D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Başını Kaşıyacak Vakti Olmamak:

Çok meşgul olmak, başka bir işi yapmaya hiç vakti olmamak. ”Bana yükleme o işi, çünkü başımı kaşıyacak vaktim yok.”

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Ekip Biçmek:  

Tarım yapmak. "Tarlamızı bu yıl kendimiz ekip biçmeye başladık."

Ekmeden Biçilmez:  

Emek vermeden hiçbir sonuca erişilemez.

Ekmediği Yerden Biter:  

Umulmayan ve istenilmeyen yerde karşılaşılan kimseler için kullanılan bir söz. "Ekmediği yerden biter derler, karşımıza çıktı yine hayırsız."

Ekmediğin Yerde Biter:  

Umulmayan ve istenilmeyen yerde karşılaşılan kimseler için kullanılan bir söz. "Ekmediğin yerde biter derler, karşımıza çıktı yine hayırsız."

Ekmedim Bostan, Bitmedi Bostan:  

İşe girişmedim ki sonuç almam da söz konusu olsun.

Ekmeği Bütün:  

Kazancı kendine yeten.

Ekmeği Dizinde:  

Nankör. "Ekmeği dizinde olduğun için bir daha sana iyilik filan yok."

Ekmeği İle Oynamak:  

Bir kimsenin geçim kaynağını yok etmeye çalışmak. "Sen benim ekmeğim ile oynadın."

Ekmeğinden Etmek:  

İşinden çıkarmak veya atmak. ”Adamı durup dururken ekmeğinden ettiler.”

Ekmeğinden Olmak:  

Geçimini sağladığı işinden ayrılmak zorunda kalmak. "Verilen yeni görevi kabul etmeyince ekmeğinden oldu."

Ekmeğine Göz Dikmek:  

Birinin geçimini sağlayan işi elinden almaya çalışmak. "Ekmeğimize göz dikecek kadar aşağılık olduğunu bilmiyordum."

Ekmeğine Göz Koymak:  

Birinin geçimini sağlayan işi elinden almaya çalışmak. "Ekmeğimize göz koyacak kadar aşağılık olduğunu bilmiyordum."

Ekmeğine Kan Doğramak:  

Birini acı ve gözyaşı içinde bırakmaya çalışmak.

Ekmeğine Kuru, Ayranına Duru Dememek:  

Birini incitecek, gururuna dokunacak, onu küçük düşürecek söz söylemek. "Kimsenin ekmeğine kuru, ayranına duru demedik."

Ekmeğine Kuru, Ayranına Duru mu Dedik:  

Seni küçük düşürecek bir söz mü söyledik manasında.

Ekmeğine Yağ Sürmek:  

Birinin yararına göre eylemde bulunmak, istemese de birinin işine yarayacak biçimde hareket etmek. ”O işi bana vermemekle yabancıların ekmeğine yağ sürdün sen.”

Ekmeğini Çıkarmak:  

Çalıştığı işten geçimini karşılayacak kadar kazanç sağlamak. "Dükkan küçük, ama çok şükür ekmeğimizi çıkarıyoruz."

Ekmeğini Eline Almak:  

Geçimini sağlamaya başlamak. "Artık büyüdü, ekmeğini eline aldı."

Ekmeğini İt Yer, Yakasını Bit:  

Malı var ama başkaları yararlanır.

Ekmeğini Kana Doğramak:  

Büyük bir sıkıntı ve üzüntüye katlanmak. "Ekmeğini kana doğrayan insanların yanında olalım."

Ekmeğini Kazanmak:  

Geçimini temin edecek, ihtiyaçlarını karşılayacak parayı kazanmak. ”Kaygılanma, ekmeğini kazanmasını bilir o.”

Ekmeğini Taştan Çıkarmak:  

En zor işleri bile yapıp geçimini sağlayacak beceriklikte olmak, her türlü işi yapmak. ”Ekmeğini taştan çıkaran insanların arasına katılmakta gecikmedi.”

Ekmeğini Taştan Çıkartmak:  

En zor işleri bile yapıp geçimini sağlayacak kadar becerikli olmak, her türlü işi yapmak. "Ekmeğini taştan çıkartan insanların arasına katılmakta gecikmedi."

Ekmeğini Tuza Banmak:  

1- Çok az bir katıkla yetinmek. 2- Çok büyük sıkıntılara katlanmak.

