D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Harı Başına Vurmak:

1- Çok kızmak. "Senin yaptıklarını duyunca, harı başına vurdu." 2- Azmak, kendini tutamayacak duruma gelmek. "Harı başına vurmuş, gördüğüne saldırıyor. "

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Elin Gözündeki Çöpü Görür, Kendi Gözündeki Merteği Görmez:  

Kendinde bulunan büyük kusurları görmezlikten gelip başkalarının küçük kusurlarını dedikodu konusu yapar.

Elin İyisi, Evin Ayısı:  

Başkalarına iyi davrandığı halde, evde karısına ve çocuklarına kötü davranan koca.

Elinde Avucunda Bir Şey Kalmamak:  

Maddi olarak sahip olduğu her şeyi tükenmek. "Elinde avucunda bir şey kalmamış, biraz yardımcı olmamız lazım."

Elinde Avucunda Ne Varsa:  

"Maddi olarak sahip olduğu her şey." anlamında kullanılan bir söz. "Elinde avucunda ne varsa kızına vermiş."

Elinde Avucunda Nesi Varsa:  

"Maddi olarak sahip olduğu her şey." anlamında kullanılan bir söz. "Elinde avucunda nesi varsa kızına vermiş."

Elinde Kalmak:  

1- Bir şeyi istediği halde satamamak, elinden çıkaramamak. "Bir tek bu pasta elimde kaldı." 2- Bir kişinin zarar görmesi, bir eşyanın kullanılamaz duruma düşmesi. "Yola bu arabayla çıkmayacaktık, elimizde kalacak yoksa bu külüstür." 3- Birinin bakımında, yönetiminde olmak. "Bu yaştan sonra akrabalarımın elinde kalmak istemiyorum."

Elinde Olmak:  

İstediğinde o işi yapabilmek. "Elinde olsa o da bizimle gelirdi."

Elinden ... Düşmemek:  

Bir şeyle çok fazla ilgilenmek. "Akşama kadar elinden telefon düşmüyor."

Elinden ... Düşürmemek:  

Bir şey sürekli elinde olmak ve onunla ilgilenmek. "Yeni aldığı telefonu elinden düşürmüyor."

Elinden Almak:  

Bir şeyden mahrum etmek. "Trafik denetiminde, arabasını elinden almışlar."

Elinden Bir İş Gelmemek:  

1- Çaresizlikten ya da yeteneksizlikten bir iş yapamamak. "Boşuna ona görev verme, onun elinden bir iş gelmez." 2- İstediği hâlde bir şey yapma olanağı bulamamak. "Bu durumda elimden bir iş gelmez."

Elinden Bir Kaza Çıkmak:  

İstemeyerek bir kimseyi yaralamak ya da öldürmek. "Elimden bir kaza çıktı, hafif şekilde yaralandı."

Elinden Bir Sakatlık Çıkmak:  

İstemeyerek bir kimseyi yaralamak ya da öldürmek. "Elimden bir sakatlık çıktı, hafif şekilde yaralandı."

Elinden Bir Şey Düşmemek:  

Bir şeyle çok fazla ilgilenmek. "Akşama kadar elinden telefon düşmüyor."

Elinden Bir Şey Gelmemek:  

1- Çaresizlikten ya da yeteneksizlikten bir iş yapamamak. "Boşuna ona görev verme, onun elinden bir şey gelmez." 2- İstediği hâlde bir şey yapma olanağı bulamamak. "Bu durumda elimden bir şey gelmez."

Elinden Bir Şey Kurtulmamak:  

Her türlü işi yapabilir, çok becerikli, yetenekli, mahir olmak. "Çok becerikli, onun elinden bir şey kurtulmaz."

Elinden Bir Şeyi Düşürmemek:  

Bir şey sürekli elinde olmak ve onunla ilgilenmek. "Yeni aldığı telefonu elinden düşürmüyor."

Elinden Düşmemek:  

Bir şeyle çok fazla ilgilenmek. "Akşama kadar elinden telefon düşmüyor."

