D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Çocuğu Süt Çalmak:

Bozuk süt, çocuğu hasta etmek.

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Ağrına Gitmek:  

Gücüne gitmek.

Ağrısı Tutmak:  

Bir kimsenin bir yerinde zaman zaman beliren ağrının tekrar ortaya çıkması. "Ağrısı tutunca bizimle gelmekten vazgeçti."

Ağrısız Başına Kaşbastı Bağlamak:  

"Kendine gereksiz yere iş çıkarmak" anlamında kullanılan bir söz. "Torunuma bakarım deyip, ağrısız başına kaşbastı bağladı."

Agu Bebek:  

Büyüdükleri halde kimi zaman bebekliğe özenen çocuklara ya da çocukça davranan kimselere alay yollu söylenir. "Hadi bakalım agu bebek iç sütünü."

Ağustos Böceği:  

Eş kanatlılardan, erkeği yazın karnının altındaki özel bir organdan kesik ve sürekli ses çıkaran bir böcek, orak böceği. "Ağustos böceği ile karınca masalını biliyor musun?"

Ağustos Şenliği:  

Ağustos ayında yapılan eğlence. "Bu yıl Ağustos şenliği düzenlenmeyecekmiş."

Ağza Alınmayacak:  

Söylenmesi ayıp, çirkin söz, küfür. "Uçağı kaçırınca görevlilere ağza alınmayacak sözlerle saldırdı."

Ağza Alınmaz:  

Söylenmesi ayıp, çirkin söz, küfür. "Uçağı kaçırınca görevlilere ağza alınmaz sözlerle saldırdı."

Ağza Almak:  

Anmak, sözünü etmek. "Onun adını ağza almak bile doğru değil."

Ağza Almamak:  

Sözünü etmemek. "Onu ağzına almamasının bir nedeni olmalıydı."

Ağza Düşmek:  

Dedikodu konusu olmak. "Eşiyle sık sık tartışınca, mahallede ağza düşmüşlerdi."

Ağza Kilit Vurmak:  

Hiç konuşmamak, kimseye bir şey anlatmamak, sır saklamak. "Ağzına kilit vur, bu olaydan kimseye bahsetme."

Ağza Konacak Bir Şey Olmamak:  

Yiyecek içecek bir şey kalmamış olmak.

Ağza Koyacak Bir Şey:  

Doyurucu olmasa bile yiyecek nesne.

Ağza Tat, Boğaza Feryat:  

Karın doyurmaya yetmeyen, miktarı pek az olan yiyecek. "Ağza tat, boğaza feryat bir yudum çikolatasını yedik çok şükür."

Ağza Tükürmek:  

Sıtmaya ateşli hastalıklara, ellerde çıkan ve siğil denen içi dolu kabarcıklara, çeşitli sebeplerle ruhî dengesini bozan kişilere nefes edilir; yani muayyen ayetlerle, içlerinde "şifa" kelimesi geçen "şifa ayetleri" (ki Kur'an'da şifa ayetlerinin sayısı altıdır) okunur, üflenir. Kağıda bazı ayetler, dualar, şekiller yazılır, çizilir, üçgen şeklinde bükülen bu kağıt, yedi kat muşambaya sarılıp, üstüne bir bez geçirilerek, bir kılıfa konulur. Dikilen ve muska (doğrusu nüsha) denen bu nesne hastanın boynuna takılır. Bazı kere de yazılı kağıt suya konur, üç gün suyu içilir, üçüncü günü durulup bükülerek bir yudum suyla yutulur. Eski dinlerden kalan ve bilhassa Keldanîlerden geçen bu inançlar ve adetler, İslam tarafından men edilmekle beraber, günümüzde dünyalık menfaat elde etmek üzere bazı cahillerce meslek edinilmiştir.

Ağzı Açık Ayran Budalası:  

Yeni gördüğü her şeye alık alık bakan, anlamsız bir hayranlıkla seyredip şaşıran. "Haydi yürü, ağzı açık ayran budalası gibi vitrine bakıp durma."

Ağzı Açık Ayran Delisi:  

Yeni gördüğü her şeye alık alık bakan, anlamsız bir hayranlıkla seyredip şaşıran.”Haydi yürü, ağzı açık ayran delisi gibi ne bakıp duruyorsun vitrine.”