Ekmeğini Yemek:  

1- Birisinin işinde çalışarak kendi geçimini sağlamak. "Ekmeğini yediğin insana, asla nankörlük yapma." 2- Geçim yönünden birisinin yardımından yararlanmak. "Kızımızın ekmeğini yemek de nasip oldu."

Ekmeğiyle Oynamak:  

Birinin geçim kaynağını tehlikeye düşürmek. "Kimsenin ekmeğiyle oynama, başın belaya girer."

Ekmek Aslanın Ağzında:  

Geçinmeyi sağlayacak bir iş bulmak ve para kazanmak çok zordur, anlamında söylenir. "Bu iş beni çok yoruyor, ama ekmek aslanın ağzında."

Ekmek Çarpsın ki:  

Ekmek Düşmanı:  

Bir ailede geçimin sağlanmasına katkısı olmayan kimse. "Tembellik de bir yere kadar, ekmek düşmanı olmayı bırak."

Ekmek Elden Su Gölden:  

Kendisi kazanmayıp başkalarının kazancı ile geçinen kimselerin durumunu anlatmak için kullanılır.

Ekmek Kalede, İt Hendekte:  

Elde edilmek istenen şey ulaşılamayacak kadar uzakta.

Ekmek Kapısı:  

Çalışıp para kazanılan, geçim sağlayan iş yeri. ”O dükkân benim ekmek kapım, asla satmam, satamam onu!”

Ekmek Kavgası:  

Geçinmek, karın doyurmak için çalışıp çabalama. "Sağlığımız iyi çok şükür, ekmek kavgasına devam ediyoruz."

Ekmek Kavgası Vermek:  

Geçinmek, karın doyurmak için çalışıp çabalama. "Sağlığımız iyi çok şükür, ekmek kavgasına vermeye devam ediyoruz."

Ekmek Parası:  

Kazanç, geçinmek için kazanılan para. ”Ekmek parası kolay kolay kazanılmıyor.”

Ekmek Teknesi:  

1- Geçim sağlayan iş yeri. "Bu kahve de bizim ekmek teknemiz." 2- Ekmek yapım işlerinde kullanılmak için çoğu ağaçtan veya taştan yapılan, uzun ve geniş kap. "Sana zahmet, ekmek teknesini getiriver."

Ekmek Yemek:  

Bir yerden geçimini temin etmek. "Bizde bu iş yerinden ekmek yiyoruz."

Ekmekten Etmek:  

İşinden çıkarmak.

Ekmekten Olmak:  

Geçimini sağlayan işinden olmak.

Ekonomi Politik:  

Hükûmetlerin iktisâdî sâhada ulaşmaya çalıştıkları hedefleri, aldıkları tedbirleri ve karşılaşılan meselelere uyguladıkları çözüm yollarını inceleyen bilim dalı.

Ekonomi Yapmak:  

Tutumlu davranmak. "Taksitler bitinceye kadar ekonomi yapmamız lazım."

Eksantrik Mili:  

Motorlu araçlarda supaplara ve distiribütöre kumanda eden parçaları döndüren mil.

Eksi Puan:  

Bir kimsenin hata yaptığını anlatmak için söylenir.

Ekşi Surat:  

Somurtkan, asık yüz. "Onun ekşi surat göstermeye hakkı yoktu."

Ekşi Yüz:  

Somurtkan, asık yüz. ”Onun ekşi yüz göstermeye hakkı yoktu.”

Eksiği Var, Fazlası Yok:  

Bir şeyin abartılmadan anlatıldığını belirtir. "O kadar anlattım, karara sizin; inan eksiği var, fazlası yok."

Eksik Çıkmak:  

Olması gerekenden daha az olduğu anlaşılmak.

Eksik Doğmak:  

Vaktinden önce veya organları gelişmeden doğmak. "Eksik doğduğu için bir süre kuvözde kalacakmış."

Eksik Doldurmak:  

Bir boşluğu doldurmak, bulunmayanı tamamlamak. "Halı sahaya gideceğim, eksik doldurmak çağırdılar."

Eksik Etek:  

Bazı bölgelerde kadın. "Senin gibi bir eksik etekle iş yapmak istemiyorum."

Eksik Gedik:  

Ufak tefek ihtiyaçlar. ”İkramiye ile eksiği gediği kapadılar.”

Eksik Gedik Kapamak:  

Gerekli olan ufak tefek ihtiyaçları karşılamak. "Al bu parayı, biraz eksik gediğinizi kapatırsınız."

