Bir Deyim Öğrenelim!
Ağzı Yukarıda:
Satacağı nesneye yüksek fiyat istiyor.
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Dünyayı Cehennem Etmek:
Bir kimseyi çok sıkıntılı bir duruma sokmak, dünyayı başına dar etmek. "Böyle hainlere dünyayı cehennem etmek lazım."
Dünyayı Görmemek:
Bir konuya veya bir işe aşırı odaklanıp çevre ile ilgilenmemek.
Dünyayı Gözü Görmemek:
Üzüntü, öfke, karamsarlık ya da çok mutlu olma gibi durumlarda başka bir şey düşünememek, ölçülü davranamamak.
Dünyayı Haram Etmek:
Bir yeri yaşanılmaz duruma getirmek. "Yaptığın sahtekarlık için, sana dünyayı haram edeceğim, bu mahallede duramayacaksın."
Dünyayı Toz Pembe Görmek:
İyimser olmak, üzücü durumlara bile iyi gözle bakmak. ”Bırak artık şu dünyayı toz pembe görmeyi, aç gözlerini!”
Dünyayı Tozpembe Görmek:
Üzücü durumları bile iyimserlikle karşılamak, çok iyimser olmak. "Senin yaşında ben de dünyayı tozpembe görürdüm."
Dünyayı Tutmak:
Çok yayılmak, her yere dağılmak. "Yeni geliştirilen tedavi yöntemi dünyayı tutmaya aday."
Dünyayı Zehir Etmek:
Bir kimseyi çok sıkıntılı bir duruma sokmak, dünyayı başına dar etmek. "Böyle hainlere dünyayı zehir etmek lazım."
Dünyayı Zindan Etmek:
Bir kimseyi çok sıkıntılı bir duruma sokmak, dünyayı başına dar etmek. "Böyle hainlere dünyayı zindan etmek lazım."
Dur:
"Biraz zaman geçsin." anlamıyla cümlelerin başına gelen bir söz. "Dur! Yarın kim haklı öğreneceksin."
Dur Dinlen Yok:
Durup dinlenmeden sürekli çalışmayı anlatan bir söz. "Dünden beri dur dinlen yok, evde temizlik yapıyoruz."
Dur Durak Bilmemek:
Durmadan hep hareket halinde olmak. "Dünden beri dur durak bilmiyoruz, temizlik yapıyoruz."
Dur Durak Yok:
Durup dinlenmeden sürekli çalışmayı anlatan bir söz. "Dünden beri dur durak yok, evde temizlik yapıyoruz."
Dur Otur Olmamak:
Hiç dinlenme olanağı bulunmamak.
Dur Otur Yok:
Durup dinlenmeden sürekli çalışmayı anlatan bir söz. "Dünden beri dur otur yok, evde temizlik yapıyoruz."
Dürbünün Tersiyle Bakmak:
Bir şeyi küçümsemek, olduğundan çok daha az önemli görmek.
Durdu Durdu Turnayı Gözünden Vurdu:
Uzun süre bekledi, ama büyük kazanç elde etti, anlamına gelir. "Onun gibi sabırlı olmak gerekir. Durdu durdu, turnayı gözünden vurdu."
Durduğu Yerde:
1- Hiç gereği yokken. 2- Kolaylıkla, hiç emek ve çaba harcamadan. ”Adam durduğu yerde para kazanıyor, anlamadım bu işi!”
Durgun Su:
Hareketsiz duran su birikintisi.
Durgunluk Çökmek:
Sessiz, sakin duruma girmek.
Durmuş Oturmuş:
1- Olgun, davranışları tutarlı kimse. 2- Tutarlı, aşırılığa kaçmamış.
Durulmuş Ruh:
Her şeyden arınmış, sakin, istenen olgunluğa erişmiş duygu.
Durum Almak:
1- Belli bir duruş biçimine geçmek. 2- Bir olay karşısında belli bir tavır almak.
Durumdan Ders Çıkarmak:
İçinde bulunulan şartları değerlendirerek yanlış adım atmamak.
Durumdan Vazife Çıkarmak:
Zorunlu olmadığı halde, oluşan duruma göre kendi üzerine yeni sorumluluklar, görevler almak.
Durumu Bozulmak:
Maddi veya manevi açıdan olumsuzluk yaşamak. "Durumu bozulmasaydı şimdi her şeyi olurdu."
Durumu Kurtarmak:
Herhangi bir güç durumdan sıyrılmak. "Ödev yapmamış, durumu kurtarmak için aceleden üç beş satır karalamıştı." "Durumu kurtarmak için yalan söylemek zorunda kaldım."
Durun:
"Biraz zaman geçsin." anlamıyla cümlelerin başına gelen bir söz. "Durun! Yarın kim haklı öğreneceksiniz."
Durup Dinlenmeden:
Sürekli olarak, ara vermeden, arka arkaya. ”Yıllar yılı durup dinlenmeden çalıştım sizin için.”
