Bir Deyim Öğrenelim!
Omzuna Yüklenmek:
Bir işin yapılması kendisinin üstünde kalmak.
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Etinden Et Kesmek:
Çok acı vermek. "Parmağım kapıya sıkıştı, etimden et kestiler sanki."
Etinden Et Koparmak:
Çok acı vermek. "Parmağım kapıya sıkıştı, etimden et kopardılar sanki."
Etinden, Sütünden, Kılından, Tüyünden Yararlanmak:
Bir kimseden ya da imkândan fazlasıyla yararlanıldığını anlatmak için alay yollu olarak kullanılır.
Etine Dolgun:
Şişmanca, tombul. "Etine dolgun bir hanımdı."
Etini Et Etmek:
Çok fedakârlık etmek. “Ben sana etimi et ettim de gene yaranamadım.”
Etken Yiyip, Kemikken Atmak:
(Antep ağzı) Bir şeyi veya birini iyiyken kullanıp, kötü olunca atmak.
Etki Bırakmak:
Kuvvetli bir biçimde etkilemek. "Bu kitap bende çok etki bıraktı."
Etki Etmek:
Etkilemek, tesir etmek. "Öğretmenin konuşması, hepimize etki etmişti."
Etkisini Göstermek:
Etkisini ortaya koymak, belli etmek, tesirini göstermek. "İçtiği şurup etkisini göstermeye başladı."
Etle Tırnak Gibi:
Birbirlerine candan bağlı, sıkı ilişkili. "Sınıfta üç arkadaş, etle tırnak gibiyiz."
Etli Butlu:
Oldukça şişman. "Etli butlu bir çocuktu."
Etliye Sütlüye Karışmamak:
Kendini alâkadar etmeyen meselelerden, toplumu derinden etkileyen olaylardan uzak durmak, kaçınmak ve hiçbiriyle ilgilenmemek. ”Kendine sahip çık, sakın etliye sütlüye karışayım deme oğlum.”
Etme Bulma Dünyası:
Kötülük eden kötülük bulur.
Etme Eyleme:
Bir davranış karşısında "Yapma" anlamında kullanılan bir söz. "Etme eyleme baba, telefonsuz ben ne yaparım."
Etmediğini Bırakmamak:
Elinden gelen her türlü kötülüğü yapmak. "Sabahtan beri bana etmediğini bırakmadın."
Etmediğini Komamak:
Elinden gelen her türlü kötülüğü yapmak. "Sabahtan beri bana etmediğini komadın."
Etrafı Boş Bulmak:
Kendisini engelleyecek kimse olmamak. "Hırsızlar etrafı boş bulunca, iyice azıttılar."
Etrafı Süzmek:
Gözleriyle dikkatlice bakıp çevreyi incelemek. "Biz yanından giderken de etrafı süzmeye devam ediyordu."
Etrafında Dört Dönmek:
İstediğini elde etmek amacıyla bir kimsenin, bir şeyin yanından ayrılmamak, ona aşırı ilgi göstermek. ”Çocuklar Nasreddin Hoca`nın etrafında dört dönmeye başladılar.”
Etrafında Pervane Olmak:
1- İstediğini elde etmek amacıyla bir kimsenin, bir şeyin yanından ayrılmamak, ona aşırı ilgi göstermek, onu memnun etmeye çalışmak. "Çocuklar Nasreddin Hoca'nın etrafında pervane olmaya başladılar." 2- Korumak amacıyla bir kimsenin yanından ayrılmamak. "Ailenin ilk çocuklarıydı ne de olsa, etrafında pervane oluyorlardı."
Etrafını Almak:
Birinin veya bir şeyin çevresinde toplanmak, ortaya almak, kuşatmak. "Öğretmenin etrafını aldık."
Etrafını Sarmak:
Birinin veya bir şeyin çevresinde toplanmak, ortaya almak, kuşatmak. "Öğretmenin etrafını sardık."
Etten Duvar Örmek:
Korumak amacıyla çevresinde kalabalık insan birikmek. "Yüzlerce koruması her yerde etrafında etten duvar örüyor."
Ettiği Hayır Ürküttüğü Kurbağaya Değmemek:
Sağladığı fayda verdiği zarara değmemek. "Camiyi boyadılar fakat ustanın ettiği hayır ürküttüğü kurbağaya değmedi."
Ettiği Hayır, Ürküttüğü Kurbağaya Değmemek:
Bir işle sağlanan yarar, o işin yol açtığı zararı karşılamamak.
