D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Düşünceye Dalmak:

Dalgın bir durumda düşünmek. "Düşünceye dalınca zamanın nasıl geçtiğini anlayamadı."

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Para Canlısı:  

Parayı çok seven, paraya düşkün. "Para canlısı adam, ondan destek çıkmaz."

Para Çarpmak:  

1- Parayı el çabukluğu ile çalmak, dolandırarak para elde etmek. "Para çarpmak için banka önlerine dadanmışlar." 2- Kurnazlıkla para elde etmek. "Akrabalardan biraz para çarpmam lazım."

Para Çekmek:  

1- Banka veya benzeri bir yere yatırılmış parayı geri almak. "Bankadaki hesabımdan biraz para çekeceğim." 2- Bir kimseden çeşitli yollarla para sızdırmak. "Ondan biraz para çekmenin yollarını bulmalıyım."

Para Çıkarmak:  

1- (Devlet) Para basmak. "Devlet, ancak karşılığı olursa para çıkarır." 2- Bir kimseye banka ya da posta aracılığıyla para yollamak. "Sana bir miktar para çıkardım."

Para Çıkışmamak:  

Gerekli paranın tamamını temin edememek, para eksik kalmak. "Bir ayakkabı beğendim, alayım dedim ama para çıkışmadı."

Para Delisi:  

Parayı çok seven, paraya çok düşkün kimse, para canlısı, paragöz. "Sen bugünlerde iyice para delisi oldun."

Para Dökmek:  

Bir şey için çok para harcamak. ”Düğün için az para dökmedi.”

Para Dönmek:  

Rüşvetle iş yapılmak. "Bazı resmi işleri halletme konusunda çok para dönüyor."

Para Etmek:  

Değeri olmak. "Bu telefonlar arık fazla para etmiyor."

Para Etmemek:  

1- İşe yaramamak, etkili olmamak. 2- Değeri pahasına satılamamak. ”Bu malların para edeceğini sanmıyorum.”

Para Getirmek:  

Kazanç sağlamak. "Bu iş yerindeki ofisler iyi para getirir."

Para Gözlü:  

Parayı çok seven.

Para İçinde Yüzmek:  

Çok fazla parası olmak. "Para içinde yüzdüğü için yoksulluğun ne demek olduğunu bilmez."

Para İle Değil:  

Çok ucuz. "Gel vatandaş! Para ile değil bunlar."

Para İle Değil, Sıra İle:  

Parası olanın değil, sırası gelenin işinin yapılacağını belirtmek için söylenir. "Burada işler para ile değil, sıra ile görülür."

Para Kesmek:  

1- Çok para kazanmak. 2- Devletin çok para basması. ”Bizim büfe âdeta para kesiyor.”

Para Kırmak:  

Çok para kazanmak. "Sonunda para kırmaya başladı."

Para Koparmak:  

Zorlayarak veya kandırarak birinden para almak. "Babamdan para koparmak çok zor gerçekten."

Para Parayı Çeker:  

Elde para bulunursa onunla yeni paralar kazanılır. "Para parayı çekermiş, adam her ay yeni şube açıyor."

Para Peşin Kırmızı Meşin:  

Alışverişin peşin olduğunu anlatır. "Para peşin kırmızı meşin, veresiye bizde yok."

Para Pul Tutmamak:  

Hesabını bilmemek, birikim yapmamak. "On yıllık memur, ama elde var sıfır. Para pul tutamıyor ki."

Para Saçmak:  

Gereğinden çok para harcamak. "Basit bir doğum günü için, bu kadar para saçmana gerek yok."

Para Saymak:  

Ödemek. "Ben bu telefona çok para saydım."

Para Şişkinliği:  

Dolanımdaki para miktarıyla, malların ve satın alınabilir hizmetlerin toplamı arasındaki açığın büyümesinden ortaya çıkan ve fiyatların toplam yükselişi, paranın değerinin düşmesi biçiminde kendini gösteren ekonomik parasal süreç, enflasyon.

Para Sızdırmak:  

Kandırarak, zorlayarak birinden para almak. ”Kabadayılar esnaftan az para sızdırmadılar.”

