D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Karnı Ağrıyıncaya Kadar Gülmek:

Kendini gülmekten alamayıp, aşırı derecede gülmek. "Bir fıkra anlattı, inan karnım ağrıyıncaya kadar güldüm.."

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Abluka Etmek:  

Kuşatmak. "Göstericileri abluka etmek kolay olmadı."

Ablukaya Almak:  

Bir yerin dışarı ile olan bağlantılarını kesmek, kuşatmak. "Emniyet güçleri, tüm mahalleyi ablukaya almışlar."

Ablukayı Yarmak:  

Kuşatılan bölgeden zor kullanarak dışarı çıkmak. "Bir grup asker, ablukayı yarmayı başarmıştı."

Abone Etmek:  

Bir şeyi belli bir süre için almasını sağlamak, sürdürümlemek. "Seni de abone etmek isterim."

Abone Olmak:  

1- Peşin para ile belli bir süre için bir şeyi sürekli olarak almayı önceden üstlenmek. "Bir çocuk dergisine abone olmak istiyorum." 2- Bir mekana çok sık gitmek. "Bu markete bir yıldır abone olduk."

Aborda Etmek:  

1- Gemi yanlamasına yanaşmak "Gemi aborda etmeden eşyalarımızı toplamaya başladık." 2- Bir kimseye veya bir şeye sokulmak, yanaşmak, yaslanmak. "Oturacak yer olmayınca, duvara aborda edip kenarda bekledim."

Aborda Olmak:  

1- Gemi bordasını tamamen vererek başka bir gemiye, iskeleye veya rıhtıma yanaşmak. "Gemi aborda olmadan eşyalarımızı toplamaya başladık." 2- Bir kimseye veya bir şeye sokulmak, yanaşmak, yaslanmak. "Oturacak yer bulamayınca, duvara aborda olup bekledim."

Abuk Sabuk:  

Akla, mantığa uymayan, saçma sapan bir biçimde, abuk subuk, abidik gubidik. "Abuk sabuk fikirlerle benim zamanımı tüketme."

Abuk Sabuk Konuşmak:  

Düşünmeden, birbiriyle ilgisi olmayan, tutarsız, saçma sapan söz söylemek. “Yeter artık, abuk sabuk konuşmalarına daha fazla dayanamayacağım.”

Abuk Subuk:  

Akla, mantığa uymayan, saçma sapan bir biçimde, abuk sabuk, abidik gubidik. "Abuk subuk fikirlerle benim zamanımı tüketme."

Abuk Subuk Konuşmak:  

Akla, mantığa uymayan, düşünmeden, birbiriyle ilgisi olmayan, tutarsız, saçma sapan sözler söylemek. "Murat abuk subuk konuşmaya başlayınca, babası çok kızdı."

Abur Cubur:  

Yararlı olup olmadığı düşünülmeksizin rast gele yenen, yemek yerini tutmayan yiyecekler. ”Ne diye çocukların karnını abur cuburla doyuruyorsun?”

Abur Cubur Yemek:  

İnsan sağlığına faydalı olup olmadığı düşünülmeksizin rastgele yenen, yemek yerini tutmayan yiyecekler yemek. "Çocuklar, abur cubur yemeyin, yemek hazır."

Aç Açık Bırakmamak:  

Ebeveynler çocuklarını besleyip büyütmek. "Aç açık bırakmamak için gece gündüz çalıştılar."

Aç Açık Kalmak:  

Yoksulluk ve sıkıntı içinde, evsiz barksız kalmak. "Böyle aç açık yaşamaya insan dayanamaz."

Aç Açık Komamak:  

Ebeveynler çocuklarını besleyip büyütmek. "Aç açık komamak için gece gündüz çalıştılar."

Aç Açık Koymamak:  

Ebeveynler çocuklarını besleyip büyütmek. "Aç açık koymamak için gece gündüz çalıştılar."

Aç Açıkta Kalmak:  

Yoksulluk ve sıkıntı içinde, evsiz barksız kalmak. "Ailesi aç açıkta kalmasın diye, iki işte birden çalışıyormuş."