Ettiği İle Kalmak:
Yapmak istediği kötülük başarıya ulaşamayınca, bu davranışının utancı ve üzüntüsü içinde kalmak. "Bırakın, ettiği ile kalsın."
Ettiği Kâr, Ürküttüğü Kurbağaya Yetmemek.:
Bir işle sağlanan yarar, o işin yol açtığı zararı karşılamamak.
Ettiği Yanına Kalmak:
Kendisinden öç alınmamak, yaptığı kötülük sert karşılık görmemek, cezasız kalmak. "Adamın ettiği yanına kaldı, nasıl adalet bu?"
Ettiği Yanına Kalmamak:
Yaptığı kötülük karşılıksız kalmamak, cezasını çekmek. "Ettiği yanına kalmadı, onu da işten atmışlar."
Ettiği Yanına Kâr Kalmak:
Kendisinden öç alınmamak, yaptığı kötülük sert karşılık görmemek, cezasız kalmak. "Adamın ettiği yanına kâr kaldı, nasıl adalet bu?"
Ettiği Yanına Kâr Kalmamak:
Yaptığı kötülük karşılıksız kalmamak, cezasını çekmek. "Ettiği yanına kâr kalmadı, onu da işten atmışlar."
Ettiğini Bulmak:
Yaptığı bir kötülüğün cezasını görmek.
Ettiğini Çekmek:
Bir kimseye yaptığı kötülüğün karşılığı olarak başına kötü bir iş gelmek. "Ona neden acıyayım ki, ettiğini çekti sonunda."
Ettiğini Yanına Bırakmamak:
Kendisine karşı yapılan kötü davranışa karşılık vermek. "Ettiğini yanına bırakmam, gidip şikayet edeceğim."
Ettiğiyle Kalmak:
1- Yapmak istediği kötülüğü başarıya ulaştıramayan kimse, başarısızlığın üzüntüsü ve utancı içinde kalmak. 2- Yapmak istenilen kötülük amacına ulaşamamak.
Ettikleri Yanına Kalmak:
Kendisinden öç alınmamak, yaptığı kötülük sert karşılık görmemek, cezasız kalmak. "Adamın ettikleri yanına kaldı, nasıl adalet bu?"
Ettikleri Yanına Kalmamak:
Yaptığı kötülük karşılıksız kalmamak, cezasını çekmek. "Ettikleri yanına kalmadı, onu da işten atmışlar."
Ettikleri Yanına Kâr Kalmak:
Kendisinden öç alınmamak, yaptığı kötülük sert karşılık görmemek, cezasız kalmak. "Adamın ettikleri yanına kâr kaldı, nasıl adalet bu?"
Ettikleri Yanına Kâr Kalmamak:
Yaptığı kötülük karşılıksız kalmamak, cezasını çekmek. "Ettikleri yanına kâr kalmadı, onu da işten atmışlar."
Etüt Etmek:
Bir meseleyi incelemek.
Ev Açmak:
Ayrı bir eve çıkmak, yerleşmek. ”Evlendikleri günün ertesinde ev açmaya karar verdiler.”
Ev Alma, Komşu Al:
Ev alırken komşuların durumuna da önem ver.
Ev Altı:
Eski evlerde ambar, ahır olarak kullanılan zemin katı.
Ev Bark:
Ev ve çoluk çocuk.
Ev Bark Yıkmak:
Karı kocayı birbirinden ayırmak. "Ev bark yıkmaya çalışma, başın belaya girer."
Ev İşletmek:
Genelev sahibi olmak. "Gizli ev işletmeye çalışınca gözaltına alındı."
Ev Kadını:
1- Ev işlerini çok iyi beceren kadın. "Bu işi ancak ev kadını yapabilir." 2- Bir işte çalışmayıp evinin işleriyle uğraşan kadın. "Annem ev kadınıdır."
Ev Yıkmak:
1-Karı kocayı birbirinden ayırmak. 2- Bir ailenin geçim kaynağını yok etmek.
Evci Çıkmak:
Tatil günlerinde okul, kışla vb.nden eve gelmek. "Evci çıkınca, büyük bir heyecanla eve ulaşmaya çalışırdık."
Evcilik Oynamak:
1- Çocukların oyuncaklar ve ev eşyaları ile ev işlerini taklit ederek oyun oynamaları. "Kardeş çocukları bir araya geldiklerinde hemen evcilik oynamaya başlar." 2- Yakın komşu olan büyüklerin pek gerekli olmadığı halde sık sık birbirlerine gidip gelmeleri. "Bu ay evcilik oynamayı bırakmak zorunda kalacağız."
