D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Çizmeden Yukarı Çıkmak:

Bilmediği, aklının kesmediği, yetkisinin dışında bir işe kalkışmak; haddini bilmemek. ”Kes artık, çizmeden yukarı çıkmaya başladın.”

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Önüne Geçememek:  

Engel olamamak, önleyememek, fırsat tanımak. "Polisiye tedbirlerle hırsızlığın önüne geçemezsiniz."

Önüne Geçmek:  

1- Fırsat tanımamak, engellemek, önlemek. "Polisiye tedbirlerle hırsızlığın önüne geçmek zor." 2- Daha iyi derecede bulunmak. "Bu sınavda arkadaşının önüne geçmişsin." 3- Ön tarafında bulunmak. "Sınıfın önüne geçip şiirimi okudum."

Önüne Gelen:  

Olur olmaz kimse, herkes, karşısına çıkan. ”Önüne gelene sordu ama bulamadı.”

Önüne Geleni Kapar, Ardına Geleni Teper:  

Kabalığından dolayı muhatap olduğu herkesi incitir ve o kişilere saldırgan tavırlar sergiler. "Çok görgüsüz biri, önüne geleni kapar, ardına geleni teper."

Önüne Katmak:  

O önde, kendisi arkada gitmek. "Onu da önümüze katıp yürüdük."

Önüne Yatmak:  

1- Bir kimsenin veya bir şeyin önüne boylu boyunca uzanmak. "Yıkım ekiplerini engellemek için, iş makinelerinin önüne yatıyordu." 2- Bir kişi veya kurumu korumak amacıyla elindeki imkanları kullanmak. "Sen bildiğini yap, gerekirse ben önüne yatarım."

Onunla Aşık Atılmaz:  

Onunla yarışmak mümkün değildir.

Önünü Almak:  

Önlemek, durdurmak. "Yangının önünü almakta çok zorlandılar."

Önünü Ardını Düşünmemek:  

Sonucun ne olacağını hesaplamamak, ilerisini gerisini düşünmemek. "Bir iş yaparken önünü ardını düşünmüyorsun, sonra biz uğraşıyoruz."

Önünü Kesmek:  

1- Bir kimseye engel olmak. "Çok başarılı olunca önünü kesmeye çalışanlar da olmuştu." 2- Akarsuyun akmasına engel olmak. "Derenin önünü kesip, kendi bahçelerine çevirmişler."

Onur Duymak:  

Onurlanmak. "Yeni kitabımı sizlere sunmaktan onur duyarım."

Onuruna ... Vermek:  

Birine saygı göstermek için yemek, toplantı vb. ağırlamada bulunmak. "Sayın Valimizin onuruna yemek istiyoruz."

Onuruna Dokunmak:  

Onurunu, haysiyetini incitmek. ”Dikkatli ol, birinin onuruna dokunacak iş yapma.”

Onuruna Yedirememek:  

1- Başkasının kendisine yaptığı olumsuz davranışı, onur kırıcı sayarak tepki ile karşılamak, hazmedememek. "Onun herkesin içinde o şekilde konuşmasını onuruma yediremiyorum." 2- Kendisinin başkasına yapması söz konusu olan davranışı, kişiliği için onur kırıcı saydığından yapmamak, kendine yakıştıramamak. "Gidip ondan para istemeyi onuruma yediremiyorum."

Öp Babanın Elini:  

Sürpriz bir durum karşısında yaşanan şaşkınlığı anlatmak için kullanılır. "Bankadan kredi için olumlu cevap geldi. Öp babanın elini."

Operasyona Çıkmak:  

Harekât gerçekleştirmek. "Özel kuvvetler operasyona çıkmak için hazırlık yapıyordu."

Öperken Isırır:  

Gösterdiği güler yüze güvenilmemesi gereken kimseler için söylenir. "Ona sırlarını fazla açma, öperken ısırır ona göre."

Öperken Isırmak:  

Gösterdiği güler yüze güvenilmemesi gereken kimseler için söylenir. "O kıza sırlarını söyleme, öperken ısırır ona göre."