Aç Acına:  

Aç olarak, hiçbir şey yemeden. ”Bu iş aç acına yapılmaz.”

Aç Açına:  

Hiçbir şey yemeksizin, aç karnına. "Çocuk aç açına okula gitti."

Aç Ağzını, Yum Gözünü:  

Birinin ağzına bir şey koyup yedirmek.

Aç Biilaç:  

Sürekli olarak aç ve bakımsız. "Babaları öldü, zavallı çocuklar aç biilaç kaldılar."

Aç Bırakmak:  

Yiyecek vermemek veya karnını doyurmasına engel olmak. "Çocuğuna kızınca, aç bırakarak cezalandırıyordu."

Aç Doyurmak:  

Yoksulları beslemek. "Fırsat buldukça, aç doyurmak için çabalardı.

Aç Gözlü:  

Mala ve yiyecek şeylere doymak bilmeyen, gözü aç, doymaz, tamahkâr. "Karısı pek aç gözlüydü, ondan adam bu hale geldi."

Aç Gözlü Olmak:  

Mal, yiyecek, içecek vb. şeyler için doyumsuz olmak. "Sen ne kadar aç gözlü bir insansın ya!"

Aç Gözlülük Etmek:  

Bir şeye karşı aşırı istek duymak, doyumsuzca davranmak, tamahkârlık etmek. "Açgözlülük edip, tüm tatlıyı yemeye kalkınca, kendini hastanede buldu."

Aç Gözünü, Açarlar Gözünü:  

Dikkatli ve uyanık ol.

Aç Kalmak:  

1- Karnını doyuramamak. "Yola çıkarken yiyecek almadığımız için, bu dağ başında aç kaldık." "Aç kalmamak için, yiyecek bir şeyler bulmalıyız." 2- Yoksulluğa düşmek. "Çalışmayan insan yoksullaşır, aç kalır." , "Çevremizde aç kalmış insanlara yardımcı olalım."

Aç Karnına:  

Hiçbir şey yememiş olmak, mide boşken. "Aç karnına hiçbir yere gidemem."

Aç Kurt Gibi:  

Büyük bir istekle. "Tüm çocuklar pastaya aç kurt gibi saldırdı."

Aç Kurt Gibi Saldırmak:  

Azgın bir istekle atılmak. "Sofrada oturmuşlar, aç kurt gibi saldırmayı bekliyorlar."

Aç Kurt Gibi Yemek:  

Büyük bir istekle ve iştahla yemek. "Aç kurt gibi yemeye başladılar."

Aç Susuz Kalmak:  

Çok yoksul bir duruma düşmek, fakirlikten yaşayamaz hâle gelmek. ”Afrika kıtasının pek çok insanı aç susuz kalmış durumda.”

Acabada Kalmak:  

Kuşkulu, kararsız olmak. "Bu adamı birine benzettim ama acabada kaldım."

Acayibine Gitmek:  

Bir şeyi, olayı yadırgamak, tuhafına gitmek, garipsemek. "Onu o kıyafetlerle gördüğümde, çok acayibime gitmişti."

Acayip Olmak:  

Yadırganacak bir hale gelmek. "Bu çocuk son günlerde bir acayip oldu." , "Çıkıp saçma sapan konuşman acayip oldu."

Acayip Yakışmak:  

1- Erkek ve kız birbirine çok uyumlu görünmek. "Allah nazardan saklasın, ikisi de acayip yakışıyorlar." 2- Kıyafet bir kişinin üzerinde çok güzel durmak, ona uygun ve yakışır olmak. "Bu eşofman takımı sana acayip yakıştı."

Acele Acele:  

Zaman kaybetmeden, çabuk çabuk, hızlı olarak, büyük bir çabuklukla. "Banka kapanmadan yetişmek için, acele acele gitti."

Acele Etmek:  

1- Çabuk, tez davranmak. "Acele etmeliyiz, yoksa uçağı kaçıracağız." 2- Telaş etmek, sabırsızlanmak. "Acele etme kızım, sıra sana da gelecek."