Evde Kalmak:
Yaşı ilerleyen kızın evlenememesi. ”Evde kalmak korkusu zavallı kızı yiyip bitiriyordu.”
Evdeki Hesabın Çarşıya Uymaması:
Önceden tasarlanan bir işin umulduğu gibi sonuçlanmaması, düşünüldüğü gibi olmaması. "O kadar uğraştık ama evdeki hesap çarşıya uymadı, bu paraya istediğimiz gibi bir ev bulamadık."
Evdeki Hesap Çarşıya Uymamak:
Önceden tasarlanan, düşünülen bir iş umulduğu gibi gitmemek, başka bir yönde gelişmek. ”O kadar uğraştık ama evdeki hesap çarşıya uymadı, bu paraya istediğimiz gibi bir ev bulamadık.”
Evdeki Pazar Çarşıya Uymamak:
Önceden tasarlanan bir iş planlandığı gibi gitmemek, farklı bir yönde ilerlemek. "O kadar uğraştık ama evdeki pazar çarşıya uymadı, bu paraya istediğimiz gibi bir ev bulamadık."
Evelallah:
1- Kesinlikle, elbette. "Evelallah bu işi de yarın çözeriz." 2- Allah'a güvenerek. "Evelallah bu hastalığı da atlatacaksın."
Evelemek Gevelemek:
Bir şeyi açık biçimde konuşmamak. "Eveleyip geveleme de ne söyleyeceksen söyle."
Eveleyip Gevelemek:
Bir şey anlaşılmayacak biçimde dolambaçlı konuşmak. "Eveleyip gevelemeyi bırak da, çantamı nereye sakladınız söyle."
Evet Efendimci:
Özel bir düşüncesi olmadığından veya hoş görünmek için, karşısındakinin her söylediğine "doğru, evet efendim" demeyi huy edinmiş olan kişi.
Evi Sırtında:
Evi yurdu olmayıp nerede akşam orada sabah hayatı yaşayan kimse.
Evin Bağlamak:
Ürün tanelenmek, tane bağlamak, olgunlaşmak. "Buğdaylar evin bağlamaya başladı."
Evinde Elek Dönmemek:
Çok fakir olmak.
Evindeki Elek Dönmemek:
Çok fakir olmak.
Evini Yıkıp Yüzünü Ağartmak:
Hali vakti yerinde olmayan kişilerin önemli giderlere katlanarak konuk ağırlaması.
Evire Çevire:
İstediği gibi, iyice. "Delikanlıyı evire çevire dövdü."
Evirip Çevirmek:
1- İyice görmek, incelemek, kontrol etmek için her yanını döndürmek. "Tabloları evirip çevirmeyi bırak, alacaksan al!" 2- Bir durumu istediği biçime sokmak için çeşitli yollara başvurmak. "Evirip çevirdi, tüm eşyaları bagaja yerleştirdi."
Evlât Acısı Gibi İçine Çökmek:
Kaybettiği bir şey için çok üzülmek. ”Bahçeye diktiği güllerinin dipten sökülüp atılması evlât acısı gibi içine çökmüştü.”
Evlat Acısı Gibi Koymak:
1- Bir şeyin çok pahalı olduğunu sonradan anlayıp üzülmek. 2- Bir şeye sonradan çok üzülmek.
Evlat Edinmek:
Başkalarının çocuğunu kendi çocuğu gibi sahiplenmek. "Çocukları olmayınca onu evlat edindiler."
Evlerden Irak:
Ölüm veya kötü bir durumdan söz edilirken dinleyenlerin aynı durumla karşılaşmamalarını dilemek için söylenen bir söz. "Evlerden ırak olsun, çok kötü bir hastalığa yakalanmış."
Evlerden Uzak:
Ölüm veya kötü bir durumdan söz edilirken dinleyenlerin aynı durumla karşılaşmamalarını dilemek için söylenen bir söz. "Evlerden uzak olsun, çok kötü bir hastalığa yakalanmış."
Evlere Şenlik:
Beğenilmeyen bir iş, bir tutum, bir davranış karşısında kullanılan bir alay sözü. "Bir ödev hazırlamış, evlere şenlik."
Evli Barklı:
Evlenmiş, evi olan kimseler için söylenir. "Evli barklı bir adam olmuşsun."
