Bir Deyim Öğrenelim!
Başını Koltuğunun Altına Almak:
Ölümü göze alarak bir işe girişmek.
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Dik Başlı:
1- İnatçı, bildiğinden dönmeyen, büyüklerinin sözünü dinlemeyen, boyun eğmeyen. (dik kafalı) "Bu çocuk ne kadar da dik başlı, kime çekmiş böyle?" 2- Kendini büyük ve önemli gösteren, kendini beğenmiş, büyüklenen, gösterişli. "Dik başlı bir müdür olduğundan pek sevilmezdi."
Dik Başlı Olmak:
1- İnatçı, bildiğinden dönmeyen, büyüklerinin sözünü dinlemeyen, boyun eğmeyen bir yapıda olmak. Dikbaşlı olmak. "Dik başlı olmaya devam edersen, seninle anlaşamayacağız." 2- Gururlanarak kasılmak, mağrur ve kurumlu olmak. "Eşim biraz dik başlı olduğundan, onunla ortak iş yapmak kolay olmuyor."
Dik Dik Bakmak:
Çok sert bir biçimde, sert sert, öfkeli öfkeli bakmak. "Öğretmenin neden dik dik baktığını anlayamadım."
Dik Kafalı:
İnatçı, bildiğinden dönmeyen, büyüklerinin sözünü dinlemeyen, boyun eğmeyen. "Benden abi nasihati, böyle dik kafalı olma."
Dik Kafalı Olmak:
1- İnatçı, bildiğinden dönmeyen, büyüklerinin sözünü dinlemeyen, boyun eğmeyen bir yapıda olmak. Dikbaşlı olmak. "Dik kafalı olmaya devam edersen, seninle anlaşamayacağız." 2- Gururlanarak kasılmak, mağrur ve kurumlu olmak. "Eşim biraz dik kafalı olduğundan, onunla ortak iş yapmak kolay olmuyor."
Dik Ses:
İnce ve kuvvetli ses.
Dik Sözlü:
Batacak sözler söyleyen.
Dikbaşlı Olmak:
1- İnatçı, bildiğinden dönmeyen, büyüklerinin sözünü dinlemeyen, boyun eğmeyen bir yapıda olmak. Dikbaşlı olmak. "Dikbaşlı olmaya devam edersen, seninle anlaşamayacağız." 2- Gururlanarak kasılmak, mağrur ve kurumlu olmak. "Eşim biraz dikbaşlı olduğundan, onunla ortak iş yapmak kolay olmuyor."
Diken Diken Olmak:
Dik duruma gelmek, dikleşmek.
Diken Üstünde Olmak:
Bir yerde tedirginlik duymak, her an kalkmak durumunu belirtir olmak, huzursuz olmak. "Şurada diken üstünde olduğumu görmüyor musun yenge?"
Diken Üstünde Oturmak:
Bir yerde tedirginlik duymak, her an kalkmak durumunu belirtir olmak, huzursuz olmak. ”İnan, diken üstünde oturuyorum şurada.”
Dikenli Balık:
Tatlı sularda yaşayan yelesi ve karın yüzgeçleri dikenlerden oluşmuş küçük bir balık.
Dikensiz Gül Olmaz:
İyi veya güzel olan her şeyin az çok sıkıntı veren bir yanı da bulunur.
Dikili Ağacı Olmamak:
Malı mülkü olmamak. "Bu yaşa geldin, bir dikili ağacın yok."
Dikili Bir Ağacı Olmamak:
Malı, mülkü veya evi olmamak. "Şu dünyada dikili bir ağacımız olmayacak bu gidişle."
Dikilip Durmak:
Bir yerde kısa bir süre ayak üstünde durmak. "Başımda dikilip durma, geç şöyle otur."
Dikilip Kalmak:
Bir yerde kısa bir süre ayak üstünde durmak. "Başımda dikilip kalma, geç şöyle otur."
Dikine Gitmek:
İnatçılık etmek, bildiğini yapmaya çalışmak, kimsenin uyarısına kulak asmamak. ”Biraz daha dikine giderse başına büyük bir belâ gelecek bu çocuğun.”