Eksik Gelmek:  

Yetişmemek, yetmemek. "Bu halı buraya eksik gelmiş."

Eksik Olma:  

Var ol, sağ ol, anlamına gelir. "Eksik olma! Sağlığınıza duacıyız."

Eksik Olmak:  

1- Tamamlanmamış, bitmemiş durumda, noksan halde bulunmak. "Bu ödev eksik olmuş." 2- İhtiyaç duyulmak, yeterli olmamak. "Ekmeğin eksik olduğunu bilseydim gelirken alırdım." 3- Olması gerekenden daha az olmak, eksik gelmek. "Bu soğan iki kilo eksik olmuş." 4- Ortamda bulunmamak. "Tamam kızım, sen de eksik olma, bizimle gel."

Eksik Olmamak:  

Her vakit ve her fırsatta bulunmak. "Bizim evde maden suyu eksik olmaz."

Eksik Olmasın:  

Var olsun, sağ olsun, anlamına gelir. "Eksik olmasın! Sağlığına duacıyız."

Eksik Olsun:  

Gereği yok. "Onun yardımı eksik olsun."

Eksik Otmemek:  

Her zaman bulundurmak. "Yanında mendil taşımayı eksik etmezdi."

Eksiltmeye Çıkarmak:  

Bir işi, istekliler arasında en ucuz fiyat verene bırakmak için ihaleye çıkarmak.

Ekspres Yol:  

Taşıtların çok hızlı gidebilmesini sağlamak için yapılmış, gidiş geliş şeritleri ayrı geniş yol.

Ekvator İklimi:  

Ekvator civârındaki, sıcaklık değişmeleri çok az olan, sıcak, yağışlı ve rutûbetli iklim şartları.

El Açmak:  

1- Dilenmek. 2- Başkasının yardımını almak için yalvarmak. ”İhtiyarlayıp da el açacağı hiç aklına gelmemişti.”

El Adamı:  

Yabancı. "El adamı benim bahçeme izinsiz giremez."

El Ağzı İle Çorba İçmek:  

Başkasından öğrendiğini söylemek, başkasının fikirlerini benimseyip önermek. "Söylediklerin Tamer'in düşünceleri, sen el ağzı ile çorba içiyorsun."

El Ağzı İle Çorba Yemek:  

Başkasından öğrendiğini söylemek, başkasının fikirlerini benimseyip önermek. "Söylediklerin Tamer'in düşünceleri, sen el ağzı ile çorba yiyorsun."

El Ağzı İle Kuş Tutmak:  

Başkasının sözüyle iş yapmak, onların yaptığını yapmak, gördüklerini uygulamak. "El ağzı ile kuş tutmaya devam edersen, başın derde girecek."

El Ağzına Sakız Olmak:  

Adı başkalarının ağzında dolanmak. Dedikodusu yapılmak. "Senin yüzünden el ağzına sakız olmak istemem."

El Ağzıyla Çorba İçmek:  

Başkasından öğrendiğini söylemek, başkasının fikirlerini benimseyip önermek. "Söylediklerin Pelin'in düşünceleri, sen el ağzıyla çorba içiyorsun."

El Ağzıyla Çorba Yemek:  

Başkasından öğrendiğini söylemek, başkasının fikirlerini benimseyip önermek. "Söylediklerin İclal'in düşünceleri, sen el ağzıyla çorba yiyorsun."

El Ağzıyla Kuş Tutmak:  

Başkasının sözüyle iş yapmak, onların yaptığını yapmak, gördüklerini uygulamak. "El ağzıyla kuş tutmaya devam edersen, başın derde girecek."

El Alemin Ağzına Sakız Olmak:  

Yaptığı bir işten dolayı uzun zaman hakkında dedikodu yapılmak, söylenmek. "Senin yüzünden el âlemin ağzına sakız olmak istemem."

El Almak:  

1- Tarikatlarda bir mürit, mürşidinden, başkalarına yol gösterme iznini almak. 2- Bir sanatı yapmak için ustanın iznini almak. 3- Kağıt oyunlarında karşı tarafın oynadığı kağıdın daha önemlisini oynayarak üstünlük sağlamak.

El Altında:  

Ulaşılacak yerde, anlamını taşır. "Sevdiğim program başlayacak, kumanda el altında bulunsun."

El Altından:  

Kimsenin haberi olmadan, gizlice. ”Parayı el altından verdi.”