Evli Evinde, Köylü Köyünde:
Herkes kendi yerinde yurdunda. "Bu havada evli evinde, köylü köyünde olmalı."
Evli Evine, Köylü Köyüne:
Artık dağılalım; herkes evine, işine gitsin, anlamında söylenir. "Bu kadar oyun yeter; bu saatten sonra evli evine, köylü köyüne."
Evliya Gibi:
1- Uysal kimse. "Evliya gibi insan, neyini beğenmiyorsun ki." 2- İyi ahlaklı (kimse). "Evliya gibi adam, ondan iyisini mi bulacaksın."
Evrat Çekmek:
Okunması âdet olan duaları ve Kur'an ayetlerini sürekli tekrarlamak. "Odama evrat çekmeye gidiyorum."
Evvel Allah:
Allah'ın yardımıyla, anlamında söylenir. "Evvel Allah bu işi de tamamlarız."
Evvel Ar İdi, Şimdi Kâr Oldu:
Bir zaman önce ayıp sayılan bir davranıştı; şimdi herkesin davranışı bu oldu.
Evvel Emirde:
İlk önce, her şeyden önce.
Evvel Ve Ahır:
Başta da sonda da, eninde sonunda.
Evvel Zaman İçinde, Kalbur Saman İçinde:
"Çok zaman önce." anlamında bir tekerleme. "Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde ormanlar içinde yaşayan tek gözlü bir dev varmış."
Evvela Can, Sonra Canan:
İnsan için önce kendisi, sonra başkaları önemlidir.
Evvelallah:
1- Kesinlikle, elbette. "Evvelallah bu işi de yarın çözeriz." 2- Allah'a güvenerek. "Evvelallah bu hastalığı da atlatacaksın."
Eyer Boşaltmak:
1- Cirit oyununda hedef olmaktan kurtulmak için eyer üzerinde sağa sola eğilmek. 2- Saldırıları boşa çıkaracak önlemler almak.
Eyer Kapamak:
Eyeri atın sırtına koyup bağlamak. "Sen eyeri kapa, ben geliyorum."
Eyer Kapatmak:
Eyeri atın sırtına koyup bağlamak. "Sen eyeri kapat, ben geliyorum."
Eyer Vurmak:
Hayvanın sırtına eyer koyup bağlamak. "Ata eyer vurup bindi."
Eyere De Gelir Semere De:
Her işe uyar, her işe yarar, ince işler için de kaba işler için de kullanılabilir.
Eyeri Boş Kalmak:
Atın binicisi ölmek.
Eylem Koymak:
Eylemde bulunmak.
Eylemde Bulunmak:
Toplu halde hareket etmek. "Sakın yanlış bir eylemde bulunmayın."
Eyleme Geçmek:
Tasarlanan bir işi uygulamaya başlamak. "Sabah erkenden eyleme geçmeyi planlıyoruz."
Eytamı Şüheda:
Şehit olanların arkada bıraktığı yetimler.
Eyüp Sabrı:
Peygamberlerden Hz. Eyyub` un başına gelen hastalığa sabredip, bundan dolayı şikâyet etmemesi; güçlük ve üzüntülere, hastalığa karşı sabretmesinden hareketle, en ağır ve sürekli üzüntülerden bile yakınmayanın büyük ve uzun sabrını anlatmak için kullanılır.
Eyvallah Demek:
1- Razı olmak, kabul etmek. 2- Ayrılırken “Allah`a ısmarladık” anlamında kullanılır.
Eyvallah Etmemek:
Minnet altına girip boyun eğmemek. ”Aç kaldı, susuz kaldı ama kimseye eyvallah etmedi.”
Eyvallahı Olmamak:
Kimseye gönül borcu, minneti olmamak. "Bu saatten sonra kimseye eyvallahımız olmaz."
Eyyam Ağası:
Değişen şartlara göre hareket eden, her fırsatta büyüklere yaranan ve dalkavukluk eden kimse, eyyam efendisi, eyyam reisi. "Artık adam ol, eyyam ağası gibi davranmayı bırak."
Eyyam Efendisi:
Değişen şartlara göre hareket eden, her fırsatta büyüklere yaranan ve dalkavukluk eden kimse, eyyam ağası, eyyam reisi. "Artık adam ol, eyyam efendisi gibi davranmayı bırak."
Eyyam Görmek:
İyi günler geçirmek, mutlu zamanlar yaşamak. "Biz buralarda çok eyyam gördük."