Dikine Tıraş:
Karşısındakini sinirlendirecek şekilde anlatılan yalan ve palavra.
Dikiş Atmak:
Yarılan veya yırtılan deriyi dikişle bir araya getirip tutturmak. "Elini cam kesmiş, üç dikiş atmışlar."
Dikiş Kaldı:
Az kalsın, az kaldı, nerede ise.
Dikiş Tutmak:
Kendini kabul ettirmek. "Bu saatten sonra orada dikiş tutmazsın."
Dikiş Tutturamamak:
Bir yerde, bir işte bir sebepten ötürü başarı sağlayamayıp uzun süre kalmamak. ”Bir şeyde dikiş tutturamadı, şimdi boşta gezip duruyor.”
Dikiş Tutturmak:
Giriştiği bir işte tüm zorluklara rağmen kalıcı bir başarı sağlamak. "Bu mahallede dikiş tutturmak kolay değildir."
Dikişini Almak:
Dikilmiş yaranın ipliklerini kesip çıkarmak. "Yarın hastaneye dikişini aldırmaya gidecek."
Dikiz Aynası:
Otomobil gibi taşıt araçlarına, arka tarafı görebilmek için konulan ayna.
Dikiz Etmek:
Bir yeri, olayı, birinin hareketlerini gizlice ve gözünü ayırmadan dikkatlice izlemek.
Dikiz Geçmek:
Gözetlemek. "Milletin bahçesini dikiz geçmeye utanmıyor musun?"
Dikize Almak:
Gözetlemek. "Beni dikize aldığını fark ettim."
Dikkafalı Olmak:
1- İnatçı, bildiğinden dönmeyen, büyüklerinin sözünü dinlemeyen, boyun eğmeyen bir yapıda olmak. Dikbaşlı olmak. "Dikkafalı olmaya devam edersen, seninle anlaşamayacağız." 2- Gururlanarak kasılmak, mağrur ve kurumlu olmak. "Eşim biraz dikkafalı olduğundan, onunla ortak iş yapmak kolay olmuyor."
Dikkat Çekmek:
1- "Dikkat." komutunu yüksek sesle söylemek. "Dikkat çekip beklemeye başladık." 2- İlgi toplamak. "Dikkat çekmek için ağladığını düşünüyorum." 3- Göze batmak, fark edilmek. "Bu tabela dikkat çekmiyor."
Dikkat Etmek:
1- Duygularla düşünceyi bir şey üzerinde toplamak, uyanık davranmak. "Yolda karşıdan karşıya geçerken dikkat etmelisin." 2- Gözüne çarpmak veya ilgisini çekmek. "Pozisyona dikkat edersen penaltı olduğunu görürsün." 3- Özen göstermek. "Derslerine dikkat etmezsen sınıfta kalacaksın."
Dikkat Göstermek:
Dikkatli davranmak, özenmek, özenle yapmak. "Ödevinizi yaparken lütfen dikkat gösterin."
Dikkat Kesilmek:
Bütün dikkatini bir şey üzerinde toplamak.
Dikkate Almak:
Göz önünde bulundurmak, hesaba katmak, gereğini düşünmek. "Başkan toplantıdaki önerileri dikkate alacağını söyledi."
Dikkate Almamak:
Önemsememek, göz önünde bulundurmamak, hesaba katmamak. "Senin uyarılarını dikkate almamakla çok büyük hata ettik."
Dikkate Değer:
İlgi çekici, merak uyandıran. "Dikkate değer bir başarısı yok."
Dikkate Şayan:
Değerli. "Sizin gibi dikkate şayan birinin öğrencisi olmaktan mutluyum."
Dikkati Calip Olmak:
Dikkati çeken kimse veya şey olmak.
Dikkatini Çekmek:
Uyarmak. "Sen bu oğlunun dikkatini çeksen iyi olur."
Dikkatini Çekmemek:
Birinin ilgisini uyandırmamak. "Bu film hiç dikkatimi çekmedi."
Dikkatini Toplamak:
Duygu ve düşünceyi bir konu veya yapılan iş üzerinde yoğunlaştırmak. "Ders çalışırken dikkatimi toplamakta zorlanıyorum."