Acele İşe Şeytan Karışmak:  

Aceleyle yapılan iş; dikkatli ve özenli yapılmadığı için yanlış, eksik ve hatalı olmak. "Acelemiz yok, acele işe şeytan karışır."

Acelesi Var:  

Hiç vakti yok, bekleyemez. "Herkesin bir acelesi vardı; bizimse bir beklediğimiz."

Acelesi Yok:  

(İş için) hemen yapılması gerekli değil, bekleyebilir. "Acelesi yok, yarın gidin."

Aceleye Gelmek:  

Çok çabuk yapıldığı için gereken özen ve dikkat gösterilmemiş olmak. "Bu yemek, biraz aceleye geldiği için pek güzel olmadı." , "Yaptığın resim aceleye gelmiş güzel olmamış."

Aceleye Getirmek & Dara Getirmek:  

1- Bir işi gerektiği gibi yapmayıp, zaman darlığından yararlanarak birini aldatmak. “Tezgâhtar aceleye getirerek gömleğin defolusunu vermiş.” 2- Zaman darlığı sebebiyle gereken özeni göstermemek. “Yazın hiç de güzel değil, aceleye getirmişsin.”

Acem Kılıcı:  

İki tarafı da keskin kılıç. "Bana bir Acem kılıcı hediye etmişti."

Acem Kılıcı Gibi:  

Kendisine dost ve düşman olan her iki tarafı da idare edebilen, güvenilmez kimse. (Acem kılıcı iki tarafı keskin kılıç) "Acem kılıcı gibi davranmanın cezasını çekiyorsun."

Acem Kılıcı Gibi İki Tarafa Çalmak:  

Hem birinden yana olmak, hem de o birine karşı olabilmek. İkiyüzlü davranmak. "Acem kılıcı gibi iki tarafa çalmaya devam edersen başın belaya girecek."

Acem Kılıcı Gibi İki Tarafı Kesmek:  

Hem birinden yana olmak, hem de o birine karşı olabilmek. İkiyüzlü davranmak. "Acem kılıcı gibi iki tarafı kesmeye devam edersen başın belaya girecek."

Acem Kılıcı Gibi Olmak:  

Her iki tarafı da idare edebilmek, ikiyüzlü davranmak. "Acem kılıcı gibi olmaya devam edersen başın derde girecek."

Acemi Çaylak:  

Toy, tecrübesiz, beceriksiz. “Acemi çaylağa bak hele! Sen mi tamir edeceksin o saati?”

Acemi Çaylaklık Etmek:  

Deneyimsiz, toy, beceriksiz biri gibi davranmak. "Yaptığın boya işinde acemi çaylaklık etmişsin."

Acemi Nalbant Gibi Kah Nalına Vurur, Kah Mıhına:  

Yaptığı işlerin hiçbirini düzenli ve doğru yapmaz. "Üç günlük işçi işte; acemi nalbant gibi kah nalına vurur, kah mıhına hesabı ne yapacak."

Acemi Oğlan:  

Henüz yetişmemiş yeniçeri. "Acemi oğlanlar ocağından mezun olan askerlerin yeniçeri ocağına geçme törenine verilen ad bedergahtır."

Acemi Öğretmeye Vaktim Yok:  

Yeterli olmayan biriyle tartışmam. "Acemi öğretmeye vaktim yok, derdinizi başkasına anlatın."

Acemi Ördek Ya Başından Ya Kaçından Dalar:  

Bilgisiz ve tecrübesiz kimsenin şaşkınlığını için alay yollu olarak söylenir. "Acemi ördek ya başından ya kaçından dalar, ilk defa görmüş ne yapsın."

Acemilik Çekmek:  

1- Bir işte tecrübesiz ve deneyimsiz olduğu için sıkıntı çekmek. "Bir ay kadar acemilik çekmeme rağmen, şimdi her olaya hakim oldum." 2- Bir yerin yabancısı olduğu için yaşantısında zorluklar çekmek. "Bu şehirde acemilik çektiğim yılları anımsadım."

Acemilik Etmek:  

Düşüncesizce hareket etmek. "Bir acemilik edip, planı öğretmene söyledim."

