Bir Deyim Öğrenelim!
Et Kafalı:
Akılsız, anlayışı az, kavrayışı kıt olan.
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Ağır Top:
Etkili ve nüfuzlu kimse. "Mahallenin ağır topları gelecek, ona göre hazırlık yap."
Ağır Uyku:
Uyanılması güç uyku, derin uyku, deliksiz uyku, taş uykusu. "Şu an ağır uykuda, uyandırmazsak daha iyi olur."
Ağır Vasıta:
Şişman, hareket etmekte zorlanan insan. Daha çok haddinden fazla şişman kadınlar için kullanılır. "Kenara çekil, ağır vasıta geliyor."
Ağır Yara Almak:
1- Kavgada veya savaşta önemli ölçüde zarar görmek. "Bu savaşta güney cephesi ağır yara almıştı." 2- Bir olayda beklenmeyen sıkıntılı ve olumsuz bir duruma düşmek. "Şirket son döviz krizi nedeniyle ağır yara aldı."
Ağırbaşlı:
1- Davranışları ölçülü, olgun (kimse), vakur, ciddi, hoppa karşıtı. "Çok ağırbaşlı bir babası var." 2- Değeri çok olan, ağır. "Bu ağırbaşlı kitapları kim okuyor?" 3- Gösterişli. "Bu takıların ağırbaşlı bir duruşu var."
Ağırbaşlı Konuşmak:
Hafiflik ve aşırılığa kaçmadan, ciddi bir şekilde konuşmak. "Toplum içinde ağırbaşlı konuşmak, insanın saygınlığını arttırır."
Ağırbaşlı Olmak:
Davranışları ölçülü, olgun, tutarlı, vakur ve ciddi olmak. "Bu konularda biraz ağırbaşlı olmak gerekir."
Ağırdan Almak:
Bir işi yapmakta acele etmemek, yavaş davranmak, isteksiz görünmek. ”Hiç sebep yokken işi ağırdan almanı bir türlü anlamıyorum.”
Ağırına Gitmek:
Bir söz, bir davranış bir kimsenin onuruna dokunmak, o kimseye ağır gelmek. "Doğrusu onun bu sözleri ağırıma gitti, çünkü o sözleri hak etmedim."
Ağırkanlı:
1- Sevimsiz, varlığı sıkıntı veren. "Ne ağırkanlı bir insan bu!" 2- Çevik olmayan, işlerini çok ağır yapan. "Çok ağırkanlı, bu işi kolay kolay bitiremez."
Ağırlığı Olmak:
Etkisi büyük olma "O şirkette bizimde bir ağırlığımız var yani."
Ağırlığınca Altın Etmek:
Çok değerli olmak. "Benim yavrum ağırlığınca altın eder, ama yine de kıyamam."
Ağırlığınca Altına Değmek:
Çok değerli olmak. "Benim yavrum ağırlığınca altına değer, ama yine de kıyamam."
Ağırlığını Koymak:
Yetkisini, gücünü kullanmak. "Ağırlığını koyunca istediğini elde etti."
Ağırlığını Ortaya Koymak:
Yetkisini, gücünü kullanmak. "Ağırlığını ortaya koyunca istediğini elde etti.
Ağırlık Basmak:
1- Vücudun gevşeyerek uykunun gelmesi. "Birdenbire bir ağırlık bastı, gözlerini açık tutmakta zorlanıyordu." 2- Ağır bir hava kaplamak. "Havada ağırlık basmakta ve herkes hızla evine ilerlemekteydi." 3- Sessizlik oluşmak. "Son eleştirileri çok sertti, bir ara salona ağırlık bastı."
Ağırlık Çökmek:
1- Vücudun gevşeyerek uykunun gelmesi. "Birdenbire bir ağırlık çöktü, gözlerini açık tutmakta zorlanıyordu." 2- Ağır bir hava kaplamak. "Havada ağırlık çökmekte ve herkes hızla evine ilerlemekteydi." 3- Sessizlik oluşmak. "Son eleştirileri çok sertti, bir ara salona ağırlık çöktü."
Ağırlık Merkezi:
Bir konunun, bir sorunun, bir işin en önemli noktası. "Dünyanın ekonomik ağırlık merkezi hızla batıdan doğuya kayıyor."