Ağzı Açık Kalmak:  

Çok şaşırmak, şaşakalmak. "Hayvanat bahçesine girip hayvanları görünce, çocukların ağzı açık kaldı."

Ağzı Açılmamak:  

Hiçbir söz söylememek, ses çıkarmamak, sessiz kalmak. "Tüm ders boyunca ağzı açılmadı."

Ağzı Ağzına Kavuşmamak:  

Aşırı sevinç içinde olmak.

Ağzı Aşağı:  

Yüzü yere gelmek üzere, yüzüstü, yüzükoyun. "Toprağa ağzı aşağı uzandı."

Ağzı Bir Karış Açık Kalmak:  

Çok şaşırmak, şaşakalmak. “Onca seneden sonra sevdiği arkadaşını birden karşısından görünce ağzı açık kaldı.”

Ağzı Bozuk:  

Sürekli küfreden, sözleri küfür dolu olan. "Ağzı bozuk biri olduğundan kimse onunla konuşmazdı."

Ağzı Burnu Yerinde:  

Dış görünümü, fiziksel özellikleri güzel. "Evlenmesine neden karşı çıkıyorsunuz ki, ağzı burnu yerinde bir genç yani."

Ağzı Büyük:  

Yüksekten atarak kendini öven. "Ağzı büyük ama icraatları hep küçük."

Ağzı Çelikli:  

Çok sıcak yiyecek ve içeceği hiç sıcak değilmiş gibi yiyip içebilen.

Ağzı Çiriş Çanağına Dönmek:  

Ağzı kuruyup acılaşmak. "Ağzım çiriş çanağına döndü, bir bardak su ver de içelim."

Ağzı Değişmek:  

Başka türlü söylemek. "Bize başka anlattı, size başka anlatmış, neden ağzı değişti acaba."

Ağzı Dili Bağlanmak:  

Herhangi bir sebeple konuşamaz olmak. "Kocasıyla görüştükten sonra, kadının ağzı dili bağlanmış."

Ağzı Dili Kurumak:  

1- Susuz kalmak. "İki saattir yürüyoruz, ağzım dilim kurudu, biraz su ver de içelim." 2- Konuşamaz duruma gelmek. "Sahnede şarkılarını seslendirirken, ağzı dili kurudu, sesi kesildi."

Ağzı Dili Tutulmak:  

1- Konuşamamak. "Kazanın etkisiyle bir süre ağzı dili tutuldu." 2- Beklenmedik bir durum karşısında heyecanlanmak, hayranlık duymak. "Babasını görünce, ağzı dili tutuldu, tek kelime edemedi."

Ağzı Dili Varmamak:  

Bir sözü söylemeye, açıklamaya gönlü razı olmamak. "Sana git demeye ağzım dilim varır mı sanıyorsun?"

Ağzı Dili Yok:  

1- Oldukça sessiz, sakin, kendi hâlinde. 2- Konuşmayıp susan, derdini anlatmayan. "Telâşlanma sakın, ağzı dili yok o çocuğun, seni hiç üzmez."

Ağzı Dolu Dolu Konuşmak:  

Heyecanlı söz söylemek. "Ağzı dolu dolu konuşup, ailesini ne kadar sevdiğini dile getirdi."

Ağzı Gevşek:  

Sır saklamayan. "Ağzı gevşek biri olduğu için ona anlatmadım."

Ağzı Havada:  

Şaşkın. "Ne o ağzı havada bakıyordun, hiç kostüm giymiş birini görmedin mi?"

Ağzı İle Kuş Tutmak:  

Çok becerikli olmak, bir şeyde maharet göstermek. "Bu saatten sonra ağzı ile kuş tutsa da, ona güvenemem."

Ağzı İyi Laf Yapmak:  

1- Güzel, inandırıcı söz söyleme yeteneği olmak. "Politikacı mı olacaksın, ağzın iyi laf da yapmalı." 2- Kolay ve akıcı konuşma yeteneği olmak. "Ağzı iyi laf yapan bir öğretmeni dinlemek daha güzeldi."

