D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Dükkânı Geç Açmak:

Geç evlenmek.

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Eyyam Görmüş:  

İyi günler görmüş, mutlu zamanlar yaşamış.

Eyyam Ola:  

1- "Havanın iyi olmasını dilerim." anlamında kullanılan bir söz. 2- Gün ola, günün birinde, günü gelince.

Eyyam Reisi:  

Değişen şartlara göre hareket eden, her fırsatta büyüklere yaranan ve dalkavukluk eden kimse, eyyam efendisi, eyyam ağası. "Artık adam ol, eyyam reisi gibi davranmayı bırak."

Eyyam Sürmek:  

İyi günler geçirmek, mutlu zamanlar yaşamak. "Biz buralarda çok eyyam sürdük."

Ez de Suyunu İç:  

Değersiz, yararsız şeyler için kullanılan bir söz.

Ez Ez de Suyunu İç:  

Hiç yararı olmayan bir işi tenkit etmek için kullanılır.

Ezber Bozmak:  

Birinin sahip olduğu düşüncenin yanlış olduğunu göstermek. "Ezber bozan bir açıklama yaptı."

Ezber Etmek:  

Ezberleyerek akılda tutmak. "Şiiri ezber etmeye çalışıyorum."

Ezber Okumak:  

Bir metni veya sözü herhangi bir yere bakmadan bellekte kalan biçimiyle söylemek.

Ezberden Okumak:  

Daha önceden belleğine aldığı için herhangi bir yere bakmadan söylemek. "Sana şiirimi ezberden okuyayım mı?"

Ezberden Yapmak:  

Bir yere bakmadan bellekte kalan biçimiyle yapmak. "Şimdi sana ezberden bir rol yapmak istiyorum."

Ezbere Almak:  

Dikkat etmeden satın almak. "Bu kahve makinesini ezbere aldık, kablosu kırık çıktı."

Ezbere Anlatmak:  

Okunan bir şeyi olduğu gibi, bozmadan anlatmak. "Sayısalcı olduğum için ezbere anlatmayı hiç sevmem."

Ezbere Bilmek:  

1- Bir yerin her yanını iyice bilmek. "Ömrüm burada geçti, Bursa'yı ezbere bilirim." 2- Bir şeyin bütün niteliklerini çok iyi öğrenmiş olmak. "Ben bu tramvayı ezbere bilirim."

Ezbere İş Görmek:  

İncelemeden, özenmeden, gerekli olan bilgiyi almadan, gelişi güzel iş yapmak. ”Ben sana ezbere iş görme demedim mi?”

Ezbere Konuşmak:  

Bilmeden, aslını arayıp sormadan konuşmak. "Ezbere konuşma, aslını öğren de gel."

Ezbere Yapmak:  

1- Bir yere bakmadan bellekte kalan biçimiyle yapmak, ezberden yapmak. "Şimdi sana ezbere bir rol yapmak istiyorum." 2- Model veya doğa karşısında durmayarak fikirden tasavvur ve tahayyül suretiyle resim yapmak. "Ezbere yaptığım tabloları göstermek istiyorum."

Ezberinde Olmak:  

Aklında tutmuş olmak. "İstiklal Marşının tüm kıtaları ezberimde olduğu için okuyabilirim."

Ezelden Beri:  

Çok eskiden beri. "Ezelden beri bu kasabada yaşarız."

Ezik Büzük:  

Ezilmiş ve büzülmüş.

Eziklik Duymak:  

Kendini mahcup hissetmek. "Kıyafetlerimden dolayı bir eziklik duydum."

Ezilip Büzülmek:  

Güç bir duruma düştüğünü, utandığını, sıkıldığını davranışlarıyla belli etmek. ”Hiçbir insanın karşımda ezilip büzülmesine tahammülüm yoktur.”

Ezilmeden Yenilmek:  

Başa baş bir karşılaşma çıkararak az farkla yenilmek. "Her iki takım da iyi mücadele etti, mağlup takım ezilmeden yenildi."