El Aman Çağırmak:  

Bezginlik, bıkkınlık, usanç gösterip yakınmak, sızlanmak.

El Arı Düşman Gayreti:  

"Dosta düşmana karşı küçük düşmemek için çaba gösterme." anlamında kullanılan bir söz.

El Arı Düşman Körü:  

Düşmana karşı küçük düşmemek için, utanarak da olsa yapılan eylemi anlatır.

El Ariftir, Yoklar Senin Bendini:  

Herkes senin kuvvetli ve zayıf taraflarını öğrenmek ister.

El Atmak:  

1- Bir işe girişmek, teşebbüs etmek. "Bugün yeni bir işe el attık." 2- Birisinin işine karışmak, müdahale etmek. "Üstüne vazife olmayan işe el atma!" 3- Sarkıntılık etmek. "Yaklaştığı kadına el atmaya fırsat bulamadan azarı işitti." 4- Yardım etmek, ilgilenmek. "Sen de el atarsan bu iş hemen biter."

El Avuç Açmak:  

Yardım istemek, dilenmek, para istemek ya da ister duruma düşmek. "Yarın el avuç açmamak için bugünden çalışmalısın."

El Ayak Çekilmek:  

Ortalıkta kimse kalmamak, ıssızlaşıp sessizleşmek. ”Bu iş ancak el ayak çekildikten sonra yapılır.”

El Ayak Çekmek:  

Uğraştığı şeyle artık uğraşmaz olmak. "Balıkçılıktan da elini ayağını çekmişti."

El Bağlamak:  

1- Saygı için ellerini göbeğinin üstüne kavuşturup durmak. 2- Namaza durmak.

El Basmak:  

Yemin etmek, kutsal bir şey üzerine el koyarak ant içmek. ”Kur`ân`a el basarım ki bu işi ben yapmadım.”

El Bebek Gül Bebek:  

Aşırı ilgi gösterilmiş, çok nazlı, şımarık. "Bu çocuğu el bebek gül bebek yetiştirmişler, bir çiviyi çakamadı."

El Bende:  

"Tekrarlanan oyunda başlama sırası veya hakkı bende" anlamında kullanılan bir söz.

El Birliği Etmek:  

Birlikte davranmak, dayanışmak. "Tüm sınıf el birliği edip camları sildi."

El Çabukluğu:  

1- Bir işi çok çabuk yapabilme ustalığı. 2- Hilesini kimseye sezdirmeyecek biçimde yapabilme. ”Adamın cebinden el çabukluğu ile cüzdanı çekiverdi.”

El Çekmek:  

Yapmakta olduğu işi artık yapmamak, vazgeçmek. "Artık o işlerden el çektim."

El Çektirmek:  

Görevinden uzaklaştırmak. "Onu bu işten el çektirmek zorunda kaldı."

El Çırpmak:  

1- Alkışlamak, tempo tutmak. 2- Birini çağırmak için ellerini birbirine vurmak.

El Değiştirmek:  

Kullanımı ya da mülkiyeti bir kimseden başka bir kimseye geçmek. "Bu ev üçüncü kez el değiştirdi."

El Değmemiş:  

Hiç dokunulmamış, kullanılmamış, anlamına gelir. "Bu koltuklara sanki hiç el değmemiş."

El El Üstünde Oturmak:  

Herhangi bir iş yapmadan boş oturmak.

El Elde Baş Başta:  

1- Masrafla para birbirine denk geldi. 2- Yapılan işin sonunda ne kâr ne de zarar edildi. ”Alışverişten el elde baş başta döndü.”

El Elden Üstün:  

Herkesin kendinden üstün biri bulunacağını anlatan bir deyim.

El Ele Vermek:  

Güçleri birleştirip işbirliği yapmak, yardımlaşmak. ”Bu yolu ancak el ele verirsek yapabiliriz.”

El Emeği:  

1- Elle yapılan işe harcanan emek. 2- Elle yapılan çalışmanın karşılığı. ”El emeğinin karşılığı değildir bu para.”

El Ense Çekmek:  

1- Güreşte, kolunu hasmın boynuna getirip başparmağı gırtlağa, dört parmağı da enseye geçirerek hasmı yıkmak amacıyla çekmek. "Birkaç kez elense çekti, ama başarılı olamadı." 2- Yenmek, mağlup etmek. "Bana elense çekmek o kadar kolay değil."

WhatsApp