Bir Deyim Öğrenelim!
Özene Bezene Yapmak:
Özenli bir biçimde, titizlikle, itina ile yapmak. "Ödevimi özene bezene yaptım, umarım beğenirsiniz."
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Perhize Çekmek:
Perhizi titizlikle uygulamak. "Perhize çekmekten başka çarem yok, sağlığıma kavuşmam lazım."
Peri Gibi:
Çok güzel. "Düğünde gelin peri gibi olmuştu."
Peri Kızı Gibi:
Çok güzel kadın, kız. "Bugün peri kızı gibi biriyle arkadaş oldum."
Perileri Bağdaşmak:
Uyuşup anlaşmak, yıldızları barışmak. "Eşiyle perileri bağdaştığından, yıllardır mutlu şekilde yaşıyorlar."
Perişan Etmek:
1- Dağıtmak, düzenini bozmak. "Güzelim takımı perişan ettiler." 2- Acınacak hâle getirmek. "Çoluk çocuğunu perişan etmeye utanmıyor musun?"
Perişan Olmak:
1- Dağılmak, düzeni bozulmak. "Bir hastalık yüzünden tüm aile perişan oldu." 2- Acınacak duruma gelmek. "Tatilciler boş yer bulamayınca perişan oldu."
Perişanlık Vermek:
Perişan duruma getirmek, perişan etmek. "Şu kredi borçları, tüm ailemize perişanlık verdi."
Perisi Hoşlanmamak:
Yakınlık duymamak, ısınamamak. "O kadına karşı perim hoşlanmadı."
Perperişan Olmak:
Çok kötü bir durumda bulunmak. "Ailesi perperişan olmasın diye çok çalıştı."
Perşembenin Gelişi Çarşambadan Bellidir:
Kötü başlayan bir işin sonucu için kötümserlik anlatmak üzere söylenir.
Perte Çıkmak:
Taşıt hurdaya çıkmak. "Bu araba perte çıkmış, artık bir işe yaramaz."
Pervane Gibi Dönmek:
Bir kimsenin yanından hiç ayrılmamak. "Annesinin peşinde pervane gibi dönüyor."
Pervane Kesilmek:
1- Saygı duyduğu bir kişiye hizmet edebilmek için devamlı etrafında olmak, didinip durmak. "Sayın Bakanın çevresinde pervane kesildiler." 2- Her isteği yapmak için çevrede dört dönmek. "Hizmetçisi, yaşlı kadının yanında pervane kesildi." 3- Dönüp durmak. "Çocuklar öğretmenin etrafında pervane kesilmişti."
Pervane Olmak:
Birinin yanında onun hizmetine hazır olduğunu gerekli gereksiz göstermek. "Tüm çocukları onun yanında pervane olur."
Pervaz Etmek:
Uçmak. "Kuşlar pervaz ederken masmavi gökyüzünde, ben sana yazıyorum bu satırları."
Pes Demek:
Mağlubiyeti kabul etmek, başkasının üstünlüğüne boyun eğmek. ”Yenileceğini anlayınca sırtı yere gelmeden pes dedi.”
Pes Etmek:
1- Yenilgiyi kabul etmek, pes demek. "Tamam, tavlada senden iyisi yok, pes ediyorum." 2- Yenileceğini anlayıp sırtının yere gelmesini istemeyen pehlivan, yenildiğini kabul anlamına ya "pes ediyorum" demek veya hasmının kispetine eliyle vurarak işaret vermek. "Rakip güreşçinin pes etmekten başka şansı yoktu." 3- Birinin aşırı kurnazlığı karşısında ancak bu kadar olur inancına varmak. "O kadar pahalı nasıl satabildin, pes ediyorum gerçekten."
Pes Perdeden Konuşmak:
1- Alçak ve kalın sesle konuşmak. "Pes perdeden konuştu, ama ne dediğini tam anlayamadım." 2- Alttan alarak, yumuşak bir dil kullanarak konuşmak. "Pes perdeden konuş, kırmamaya çalış."
Peş Peşe:
Birbiri arkasından. "Sözleşmişler gibi peş peşe içeri girdiler."
Peşi Sıra:
Arkasından. "Abimin peşi sıra ben de eve girdim."
Peşin Cevap:
Sonradan söylenecek bir şeyi önceden bildirme.