Acentadan Çıkma:  

Hiç kullanılmamış, yepyeni araba. "Acentadan çıkma bir araba almayı planlıyorum."

Açgözlü:  

Mal, yiyecek, içecek vb. şeyler için doymak bilmeyen. "Açgözlü kız, ne bulduysa çantasına koydu."

Açgözlü Taya Çocuğu:  

Bir türlü doymak bilmeyen kimse. "Açgözlü taya çocuğu doymak bilmez, buldukça yedikçe ister."

Açgözlülük Etmek:  

Bir şeye karşı aşırı istek duymak, doyumsuzca davranmak, tamahkârlık etmek. "Açgözlülük edip, tüm tatlıyı yemeye kalkınca, kendini hastanede buldu."

Acı Çekmek:  

1- Ağrı, sızı duymak. “Kazadan sonra çok acı çekti.” 2- Üzülmek, üzüntü içinde kalmak.”Eşini kaybedeli on yıl oldu ama o hâlâ acı çekiyor.”

Acı Çığlık:  

Dokunaklı, incitici ve üzücü ses. "Enkazda herkes acı çığlık gelen tarafa yöneldi."

Acı Dil:  

İnsanın gönlünü inciten, onuruna dokunan, kırıcı, üzücü, ağır şekilde konuşma. "Bu şekilde olmuyor, acı dille konuşmayı bırakmalısın."

Acı Duymak:  

1- Ağrı, sızı duymak. "Kazadan sonra çok acı duydu." 2- Üzülmek, üzüntü içinde kalmak. "Eşini kaybedeli on yıl oldu, ama o hâlâ acı duyuyor."

Acı Fren:  

Çok sert biçimde yapılan fren.

Acı Gelmek:  

(söz ya da davranış) Üzüntü verici, dokunaklı, kırıcı bulunmak. "Bu söz ona acı geldi sanırım, ağlıyor."

Acı Görmek:  

Kötü günler yaşamak. "Çok acı görmüş olmasına rağmen, hayat dolu bir insandı."

Acı Görmüş:  

Zorlu ve sıkıntılı günler yaşamış. "Çok acı görmüş olmasına rağmen, hayat dolu bir insandı."

Acı Kuvvet:  

deyiminin anlamı, açıklaması ve örnek cümleleri: Sert, etkili, zorlu güç. "Acı kuvvet olmadan bu sorun çözülmez."

Acı Soğuk:  

Keskin, hoşa gitmeyen, çok üşütücü soğuk. ”Acı soğuk insanın iliklerine işliyordu.”

Acı Sonla Bitmek:  

İstenmeyen, üzücü ve kötü bir şekilde sona ermek. "Onunla dostluğumuzun acı sonla biteceği hiç aklıma gelmezdi."

Acı Söylemek:  

Sözünü hiç sakınmadan gerçeği söylemek.

Acı Söz:  

İnsanın gönlünü inciten, onuruna dokunan ağır söz. ”Bu acı sözlerine kim katlanır sanıyorsun?”

Acı Tatlı:  

İyi, kötü. "Birlikte acı tatlı günler gördük."

Acı Vermek:  

Üzmek, tasalandırmak, acı duyumsatmak. "Tam evlenecekken ayrılmaları ikisine de çok acı verdi" "Ülkemizde yaşanan darbe girişimi tüm halka acı verdi"

Acı Yitimi:  

Acı duyumunun yok olması. "Acı yitimi gibi bir durum atlatmışım."

Acıdan Ölmek:  

Çok acı çekmek. "Çocuğun kolu kırılmış, bahçede acıdan ölüyor."

Açığa Alınmak:  

Geçici olarak görevden uzaklaştırılmak. "Okul müdürü soruşturma süresince açığa alınmıştı."

Açığa Çıkarılmak:  

Geçici süreliğine işinden çıkarılmak, görevine son verilmek. "Hakkında soruşturma açılan üç polis açığa çıkarıldı."