Durup Durup Turnayı Gözünden Vurmak:
Uzun süre bekleyip, sonunda en iyiye ulaşmak.
Durup Dururken:
1- Birden bire, ansızın. 2- Hiç gereği veya sebebi yokken. ”Durup dururken bir tokat attı arkadaşına.”
Duş Almak:
Yüksekten püskürtülen suyla banyo yapmak.
Düş Kırıklığı Yaratmak:
Beklentileri karşılayamamaktan dolayı burukluğa yol açmak.
Düş Kırıklığına Uğramak:
Beklediği sonucu alamamak.
Düş Kurmak:
Bir şeyi zihninde düşünüp canlandırmak. "Sık sık düş kurarım."
Duş Yapmak:
Yüksekten püskürtülen suyla banyo yapmak.
Düşe Kalka:
1- İşi kimi zaman iyi, kimi zaman kötü olarak güçlükle, uğraşa uğraşa (yapmak). 2- Biriyle yakın ilişki kurarak. ”Sokak serserileriyle düşe kalka iyice bozuldu, sapıttı.”
Düşeş Atmak:
Umulmadık bir başarı kazanmak. ”Düşeş attı bizim oğlan, şimdi yanına da yaklaştırmaz kimseyi.”
Düşkün Kılıklı:
Fakir görünüşlü.
Düşkün Olmak:
Çok önem, değer vermek.
Düşman Ağzı:
Düşman uydurması olan söz.
Düşman Başına:
Durumun kötü olduğunu göstermek için kullanılan bir söz.
Düşman Çatlamak:
Sevmeyen kişileri başarıyla, davranışla gösteriş yaparak kızdırmak. "Okulun örnek öğrencisi seçilerek düşman çatlattı."
Düşman Çatlatmak:
Nisbet yapmak, iyi durum ve başarılarıyla düşmanı kızdırmak ve kıskandırmak. ”Düşman çatlatmakta da üstüne yok senin!”
Düşman Düşmana Gazel Okumaz:
Düşmandan ancak kötülük beklenir.
Düşman Düşmanın Halinden Anlamaz:
Düşman düşmanı olduğundan daha güçlü sanır.
Düşman Kesilmek:
Düşman olmak, düşman gibi görünüp tavır almak. ”Yalnız benim değil, bütün ailenin düşmanı kesilmişti.”
Düşman Olmak:
Kin beslemeye başlamak.
Düşmanı Kesilmek:
Düşman olmak, düşman gibi görmek. "Bunlar başımıza tam bir esnaf düşmanı kesildi."
Düşmanı Püskürtmek:
Düşman kuvvetlerini, bozguna uğratarak geri kaçırmak.
Düşmanı Topun Namlusunda Görmek:
Düşmanla bizzat savaşmak, düşmanı görerek ateş edip öldürmek.
Düşmanın İleri Hatları:
Düşmanın en öne gönderdiği kuvvetler.
Düşmez Kalkmaz Bir Allah:
İnsanların hata yapabileceğini bildirmek amacı ile söylenir.
Düşte Görse Hayra Yormamak:
Beklemediği bir zamanda çok güzel bir durumla karşılaşmak.
Düşük Etek:
Pasaklı.
Düşün Taşın:
Konuyu bütün yönleriyle iyice düşün. "Sen bir süre düşün taşın, sonra cevabını verirsin." , "Bence bu teklifi iyi düşün taşın."
Düşüncelere Dalmak:
Dalgın bir şekilde uzun uzadıya düşünmek. "Düşüncelere dalınca zamanın nasıl geçtiğini anlayamadı."
Düşüncenin Işığı Altında:
"Bir durum veya düşüncenin konuyu aydınlatmasından yararlanarak, onu göz önünde tutarak." anlamında kullanılan bir söz. "Verdiğimiz bilgiler ışığı altında, elinizdeki formları doldurun."
Düşüncesine Uymak:
Birinin fikirlerine göre hareket etmek. "Annenin düşüncesine uyarsan, sorunla karşılaşmazsın."
Düşüncesini Açmak:
Görüşünü bildirmek.
Düşüncesini Almak:
Herhangi bir konuda birinin fikrini, görüşünü öğrenmek. "Tercihlerin konusunda öğretmeninin de düşüncesini almayı unutma."
Düşüncesini Okumak:
Bir kimsenin ne düşündüğünü anlamak. "Onu iyi tanıdığımdan düşüncesini okurum."
Düşünceye Dalmak:
Dalgın bir durumda düşünmek. "Düşünceye dalınca zamanın nasıl geçtiğini anlayamadı."
Düşünceye Varmak:
Bir görüşe veya karara varmak, bir inanca ulaşmak.
Düşünmek Taşınmak:
Bir meseleyi enine boyuna tartmak, konuyu bütün yönleriyle incelemek, iyice düşünüp ona göre davranmak. "Bu ödevi nasıl yapacağımızı düşünmek taşınmak lazım"
Düşünüp Taşınmak:
Bir meseleyi enine boyuna tartmak, konuyu bütün yönleriyle incelemek, iyice düşünüp ona göre davranmak. ”Acele etme, düşünüp taşın öyle karar ver.”