Para Tutmak:  

1- Parasını idareli harcayıp kalanını biriktirmek. 2- Satın alınan şeyin karşılığını para olarak hesaplamak. ”Aldığımız eşyaların hepsi kaç para tuttu dersiniz?”

Para Veren Altın Bulsun:  

Herhangi bir nedenle bir kimseden para alınırken, para veren kimseye şaka yollu söylenir. "Teşekkür ederim, para veren altın bulsun."

Para Vurmak:  

Bir nedenle çok para elde etmek. "Nasıl para vurduğunu bilemiyorum."

Para Yapmak:  

Para kazanıp biriktirmek. ”Gurbete para yapmaya gitti.”

Para Yatırmak:  

Gerektiğinde almak üzere bir yere para vermek. "Bankaya para yatırmaya gidiyorum."

Para Yedirmek:  

İşini yaptırmak için birilerine kanunsuz, hak etmedikleri parayı vermek; rüşvet vermek. ”O binayı yaptırmak için belediyeye az para yedirmediler.”

Para Yemek:  

1- Çok para harcamak. 2- Rüşvet yemek, görevini kötüye kullanıp bir iş yapmak için birinden para almak. ”İnsanlar artık açıktan para yiyorlar.”

Paradan Çıkmak:  

Umulmadık bir anda para harcamak zorunda kalmak. "Paradan çıkacağımızı bilseydim seninle alışverişe çıkmazdım."

Parafe Etmek:  

Yazılı bir kağıda kısa imza atmak.

Paramparça Etmek:  

Pek çok parçaya ayırmak. "Bu alet yiyecekleri paramparça ediyor."

Paramparça Olmak:  

Pek çok parçaya ayrılmak, kırılmak. "Ayakkabılar bir haftada paramparça oldu."

Paranın Üstü:  

Satın alınan şeyin tutarından artan para. "Paranızın üstünü almayı unutmayın."

Paranın Yüzü Sıcaktır:  

Kendisine önerilen parayı gözüyle görünce insanın yumuşadığını anlatır.

Parantez Açmak:  

1- Söz veya yazının içine, sözü edilen konu ile ilgili bir bölüm koymak. "Parantez açıp detaylı açıklama yapmış." 2- Anlatılan konudan farklı bir şey söyleneceği zaman kullanılan bir söz. "Konumuz çocuklar ama bu noktada bir parantez açıp aidatları da hatırlatayım dedim."

Parası Çok, Aklı Az:  

Fazla akıllı değil, ama zengin.

Parasını Çekmek:  

1- Bir yerdeki parasından bir bölümünü geri almak. "Bu para yetmez, gidip kalan parasını da çeksin." 2- Para sızdırmak, birinden birtakım gerekçelerle para almak. "Sen benden para çekmeye mi çalışıyorsun?"

Parasını Çıkarmak:  

(Bir şey) Verilen parayı karşılayacak kadar yarar sağlamak. "Bu kamyonu yıllarca kullanıp parasını çıkardım."

Parasını Sokağa Atmak:  

Değeri olmayan bir işe ya da mala para vermek. "Bu eski model bir ürün, paranı sokağa atmışsın."

Parasıyla Rezil Olmak:  

Para vererek yaptırdığı bir şey iyi çıkmamak, parasının karşılığını alamamak. "Akşam lokantaya gittik, ama beş para etmez yemekler, paramızla rezil olduk."

Parasız Pulsuz:  

1- Bedava, ücret ödemeden. 2- Yoksul, fakir.

Parasız Tellal:  

Bir şeyin gizliliğini düşünmeden, görüp bildiğini herkese anlatan. "Elbette o parasız tellal söylemiştir."

Parasızlık Çekmek:  

Para yönünden sürekli sıkıntı içinde olmak. "Parasızlık çekmek istemediğimden boyacılık gibi ek işler de yapıyorum."

Paravan Olmak:  

Belli etmeden bir başkasını adından, yetkisinden, gücünden yararlandırmak. "Bu hırsızlara paravan olmana anlam veremiyorum."

Paravana Yapmak:  

Başkasının ardından, yetkisinden, gücünden, kendini belli etmeyerek faydalanmak.