Öpücük Göndermek:  

Parmaklarının iç ucunu öpüp birine atar gibi yaparak onu selamlamak. "Ablamı çok özledim, ona öpücük gönderiyorum."

Öpücük Kondurmak:  

Hafifçe öpmek. "Alnıma bir öpücük kondurdu."

Öpücük Yollamak:  

Parmaklarının iç ucunu öpüp birine atar gibi yaparak onu selamlamak. "Ablamı çok özledim, ona öpücük yolluyorum."

Öpüp Başına Koymak:  

Bir şeyi minnetle karşılamak, seve seve kabul etmek. ”Adam sana iş verecekmiş, daha ne istiyorsun, öpüp başına koy.”

Öpüp de Başına Koymak:  

Bir şeyi minnetle karşılamak, seve seve kabul etmek. "Adam sana iş verecekmiş, daha ne istiyorsun, öpüp de başına koy."

Oralarda Olmamak:  

İlgilenmemek, aldırış etmemek, umursamamak, önemsememek. "Arkamdan seslendi, ama oralarda olmadım."

Oralı Bile Olmamak:  

İlgilenmemek, aldırış etmemek, umursamamak, önemsememek. "Arkamdan seslendi, ama oralı bile olmadım."

Oralı Olmak:  

İlgilenmek, aldırış etmek, umursamak, önemsemek. "Ders çok önemliydi, oralı olmaya devam etti."

Oralı Olmamak:  

Anlamamış, sezmemiş gibi davranmak. ”O sözler ona söyleniyordu ama hiç oralı olmadı.”

Orası Senin, Burası Benim Dolaşmak:  

Durmadan gezip dolaşmak. "Orası senin, burası benim dolaşırsan para mı birikir?"

Orası Senin, Burası Benim Gezmek:  

Durmadan gezip dolaşmak. "Orası senin, burası benim gezersen para mı birikir?"

Orasına Burasına:  

Dağınık olarak, gelişigüzel bir biçimde. "Orasına burasına süsleri takıştırıp gezmeyi iyi biliyor."

Organize Etmek:  

1- Düzenlemek. 2- Örgütlemek.

Orman Gibi:  

Gür, çok (saç, kaş vb.). "Yaş ilerlemiş, ama saçlar orman gibi maşallah."

Orman Kanunu:  

1- Zorbalık, kabadayılık. 2- Ormanları korumak için çıkarılan kanun.

Orman Kibarı:  

(Argoda) Ayı.

Orman Taşlamak:  

Bir kimsenin düşüncesini dolaylı olarak öğrenmeye çalışmak. "Orman taşlamakla bir şey elde edemeyeceğini anladı."

Örneğini Almak:  

Biçimini çizmek. "Bizim evin örneğini almak istiyormuş."

Örneğini Çıkarmak:  

Benzerini yapmak, çizmek. "Bu elbisenin örneğini çıkarınız."

Örneğini Çıkartmak:  

Benzerini yapmak, çizmek. "Bu elbisenin örneğini çıkartınız."

Örnek Almak:  

1- Bir kimseye huy ve davranışta uymak, birini ölçü olarak benimsemek. "Her zaman ablasını örnek alırdı." 2- Bir şeyden kendisi için ders çıkarmak. "Arkadaşınız şiir de birinci oluş, örnek alın." 3- İncelemek üzere insan ve hayvan vücudunun veya bitkinin herhangi bir yerinden doku parçası almak. "Sizden kan örneği almamız gerekiyor."

Örnek Olmak:  

Hayır ve davranış yönünden başkasının kendisine benzemesi yolunda etkili olmak. "Çocuklar büyükleri örnek alır, bu nedenle onlara iyi örnek olmak lazım."

Örnek Oluşturmak:  

Benzerini sunmak. "İstediğimiz eve, bu ev örnek oluşturabilir."

Örnek Vermek:  

Bir konuyu daha ayrıntılı bir biçimde anlatabilmek için örneklendirmek. "Eğitim sitesi için dersimiz.com örnek verilebilir."

Orospu Bohçası Gibi:  

Karışık ve dağınık, elden ele dolaşan, hor görülen. "Senin çanta orospu bohçası gibi ortalarda geziyor."

