Bir Deyim Öğrenelim!
Kadrini Anlamak:
Değerinin farkına varmak. "Gençliğinin kadrini yaşlandığında daha iyi anlarsın."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Adam Yokluğunda:
Yetenekli, işe yarar kimse bulunmadığı ya da az bulunduğu yerde ve zamanda. "Bu adam yokluğunda bir de işçi çıkarıyorsun."
Adama Benzemek:
1- Giyim kuşamıyla, davranışlarıyla insana yakışır bir biçim almak. "Sen bu aralar epey adama benzedin, böyle devam et bence." 2- Kötü durumda iken hoşa giden bir duruma gelmek, düzelmek. "Dikkatli yapınca, ödev adama benzemeye başladı."
Adama Benzetmek:
1- Giyim kuşamıyla, davranışlarıyla insana yakışır bir biçime sokmak. "Sen bu çocuğu bana bırak, ben onu bir ayda adama benzetirim." 2- Kötü durumda iken hoşa giden bir duruma getirmek, düzeltmek. "Yeni müdür, okul bahçesini adama benzetti."
Adama Dönmek:
Hoşa giden bir duruma gelmek, düzelmek. ”Kapılar, pencereler boyanınca ev adama döndü.”
Adama Günahını Vermez:
Diğer insanlara karşı, çok cimri, eli sıkı, hasis kimse. "Ondan bir şey istenmez, o adama günahını vermez."
Adamakıllı Dövmek:
İyice hırpalamak, aşırı dayak atmak. "Böyle insanları adamakıllı dövmek gerekiyor."
Adamdan Başka Her Şeye Benzemek:
İnsan gibi davranmamak.
Adamdan Gayrı Her Şeye Benzemek:
İnsan gibi davranmamak.
Adamdan Sayılmak:
Değeri olmadığı hâlde bir kimseye kıymet verilmek, saygı duyulmak.
Adamdan Saymak:
Değeri olmadığı hâlde bir kimseye kıymet vermek, saygı duymak. “Seni adamdan saydım diye mi naz yapıyorsun?”
Adamı Olmak:
1- Birinin emrinde olmak. 2- Bir işin ustası, uzmanı olmak.
Adamın İpi Elinde:
Birinin davranış ve hareketlerini bir başkası kontrol edebilir durumda.
Adamına Çatmak:
Yapılacak bir iş, güzel bir rastlantı sonucunda anlayana, uzmanına verilmiş olmak.
Adamına Düşmek:
Yapılacak bir iş, güzel bir rastlantı sonucunda anlayanına, uzmanına verilmiş olmak. "Birader epey terleyecek, çünkü tam adamına düştü."
Adamına Göre:
1- Kişiler arasında ayrıcalık gözeterek. "Müşterilerine adamına göre davranmaya başlayınca iflas etti." 2- Herkesin yeteneğine uygun olarak. "Adamına göre bizim şirkette herkese iş var."
Adamına Göre Davranmak:
1- Kişiler arasında ayrıcalık gözetmek. "Müşterilerine adamına göre davranmaya başlayınca iflas etti." 2- Herkesin yeteneğine uygun olacak şekilde hareket etmek. "Adamına göre davranmazsak, yanlış görevlendirme yapabiliriz."
Adamını Bulmak:
Bir işin ehlini bulmak.
Adamlık Bende Kalsın:
1- Bana yaptıracakları belli olan bu işi kendiliğimden yaparsam onurumu korumuş olurum, anlamında kullanırız. "Adamlık bende kalsın. Gidip ondan özür dileyeceğim." 2- Birinin bana yaptığı kötülüğe karşı ben ona iyilik yapayım, anlamında da söyleriz. "Varsın ödemeyi geciktirsin, ben işi bitiririm. Adamlık bende kalsın."
Adamlık Sende Kalsın:
1- Sana yaptıracakları belli olan bu işi kendiliğinden yaparsan onurunu korumuş olursun, anlamında kullanırız. "O senden büyük, adamlık sende kalsın, bir şey deme." 2- Birinin sana yaptığı kötülüğe karşı sen ona iyilik yap, anlamında da söyleriz. "Varsın ödemeyi geciktirsin, sen işini bitir. Adamlık sende kalsın."
Adan Zeye Kadar:
Bütünüyle, tamamıyla, baştan aşağı. "Bu odayı A'dan Z'ye kadar yeniden düzenleyeceğiz."
Adan Zye Kadar:
Bütünüyle, tamamıyla, baştan aşağı. "Bu odayı A'dan Z'ye kadar yeniden düzenleyeceğiz." "A'dan Z'ye kadar her yer silinecek." Deyimin doğru hali A'dan Z'ye kadar şeklindedir.