Ezip Büzmek:  

Ezip parçalayarak tamamen değiştirerek kullanılmaz veya anlaşılmaz duruma getirmek. "Sen kitap okuyup, kelime öğrenmezsen, ezip büzmeye devam edersin."

Eziyet Çekmek:  

Sıkıntı ve zorluk çekmek. "Onun yüzünden çok eziyet çekmişti."

Eziyet Etmek:  

Sıkıntı vermek, canını yakmak. "Niçin bu çocuklara eziyet ediyorsunuz?"

Eziyet Vermek:  

Zahmet çektirmek. "Bu sıcak havalar bize çok eziyet veriyor."

Faal Adam:  

Çalışkan, kıpırdak, canlı adam.

Faaliyet Göstermek:  

1- Çalışmak. "Destek hizmetlerimiz; haftanın yedi günü, yirmi saat faaliyet gösteriyor." 2- İşler durumda olmak, etkinlik göstermek, hizmet sunmak. "Spor kulübümüz; basketbol, futbol, atletizm ve voleybol branşlarında faaliyet gösteriyor."

Faaliyete Geçmek:  

1- Çalışmaya başlamak, çalışır duruma geçmek, işlemeye başlamak. "Şirket, altı ay önce faaliyete geçti" 2- İşler duruma gelmek, etkin duruma gelmek. "Muhalifler, partiyi ele geçirmek için faaliyete geçmişti."

Faaliyette Bulunmak:  

Çalışma içine girmek. "Sendikalar siyasi amaç güdemezler, siyasi faaliyette bulunamazlar.- Anayasa."

Faaliyetten Alıkoymak:  

Çalışması durdurulmak, çalışmadan alıkonulmak. "Zabıta ekipleri, lokantayı faaliyetten alıkoymaya çalışıyordu."

Faça Açmak:  

(it.t.) (arg.) Kesici bir şeyle birini yüzünden yaralamak.

Faça Etmek:  

Serenleri başa veya geriye doğru çevirerek yelkenleri sarmak. "Bir defasında yelkenleri faça edip, durmak zorunda kalmıştık."

Faça Façaya:  

(it.) Yüz yüze, karşı karşıya.

Façası Olmak:  

Havalı, gösterişli olmak. "Çok para vermişsin, ama façası var."

Façası Ortaya Çıkmak:  

Bir sebepten dolayı sakladığı düşünceleri, gerçek yüzü ortaya çıkmak. "Façasının ortaya çıkması çok uzun sürmedi."

Façasını Al Aşağı Etmek:  

Birini mahcup etmek, bir kimseyi beklemediği bir davranış karşısında bırakarak veya sözünü yalana çıkararak küçük düşürmek. "Biri sorun ederse, söyle façasını al aşağı edelim."

Façasını Almak:  

Birini mahcup etmek, bir kimseyi beklemediği bir davranış karşısında bırakarak veya sözünü yalana çıkararak küçük düşürmek. "Biri sorun ederse, söyle façasını alalım."

Façasını Bozmak:  

Birini mahcup etmek, bir kimseyi beklemediği bir davranış karşısında bırakarak veya sözünü yalana çıkararak küçük düşürmek. "Biri sorun ederse, söyle façasını bozalım."

Façasını İndirmek:  

Birini mahcup etmek, bir kimseyi beklemediği bir davranış karşısında bırakarak veya sözünü yalana çıkararak küçük düşürmek. "Biri sorun ederse, söyle façasını indirelim."

Façuna Etmek:  

Sürtünme veya hava olaylarından korumak amacıyla halatı ince iple sarmak. "Halat çımasını katranlı branda ile façuna ettik."

Fahiş Faize Batakçı Müşteri:  

Benzer kişilikteki insanlar birbirini kolay bulur manasında. "Fahiş faize batakçı müşteri misali, birbirinizi bulmuşsunuz yine."

Fahiş Fiyat:  

Olduğundan fazla, aşırı fiyat.

Faize Vermek:  

Parasını faizle çoğaltmak için bankaya para yatırmak. "Tüm parasını, faize vermeyi düşünüyormuş."