Dikkatini Vermek:
Bütün dikkatini bir şey üzerinde toplamak. "Öğretmen ders anlatırken dikkatini vermiyorsun."
Dikkatli Olmak:
Dikkat etmek, dikkat göstermek. "Bu yoldan geçerken dikkatli olmamız gerekir."
Dikkatsiz Olmak:
Dikkatli ve özenli davranmamak. "Dikkatsiz olduğun için az daha düşecektin."
Dikta Rejimi:
Diktatörlük.
Dikte Etmek:
1- Yazdırmak için söylemek. "Dikte ettiğiniz yazıların çıktısını aldım." 2- Birine isteklerini zorla kabul ettirmek. "Bana geç saatte film izlemeyi dikte etmesi hoş olmadı."
Dil Ağız Eylemek:
(Kars Dikme köyü) 1- Dil ağız vermemek: konuşamayacak derecede ağır hasta olmak. 2- Kusurların, hataların affı için ısrar etmek, yalvarmak.
Dil Ağız Vermemek:
Konuşamaz durumda olmak.
Dil Belası:
Sarf edilen kötü bir sözün sonunda meydana gelen kötülük.
Dil Bir Karış:
Suçlu olduğu halde saygısızca konuşan.
Dil Bir Karış Olmak:
Saygısız bir biçimde karşılık verenler için kullanılır. "Arkadaşında da dil bir karış maşallah."
Dil Çıkarmak:
Alay etmek, dalga geçmek. "Kardeşine dil çıkarıp durma."
Dil Dile Değmeyince, Dil Öğrenilmez:
Yabancı dil öğrenmek için yabancı sevgili bulmak gerektiğini anlatmak için söylenir.
Dil Dökmek:
Kandırmak, inandırmak ya da yararlanmak için tatlı sözler söylemek. ”Peşine düşen çocuğu ne kadar dil döktüyse de evde kalmaya razı edemedi.”
Dil Ebesi:
Çok fazla ve esprili konuşan. ”Dil ebesi bir adam o, sen onunla başa çıkamazsın.”
Dil İle Tarif Olunmaz:
Bildiğimiz sözlerle anlatılamaz.
Dil Kavgası:
Yalnız ağızla yapılan kavga, ağız kavgası.
Dil Otu Yemek:
Çok konuşmak.
Dil Persengi:
Söz arasında yerli yersiz söylenen veya tekrarlanan "efendim, efendime söyleyeyim, şey" gibi sözler.
Dil Sürçmesi:
Dalgınlıkla ağzından yanlış söz kaçırma.
Dil Tutmak:
Sorguya çekmek için düşman askeri yakalamak.
Dil Uzatmak:
Bir kimse veya bir şey için kötü söz söylemek. ”Ben öğretmenime dil uzattıracak adam değilim.”
Dil Yarası:
Acı, ağır ve kötü sözün gönülde bıraktığı kırgınlık. ”Bıçak yarası geçer, dil yarası geçmez demişler.”
Dilden Dile Dolaşmak:
Her yerde, pek çok kimse tarafından bahis konusu olmak. ”Ata sözleri dilden dile dolaşarak günümüze kadar geldi.”
Dilden Düşmez Olmak:
Herkes tarafından sürekli tekrar edilir olmak.
Dilden Düşürmemek:
Sürekli tekrar etmek. "Annem bu duayı dilinden düşürmezdi."
Dile Dolamak:
Bir şeyi veya konuyu sık sık tekrar etmek.
Dile Düşmek:
Hakkında dedikodu yapılmak. ”Allah kimseyi dile düşürmesin, kadıncağız sokağa çıkamaz oldu.”
Dile Düşürmek:
Hakkında dedikodu yapılmasına yok açmak. "Sen bizi dile mi düşüreceksin kızım."
Dile Gelmek:
1- Konuşma yeteneği yokken konuşmak, dillenmek. 2- Dile düşmek. ”Dile geldi dağlar, avuttu onu!”
Dile Getirmek:
1- Bir meseleyi belirtmek, ortaya atmak, anlatmak, açıklamak. 2- Birini konuşturmak. ”Hiç umulmadık bir anda konuyu dile getirdi, hepimizin anlamasını sağladı.”