Ağırlık Olmak:
1- Sıkıntı vermek "Kimseye ağırlık olmak istemem, ben müsaadenizi isteyeyim." 2- Birine yük olmak, kendi masrafını başkasına çektirmek. "Okul masraflarıyla ailesine ağırlık olmak istemez, az da olsa harçlığını çıkarmaya çalışırdı."
Ağırlık Vermek:
Önem vermek, dikkati üzerinde yoğunlaştırmak. "Bu ürünü tanıtmak için reklama ağırlık vermek gerekiyor."
Ağıt Yakmak:
Ağıt söylemek, ağıt düzmek. "Ölen kocasının ardından ağıt yakıyordu."
Ağız Açmak:
1- Konuşmaya başlamak, söz söylemek. "Bizim müdür yine ağız açarsa, en az yarım saat burada bekleriz." "Kimsenin ağız açmasına fırsat vermiyor." 2- Kesici aletleri keskin duruma getirmek. "Sana zahmet, şu bıçağın ağzı da açılacak." 3- Ağır sözler söylemeye başlamak. "Bana ağız açmak senin haddine değil." 4- Azarlamak, paylamak. "Şunun işini hallet, sana ağız açmasın." 5- Alık alık bakmak. "Ağız açıp köşede duracağına, sen de yesene oğlum."
Ağız Açmamak:
Hiçbir şey söylememek, susup kalmak. "O kadar şaşırdım ki ağzımı açamadım."
Ağız Açtırmamak:
Çok konuşarak başkalarının söz söylemesine, konuşmasına engel olmak. "Sürekli ders anlatıyor, bize ağız açtırmıyordu."
Ağız Ağıza Konuşmak:
Başkaları duymayacak biçimde iki kişi yakın durarak konuşmak. "Ağız ağıza konuşup, kim bilir yine kimleri çekiştiriyorlar."
Ağız Ağıza Vermek:
Başkaları duymayacak biçimde iki kişi yakın durarak konuşmak. "Ağız ağıza vermişler, kim bilir yine kimleri çekiştiriyorlar."
Ağız Ağza Vermek:
İki kişi birbirine pek yakın durarak gizli ve fısıltılı şekilde konuşmak.
Ağız Alışkanlığı:
Devamlı olarak söyleye söyleye alışkanlık haline getirilmiş söz. "Sende teşekkür etmeyi iyice ağız alışkanlığı edindin."
Ağız Aramak:
Öğrenilmek istenilen şeyi söyletecek yolda dil kullanmak. "Şunun ağzını ara da bahçeyi satıp satmayacağını öğren."
Ağız Bağı:
Bir kancanın ağız bölümüne ince bir halatı birkaç kez sıkıca dolayarak oluşturulan çıkıntı. "Ağız bağı yapmayı biliyor musun?" Deyim değil isimdir.
Ağız Bağı Yapmak:
Ağız bağı oluşturulduktan sonra kancaya bağlı herhangi bir halatın kayıp çıkmasını engellemek.
Ağız Birliği Etmek:
Bir konuda anlaşarak aynı yönde konuşmak, söz birliği etmek. "Ağız birliği etmiş gibi, herkes onu örnek gösteriyor."
Ağız Birliği Yapmak:
Bir konuda anlaşarak aynı şeyleri yapmak ya da söylemek üzere anlaşmak, söz birliği yapmak. "Ağız birliği yapmış gibi, herkes onu örnek gösteriyor."
Ağız Bozmak:
Edepsizce sözler söylemek, küfretmek. "Konuşurken ağız bozmamak için kendimi çok tuttum ama olmadı."
Ağız Bozukluğu:
Sövücülük, sövüp sayma huyu. "Senin bu ağız bozukluğunu tedavi ettirmek lazım."
Ağız Bükmek:
Bir şeyi beğenmediğini, küçümsediğini belli etmek. "Yaptığım yemeklere ağız bükmen beni sinir ediyor."
Ağız Burun Birbirine Karışmak:
1. Dayak sonucunda yüz yara bere içinde kalmak. "Bu haline ne oğlum, ağız burun birbirine karışmış?" 2- Yüzde aşırı öfke, üzüntü, yorgunluk vb. durumların izleri görünmek. "Ağız burun birbirine karışmış baba, sorun mu var?"