Orospu Çocuğu:  

Piç, serseri, haylaz, hinoğluhin, hilekâr, kalleş, orostopol gibi anlamlara gelen ağır sövgü sözü. "O orospu çocuğu bir daha buraya adım atmayacak."

Orospu Karı Gibi Gülmek:  

Hoş karşılanmayan bir şekilde, çevreyi rahatsız ederek, yüksek sesle ve kahkahayla gülmek. "Orospu karı gibi gülmeyi keser misin lütfen."

Orospuluk Etmek:  

Orospuya yaraşır biçimde davranmak. "İnsanlar para için orospuluk eder olmuş."

Orospuluk Yapmak:  

Orospuya yaraşır biçimde davranmak. "İnsanlar para için orospuluk yapar olmuş."

Örs ve Çekiç Arasında Kalmak:  

Aynı derecede güçlü ve zorlu iki kişi veya düşünce arasında bulunmak. "Örs ve çekiç arasında kalmaktan bıktım, bana bir şey sormayın artık."

Ört ki Ölem:  

Çok önemli şeyleri elde edemeyen kişilerce "Nasıl yaşarım?" anlamında kullanılan bir söz. "Bu yaşa geldim, hala şu barakadan kurtulamadık. Ört ki ölem dayı."

Orta Hâlli:  

Ne zengin ne yoksul, ne iyi ne kötü, ne çirkin ne güzel. ”Onlar orta hâlli bir ailedirler.”

Orta Katı Kiraya Vermek:  

Gebe kalmak. "Kız, orta katı kiraya vermişsin, kaç aylık?"

Orta Malı:  

1- Herkesin yararlandığı (şey). 2- Her isteyenle ilişkide bulunan. ”Benim bisikletim orta malı mı ki herkes binmeye çalışıyor.”

Ortada Bırakmak:  

Birini çok güç bir durumdayken terk etmek. "Beni o zor günlerimde ortada bırakmanı asla affedemem."

Ortada Fol Yok Yumurta Yok:  

1- Herhangi bir sebep veya ilişki bulunmaması. "Tatile çıkmak için hazırlık yapıyorlar; ama ortada fol yok, yumurta yok." 2- Ortada (bir konu ile ilgili) hiçbir belirti olmadığı hâlde varmış gibi bir kuşkuya düşmek. "Henüz ortada fol yok yumurta yok, sen adama para ödemeye kalkışıyorsun."

Ortada Kalmak:  

1- Yersiz yurtsuz kalmak, barınacak yer bulamamak. 2- İki şey arasında kalmak. 3- (Bir şeyi) kimse üzerine almamak. ”Belediye evlerini yıkınca çoluk çocuk öylece ortada kaldılar.”

Ortadan Kaldırmak:  

1- Saklamak, görünmeyecek bir yere koymak. "Yaptığı resimleri ortadan kaldırdı." "Odan çok dağınık, eşyalarını ortadan kaldır." 2- Yok etmek. "Şu kağıtları ortadan kaldır." 3- Öldürmek. "Soyguncular şahitlik etmesin diye bekçiyi de ortadan kaldırmışlar."

Ortadan Kalkmak:  

1- Görünmez, bulunmaz olmak. 2- Yok olmak. ”Sis ortadan kalktı.”

Ortadan Kaybolmak:  

Nereye gittiği bilinmemek, sezdirmeden gitmek, görünmez hâle gelmek. ”Ali ortadan kayboldu.”

Ortadan Sır Olmak:  

Kaybolmak, arkada iz bırakmadan gitmek. "Ortadan sır olmadan önce kendisiyle konuşmuştum."

Ortadan Söylemek:  

Herkesin içinde, belli bir kimseyi amaçlamadan konuşmak. "Ben ortadan söylüyorum, sen neden üstüne alınıyorsun?"

Ortak Etmek:  

Bir şeyi paylaşmaya razı olmak, katılmaya onay vermek. "Yeri geldi ekmeğinizi bölüştünüz, sofranıza ortak ettiniz, Allah sizden razı olsun."