Paraya Çevirmek:  

Bir malı verip yerine para almak. ”Gidin, şu dolapları paraya çevirin de gelin.”

Paraya Kıymak:  

Gereken yerde para harcamaktan kaçınmamak. "Paraya kıyıp, ailesini iki haftalık bir tatile götürdü."

Paraya Para Dememek:  

1- Çok para kazanmak. "İşleri çok iyi gidiyor, paraya para demiyor." 2- Bol para harcamak. "Çok kazandığından olsa gerek, paraya para demiyor." 3. Elde olan parayı az bulmak. "Elinde o kadar para var, ama o paraya para demiyor."

Paraya Pul Dememek:  

Para kazancı çok fazla olmak.

Paraya Sıkışmak:  

Parasız kalmak, para sıkıntısı içinde olmak. "Bugün paraya sıkıştık, ama çok şükür ödemelerin hepsini yaptık."

Parayı Araya Değil, Parayı Paraya Vermeli:  

Parayı gerekli yere harcamalı.

Parayı Avucuna Saymak:  

Peşin olarak ödemek. "İki gün önce beş bin lira parayı avucuna saymıştım hatırlarsan."

Parayı Basmak:  

Para vermek. "Çok hoşuma gitti, parayı basıp aldım."

Parayı Bastırmak:  

Para vermek. "Çok hoşuma gitti, parayı bastırıp aldım."

Parayı Çarçur Etmemek:  

Gereksiz ve lüzumsuz yere para harcamamak. "Borç ödeyeceğiz, paramızı çarçur etmememiz lazım."

Parayı Denize Atmak:  

Parayı boşuna harcamak, israf etmek. "O eski evi alıp da, paranı denize atma."

Parayı Veren, Düdüğü Çalar:  

Para harcayınca insan istediğini elde edebilir.

Parçalı Bohça Gibi:  

Birbirini tutmaz parçalardan oluşan. "Parçalı bohça gibi bu odanın eşyaları."

Park Etmek:  

Taşıtı, trafik kurallarına uygun olarak bir yerde bırakmak. "Aracımı bir alt sokağa park ettim."

Park Yapmak:  

Taşıtı, trafik kurallarına uygun olarak bir yerde bırakmak. "Aracımı bir alt sokağa park yaptım."

Parlak Cümle:  

İyi ifade edilmiş, manası geniş cümle.

Parmağı Ağzında Kalmak:  

Çok şaşırmak, hayrete düşmek. "Karnemdeki notları görünce, parmağı ağzında kaldı."

Parmağı Olmak:  

Bir işi olumsuz yönde etkilemek, bir işe karışmış olmak. "Bu işte senin parmağın yoktur umarım."

Parmağına Dolamak:  

Bir konuyu her fırsatta, her yerde ele alıp konuşmak, o konu ile uğraşmak. "Sen de o kızı parmağına dolamışsın."

Parmağında Oynatmak:  

Birine her istediğini yaptırmak, onu kukla gibi kullanmak. ”Beni parmağında oynatamayacaksın alçak herif.”

Parmağını Basmak:  

O işi kollayıp kovalamak, dikkatleri çekmek.

Parmağını Bile Kıpırdatmamak:  

Bir iş veya durum için hiçbir tepki göstermemek, kayıtsız kalmak. "Yardım etmek için parmağını bile kıpırdatmadı."

Parmağını Bile Oynatmamak:  

Hiç tepki göstermemek, kayıtsız kalmak. ”Beni dövdüler ama o parmağını bile oynatmadı.”

Parmağını Her İşe Sokmak:  

Bilsin bilmesin her işe karışmak.

Parmağını Oynatmak:  

Görevliye yasa dışı para vermek.

Parmağını Yaranın Üzerine Basmak:  

Asıl sorunu ya da bu sorunun asıl nedenini göstermek. "Parmağını yaranın üzerine bastın, ben de onu söylemek istiyordum."

Parmağının Ucunda Çevirmek:  

Bir işi kolayca ve ustalıkla yapabilmek. "Araba kullanmak benim için çocuk oyuncağı, parmağımın ucunda çeviririm."