Faize Yatırmak:  

Parasını faizle çoğaltmak için bankaya para yatırmak. "Tüm parasını, faize yatırmayı düşünüyormuş."

Faka Basmak:  

1- Güç duruma düşmek. "Beni nasıl faka bastırdılar anlayamadım bir türlü!" 2- Tuzağa düşmek, aldatılmak. "Kendine çok güveniyordun, ama sen de faka bastın."

Fakir Düşmek:  

Yoksullaşmak. "Bankaya borçları yüzünden, fakir düşmüşlerdi." "Fakir düşmemek için, tüm aile çalışıyordu."

Fakir Tavuğu Tek Tek Yumurtlar:  

"Destekçisi olmayan, dayanağı olmayan kimsenin işleri yavaş yürür." anlamında kullanılan bir söz. "İki yıldır ancak borç ödeyebiliyoruz, fakir tavuğu tek tek yumurtlar misali."

Fakirlik Ayıp Değil, Tembellik Ayıp:  

"Yoksulluk utanılacak bir şey değildir, çalışmamak en büyük ayıptır" anlamında kullanılan bir söz. "Fakirlik ayıp değil, tembellik ayıp; sağlığın sıhhatin yerinde, bir iş bulup çalışsana."

Fakru Zaruret:  

Fakirlik ve yoksulluk.

Fal Açmak:  

Bakla, su, iskambil vb. ne bakarak gelecekte olacak şeyleri anlamaya çalışmak. "Fal açtırmış, yakınında bir düşman var filan demişler."

Fal Bakmak:  

Bakla, su, iskambil vb. ne bakarak gelecekte olacak şeyleri anlamaya çalışmak. "Fal baktırmış, yakınında bir düşman var filan demişler."

Fal Taşı Gibi:  

İri, büyük. "Piyangodan ikramiye çıktığını görünce, gözleri fal taşı gibi açıldı."

Fala Bakmak:  

Bakla, su, iskambil vb. ne bakarak gelecekte olacak şeyleri anlamaya çalışmak. "Fala baktırmış, yakınında bir düşman var filan demişler."

Falakaya Çekmek:  

Falakaya bağlayarak dövmek. "Böyle nankör evlatları ibret için, sabah akşam falakaya çekeceksin."

Falakaya Vermek:  

Falakaya bağlayarak dövmek. "Böyle nankör evlatları ibret için, sabah akşam falakaya vereceksin."

Falakaya Vurmak:  

Falakaya bağlayarak dövmek. "Böyle nankör evlatları ibret için, sabah akşam falakaya vuracaksın."

Falakaya Yatırmak:  

Falakaya bağlayarak dövmek. "Böyle nankör evlatları ibret için, sabah akşam falakaya yatıracaksın."

Falan Feşmekan:  

Önem, değer verilmeyen, hafifsenen şeyler için kullanılır. "Unutmamış ama, konuğu gelmiş da falan feşmekan, sokağa çıkamamış."

Falan Filan:  

Önem verilmeyen şeyler için kullanılır. "Bana kâğıt, kalem, silgi, falan filan gerekiyor."

Falcı Değilim Ya:  

Ben olacağı bilemem anlamında. "Adamın dolandırıcı olabileceğini nerden bileyim, falcı değilim ya!"

Falso Çıkmak:  

Bozuk olmak. "Çok güvendiği adamlar, falso çıkınca ortada kaldı." "O kadar para verdik, dilerim aldığımız ürünler falso çıkmaz."

Falso Vermek:  

1- Bozulmaya yüz tutmak. "Yeni nesil falso vermesin diye, eğitime önem vermek lazım." 2- Açık vermek. "Bir falso vermeyelim, yoksa sürprizimiz ortaya çıkar."

Falso Yapmak:  

Yanlış davranışta bulunmak. "Sakın falso yapma! Daha bu kapıdan içeri de giremezsin."

Faraş Gibi:  

Normalinden fazla açılan ağız. "Ne kadar obur çocuk, bir şey yedirirken ağzı hep faraş gibi."