Ağız Dalaşı:
Karşılıklı ağır sözler söyleyerek yapılan atışma, çekişme. "Ağız dalaşına girmeyin, sonra ikiniz de üzülürsünüz."
Ağız Değişikliği:
Yemeğin çeşidinde değişiklik. "Kaç gündür benzer yemekler, ağız değişikliği yap biraz."
Ağız Değiştirmek:
Daha önce söylediğinin tersini söylemeye başlamak.”Babasını görünce korkusundan ağız değiştirdi.”
Ağız Değiştirmemek:
Daha önce söylediğinin aynısını söylemek, sözünü tekrar etmek. "Tehdit de ettiler, ama o hiç ağız değiştirmedi."
Ağız Dil Vermemek:
1- Söz söyleyemeyecek kadar hasta olmak. 2- Herhangi bir sebeple hiç konuşmamak, susmak. ”Kurşuna dizilmeyi göze aldılar ama ağız, dil vermediler.”
Ağız Dolusu:
1- Ağzın alabileceği kadar. "Ağız dolusu gülümsemeyle karşıladı bizi." 2- Birçok, birbiri ardınca olan. "Ağız dolusu küfretmekten başka bir şey bilmiyorsunuz."
Ağız Dolusu Gülmek:
Yüksek sesle kahkaha atmak.
Ağız Dolusu Küfür:
Birbiri ardınca, arka arkaya söylenen küfür. "Bir daha futbol maçına gitmeyeceğim, orada ağız dolusu küfür ediyorlar."
Ağız Eğmek:
Yalvarmak, hiç de lâyık olmayan birine yüz suyu dökmek. “Ölürüm de ağız eğmem o adama!”
Ağız Ekşitmek:
Bir şeyin tadına baktıktan sonra ağzına memnun olmadığını belirten bir anlam vermek. "Daha tadına bakmadan yaptığım yemeklere ağız ekşitmene sinir oluyorum."
Ağız Etmek:
Yaranmak için kibar konuşmaya çalışmak. "Onunla bir kez daha görüşmek için ağız etmekten geri durmuyordu."
Ağız Gevşekliği:
Sır tutmak hali. "O ağzı gevşekle bir daha iş yapmayı düşünmüyorum."
Ağız Kahyası:
Birinin söyleyeceği veya söylemeyeceği sözlere karışan kimse. "Sana ne söylediklerimden, sen ağzımın kahyası mısın?"
Ağız Kalabalığı:
Birbirini tutmayan, gereksiz, konu dışı sözler.”Asıl meseleyi ağız kalabalığı ile ört bas edip kaçamazsın!”
Ağız Kalabalığı Etmek:
Birbirini tutmayan, gereksiz, konu dışı sözler söylemek. "Ağız kalabalığı etmeyi bırakın da ödevlerinizi yapın."
Ağız Kalabalığına Getirmek:
Birini gereksiz sözler söyleyip çok konuşmak yolu ile şaşırtmak, dikkatini dağıtıp aldatmak.”Ağız kalabalığına getirip yok pahasına aldı malları.”
Ağız Kavafı:
Karşısındakini ikna etmek için diller döken, çok konuşan, gerekli gereksiz söz söyleyen kimse. ”İğreniyorum şunun gibi ağız kavafı heriflerden.”
Ağız Kavgası:
Karşılıklı ağır sözler söyleyerek yapılan atışma, çekişme. "Bırak karışma şunlara, yaptıkları ağız kavgasından başka bir şey değil."
Ağız Kokusu:
Bir kimsenin çekilmez davranışları, istekleri, sözleri. "Onun ağız kokusunu çekecek durumda değilim."
Ağız Kullanmak:
Duruma, ortama göre söz söylemek. "Bu kadar insan içinde hangi ağız kullanman gerektiğini öğrenememişsin.
Ağız Nişanı:
Ancak sözle yapılan nişanlanma.
Ağız Şakası:
Sözle yapılan şaka. "Ağız şakasını el şakasına yeğlerim."
Ağız Satmak:
Yüksekten atarak kendini övmek. "Ağız satmaya başlayınca, kendisini eleştirmek zorunda kaldım."