Ortak Olmak:  

Bir şeyi paylaşmak veya bir şeye katılmak. "Ortak olarak büyükbaş kurbanlık kesmeye karar verdiler."

Ortaklık Kurmak:  

Şirket, kumpanya açmak veya çalıştırmak. "Ortaklık kurmak için evrakları hazırlıyorlardı."

Ortalığa Düşmek:  

1- Bir şeyi aramak için davranmak. "Düşümde ortalığa düşmüşüm, seni arıyorum" 2- (kadın) isteyen her erkeğin cinsel ilişkide bulunabileceği biri durumuna gelmek, ortaya düşmek.

Ortalığı ... Almak:  

Kaplamak. "Ortalığı sel almışken, mahalleli eşyalarını kurtarma peşindeydi."

Ortalığı ... Götürmek:  

Kaplamak. "Ortalığı sel götürürken, mahalleli eşyalarını kurtarma peşindeydi."

Ortalığı Ayağa Kaldırmak:  

Bağırıp çağırarak, gürültü kopararak etraftakileri rahatsız etmek, gereksiz bir telaşa düşürmek. "Bağırıp durma öyle, ortalığı ayağa kaldıracaksın."

Ortalığı Birbirine Katmak:  

Kargaşa çıkarmak, herkesi birbirine düşürmek. ”Şimdi gelip ortalığı birbirine katacak diye korkuyorum.”

Ortalığı Gürültüye Vermek:  

Gereksiz bir telaşa düşürmek. "Ortalığı gürültüye vermene gerek yok, tüm paranı vereceğiz."

Ortalığı İnletmek:  

Yüksek ses her yeri kaplamak. "Maçtan dağılan taraftarların sloganları ortalığı inletti."

Ortalığı Kırıp Geçirmek:  

1- Herkesi heyecana sürüklemek. "Yaptığı mükemmel şovla, ortalığı kırıp geçirdi." 2- Çok kızarak çevresindekilere bağırıp çağırmak. "Az önce müdür geldi, ortalığı kırıp geçiriyor, dikkatli olun."

Ortalığı Patırtıya Vermek:  

Gereksiz bir telaşa düşürmek. "Ortalığı patırtıya vermene gerek yok, tüm paranı vereceğiz."

Ortalığı Velveleye Vermek:  

Gereksiz bir telaşa düşürmek. "Ortalığı velveleye vermene gerek yok, tüm paranı vereceğiz."

Ortalığın Karışması:  

Düzensizliğin baş göstermesi. Tehlikeli durumun sinyallerinin görülmesi. "Ortalığın karışmasını önlemek için gerekli önlemler alındı."

Ortalık Ağarmak:  

Sabah aydınlığı başlamak. "Uyandığımda ortalık ağarıyordu."

Ortalık Düzelmek:  

Tedirginlik kalmamak, toplum içindeki karışıklık yok olmak. ”Çok şükür ortalık düzeldi.”

Ortalık Kararmak:  

Akşam karanlığı başlamak. "Ortalık kararırken eve döndüm."

Ortalık Karışmak:  

Kargaşa çıkmak, toplumda düzensizlik baş göstermek. ”Ortalık yine karıştı, insanlar birbirine girdi.”

Ortalıkta Kalmak:  

Kimsesiz, korunaksız bir duruma düşmek. "Evleri yanınca ortalıkta kalmıştı."

Ortaya Atılmak:  

1- (Bir konu) Herkesin bilgisine sunulmak. "Bu alanda yeni düşünceler ortaya atıldı." 2- (Bir kişi) Bir işi yapmak için kendini göstermek. "Bu iş tam benlik diyerek ortaya atılan oydu."

Ortaya Atmak:  

Bir düşüncesini herkesin bilgisine sunmak. "Ortaya attığın fikir çok saçma."

Ortaya Balgam Atmak:  

Kaba bir iş kıvamındayken, biri herkesin zihnini bulandıracak bir söz söylemek. "Belki Tayfur'a gönlüm vardır diye ortaya balgam atıyor." -S. M. Alus.