Faraş Kadar:  

Normalinden fazla açılan ağız. "Ne kadar obur çocuk, bir şey yedirirken ağzı hep faraş gibi."

Fare Çıktığı Deliği Bilir:  

"Bir kabahate, suça veya gizli işe kalkışan kişi, yakalanacağını anladığında nereye sığınacağını bilir." anlamında kullanılan bir söz. "O adam yolsuzluklarını örtmesini bilir, fare çıktığı deliği bilirmiş ne de olsa."

Fare Deliğe Sığmamış, Bir de Kıçına Kabak Bağlamış:  

1- "Yapamayacağı kadar ağır bir işi varken başka bir iş daha yüklenmiş” anlamında kullanılan bir söz. "Fare deliğe sığmamış, bir de kıçına kabak bağlamış hesabı, hendi ödevini yapmamış, kardeşinin ödeviyle uğraşıyor." 2- "Kendisi sığıntı durumundayken yanına bir kişi daha almış” anlamında kullanılan bir söz. "İki gün misafir ettik diye, kardeşini de alıp gelmiş. Fare deliğe sığmamış, bir de kıçına kabak bağlamış misali."

Fare Deliğe Sığmamış, Bir de Kuyruğuna Kabak Bağlamış:  

1- "Yapamayacağı kadar ağır bir işi varken başka bir iş daha yüklenmiş” anlamında kullanılan bir söz. "Fare deliğe sığmamış, bir de kuyruğuna kabak bağlamış hesabı, hendi ödevini yapmamış, kardeşinin ödeviyle uğraşıyor." 2- "Kendisi sığıntı durumundayken yanına bir kişi daha almış” anlamında kullanılan bir söz. "İki gün misafir ettik diye, kardeşini de alıp gelmiş. Fare deliğe sığmamış, bir de kuyruğuna kabak bağlamış misali."

Fare Deliği Bin Altın:  

"Herkesin kaçıp saklanacak bir yer aradığı durumlarda, saklanılacak bir yer bulmak çok güçtür ve o yer çok değerlidir." anlamında kullanılan bir söz. "Şu günlerde bazı iş adamları için, fare deliği bin altın."

Fare Düşse Başı Yarılır:  

Bir yerin boş ve yoksulluk içinde bulunduğunu anlatan bir söz. "Buzdolabını açayım deme, fare düşse başı yarılır." , "Evine fare düşse başı yarılır, o hala keyif peşinde."

Fareler Cirit Atmak:  

Söz konusu yerde kimseler olmamak. "Eskiden çok güzeldi köyler, şimdi köy sokaklarında fareler cirit atıyor."

Fareler Cirit Oynamak:  

Bir yer ıssız olmak, kimseler bulunmamak. ”Koca köyde fareler cirit atıyordu.”

Farfara:  

1- Çok konuşan. "Ne kadar farfara bir kaynanan var." 2- Ağzı kalabalık. "Bu arkadaşların çok farfara." 3- Yüksek sesle konuşan. "Farfaralık yapma, çocuk uyuyor." 4- Çok övünen. "Çok farfaralık etme, seni ne olduğunu biz biliyoruz."

Fariğ Olmak:  

Vazgeçmek, çekilmek, el çekmek. "Bu satış ihalesinden fariğ olmak zorundayız."

Fark Atmak:  

İleri gitmek, çok üstün gelmek. "Yüksek lisans yapmış biri, her konuda fark atar sana."

Fark Edilmek:  

1- Seçilip ayırt edilmek. "Karıştıracağını sanmıyorum, renklerinden fark ediliyor." 2- Anlaşılmak. "Onun sesi olmadığı fark ediliyor." 3- Sezilmek. "Sana karşı davranışı fark ediliyor."

Fark Etmek:  

1- Anlamak, sezmek. "Öykü kitaplarını daha çok sevdiğini fark ettim." 2- Bir şey, eskisinden farklı duruma gelmek, değişmek, başkalaşmak. "Gübre verdikten sonra bu çiçekler çok fark etti."