Adap Erkân:
Yol, yöntem. "Eğitim görüyorsun, biraz adap erkân öğren."
Adapte Etmek:
Uyarlamak. "Çocuğu okula adapte etmemiz çok zor oldu."
Adapte Olmak:
Uyum sağlamak, uymak. "Kısa sürede takıma adapte olmasını umuyoruz."
Adapte Olunmak:
Uyarlanmak. "Bu içeriğin Türkçeye adapte olunması gerekir."
Aday Göstermek:
Bir iş veya bir görev için birini aday olarak belirlemek, namzet göstermek. "Sınıf başkanı olarak erkekler Mert'i, kızlar Elif'i aday gösterdi."
Adayavrusu:
İki veya üç çifte kürekli küçük balıkçı teknesi. "Bir adayavrusu almak hep hayaliydi."
Adaylığını Koymak:
Bir iş veya göreve seçilmek için kendini ileri sürmek. "Belediye başkanlığına adaylığını koymakta geç bile kaldı."
Âdembaba Gibi:
Parasız pulsuz, perişan, zavallı. "Tüm parayı çaldırınca, İstanbul'da âdembaba gibi kalakaldım."
Âdembabaya Dönmek:
Malını mülkünü kaybetmek. "Kumara başlayınca altı ayda âdembabaya dönmüş."
Ademi Merkeziyet Usulü:
Merkezdeki iktidarın işlerini bozmamak koşulu ile yöre idarelerine geniş bir özerklik (muhtariyet) sağlama usulü. "Osmanlı devrinin başlangıcında ademi merkeziyet usulü vardı, derebeylik mevcuttu."
Âdet Edinmek:
Bir şeyi alışkanlık ve huy durumuna getirmek. "Akşam yemeğinden sonra bir fincan kahve içmeyi âdet edinmişti."
Âdet Etmek:
Bir şeyi alışkanlık ve huy durumuna getirmek. "Akşam yemeğinden sonra bir fincan kahve içmeyi âdet etmişti."
Âdet Görmek:
Kadın aybaşı, regl olmak. "On iki yaşında âdet görmeye başlamış."
Âdet Olduğu Üzere:
Alışıldığı gibi. "Âdet olduğu üzere ben de çıkıp bir şeyler söyledim."
Âdet Olmak:
1- Öteden beri yapılır olmak. "Her bayram babamızın evinde toplanmak âdet oldu." 2- Bir şey gelenek durumuna gelmiş olmak. "Ramazan ayının ertesi günü olduğu için Ramazan Bayramı demek âdet olmuş."
Âdet Yerini Bulsun:
Gerekli olduğu için değil de herkes böyle dediği, yaptığı için yapılan. Alışkanlıktan, düşünmeden yapılan. "Âdet yerini bulsun diye ben de iki laf ettim."
Âdet Yerini Bulsun Diye:
Gerekli olduğu için değil, yalnız alışılmış olduğu için. "Âdet yerini bulsun diye çıkıp biraz oynadı."
Âdetten Kesilmek:
Kadının çocuk doğurma yaşını geçtiği için artık aybaşı olmaması. "O kadın adetten kesilince bunalıma girmiş."
Adı Anılmak:
Adı söylenmek unutulmamış olmak. "O zamanlar çok iyiydi, ama şimdi adı anılmıyor."
Adı Batası:
"Yok olası" anlamında bir ilenme. "Ben o adı batası kişiyle bir daha görüşmem."
Adı Batasıca:
"Yok olası" anlamında bir ilenme. "Ben o adı batasıca kişiyle bir daha görüşmem."
Adı Batmak:
Adı anılmaz olmak, unutulmak, sözü edilmez olmak. “Hatırlatmayın, adı batsın o adamın!”
Adı Belirsiz:
Şöhreti olmayan, kim ve ne olduğu bilinmeyen. "Adı belirsiz bir vatandaş geldi, bunu bırakıp gitti."
Adı Bile Okunmamak:
Bir kimseye önem verilmemek, adı hatıra bile gelmemek. "Bu işte çok emeği olmasına karşın adı bile okunmuyor."
Adı Bile Olmamak:
Değeri olmamak, ismi bile olmamak. "O kadar yazmışsın, yazarın adı bile yok."
Adı Bozulmak:
Ünü sarsılmak, itibarı bozulmak. "Adı bozulmasın diye çok çabaladı, ancak pek başarılı olamadı."
Adı Çıkmak:
Kötü bir şöhret kazanmak. ”Bir kere adı çıkmış, ne yapsa fayda etmiyor, kimse dinlemiyor onu.”