Peşin Hüküm:
Ön yargı, geçmişe dayanarak önceden edinilmiş olumlu veya olumsuz yargı. "Sen beni dinlemeden, peşin hüküm veriyorsun."
Peşin Hükümlü:
Ön yargılı. "Sen beni iyi dinle, peşin hükümlü davranma."
Peşin Hükümlü Olmak:
Ön yargılı davranmak. "Peşin hükümlü olma, biraz söyleyeceklerimi dinle."
Peşin Pazarlık:
Sonradan olacağı hatıra gelen şeyler üzerinde önceden konuşup anlaşma.
Peşin Yargı:
Kanıtsız olarak veya sorunu incelemeden verilen yargı, ön yargı.
Peşinde Dolaşmak:
Bir şeyi elde edebilmek için çok uğraşmak.
Peşinde Gezmek:
Bir işini yaptırmak için ya da başka bir amaçla birini izlemek.
Peşinden Koşmak:
Elde etmek için uğraşmak. "Ondan olumlu bir cevap almak için günlerce peşinde koştu."
Peşinden Sürüklemek:
Birinin veya birçoklarının arkasından gelmesini sağlamak. "Yanlış şeyler yapıp, insanları peşinden sürüklemek ne kadar kötü."
Peşinden Yürümek:
1- Birinin arkasından yürümek, gitmek. "Küçük çocuk, babasının peşinden yürümekte zorlanıyordu." 2- Bir kimseye her konuda uymak. "O yanlış yapınca, sen de peşinden yürümek zorunda değilsin."
Peşine Düşmek:
1- Bir kimsenin ardından gitmek. "Onun peşine düştük." 2- Elde etmek için uğraşmak. "Üç gündür define peşine düştüler."
Peşine Gitmek:
1- Bir kimsenin ardından gitmek. "Onun peşine gittik." 2- Elde etmek için uğraşmak. "Üç gündür define peşine gittiler."
Peşine Takılmak:
Ardından gitmek, peşine düşmek. "Çocuk, babasının peşine takılmış gidiyorlardı."
Peşine Takmak:
Beraberinde, yanında götürmek. "Kardeşini de peşine takıp, çocuk parkına gitmiş."
Peşini Bırakmak:
Bir kimseyi ya da bir şeyi izlemekten, takip etmekten vazgeçmek. "Annesinin peşini bıraktığı için kaybolmuştu."
Peşini Bırakmamak:
Bir şeyi izlemekten vazgeçmemek. ”Adamın peşini bırakmayın sakın!”
Peşkeş Çekmek:
Kendisinin veya bir başkasının malını bir çıkar uğruna birisine uygunsuz olarak vermek. ”Yurdu düşmanlara peşkeş çekiyorlar.”
Peştamal Kuşanmak:
1- Peştamal giyinmek. "Peştamal kuşanıp hamama girdik." 2- Bir zanaatta ustalık kazanmak. "Peştamal kuşanma vaktin geldi evlat."
Peştamal Kuşatmak:
Bir sanatı iyice öğrenmiş olan çırağa usta olarak iş yapma izni vermek.
Pestil Gibi:
Kımıldayamayacak kadar güçsüz, bitkin bir biçimde. "Bütün evi tepeden tırnağa temizledim, pestil gibiyim, benden bir şey isteme."
Pestil Gibi Olmak:
Çok yorulmuş olmak; kımıldayamayacak kadar bitkin, güçsüz düşmek. "Bugün iş yeri çok kalabalıktı, pestil gibi oldum.
Pestile Çevirmek:
Çok yormak. "Bu çocuk akşama kadar pestile çevirdi beni."
Pestili Çıkmak:
Çok yorulmak. "Dün akşamdan beri çalışıyorum, pestilim çıktı."
Pestilini Çıkarmak:
1- Çok dövmek. 2- Çok çalıştırıp adamakıllı yormak. 3- İyice ezmek. ”Kazma sallamaktan pestilimiz çıktı.”
Pey Sürmek:
1- Artırma ile satılan bir şey için önce bir miktar para vermek veya önermek. "Öncelikle iki bin lira pey sürdüler." 2- Rekabet etmek. "Kendisine pey sürecek kimse olmayınca, kafasına göre fiyat belirliyordu."
Peyda Etmek:
Çıkarmak, oluşturmak, ortaya çıkarmak, edinmek. "İlk eşinden de iki çocuk peyda etmiş."