Ortaya Çıkmak:  

1- (Bir durum) Belli olmak, meydana çıkmak. "Olayın nedeni ortaya çıktı." 2- (Bir kimse) Kendini göstermek, görünmek. "Bu işi ben yaparım diyen ortaya çıksın."

Ortaya Dökmek:  

1- Gizli olan ne varsa açıklamak. 2- Çıkarıp göstermek. ”Bütün sırlarını ortaya dökmek için harekete geçti.”

Ortaya Koymak:  

1- Herkesin görebileceği yere koymak. "Bu sehpayı ortaya koymayın, kenarda dursun." 2- Yapmak, yaratmak. "Kaliteli bir film ortaya koymak için aylarca çalıştık." 3- Açıklamak. "Örneklerle durumu ortaya koymaya çalıştım." 4- Kaybetmeyi göze almak. "Vatan uğruna canını ortaya koymaktan çekinmeyen yiğitler."

Ortaya Söylemek:  

Adı belirtmeden kimilerine dokunacak sözler söylemek.

Örtbas Etmek:  

Kötü bir durumu gizlemek, yayılmasını önlemek. ”Dairede yapılan yolsuzlukları örtbas edeceklerini sandılar.”

Örtüye Sokmak:  

Örtünmesini sağlamak. "Ailesi daha bu yaşta örtüye sokmuş."

Oruç Açmak:  

Vakit geldiğinde oruç bozmak, iftar etmek., "Oruç açmak için sofrada ezanı bekliyorduk."

Oruç Bozmak:  

Bir şey yiyerek, içerek orucunu kesmek veya sona erdirmek. "Rahatsızlığı nedeniyle oruç bozmak zorunda kaldı."

Oruç Tutmak:  

Oruç ibadetini yerine getirmek. "Oruç tutmak niyetiyle sahur yemeği yedik."

Oruç Yemek:  

Oruç tutmamak. "Müslüman olup, mazeretsiz oruç yemek doğru bir davranış değildir."

Orucunda Olmak:  

1- Herhangi bir şeyi yemez içmez olmak. "Açlık orucuna son vermeye karar verdiler." 2- Bir şeyi yapmaz olmak. "Biraz gevezelik orucunda olsan iyi olacak."

Örülü Olmak:  

Her şeyiyle mükemmel, eksiksiz ve estetik bütünlüğe sahip bulunmak. "Yeni binamızın her yanı güzelliklerle örülü, eksik varsa söyle."

Örümcek Ağı Gibi:  

Karmakarışık, içinden çıkılması zor mesele.

Örümcek Bağlamak:  

1- Üzerinde örümcek ağı olmak. "Şu köşeleri iyice örümcek bağlamış." 2- Bir şey uzun süre kullanılmadan kendi hâline bırakılmış olmak. "Bu ev kaç yıldır bu vaziyette, her tarafı örümcek bağlamış."

Örümcek Kafalı:  

Geri düşünceli, yenilikleri kolay kabul etmeyen (kimse). "Örümcek kafalı yöneticiler yüzünden yerimizde sayıyoruz."

Örümcek Sarmak:  

Bir yer örümcek ağları ile dolmak. "Yazlığa gittim, altı ay oldu, her yanı örümcek sarmış."

Osmanlı Tokadı Atmak:  

1- Bir kimseye sert ve etkili bir biçimde tokat atmak. "Sana Osmanlı tokadını atmak istemezdim, ama kendin kaşındın." 2- Sert ve etkili bir biçimde uyarmak. "Bu millet öyle bir Osmanlı tokadı atar ki ne olduğunu anlayamazsınız." 3- Bir kimseye üstünlüğünü kabul ettirmek. "Osmanlı tokadı atınca, tartışmadan çekildi."

Osmanlı Tokadı Yemek:  

1- Sert ve etkili bir biçimde tokat atılmak. "Osmanlı tokadı yemek istiyorsun anlaşılan." 2- Sert ve etkili bir biçimde uyarılmak. "Osmanlı tokadı yemesiyle birlikte sesi kesildi." 3- Bir kimsenin üstünlüğünü kabul etmek. "Osmanlı tokadını yedi, daha tartışmaya giremez."

WhatsApp