Adı Çıkmış Dokuza, İnmez Sekize:
"Birinin bir kere adı çıktıktan sonra onun hakkındaki yaygın inanç artık kolay kolay düzelemez" anlamında kullanılan bir söz. "Örgüt üyesi diye adı çıkmış dokuza, inmez sekize, işi çok zor."
Adı Deliye Çıkmak:
Deli olmadığı hâlde deli olarak tanınmak. "Sahnede şakasına iki laf etti, adı deliye çıktı."
Adı Duyulmak:
Herkesçe tanınır bir duruma gelmek, ünlenmek, tanınmak. "Ülkesinde adı duyulmuş bir yazar oldu."
Adı Geçmek:
1- Anılmak, söz konusu olmak. "Dünkü tartışmada senin de adın geçti." 2- Adı yazılmak. "Adı bilim tarihine geçmiş bir adammış."
Adı Gibi Bilmek:
Çok iyi bilmek. "Senin kaçta uyuduğunu adım gibi biliyorum."
Adı Kaldırılmak:
Anılmaz olmak, silinip gitmek. "Birçok sözde sanatçı, adı kaldırılmaktan kurtulamadı."
Adı Kalmak:
Bir kimse veya şey ortadan kalktıktan, öldükten sonra adı dillerde dolaşır olmak. ”Birkaç yıl sonra İstanbul`da doğal güzelliklerin sadece adı kalacak.”
Adı Karışmak:
İyi karşılanmayan bir olayla ilgisinin bulunduğu, o olaya karıştığı söylenmek. ”Soygun işine Ali`nin de adının karıştığı söyleniyor. Doğru mu?”
Adı Kötüye Çıkmak:
Ünü kötü olarak yayılmak. "İftira atıp, kızın adını kötüye çıkarmak istediler."
Adı Kulağına Değmek:
Ünü çok yayılmış olmak.
Adı Olmak:
Yersiz ünü olmak. "Kiminin adı var, kiminin tadı var."
Adı Sanı:
Bir kimsenin herkesçe bilinen ünü. "Adı sanı neymiş sordun mu?"
Adı Sanı Belirsiz:
Nereden geldiği, akrabaları, aile bireyleri belli olmayan. "Adı sanı belirsiz kişilerle arkadaşlık kurmanı kesinlik onaylamıyorum."
Adı Sanı Olmak:
Bilinmek, tanınmak, ünlü olmak. "Adı sanı olan bir ayakkabı almış." , "Tatilini, adı sanı olmayan bir yerde geçirdi."
Adı Üstünde:
Adından da belli olduğu gibi. "Alışkanlık adı üstünde nasıl vazgeçilir ki?"
Adım Adım:
Yavaş fakat sağlam olarak. "Eve adım adım yaklaşırken, yüreğimdeki coşku da artıyordu."
Adım Adım Gezmek:
Her yerini dolaşıp görmek. "İstanbul'u boş bir zamanımda adım adım gezmek istiyorum."
Adım Adım Yer Edeyim, Gör Sana Neler Edeyim:
"Bir yere yavaş yavaş yerleşeyim, güçleneyim de sonra sana ne yapacağımı bilirim" anlamında söylenir.
Adım Atmak:
1- Bir işe ilk kez girişmek. "Evliliğe adımı attı." 2- Yürümek için ayağını öne doğru uzatıp basmak. "Her taraf çamur olmuş, adım atmak imkansızdı."
Adım Atmamak:
Kesinlikle gitmemek, uğramamak, aramamak. “Bir daha o eve adım atmamaya yeminliyim.”
Adım Başı:
Birbirine yakın yerlerde, sık sık. "Bu kentte de adım başı bir kebapçı dükkânı var."
Adım Başına:
Birbirine yakın yerlerde. "Cumhurbaşkanı gelecek diye, adım başına bir nöbetçi koymuşlar."
Adım Başında:
Birbirine yakın yerlerde, sık sık. "Bu kentte de adım başında tavuk dönerci dükkânı var."
Adım Gibi:
Çok iyi, şüphesiz, kesin. "Ben ne yapacağımız adım gibi ezberledim." , "Yarın geleceğinden adım gibi eminim."
Adım Uydurmak:
Başkalarına yetişmek, onların yaptıklarını yapabilmek (ya da yapamamak). "Size adım uydurmak zordur. Bize adım uyduramıyorsunuz."
Adımı Güveç Koy, Amma Ocağın Üzerine Koyma:
Kimi zor işleri yapıyormuşum gibi göster ama o işlere bana yaptırma.
Adımını Açmak:
Uzun uzun adım atarak yürümek, hızlanmak. "Biraz adımını aç da yetişelim ona."