Ağız Sulandırmak:
İmrenmesine yol açmak, imrendirmek. "Bir görsen, ağız sulandırmak için sanki, çok güzel bir şey."
Ağız Tadı:
Ailedeki veya herhangi bir topluluktaki dirlik, düzenlik, hoş geçinme veya rahatlık hali. "Allah ağzımızın tadını bozmasın."
Ağız Tadı İle:
1- Lezzetini anlayarak. "Yemeğimi her zaman ağız tadı ile yerim." 2- Dirlik, düzenlik, rahatlık içinde. "Susun da ağız tadı ile bir yemek yiyelim."
Ağız Tadıyla:
1- Lezzetini anlayarak. "Yemeğimi her zaman ağız tadıyla yerim." 2- Dirlik, düzenlik, rahatlık içinde. "Susun da ağız tadıyla bir yemek yiyelim."
Ağız Tamburası Çalmak:
Bir kimseye bir konuda akıl vermek fakat söylediklerini dinletememek. Gevezelik etmek. "Bana boş yere, ağız tamburası çalma."
Ağız Tatsızlığı:
Bir topluluk içindeki huzursuzluk, dirliksizlik, dirlik düzensizlik, geçimsizlik durumu. "Bir evde ağız tatsızlığı olursa o ev, ev olmaktan çıkar."
Ağız Tıkamak:
Konuşma olanağı vermemek. "Böyle ağız tıkamak olur mu?"
Ağız Yapmak:
Birini aldatma, yanıltma, oyalama amacıyla duygularını, düşüncelerini olduğundan başka türlü gösterecek biçimde konuşmak. ”Ne ağız yapıp duruyorsun, gerçeği söylesene!”
Ağız Yaymak:
Açık ve dürüst konuşmaktan kaçınmak. "Ağız yaymayı bırak da bunu sana kim söyledi, açıkça söyle."
Ağız Yoklamak:
Karşısındakini kurnazca konuşturarak ağzından söz almak, istediğini öğrenmek. "Şunun ağzını yokla da bahçeyi satıp satmayacağını öğren."
Ağıza Tat Boğaza Feryat:
Karın doyurmaya yetmeyen, miktarı pek az olan yiyecek. "Ağza tat, boğaza feryat bir yudum çikolatasını yedik çok şükür." Deyimin doğru hali Ağza tat, boğaza feryat şeklindedir.
Ağızda Dağılmak:
Genellikle hamur işi, iyi pişmiş ve lezzetli olmak. "Kurabiyelerin çok güzel olmuş, hemen ağızda dağılıyor."
Ağızda Sakız Gibi Çiğnemek:
Bir düşünceyi, bir sözü tekrar edip durmak.”Dolap da dolap! Artık ağzında sakız gibi çiğneyip durma şu sözü!”
Ağızdan Ağıza Dolaşmak:
Bir söz herkes arasında söylenilmek. "Ağızdan ağıza dolaşarak bugünlere gelmiş, çok güzel manilerimiz var."
Ağızdan Ağıza Geçmek:
Bir söz herkes arasında söylenilmek. "Ağızdan ağıza geçerek bugünlere gelmiş, çok güzel manilerimiz var."
Ağızdan Ağıza Yayılmak:
Bir söz herkes arasında söylenilmek. "Ağızdan ağıza yayılarak bugünlere gelmiş, çok güzel manilerimiz var."
Ağızdan Ağza:
Ağız yoluyla, sözlerle. "Sırrımızı kimseye söyleme; yoksa ağızdan ağza yayılır, duymayan kalmaz."
Ağızdan Ağza Dolaşmak:
Bir söz herkes arasında söylenilmek. "Ağızdan ağza dolaşarak bugünlere gelmiş, çok güzel manilerimiz var."
Ağızdan Ağza Geçmek:
Bir söz herkes arasında söylenilmek. "Ağızdan ağza geçerek bugünlere gelmiş, çok güzel manilerimiz var."
Ağızdan Ağza Yayılmak:
Bir söz herkes arasında söylenilmek. "Ağızdan ağza yayılarak bugünlere gelmiş, çok güzel manilerimiz var."