Düşüp Kalkmak:
1- Yakın arkadaşlık etmek. 2- Yasa ve gelenek dışı kadın ve erkekle birlikte yaşamak veya sık sık bir araya gelmek. ”Seni bu hâle getirenler düşüp kalktığın arkadaşlarındır. Hâlâ anlamadın mı?”
Dut Gibi Olmak:
1- Çok sarhoş olmak. 2- Utanmak, mahcup olmak.
Dut Yemiş Bülbüle Dönmek:
Susmak; konuşkanlığını, sevincini, neşesini yitirmek; sesi çıkmaz olmak. ”Onu dut yemiş bülbüle döndürmezsem bana da Hasan demesinler!”
Düttürü Leylâ:
Gülünç, tuhaf, daracık ve kısacık giyinmiş kadın. ”Sana hiç yakışmamış, düttürü Leylâ gibi olmuşsun.”
Duvağına Doymamak:
Yeni gelinken ölmek ya da kocasından ayrılmak.
Duvak Düşkünü:
Henüz yeni gelinken dul kalan.
Duvar Çekmek:
1- Duvar örmek. 2- Aradaki ilişkiye son vermek, görüşmemek.
Duvar Dişi:
İleride eklenecek duvarın iyice tutuşması için duvarın bir yerinde bırakılan tuğla çıkıntılar.
Duvar Gibi:
Sağır. "Sana önemli bir şey anlatıyorum, duvar gibi davranma."
Duvar Yapmak:
Futbol veya hentbolda kaleye yapılan vuruşları önlemek için oyuncular kale önünü kapatacak bir biçimde sıralanmak, baraj yapmak.
Düven Çevirmek:
Düven kullanarak ekinlerin tanelerini başaklarından çıkarmak. "Harman yerinde öğleye kadar düven çevirdik."
Düven Dövmek:
Düvenle ekinlerin tanelerini başaklarından çıkarmak. "Harman yerinde öğleye kadar düven dövdük."
Düven Sür:
Çok geniş. "Bu ev tam istediğim gibi, istersen düven sür." Düven: Harmanda ekinlerin sapı ve tanelerini ayırmak için kullanılan, önüne koşulan hayvanlarla çekilen, alt yüzünde keskin çakmak taşları dikine çakılı bulunan, kızak biçiminde araç.
Düven Sürmek:
Düvenle ekinlerin tanelerini başaklarından çıkarmak. "Harman yerinde öğleye kadar düven sürdük."
Düvenden Dönmek:
Harman yerinden gelmek. "Düvenden dönerken görmüşler, bizim oğlan oralarda mı?"
Duy da İnanma:
İnanılacak gibi değil, anlamında kullanılır. "Duy da inanma, ifade özgürlüğünü geliştireceklermiş."
Duy Priz:
Hem ampul takmaya, hem de elektrik akımı almaya yarayan priz.
Duyduğunu Duymaz, Gördüğünü Görmez Olmak:
(Burdur yöresinden) İnsanların kötü yönlerini, ayıplarını, kusurlarını görmemek, işitmemek dedikodu / gıybet yapmamak daima tavsiye edilen, olgunluk işareti kabul edilen davranışlar.
Duyduk Duymadık Demeyin:
İşte söylüyorum, şâhit olun ve sonradan inkâr etmeyin. “Duyduk duymadık demeyin, bu kızla evlenirse onu mîrâsımdan mahrum edeceğim.”
Duygu Uyanmak:
Bir duygu oluşmak.
Duyguları İle Hareket Davranmak:
Aklından çok hislerinin etkisinde kalarak davranmak.
Duyguları İle Hareket Etmek:
Aklından çok hislerinin etkisinde kalarak hareket etmek.
Duygularını Yenememek:
Bir işte akılla değil, duygularıyla hareket etmek, hissi davranmak.
Duygusuz Kalmak:
ince duyguları olmamak, acımamak.
Duymamazlıktan Gelmek:
Duymazlığa Vermek:
Duymazlıktan Gelmek:
İlgilenmek istemediği için duymamış gibi davranmak. "O kırıcı sözleri duymazlıktan geldim."
Duyulmamış:
(sf.) (İsim-fiil ekinin kalıplaşmasıyle) O güne kadar işitilmemiş, rastlanmamış, olağan dışı.
Duyulur Duyulmaz:
1- Çok alçak ancak işitilebilen (ses). 2- Haber öğrenilir öğrenilmez.
Duyum Almak:
Bir konu hakkında haber almak, bilgi edinmek.
Duyuruda Bulunmak:
Duyurmak.
Düz Duvara Tırmanmak:
Çocuk, çok yaramazlık yapmak.
Düz Gitmek:
Fazlasıyla küfürlü konuşmak.
Düz Taban:
1- Uğursuz. 2- Ayak tabanı kemerli değil de düz olan.