Elinden Düşürmemek:  

Bir şey sürekli elinde olmak ve onunla ilgilenmek. "Yeni aldığı telefonu elinden düşürmüyor."

Elinden Geleni Ardına Komasın:  

Elinden ne gelirse yapsın.

Elinden Geleni Ardına Koymamak:  

Yapabileceği tüm kötülükleri yapmak. "Elinden geleni ardına koyma, ben istediğimi yapmasını bilirim."

Elinden Geleni Arkasına Koymamak:  

Yapabileceği tüm kötülükleri yapmak. "Elinden geleni arkana koyma, ben istediğimi yapmasını bilirim."

Elinden Geleni Yapmak:  

Gücünün yettiğini yapmak. "Elinden geleni yapmıştı, ama yarışı kazanamamıştı."

Elinden Gelmek:  

Yapabilmek. "Pizza yapmak elinden gelirdi."

Elinden Gelse Bir Kaşık Suda Boğmak:  

Bir kimseye çok kızmak veya çok öfkelenmek. "Sana çok sinirliyim, elimden gelse seni bir kaşık suda boğarım."

Elinden Gitmek:  

Bir şeyi yitirmek, ondan yoksun kalmak. "Bütün mal mülk bir hiç uğruna elinden gitti."

Elinden Her İş Gelmek:  

Her işi yapabilir, çok becerikli, yetenekli, mahir olmak. "Gözün arkada kalmasın abla, onun elinden her iş gelir."

Elinden Hiçbir Şey Gelmemek:  

1- Çaresizlikten ya da yeteneksizlikten bir iş yapamamak. "Boşuna ona görev verme, onun elinden hiçbir şey gelmez." 2- İstediği hâlde bir şey yapma olanağı bulamamak. "Bu durumda elimden hiçbir şey gelmez."

Elinden Hiçbir Şey Kurtulmamak:  

Her türlü işi yapabilir, çok becerikli, yetenekli, mahir olmak. "Çok becerikli, onun elinden hiçbir şey kurtulmaz."

Elinden Hiçbir Şey Kurtulmaz:  

Her türlü işi yapabilir, çok becerikli, yetenekli, mahir. "Gözün arkada kalmasın abla, onun elinden hiçbir şey kurtulmaz"

Elinden İş Çıkmamak:  

Çabuk iş yapamamak. ”Bırakın onu, elinden iş çıkmaz birine ihtiyacımız yok.”

Elinden İyi İş Gelmek:  

Becerikli, hünerli olmak. "Elinden iyi iş gelen iki elemanımız var."

Elinden Kaçırmak:  

Yakaladığı fırsatı istediği gibi kullanamamak. "Mağazaya uğramıyorsun, indirimleri elinden kaçırıyorsun."

Elinden Kan Çıkmak:  

Cinayet işlemek. "Az daha elimden kan çıkacaktı."

Elinden Kurtulmak:  

Birinden kaçmayı başarmak. "Bu defa benim elimden kurtulamayacaksın."

Elinden Tutmak:  

1- Destek olmak, ilerlemesi için yardımda bulunmak. 2- Yürümesine, kalkmasına, inmesine, çıkmasına yardım etmek. ”Hayatım boyunca elimden tutan olmadı.”

Elinden Uçan Kuş Kurtulmaz:  

Her türlü işi yapabilir, çok becerikli, yetenekli, maharetli. "Çok becerikli, onun elinden uçan kuş kurtulmaz."

Elinden Uçanla Kaçan Kurtulmaz:  

Her türlü işi yapabilir, çok becerikli, yetenekli, maharetli. "Çok becerikli, onun elinden uçanla kaçan kurtulmaz."

Eline Ağır:  

Elinden çabuk iş çıkmayan. (kimse)

Eline Almak:  

1- Bir işin veya yerin yönetimini üstlenmek. "Site yönetimini elimize aldık." 2- Bir işi kendi yapmaya başlamak. "Yemek işini eline almasına çok sevindik."

Eline Ayağına Düşmek:  

Birine çok yalvarmak. "Eline ayağına düşüp özür diledim."