Parmağının Ucunu Göstermemek:  

Kadın, erkeğin onu hiç göremeyeceği biçimde örtünmek.

Parmağının Ucuyla Çevirmek:  

Bir işi kolayca ve ustalıkla yapabilmek. "Araba kullanmak benim için çocuk oyuncağı, parmağımın ucuyla çeviririm."

Parmak Atmak:  

Sorun yaratmak. "Her işe burnunu sokma, satış işine de parmak atmaya kalkma."

Parmak Basmak:  

1- Bir nokta üzerine dikkati ya da ilgiyi çekmek. "Çevre kirliliği konusuna parmak basmak istiyorum." 2- İmza yerine parmağını mürekkebe batırarak bir yere bastırmak. "Okuma yazması olmadığından parmak bastı."

Parmak Bozmak:  

Çocuklar arasında arkadaşlığı sona erdirmek, küsmek. "Onu çok sevdiğim için parmak bozmak istemedim."

Parmak Hesabı:  

1- Parmakları kullanmak suretiyle yapılan hesap. 2- Hece vezni. ”Bizim bakkal hâlâ parmak hesabı yapıyor.”

Parmak Isırmak:  

Büyük şaşkınlık duymak, hayrete düşmek. ”Yaptığım tatlıyı görünce parmaklarını ısıracaklar.”

Parmak Isırtmak:  

Herhangi bir davranışıyla şaşkınlık içinde bırakmak, şaşırtmak. "Şelaleyi görünce parmağımızı ısırdık."

Parmak İzi:  

Genellikle kimlik belirlemede yararlanılan, parmak uçlarının iç tarafındaki derinin her kişide değişik olan izi.

Parmak Kadar:  

Çok küçük çocukları nitelemek için söylenir. "Parmak kadar çocuk, bu işi yapamaz ki..."

Parmak Kadar Çocuk:  

Yaşça çok küçük, pek küçük (çocuk). ”Parmak kadar çocukla iş yapılır mı?”

Parmak Kaldı:  

"az kaldı, az kalsın, neredeyse" anlamında kullanılan bir söz. "Köşeyi dönüşte, parmak kaldı karşıdan gelen araca çarpıyorduk."

Parmak Kaldırmak:  

1- Olumlu oy vermek için el kaldırmak. 2- Bir toplulukta söz istemek için işaret parmağını kaldırıp diğerlerini yumarak el kaldırmak. ”Parmak kaldırarak söz istemeyi öğrenin artık!”

Parmak Tatlısı:  

Parmak biçiminde yapılan bir tür hamur tatlısı.

Parmak Üzümü:  

Uzun taneli bir üzüm çeşidi.

Parmak Yalamak:  

Kendine hakkı olmaksızın bir çıkar sağlamak. "Bal tutan parmağını yalar."

Parmakla Gösterilmek:  

1- Bir şey az bulunmak. 2- Seçkin, ünlü olmak. ”O, çevresinde parmakla gösterilen bir adamdı.”

Parmakla Sayılacak Kadar Az Olmak:  

Çok az olmak. "Senin gibi örnek insanlar parmakla sayılacak kadar az."

Parmakla Sayılmak:  

Çok az olmak. "Sınıfta takdir belgesi alanlar parmakla sayılır."

Parmakları Çivi Gibi Olmak:  

Parmakları çok üşümek, donmak. "Kar iyice bastırdı, parmaklarım çivi gibi oldu."

Parmaklarını Birlikte Yemek:  

Yediği yemeği çok beğenmek. "Parmaklarımı yedim, çok lezzetliydi."

Parmaklarını Yemek:  

Bir yemeğin çok lezzetli olduğunu anlatmak için kullanılır. ”Böreği değil, parmaklarımızı yedik âdeta.”

Parsayı Başkası Toplamak:  

Verilen emek karşılığını, emek veren değil, bir başkası almak. ”Biz durmadan çalışalım parsayı da başkası toplasın olmaz öyle şey!”

Parsayı Toplamak:  

Harcanan bir emeğin karşılığını almak, hak edileni almak.

WhatsApp