Açığa Çıkarmak:  

1- Ortaya çıkarmak, gözler önüne sermek, anlaşılır duruma getirmek. "Yapılan yolsuzluklar elbet bir gün açığa çıkacak." "İşin gerçek yüzünü açığa çıkarmak için zamana ihtiyacımız var." 2- İşinden çıkarmak. "Duyduğuma göre seni de açığa çıkarmışlar." , "Yirmi kişiyi daha açığa çıkaracakmışlar."

Açığa Çıkmak:  

1- Belli olmak, anlaşılmak, gerçeğin ortaya çıkması. "Suçlu olmadığı açığa çıkınca serbest bırakıldı." 2- Rıhtıma aborda veya kıçtankara olmuş bir gemi bulunduğu yerden kalkarak daha uzaktaki bir yere demirlemek üzere kıyıdan uzaklaşmak. "Karadeniz Korsanı adlı gemi, açığa çıkmaya hazırlanıyordu.

Açığa Vurmak:  

Gizli, saklı bir şeyi herkese duyurmak, ortaya çıkarmak. ”Yıllardır içinde sakladığı sırrı mahkemede açığa vurdu.”

Açığı Çıkmak:  

Saklamakla görevli bulunduğu para, eşya veya başka bir şeyin sayım sonucu eksik olduğu anlaşılmak. ”Kasiyerin salı günü akşamı on bin lira açığı çıktı.”

Açığını Aramak:  

Birinin yaptığı işte hile, yanlış veya usulsüzlük aramak. "Senin açığını arıyor, dikkatli ol!"

Açığını Bulmak:  

Herhangi bir işteki eksiği, hileyi veya zararı ortaya çıkarmak. ”Hemen her yazısında bir açığını bulmak mümkün.”

Açığını Kapamak:  

1- Eksiğinin veya küçük düşürücü durumunun anlaşılmamasını sağlamak. "Konuşmalarına dikkat et, sürekli senin açığını kapamaktan yoruldum." "Arkadaşları gibi okumayı sökemedi, biraz zorlarsa açığını kapamış olur." 2- Eksiğini tamamlamak. "Ellişer lira verip, arkadaşın açığını kapamıştık." , "Yazmam gereken çok yazı var, biraz daha yazıp açığımı kapamam lazım."

Açığını Kapatmak:  

1- Eksiğinin veya küçük düşürücü durumunun anlaşılmamasını sağlamak. "Konuşmalarına dikkat et, sürekli senin açığını kapatmaktan yoruldum." 2- Eksiğini tamamlamak. "Ellişer lira verip, arkadaşın açığını kapattık."

Açığını Yakalamak:  

Bir kişinin herhangi bir konudaki zayıflığını, eksikliğini anlamak. "Dün bana olayı anlatırken, çok önemli bir açığını yakaladım.

Açık Açık:  

1- Saklamaksızın, gizli yer, şüphe bırakmaksızın. "Konuyu açık açık anlatınca ona hak verdim doğrusu." 2- İçtenlikle, samimiyetle. "Açık açık bu işin olmayacağını söyledim."

Açık Ağız:  

Abdal, budala.

Açık Ağızlı:  

Aptal, ahmak, sersem. "Senin gibi açık ağızlı biriyle işim olmaz."

Açık Alın:  

Kusursuz, suçsuz.

Açık Alınla:  

Başarı, şeref, övünç ve dürüstlükle. ”Hemen her işten açık alınla çıkar onlar.”

Açık Alınla Çıkmak:  

Onurla, başarı ve övünçle bir işin üstesinden gelmek. "İkinci sınavlardan da açık alınla çıktım."

Açık Alınlı Olmak:  

Yanlış ve hatalı şeyler yapmadığı için gönlü rahat olmak. "İnsan her zaman açık alınlı olmalı."

Açık Aramak:  

Yapılan bir işte hile, yanlış veya usulsüzlük aramak. "Ben yaptığıma güvenirim, boşuna açık aramışsın."

Açık Artırma:  

Alıcılar arasında yapılan karşılıklı artırma. "Açık artırmada en iyi fiyatı biz verdik."

Açık Bono Vermek:  

Bir kimseye sınırsız, istediği gibi davranma yetkisi tanımak.

WhatsApp