Eline Ayağına Kapanmak:  

Birine çok yalvarmak. "Eline ayağına kapanıp özür diledim."

Eline Ayağına Sarılmak:  

Birine çok yalvarmak. "Eline ayağına sarılıp özür diledim."

Eline Ayağına Üşenmemek:  

Her türlü ayak hizmetini yüksünmeden yapmak, hamarat olmak.

Eline Ayağına Yapışmak:  

Birine çok yalvarmak. "Eline ayağına yapışıp özür diledim."

Eline Bakmak:  

1- Ancak onun yardımıyla geçimini sağlayabilir durumda olmak. "Bu yaşa geldi, hala babasının eline bakıyor." 2- "Ne getirdi" diye gözlemek. "Çocuklar, eve gelen babalarının eline bakıyordu."

Eline Doğmak:  

Çocuğu, doğduğundan beri tanımak. "O benim elime doğmuştu."

Eline Düşmek:  

1- Birine muhtaç olmak. 2- Yakalanmak. 3- Düşmanın ya da kendisine hıncı bulunan birinin hâkimiyetinde kalmak. ”Düşmanın eline düşmemek için bir yol bulmalıyız.”

Eline Erkek Eli Değmemiş Olmak:  

Kız, namuslu olmak. "Eline erkek eli değmemiş biri olduğunu herkes bilir."

Eline Eteğine Doğru:  

Her türlü kötülükten uzak olan, dürüst.

Eline Eteğine Sarılmak:  

Çok yalvarmak. "Kopya çekerken yakalanınca, öğretmenin eline eteğine sarıldı."

Eline Fırsat Geçmek:  

İmkan bulmak. "Elime fırsat geçse, iyi bir tatil yapacağım."

Eline Geçmek:  

1- Kazanmak, edinmek, elde etmek. "Fırsat elime geçse beş dakika durmam." 2- Rastlamak, bulmak. "Eline geçen ilacı içme." 3- Yakalamak. "O çocuk bir elime geçerse..."

Eline Kalmak:  

Ondan başka kendisine yardım edecek kimse olmamak. "Babası ölünce üvey annesinin eline kalmıştı."

Eline Sağlık:  

Yaptığın iş için teşekkür ederim, sağ ol, anlamında söylenir. "Eline sağlık, yemekler çok lezzetliydi."

Eline Su Dökememek:  

Ondan bazı meziyetler bakımından çok aşağı olmak.

Eline Su Dökemez:  

Sözü edilen kişi, değerce ondan çok geride. ”Sen hamur açmakta Fatma`nın eline su dökemezsin.”

Eline Tetik:  

1- Eli çabuk. 2- Maharetli, elinden yanlış iş çıkmaz.

Eline Tutuşturmak:  

Karşısındakinin isteyip istemediğini düşünmeksizin verivermek. "Telefonu elime tutuşturunca, konuşmak zorunda kaldım."

Eline Vur, Ekmeğini Ağzından al:  

Pek sessiz, gücü bir şeye yetmeyen, pısırık, miskin kimseleri nitelemek için söylenir. "Öyle bir insan ki eline vur, ekmeğini ağzından al."

Eline Vur, Ekmeğini Al:  

Pek sessiz, gücü bir şeye yetmeyen, pısırık, miskin kimseleri nitelemek için söylenir. "Öyle bir insan ki eline vur, ekmeğini al." "Eline vurup ekmeğini alacaklarını zannettiler, ama çok yanıldılar"

Eline Yüzüne Bulaştırmak:  

Bir işi gerektiği gibi yapamamak, başarısız olmak, becerememek.

Elini Arı Kovanına Sokmak:  

Bir olay veya durum karşısında sorunun çözümü için, sorumluluk alarak çalışmaya başlamak, elini taşın altına koymak. "Evin tadilatıyla ilgili herkes elini arı kovanına sokmalı."