Adımını Atmak:
1- Bir işe ilk kez girişmek. "Evliliğe adımını attı." 2- Yürümek için ayağını öne doğru uzatıp basmak. "Her taraf çamur olmuş, adımını atmak imkansız."
Adımını Atmamak:
Kesinlikle gitmemek, uğramamak, aramamak. "Bir daha o eve adımını atmamaya yeminliyim."
Adımını Attırmamak:
1- Rahat davranmasını engellemek amacıyla sürekli olarak denetim altında bulundurmak. "Tüm gezi boyunca, müdür öğrencilere adımını attırmadı." 2- Bir yere girmesine engel olmak. "Bir daha bu köşke, adımını attırmayacağım."
Adımını Denk Almak:
Kötü bir duruma düşmemek için bütün önlemleri alarak davranmak. "Başına bir iş gelmesini istemiyorsan, adımını denk alacaksın."
Adımını Denk Atmak:
Kötü bir duruma düşmemek için bütün önlemleri alarak davranmak. "Başına bir iş gelmesini istemiyorsan, adımını denk atacaksın."
Adımını Geri Almak:
Başladığı işten geri dönmek. "Paranın yetmeyeceğini anlayınca, adımını geri almak zorunda kaldı."
Adımlarını Açmak:
Yürürken hızlanmak. "Ona yetişmek için adımlarını açman lazım."
Adımlarını Hızlandırmak:
Daha hızlı şekilde yürümek. "Bana yetişemiyorsun, adımlarını hızlandır biraz."
Adımlarını Seyrekleştirmek:
Hızlı yürürken yavaşlamak. "Telefonla konuşmaya başlayınca adımlarını seyrekleştirdi."
Adımlarını Sıklaştırmak:
Daha küçük ve çabuk adımlar atarak hızlı yürümek, ivmek, acele etmek. "Adımlarımızı sıklaştırıp, babama yetiştik."
Adın Deftere Geçti:
Yaptıkların yanına kâr kalmaz, vakti geldiğinde her şeyin hesabı sorulacak. "Sen bildiğin gibi davran, adın deftere geçti!"
Adına Gölge Düşürmek:
Kendi itibarını düşürecek ve değerini azaltacak işler yapmak. "Senin bu dengesiz davranışların, bizim adımıza gölge düşürüyor."
Adını ...-ye Çıkarmak:
Bir kişinin sahip olmadığı niteliklerle tanınmasına yol açmak. "İki laf etti diye, adını saygısıza çıkardılar."
Adını Ağzına Abdestle Almak:
Bir kişiyi anarken çok saygılı davranmak. "Muhterem hocamızın adını ağzına abdestle almalısın."
Adını Ağzına Almamak:
Dargınlık, kırgınlık, kızgınlık gibi bir nedenle bir kimseden hiç söz etmemek. "Ben daha o adamın adını ağzıma almam." "Sen babamın adını ağzına almadan önce besmele çek." "Bizim başkanın adını ağzına almak senin haddin değil."
Adını Almak:
Öyle denilmek, öyle çağrılmak, o ad takılmak, o ad verilmek. "Bilgisayar adını alan bu aygıt, çok iş görmekteydi."
Adını Anmamak:
Bir şeyden, bir kimseden hiç söz etmemek; unutmuş görünmek.”Evi terk eden oğlunun adını anmamakta sonuna kadar kararlı.”
Adını Anmaz Olmak:
Birinden, bir şeyden söz etmemek. "Nedense bir aydır adını anmaz oldu."
Adını Bağışlamak:
Kendi adını başka bir kimseye söylemek, ismini bağışlamak. "Adınızı bağışlar mısınız hanımefendi?"
Adını Bile Anmamak:
Bir kimseyi, bir şeyi unutmuş görünmek. "O günden beri eski eşinin adını bile anmamıştı."
Adını Çıkarmak:
Kişi hakkında kötü bir niyetle asılsız söylentiler yaymak. "Adamın bir şeyi yokken adını deliye çıkardılar."
Adını Kirletmek:
Adının kötüye çıkmasına yol açmak. "İftira atıp, kızın adını kirletmek istediler.
Adını Koymak:
1- İsim vermek. “Yeni doğan çocuğun adını Ali koydular.” 2- Bir şeyin karşılığını veya fiyatını kararlaştırmak. ”Önce adını koyalım da ona göre hareket edelim.”
Adını Lekelemek:
Adının kötüye çıkmasına yol açmak. "İftira atıp, kızın adını lekelemek istediler."
Adını Taşımak:
1- Birinin adıyla anılmak. "Rahmetli dedesinin adını taşıyor." 2- Sahip olduğu adın sorumluluğunu yüklenmiş olmak. "Muhammed adını taşımak sorumluluk ister."