

Dillerde Gezmek:  

Her yerde birinden veya bir şeyden söz edilmek. "Cephede gösterdiği yararlılıklardan sonra adı dillerde gezer oldu."

Dillerden Düşmemek:  

Sevilen bir şey her yerde sürekli anılmak, sözü edilmek. "Güzelliği tüm mahallede dillerden düşmüyor."

Dillere Destan Olmak:  

Bir olay veya nitelik halk arasında yayılmak. ”Ona öyle bir oyun oynayacağım ki dillere destan olacak!”

Dillere Düşmek:  

Uygun olmayan davranışı nedeniyle hakkında dedikodu yapılmak. "Allah kimseyi dillere düşürmesin, kadıncağız sokağa çıkamaz oldu."

Dilli Düdük:  

Çok konuşan, bilmiş kimse. "Bu çocuk ne kadar dilli düdükmüş." "Bu sınıfta epey dilli düdük varmış."

Dimağ Mahsulü:  

Beynin yarattığı şeyler, beyin ürünleri.

Dimdik Ayakta Durmak:  

Yıkılmamak.

Dimdik Durmak:  

1- Tam dik durumda olmak. 2- Tutumunu değiştirmemek, yılmamak.

Dımdızlak Kalmak:  

Yapayalnız kalmak ya da elindeki her şeyi yitirmek. "Babası da ölünce dımdızlak kalmıştı."

Dımdızlak Ortada Kalmak:  

Elindeki her şeyi, imkanlarını yitirmek.

Dımdızlak Ortalıkta Bırakmak:  

Her türlü varlıktan, olanaktan mahrum kılmak, yokluğa mecbur etmek.

Dimi Ayağı:  

Dört değişik ayak hareketiyle çalışan gücü çerçevesi.

Dimi Deseni:  

Atkı ve çözgü ipliklerinin eğik ve paralel çizgiler meydana getirecek şekilde dokunması sonucunda kumaş üzerinde kendiliğinden oluşan çizgili desen.

Dimyat`a Pirince Giderken Evdeki Bulgurdan Olmak:  

Daha iyisini elde etmek uğruna çalışırken elindekilerini de yitirmek. ”Gel şu işten vazgeç, Dimyat`a pirince giderken evdeki bulgurdan da olma.”

Din Adamı:  

1- Din görevlisi. 2- Din âlimi.

Din Diyanet:  

Din ve dindarlık. “Hiç birinde din diyânet kalmamış.”

Din Görevlisi:  

İmamlık, vâizlik, müezzinlik vb. dînî hizmetleri yerine getiren kimse, din adamı.

Din Kardeşi:  

Aynı dinden olan kimse.

Din-i Hak:  

İslâm dini.

Dîn-i Îsâ:  

(Mesih) Hıristiyanlık.

Dîn-i Mûsâ:  

Mûsevîlik, yahûdi dîni.

Dinamik Bir Ömür:  

Sürekli çalışmalarla geçen, hareketli ömür.

Dinamit Lokumu:  

Kömür tozu, kil, talaş vb. maddelere emdirilerek çubuklar hâlinde hazırlanmış dinamit parçası.

Dinden İmandan Çıkmak:  

Çok sinirlenmek, öfkelenmek, kızgınlık duymak. ”İnsanı dinden imandan çıkarıyorsun, yapma şu hareketleri!”

Dinden İmandan Olmak:  

Dinî inancını yitirmek, mürtet olmak.

Dine Davet Etmek:  

Bir dîni kabul etmeye çağırmak. "İmdi evvelâ Allahu Taâlâ’nın emriyle sizi dînimize dâvet ederiz." (Kâtip Çelebi’den Seç.)

Dingo'nun Ahırı:  

Girip çıkanı belli olmayan yer, anlamında kullanılır. "Dingonun ahırı mı burası, çıkın gidin!"

Dini Bir Uğruna:  

Müslümanlık davası yoluna (iş yapmak)

Dini Bütün:  

Dinin emirlerini eksiksiz yerine getirmeye çalışan, inancı sağlam olan, dinine çok bağlı. ”Her Müslüman dini bütün olmak zorundadır.”

Dini Gibi Bilmek:  

Çok iyi bilmek.

Dini İmanı Para:  

Tek düşüncesi para olan kimseler için kullanılan bir söz.

Dinim Aşkına:  

"Dinimi tanık tutarım." anlamında kullanılan bir ant sözü. "Akıllı ol, dinim aşkına çok kötü döverim."

WhatsApp