Elini Ayağını Çekmek:  

1- Uğramaz olmak. "Kahvehaneden elini ayağını çekmişti." 2- Uğraşmamak, ilgilenmemek. "Siyasetten elini ayağını çekmeye karar verdi." 3- O şeyle ilgisini kesmek. "Son yıllarda dünyadan elini ayağını çekti."

Elini Ayağını Kesmek:  

1- Uğramaz olmak. "Kahvehaneden elini ayağını kesmişti." 2- Uğraşmamak, ilgilenmemek. "Siyasetten elini ayağını kesmeye karar verdi." 3- O şeyle ilgisini kesmek. "Son yıllarda dünyadan elini ayağını kesti."

Elini Ayağını Öpeyim:  

"Çok yalvarırım." anlamında kullanılan bir söz.

Elini Bağrına Sokmak:  

Elini göğsüne sokmak.

Elini Belli Etmek:  

Kağıt, okey vb. oyunlarda elindeki kağıdı veya taşı, oynayanlara belli edecek biçimde sözle, işaretle açıklayıp oynamak. "Elini belli etmeseydi oyunu kazanacaktık."

Elini Bile Sürmemek:  

1- Eliyle dokunmamak. "Tablolara elini bile sürmemeye dikkat etti." 2- Hiç karışmamak, bir şey yapmamak. "Sizin misafirleriniz, siz ağırlayın, ben elimi bile sürmem." 3- Bir işi kendine yakıştırmayarak tenezzül etmemek. "Çöplere elini bile sürmedi, hepsini biz taşıdık."

Elini Çabuk Tutmak:  

Hızlı davranmak, acele etmek. ”Elimizi çabuk tutup şu kömürü yağmura yakalanmadan taşıyalım.”

Elini Cebine Atmak:  

Para çıkarmaya davranmak. "Hesabı ödemek için elimi cebime attım."

Elini Eteğini Çekmek:  

1- Uğramaz olmak. "Kahvehaneden elini eteğini çekmişti." 2- Uğraşmamak, ilgilenmemek. "Siyasetten elini eteğini çekmeye karar verdi." 3- O şeyle ilgisini kesmek. "Son yıllarda dünyadan elini eteğini çekti."

Elini Eteğini Kesmek:  

1- Uğramaz olmak. "Kahvehaneden elini eteğini kesmişti." 2- Uğraşmamak, ilgilenmemek. "Siyasetten elini eteğini kesmeye karar verdi." 3- O şeyle ilgisini kesmek. "Son yıllarda dünyadan elini eteğini kesti."

Elini Göstermek:  

Kağıt, okey vb. oyunlarda elindeki kağıdı veya taşı, oynayanlara belli edecek biçimde sözle, işaretle açıklayıp oynamak. "Elini göstermeseydi oyunu kazanacaktık."

Elini Kalbine Koymak:  

Doğru, yansız, adil davranmak. "Elini kalbine koy, bu kadar işin karşılığı bu para mı?"

Elini Kana Bulamak:  

Birini öldürmek veya yaralamak. ”Zavallı çocuk, boş yere elini kana buladı.”

Elini Kana Bulaştırmak:  

Birini öldürmek veya yaralamak. "Zavallı çocuk, boş yere elini kana bulaştırdı."

Elini Kolunu Bağlamak:  

Bir şey yapamayacak duruma getirmek. "Fabrikada elektrikler kesilince, elimiz kolumuz bağlandı."

Elini Kolunu Sallaya Sallaya Gelmek:  

Bir işten sonuç almaksızın dönmek, gelirken hiçbir armağan getirmemek.

Elini Kolunu Sallaya Sallaya Gezmek:  

Pervasızca, çekinmeden, kimseden korkmadan dolaşmak. ”Bunca ağır suç işlemesine rağmen elini kolunu sallaya sallaya gezmesi şaşılacak şey doğrusu.”

Elini Kolunu Sallayarak Gelmek:  

Eli boş olarak gelmek.

Elini Kulağına Atmak:  

Ezan okumak, gazel veya türkü söylemek için elini kulak kepçesinin arkasına koymak. "Müezzin elini kulağına atmıştır, şimdi iftar olur."