Fark Etmez:  

"Önemi yok, etkisi olmaz, değişmez." anlamında kullanılan bir söz. "Benim için fark etmez, ne olursa içerim."

Fark Gözetmek:  

Ayrı tutmak. "Fark gözetmeksizin, salondaki herkese ikramlar yapıldı."

Fark Olunmak:  

1- Seçilip ayırt edilmek. "Renklerinde fark olduğu için karıştırmıyorum." 2- Anlaşılmak. "Seslerinde fark olduğundan karıştırmıyorum." 3- Sezilmek. "Bana karşı davranışında fark oluyor."

Fark Yapmak:  

Üstünlük sağlamak. "İlk maçta fark yapmışlardı."

Farkına Varılmak:  

Anlaşılmak, sezilmek, fark edilmek. "Bu oyuncunun yeteneklerinin farkına varılması gerek." "Bugüne kadar bu arazilerin verimliliğinin farkına varılmamış olması ilginç."

Farkına Varmak:  

Gözüne çarpmak, orada bulunduğunu anlamak, fark etmek. ”O kalabalıkta senin farkına varacaklarını sanmıyorum.”

Farkında Olmak:  

1- Bir şeyin varlığını anlamak, sezmek. "Konunun önemli noktaları bunlar, herkes farkında olsun." 2- Birinin ne yaptığını görmek. "Farkında olmadan her şeyini alıp gitmiş."

Farkında Olmamak:  

1- Bir şeyin varlığını fark edememek, anlayamamak, sezememek. "Sen hiçbir zaman benim üzüntümün farkında olmadın ki abla." 2- Birinin ne yaptığını görememek. "Kimsenin farkında olmadan her şeyini alıp gitmiş."

Farklı Olmak:  

Özellikleri bakımından kıyaslandığı şeylere göre farkı bulunmak, değişiklik göstermek. "Bu ayakkabılar farklı olduğu için çok seviyorum."

Fart Furt Etmek:  

Anlamsız, boş sözlerle böbürlenmek, farta furta etmek. "Fart furt etmeyi bırak, işinin başına git."

Farta Furta Etmek:  

Anlamsız, boş sözlerle böbürlenmek, fart furt etmek. "Farta furta etmeyi bırak, işinin başına git."

Fartası Furtası Olmamak:  

Patavatsız olmak, sağı solu belli olmamak. "Toplum içinde, fartası furtası olmaz."

Farz 0lmak:  

Yapılması kaçınılmaz olmak. "Kendisine yardımcı olmamız farz oldu."

Farz Et Ki:  

Tut ki, kabul et ki, varsay ki anlammda.

Farz Etmek:  

Varsaymak. "Farz et ki ben buraya hiç gelmedim."

Farz Olunmak:  

Varsayılmak. "Buraya gelmeyeceği farz olunduğu için, hazırlıksız yakalandık."

Farzı Muhal:  

1- Olmayacak, gerçekleşmeyecek bir şeyi olacakmış, gerçekleşecekmiş gibi düşünerek, sayarak. "Farzımuhal sen belediye başkanı olsan ne yaparsın?" 2- Tutalım ki, sayalım ki, varsayalım ki. "Farzımuhal ben senin kardeşin değilim, nasıl konuşurdun?" Doğrusu farzımuhal şeklindedir, deyim değil zarftır.

Farzımuhal:  

1- Olmayacak, gerçekleşmeyecek bir şeyi olacakmış, gerçekleşecekmiş gibi düşünerek, sayarak. "Farzımuhal sen belediye başkanı olsan ne yaparsın?" 2- Tutalım ki, sayalım ki, varsayalım ki. "Farzımuhal ben senin kardeşin değilim, nasıl konuşurdun?"

Faş Etmek:  

Gizli şeyleri açığa vurmak, ortaya dökmek, dile vermek.

Fasıla Vermek:  

Ara vermek, kesmek. "Fasıla vermeden, üç saattir ödev yapıyor."

Fasit Daire:  

İçinden çıkılamayan zor hal.

WhatsApp