Ağzı Kalabalık:  

Çok ve manasız, saçma sapan, tutarsız sözler söyleyen.”Ağzı kalabalık insanlara tahammül etmek çok güç bir iş.”

Ağzı Kara:  

1- Kara haber vermekten hoşlanan, şom ağızlı. 2- Bir yerde konuşulanı veya yapılanı duyup görmesi istenilmeyen kimse.

Ağzı Kenetli:  

Sır tutan, sır saklayan. "Güvenebileceğimiz, ağzı kenetli biri olduğunu düşünmüyorum."

Ağzı Kilitlenmek:  

Konuşamaz duruma gelmek. "Öyle korkuttular ki ağzı kilitlendi."

Ağzı Kilitli:  

1- Sır saklayan. "Güvenebileceğim, ağzı kilitli bir arkadaşım yok." 2- Oruç tutan (kimse), oruçlu. "Ağzı kilitli olduğu için yemeğe gelmez." 3- Dudakları beyazlı (at). "Ağzı kilitli bu atı çok severim."

Ağzı Köpürmek:  

Çok öfkelenmek. "Yere düşüp rezil olunca ağzı köpürdü."

Ağzı Koyun:  

Yüzü yere gelecek biçimde, yüzü koyun. "Yolun ortasına ağzı koyun düştü."

Ağzı Kulaklarına Varmak:  

Çok sevinmek, sevindiği her hâlinden belli olmak. “Takdirname eline verilince sevincinden ağzı kulaklarına vardı.”

Ağzı Kurusun:  

Felaket dileğinde bulunanlara karşı kullanılan bir kelime. "Kimsesiz çocuğa öyle konuşulur mu, ağzı kurusun terbiyesizin!"

Ağzı Laf Yapmak:  

Güzel, inandırıcı söz söyleme yeteneği olmak. ”Politikacı mı olacaksın, ağzın laf da yapmalı.”

Ağzı Olan Konuşuyor:  

"Konuyla ilgisi olmayan, bilir bilmez herkesin söyleyecek sözü var." anlamında kullanılan bir söz. "Yönetici yok şöyle yapacakmış, yok böyle yapacakmış. Ağzı olan konuşuyor işte."

Ağzı Öpülecek Adam:  

Ağzından güzel sözler çıkan adam.

Ağzı Oynamak:  

1- Bir şeyler yemek. "Ağzı oynatıyorsun, ne var ağzında?" 2- Konuşmak. "Ağzın oynasın biraz, neden susup duruyorsun?"

Ağzı Pek:  

Sır saklar "Ağzı sıkı" "Ona her sırrımı söylerim. Ağzı pek bir kızdır."

Ağzı Pis:  

Sövmeyi, küfür etmeyi huy edinmiş olan kimseler için söylenir. "Ağzı pis insan her toplumda dışlanır."

Ağzı Sıkı:  

Sır vermeyen, sır saklayan. "Bana doğum günü hediyesi almışlar, annemin ağzı sıkı olduğundan tek ipucu vermedi."

Ağzı Sıkı Olmak:  

Sır vermemek, sır saklamak. "Bana doğum günü hediyesi almışlar, annemin ağzı sıkı olduğundan tek ipucu vermedi."

Ağzı Sulanmak:  

İmrenmek. ”Karpuzları ağzını şapırdatarak yemeye başlayınca benim de ağzım sulandı.”

Ağzı Süt Kokmak:  

Çok genç, toy ve tecrübesiz olmak. ”Şu ağzı süt kokan mı yarışacak benimle.”

Ağzı Torba Değil ki Büzesin:  

Başkalarının konuşmalarına, dedikodularına mani olunamayacağını anlatan bir söz. "İnsanların ağzı torba değil ki büzesin, her şeyi söylerler."

Ağzı Var Dili Yok:  

1- Oldukça sessiz, sakin, kendi hâlinde. 2- Konuşmayıp susan, derdini anlatmayan. ”Telâşlanma sakın, ağzı var dili yok o çocuğun, seni hiç üzmez.”

Ağzı Varmamak:  

Söylemeye, açıklamaya gönlü elvermemek. "Ağzım varmıyor ama çocuğunun kulaklarını biraz çeksen diyorum."