Elini Oynatmak:  

1- İşi çabuk yapmak. "Biraz elini oynatırsan geç kalmayız." 2- Parayı esirgememek. "Elli lira ödeme yapacaksın, elini oynatmaktan korkuyorsun."

Elini Sallasa Ellisi, Başını Sallasa Tellisi:  

Bir kimsenin, bir işaretiyle karşı cinsten birçok kişiyi elde edebileceğini belirtmek için söylenir. "Yeter ki sen iste, elini sallasan ellisi, başını sallasan tellisi gelir."

Elini Sıcak Sudan Soğuk Suya Sokmamak:  

Çok nazlı olmak, evde hiçbir iş yapmamak, zor işlerden kaçınmak. ”Ne kadınmış o da, elini sıcak sudan soğuk suya soktuğunu görmedim daha!”

Elini Sürmemek:  

1- Eliyle dokunmamak. "Tablolara elini sürmemeye dikkat etti." 2- Hiç karışmamak, bir şey yapmamak. "Sizin misafirleriniz, siz ağırlayın, ben elimi sürmem." 3- Bir işi kendine yakıştırmayarak tenezzül etmemek. "Çöplere elini sürmedi, hepsini biz taşıdık." 4- İlgi göstermemek. "Bilgisayara iki gündür elini sürmedi."

Elini Taşın Altına Koymak:  

Bir olay veya durum karşısında sorunun çözümü için, sorumluluk alarak çalışmaya başlamak. "Evin tadilatıyla ilgili herkes elini taşın altına koymalı."

Elini Taşın Altına Sokmak:  

Bir olay veya durum karşısında sorunun çözümü için, sorumluluk alarak çalışmaya başlamak. "Evin tadilatıyla ilgili herkes elini taşın altına sokmalı."

Elini Tutmak:  

Yardım istemek.

Elini Uzatmak:  

Yardım etmek. "Devletimiz, mazlumlara her zaman elini uzatır."

Elini Veren Kolunu Alamaz:  

1- Kendisine iyilik yapıldığında, devamını fazlasıyla isteyen kimseler için kullanılır. "Ondan uzak dur, ona elini veren kolunu alamaz." 2- Ona bir şey verirsen geri alman imkansız anlamında. "Bu kitabı ona verme, ona elini veren kolunu alamaz."

Elini Veren Parmağını Eksik Alır:  

Emanete hıyanet etmek.

Elini Verip Kolunu Alamamak:  

1- Kendisine iyilik yapılan birinin daha fazlasını isteğiyle karşı karşıya kalmak. "Elini verip kolunu alamayacağını bildiğin hâlde gidip görüştün." 2- Verilen bir şeyi geri alamamak. "Elini verip kolunu alamayacağın biri olduğunu unutma."

Elini Vicdanına Koyarak Söylemek:  

Yan tutmaksızın doğruyu söylemek. "Kimin haklı olduğunu, lütfen elini vicdanına koyarak söyle."

Elini Vicdanına Koymak:  

Doğru, yansız, adil davranmak. "Elini vicdanına koy, bu kadar işin karşılığı bu para mı?"

Elinin Altında Olmak:  

1- Her zaman kolayca alınıp yararlanılabilecek yerde ve yakınlıkta olmak. "Televizyon kumandası elimin altında olsun." 2- Hazırda bulundurmak. "İki bin lira elinin altında olsun."

Elinin Hamuruyla Erkek İşine Karışmak:  

Anlamadığı, bilmediği, beceremediği işleri yapmaya kalkışmak (kadınlar için).

Elinin Körü:  

Şu soruları kes artık, ağzımdan kötü bir şey çıkacak şimdi, anlamında kullanılır. "Elinin körü! Sus artık."

Elinin Tersiyle Çarpmak:  

El ayasının arkasıyla şiddetle tokat atmak. "Sinirlenince, elinin tersiyle enseme çarptı."

Elinin Tersiyle İtmek:  

Reddetmek, kabul etmemek. "Tüm transfer tekliflerini elinin tersiyle itti."

WhatsApp