Peyda Olmak:
Ortaya çıkmak, belirmek, oluşmak. ”Köşede bir adam peyda oldu.”
Peygamber Çiçeği:
Tıpta kullanılan, sarı çiçekli ve kökü acı bir bitki.
Peynir Ekmek Gibi:
1- Çok revaçta, çok tutulan, beğenilen. "Bu telefonlar peynir ekmek gibi satılıyor." 2- Çok kolay biçimde. "On dakikada peynir ekmek gibi golleri sıraladı." 3- Çabucak. "Bu okuldan mezun olanlar, peynir ekmek gibi iş buluyor."
Peynir Şekeri:
Ağızda kolayca dağılan bir çeşit şeker.
Piç Etmek:
Bozmak, işe yaramaz hale getirmek. "Ne güzel oynuyorduk, güzelim maçı piç ettiniz."
Piç Kurusu:
Soysuz ve yaramaz kimse. "Senin gibi piç kurusuyla uğraşacak vaktim yok." "O piç kurusunu yakalarsam mahvedeceğim." Deyim değil, hakaret amaçlı söylenen isimdir.
Piç Olmak:
1- Eski güzelliği kalmamak, tatsızlaşmak. Tadı bozulmak. "Güzelim pasta, iki sinek yüzünden piç oldu." 2- Boşa gitmek. "Bir hata yüzünden, bu kadar emek piç oldu."
Pide Gibi:
Yamyassı. "Yastıklar pide gibi olmuş."
Pik Yapmak:
Borsada kâğıtlar tavan yapmak. "Aldığı kağıtlar pik yapınca hemen satışa geçti."
Pike Yapmak:
1- Uçak dik biçimde inmek. "İki F-16 uçağı pike yaptı." 2- Bilardoda, masaya dikey durumda tutulmuş isteka ile topa vurmak. "Yaptığı pike ile tam isabet yaptı." 3- Suya dalmak. "Havuza pike yaptım, az daha dibe çakılıyordum." 4- Aşağıya doğru dalış yapmak, dibe doğru yönelmek. "Karganın biri üzerime doğru pike yaptı."
Piknik Yapmak:
Kırda yemek yemek ve gezinti yapmak. "Piknik yapmak için erkenden yola çıktık."
Pikoya Vermek:
Piko yapılması için bazı örtü, çarşaf, çamaşır vb.ni pikocuya götürmek. "Örtüleri pikoya vermek için çarşıya gitti."
Pilav Gibi:
Dağınık (ev, dolap, masa). "Dolabın hali pilav gibi, şurayı en kısa zamanda topla."
Pilavdan Dönenin Kaşığı Kırılsın:
Bir işi sonuna kadar götürmek kararını şaka yollu anlatmak için söylenir.
Pili Bitmek:
1- Aşırı yaşlanmak. "Adamcağızın pili bitmiş zaten, kalkıp seni dövecek hali yok ya." 2- Gücü kuvveti kesilmek. "Kaç saattir eşya taşıyorum, benim pilim bitti artık."
Pılı Pırtı:
Eski püskü, değersiz eşya. "Evdeki pılı pırtıyı götürüp çöpün yanına koydum."
Pılı Pırtıyı Toplamak:
Hemen bütün eşyalarını toplayarak bir yere gitmek üzere hazırlık yapmak. "Pılı pırtını topla, on dakika sonra araba gelecek."
Pılıyı Pırtıyı Toplamak:
Hemen bütün eşyalarını toplayarak bir yere gitmek üzere hazırlık yapmak. ”Pılıyı pırtıyı toplamış bekliyordu.”
Pıllım Pıllım Olmak:
Köhneleşmek. "Üç aydır evde yatmaktan pıllım pıllım oldum."
Pimini Çekmek:
Başkasına zarar verecek kötü bir olayı başlatmak. "Dedikoduyu başlatıp, pimi çeken sensin."
Pink Slip:
(Pembe ihbar kâğıdı) Bazı şirketlerde işten çıkarılacak olanlara verilen ihbar kağıdı.
Pir Aşkına:
"Karşılık gözetmeden veya karşılık görmeden tam inançla, gerçek bir sevgi ile" anlamında kullanılan bir söz. "Bir şey beklemeden bir ay pir aşkına çalıştık."