Ağzı Yanmak:  

Bir şeyden zarar görmek. "Bu işten ağzı yandığı için bir daha denemeye kalkışmaz."

Ağzı Yukarı:  

Sırtı yere gelecek biçimde, sırtüstü. "Gitti güneşin alnına ağzı yukarı uzandı."

Ağzı Yukarıda:  

Satacağı nesneye yüksek fiyat istiyor.

Ağzı Yüzü Çarpılmak:  

Ağzına (veya ağzının içine) Bakmak:  

1- Ne diyeceğini beklemek. 2- Onun sözüne göre hareket etmek. ”İyi, yemek için de onun ağzına bak bari!”

Ağzına Abdestle Almak:  

Bir kişiyi saygı ve hürmetle anmak. "Doğru konuş! Dedemin adını ağzına abdestle al."

Ağzına Almak:  

1- Yemek, içmek. "Hasta olacağım diye, yıllardır dondurmayı ağzına almaz." 2- Söylemek. "İki yıldır onun adını ağzına almıyor." 3- Ağız içine sokmak. "Tahtaya birkaç çivi çakmış, birkaç tanesini de ağzına almıştı."

Ağzına Almamak:  

1- Bir şeyi yememek, içmemek. "Hasta olacağım diye, yıllardır dondurmayı ağzına almaz." 2- Dile getirmemek, bahsetmemek, söylememek. "İki yıldır onun adını ağzına almıyor." 3- Ağız içine sokmamak. "O küflü çiviyi sakın ağzına alma!"

Ağzına Bakakalmak:  

Sözlerine hayran olmak.

Ağzına Bakan Yokluk Görmez:  

Çok iyimser konuşur; olumlu sonuçlar alacağını ballandıra ballandıra anlatır.

Ağzına Bakmak:  

1- Konuşan bir kimseyi seve seve ve dikkatlice dinlemek. "Konuşması onları öyle sarmıştı ki, dedemin ağzına bakıyorlardı." 2- Birinin ne söyleyeceğini beklemek. "Kendisiyle ilgili güzel bir söz duymak için, sevdiğinin ağzına bakıyordu." 3- Birinin sözüne göre davranmak. "Tek kelime söyleyemedi, babasının ağzına bakıp duruyor."

Ağzına Baktırmak:  

Etkili, güzel konuşarak kendini zevk ile dinletmek, dinleyenleri kendisine hayran etmek. ”O, ağzına baktırmasını bilen ender hatiplerdendi.”

Ağzına Bir Kemik Atmak:  

Bir kimseye, bir konuda susması için az bir şey vermek. "Belli ki senin de ağzına bir kemik atmışlar."

Ağzına Bir Parmak Bal Çalmak:  

Amacına ulaşmak için birini tatlı sözlerle bir süre oyalamak, kandırmak; umut verip ikna ederek işini yaptırmak.”Öyle bir insan ki ağzına bir parmak bal çal, sonra her istediğini yaptır.”

Ağzına Bir Şey Koymamak:  

Hiçbir şey yememek. "Sabahtan beri ağzıma bir şey koymadım."

Ağzına Bir Zeytin Verip, Altına Tulum Tutmak:  

Yaptığı küçük iyiliklere karşılık büyük çıkar beklemek.

Ağzına Burnuna Bulaştırmak:  

Bir işi beceremeyip berbat etmek, bozmak. "Evi kendi boyamaya çalıştı, ağzına burnuna bulaştırıp bıraktı gitti."

Ağzına Diline Kira İstemek:  

Söylemesi gereken şeyi söylemekte nazlı davranmak. "Şiirini okumak için, ağzına diline kira istiyor galiba."

Ağzına Düşmek:  

Dedikodu konusu olmak. "Eşiyle sık sık tartışınca, mahallelinin ağzına düşmüşlerdi."

Ağzına Etmek:  

Yetkisi dışındaki işlere karıştığı için sert bir karşılık vererek onu cezalandırmak, yola getirmek, uslandırmak, yetki sınırını bildirmek, haddini bildirmek. "Ağzına edin şu sersemin de bir daha onun bunun malına el uzatmasın."