Ağızdan Kaçırmak:
Söylemek istemediği bir şeyi, boş bulunup söyleyivermek. "Dikkatli ol, lafı ağzından kaçırıp da gideceğimiz yeri söyleme."
Ağızdan Kapmak:
Bir bilgiyi, başkalarından dinlemek yolu ile edinmek. "Bu bilgileri yine kimin ağzından kaptın."
Ağızdan Laf Çalmak:
Bir kişinin bildiği şeyleri ustalıklı konuşmalarda ona sezdirmeden öğrenmek. "Boşuna uğraşma, onun ağzından laf çalamazsın."
Ağızdan Laf Çekme (çalmak):
Bir kişinin bildiği şeyleri ustalıklı konuşmalarda ona sezdirmeden öğrenmek. “Boşuna uğraşma, ağzından laf çekemezsin onun.”
Ağızdan Söz Çalmak:
Bir kişinin bildiği şeyleri ustalıklı konuşmalarda ona sezdirmeden öğrenmek. "Boşuna uğraşma, onun ağzından söz çalamazsın."
Ağızdan Söz Çekmek:
Bir kişinin bildiği şeyleri ustalıklı konuşmalarda ona sezdirmeden öğrenmek. "Boşuna uğraşma, onun ağzından söz çekemezsin."
Ağızlara Düşmek:
Dedikodularda konu olarak adı geçmek. "Ünlü sporcu ağızlara düşmeye başlayınca, kulübü basın açıklaması yaptı."
Ağızlara Layık:
Bir yiyeceğin tadı anlatılırken kullanılır, çok lezzetli yiyecek anlamında. "Haydi durmayın, gelin, ağızlara lâyık bir yemek yaptım."
Ağızlara Sakız Olmak:
Dedikodularda konu olarak adı geçmek. "Ünlü sporcu ağızlara sakız olmaya başlayınca, kulübü basın açıklaması yaptı."
Ağızları Uymak:
Doğruluğundan kuşku duyulan bir konuda birkaç kişinin söyledikleri birbirini tutmak. "Hepsinin ağızları uyuyor, gerisini araştırmak gereğini duymadık."
Ağızlık Açmak:
Bir şeye başlangıç yapmak.
Ağızsız Dilsiz Anlatmak:
İşaret yoluyla anlatmak. "Şikayetlerini ağızsız dilsiz anlatmayı başardı."
Ağlama Duvarına Dönmek:
Herkesin şikayetini, derdini dinler duruma gelmek. "Gelen giden derdini bana anlatıyor, ağlama duvarına döndüm."
Ağlamaklı Olmak:
Ağlayacak duruma gelmek."O kadar duygulandık ki hepimiz ağlamaklı olduk."
Ağlatan Gülmez:
“başkalarına kötülük eden, onları ağlatan kimse yaptığıyla kalacağını sanmasın, zulme uğrayanların ahı yerde kalmaz, zalimleri de bir ağlatan çıkar” anlamında söylenir.
Ağlayası Gelmek:
Üzülerek, ağlayacak gibi olmak. "Ağlayasım geldiyse de kendimi tuttum."
Agop'un Kazı Gibi Bakmak:
Aptal aptal bakmak. "Agop'un kazı gibi bakacağına, gel bana yardım et."
Agop'un Kazı Gibi Tıkınmak:
Çok hızlı ve büyük lokmalarla yemek. "Agop'un kazı gibi tıkınmayı bırak, acele işimiz var."
Agop'un Kazı Gibi Yutmak:
Önüne konulan her yemeği çabuk yemek. "Agop'un kazı gibi yutuyorsun, bize bir şey kalmadı." Agop adlı kişi kazları kilo alıp ağır çeksin diye ekmeği topak topak edip kazların ağzından içeri iter, sonra da gagasını kapatıp boğazından aşağıya yutturarak kazları beslermiş. Hikayeden yola çıkarak çok yemenin yanı sıra çiğnemeden yutan kişiler için de kullanılan bir benzetmedir. Agop, Ermenice isimdir. Kelime anlamı; Tanrı taraftarı demektir.
Agop'un Öküzü:
Şaşkın, pasif ve aptal aptal düşünen erkek. "Agop'un öküzü durma, kalk da bir şeyler yapalım."