Dile Kolay:
Söylenmesi kolay ama yapılması ortaya konması ya da katlanılması çok güç. ”Evet, dile kolay, haydi yap da görelim.”
Dile Pelesenk Olmak:
Bir şey her fırsatta söylenir olmak, sık sık tekrarlanmak. "Eee lafı çoğu kişide dile pelesenk olmuş."
Dile Vermek:
Gizli kalması gereken bir şeyi herkese duyurmak.
Dilediği Gibi:
Kendi düşünce, görüş ve isteğine göre. "Dilediğin gibi çıkıp gidemezsin."
Dilediğini Yapmak:
Keyfine göre, kendi düşünce, görüş ve istediklerini yapmak.
Dilencilik Etmek:
Dilenmek. "Dilencilik edenler insanların duygularını sömürüyor."
Dili Açılmak:
Herhangi bir sebepten dolayı konuşamayan kimse, birden konuşmaya başlamış olmak. ”Dili açıldı çok şükür!”
Dili Ağırlaşmak:
Hastalık sebebiyle güçlükle söz söyleyebilmek, güçlükle konuşmak. "Hastalığı nedeniyle dili ağırlaşmıştı."
Dili Alışmak:
Çok kullandığı bir söze alışmak. "Dili alışmış, iki lafında küfür ediyor."
Dili Başka Bir Dile Çalmak:
Bir kimsenin konuşması başka bir dile benzemek. "Fark ettin mi Canip, Hüseyin'in dili bizim oraların diline çalıyor."
Dili Bir Karış:
Fazla konuşmak, her söze karşılık vermek. "Bu çocuğun dili bir karış olmuş."
Dili Bir Karış Dışarı Çıkmak:
Koşmaktan, çalışmaktan ya da sıcakta yürümekten yorulmak.
Dili Bir Karış Dışarı Sarkmak:
Fiziksel bir aktiviteden, çalışmaktan dolayı çok yorulmak. "Uzun süre koşunca, dili bir karış dışarı sarkmıştı."
Dili Boğazına Akmak:
Konuşamaz olmak, sesi soluğu çıkmamak.
Dili Çalmak:
Bir kimsenin konuşması, başka bir dil konuşmasına benzemek. "Fark ettin mi Nurten, Safiye'nin dili bizim oralara çalıyor."
Dili Çetrefilli Olmak:
Rahat ve düzgün konuşamamak.
Dili Çözülmek:
Konuşmaya başlamak.
Dili Damağı Kurumak:
Çok Konuşmaktan ya da susamaktan ağzı kurumak.
Dili Damağına Yapışmak:
Çok Konuşmaktan ya da susamaktan ağzı kurumak.
Dili Dolaşmak:
Heyecan, korku ya da bir hastalık sebebiyle söyleyeceğini şaşırmak, karıştırmak, açık olarak ifade edememek. ”Babasını aniden karşısında görünce dili dolaştı, kekelemeye başladı.”
Dili Döndüğü Kadar:
Anlatma gücünün elverdiği ölçüde, söyleyebildiği kadar. "Olayı dili döndüğü kadar anlattı."
Dili Döndüğünce:
Anlatma gücünün elverdiği ölçüde, söyleyebildiği kadar. "Olayı dili döndüğü kadar anlattı."
Dili Dönmek:
1- Bir sözü doğru, düzgün söylemek. "Çocuklar, fotosentez konusunu dilim döndüğü kadar anlatmaya çalışacağım." 2- Amacını net olarak anlatmak.
Dili Dönmemek:
1- Bir sözü doğru ve düzgün söylemeyi becerememek, yanlışsız konuşamamak. 2- Amacını iyi anlatamamak. ”İnşaallah dilim dönmeden meseleyi anlatır da kurtulurum ondan.”
Dili Durmak:
Susmak, dedikodu etmemek.
Dili Durmamak:
1- Sürekli konuşmak. 2- Söylenemeyecek şeyleri de söylemek.
Dili Ensesinden Çekilsin:
Konuşamaz duruma gelsin.
Dili Kılıçtan Keskin:
Kırıcı ve ağır konuşan.