Ağzına Fermuar Çekmek:  

Birisini zorla susturmak. Bir kimseyi konuşmaması konusunda uyarmak. "Sen onun lafına kulak asma, ben şimdi onun ağzına fermuar çekerim."

Ağzına Geldiği Gibi:  

Enini sonunu düşünmeden. "Ağzıma geldiği gibi konuştum, kırılan olduysa özür dilerim."

Ağzına Geleni Söylemek:  

1- Nezaket dışına çıkarak ağır ve kırıcı sözler söylemek. "Adamın damarına bastın, ağzına geleni söylemekte haklıydı." 2- Gelişigüzel, saçma sapan ve düşüncesizce konuşmak (Ağzını açıp gözünü yummak). "Ağzına geleni söyleyip, bizi de rezil ediyorsun, konuşmalarına dikkat et."

Ağzına Gem Vurmak:  

Susturmak, söyletmemek (ağzına kilit takmak, vurmak). "Sen onun lafına kulak asma, ben şimdi onun ağzına gem vururum."

Ağzına Girmek:  

Dinlenirken konuşana doğru oldukça fazla yaklaşmak.”Çocuklar, masal anlatan dedenin, neredeyse ağzına gireceklerdi.”

Ağzına Kadar:  

Hiç boş yer kalmayacak biçimde. "Şişeyi ağzına kadar suyla doldurdum."

Ağzına Kilit Takmak:  

Hiç konuşmamak, kimseye bir şey anlatmamak, sır saklamak. "Ağzına kilit tak, bu olaydan kimseye bahsetme."

Ağzına Kilit Vurmak:  

Hiç konuşmamak, kimseye bir şey anlatmamak, sır saklamak. "Ağzına kilit vur, bu olaydan kimseye bahsetme."

Ağzına Kira İstemek:  

Konuşmaya, söz söylemeye nazlanmak, diline kira istemek. "Şiirini okumak için, ağzına kira istiyor galiba."

Ağzına Lâyık:  

Bir yiyeceğin tadı anlatılırken kullanılır, çok lezzetli yiyecek anlamında. ”Haydi durma, uzan, tam ağzına lâyık bir tatlı!”

Ağzına Sağlık:  

1- Bir sözü yerinde söyleyen kişilere söylenen bir beğenme sözü. "Ağzına sağlık Nermin Abla, ben de onu örnek gösteriyordum." 2- Yapılan konuşmanın beğenildiğini belirtmek için söylenen söz. "Ağzına sağlık Hocam, verdiğiniz bilgiler gerçekten çok önemliydi."

Ağzına Sakız Olmak:  

Dedikodularda konu olarak adı geçmek, dedikodusu yapılmak. "Bizi birlikte görürlerse, mahallelinin ağzına sakız oluruz."

Ağzına Salıncak Kurup, Sallana Sallana Sıçmak:  

Bir kişinin yüzüne karşı çok ağır hakaret etmek için söylenir. "Bak o iş olmasın; ağzına salıncak kurup, sallana sallana sıçmazsam ne olayım!"

Ağzına Şeytan İşemek:  

Dedikodu ve küfürle konuşmak. Sır tutamamak.

Ağzına Sıçmak:  

1- Birini çok kötü duruma sokmak. "O ortamda ağzına sıçtılar ama sen tek kelime etmedin." 2- Bir şeyi, bir işi işe yaramaz duruma getirmek, bozmak. "Hatır için iki gün emanet verdik, arabanın ağzına sıçmış"

Ağzına Sürmemek:  

Bir nedenle, herhangi bir yiyeceği veya içeceği hiç yememek veya içmemek. "Zararlı olduğuna inandığım için ağzıma sürmem."

Ağzına Süt Damlatmak:  

Bir kimsenin üzerine titremek, ona gözü gibi bakmak.

Ağzına Takılmak:  

Bir sözü konuşması sırasında bilinçsiz bir biçimde sürekli söylemek. "Ağzına takılmış bir saattir sen olsan bari deyip duruyor."

Ağzına Taş Almak:  

Söze karışmayıp susmak. "Ağzına taş almış gibi, bir saattir tek laf etmedin."

WhatsApp