Pir Ol:
"çok yaşa, var ol" anlamında kullanılan bir beğenme sözü. "Pir ol evladım! Sen olmasan bu kadar şeyi taşıyamazdım."
Pir Pak Olmak:
Adamakıllı temiz olmak.
Pır Pır Etmek:
1- Işık yanıp sönmek. "Ampul bitmek üzereydi sanırım, pır pır edip tamamen söndü." 2- Heyecanlanmak. "Sonuçlar açıklanmaya başlayınca, içim pır pır etmeye başladı."
Pırasa Bıyıklı:
Uzun, gür ve sarı bıyıklı.
Pire Gibi:
Çevik, çok hareketli, yerinde duramayan. "Pire gibi çocuk, akşama kadar evde zor tutuyorum."
Pire İçin Yorgan Yakmak:
Önemsiz bir şey için kızıp daha büyük zarara yol açacak davranış içine girmek. "Neden buradan taşınacağız, pire için yorgan yakılır mı hiç?"
Pireye Kızıp Yorgan Yakmak:
Önemsiz bir şey için kızıp daha büyük zarara yol açacak davranış içine girmek. "Neden buradan taşınacağız, pireye kızıp yorgan yakılır mı hiç?"
Pireyi Deve Yapmak:
Küçük, basit bir olayı büyütüp mesele yapmak, aşırı abartmak. "Pireyi deve yapmaya çalışma, sadece on dakika geç kaldım." "Altı üstü bilmeden kolu çarpmış, pireyi deve yapmaya çalışma!"
Pireyi Gözünden Vurmak:
Keskin bir nişancı olmak. "Pireyi gözünden vururum diyordun, ama üç atış da boşa gitti."
Pirinci Çok Su Götürmemek:
Çok söz kaldırmamak, alıngan olmak, şakadan anlamamak.
Pirinci Çok Su Kaldırmamak:
Çok söz kaldırmamak, alıngan olmak, şakadan anlamamak.
Pirinci Su Kaldırmamak:
Söz götürememek.
Pirincin Taşını Ayıklamak:
Karmaşık, içinden çıkılması güç bir işi düzeltmeye çalışmak. "Adama olmadık laflar söylemiş, şimdi pirincin taşını ayıklamaya çalışıyoruz."
Pirinçten Nem Kapmak:
En küçük bir olay veya davranıştan olumsuz etkilenmek. "Pirinçten nem kapar şimdi o, hiç gelmesin."
Pırlanta Gibi:
Çok iyi nitelikleri olan, değerli, saf, temiz. "Pırlanta gibi bir kalbi var."
Pırlanta Küpe:
Taşı parlak elmastan olan küpe.
Pirüpak Olmak:
Tamamen kurtulmak, rahatlamak, huzura kavuşmak. "Şu eski arabayı elden çıkardık da, pirüpak olduk."
Pis Lakırdı:
Terbiyesizce lakırdı, sövgü veya hayasızca söz.
Pis Pis Bakmak:
Karşısındakini rahatsız edici ve sinirli bir biçimde bakmak. "Pis pis bakmaya başlayınca kalkıp eve geldim."
Pis Pis Düşünmek:
Karamsar, derin ve üzüntülü bir düşünceye dalmak. ”Pis pis düşünmeyi bırak da bir yol arayalım.”
Pis Pis Gülmek:
Birinin düştüğü kötü duruma öç alır gibi, arsız arsız gülmek. "Ne diye pis pis gülüyorsun şebelek?" , "Pis pis gülüp izleyicileri de sinirlendirdi."
Pisboğazlık Etmek:
Vakitli vakitsiz eline geçen her şeyi yemek.
Pisi Pisine:
Boş yere, boşuna. ”Pisi pisine vurdular çocukcağızı.”
Pişirip Kotarmak:
Bir işi sonuçlandırmak, tamamlamak. "Satış işini en kısa sürede pişirip kotarmak lazım."
Pişkinliğe Vurmak:
Çıkarı için kötü bir davranışa veya söze aldırmamak. "Bir tartışma çıkmasın diye işi pişkinliğe vurmuştu."
Pislik Götürmek:
Bir yer pislik içinde olmak. "Bu evi pislik götürüyor."
Pislik Paçalarından Akmak:
Çok kirli olmak. "Pislik paçalarından akıyor, içeri böyle girme!"
Pislik Parmağından Akmak:
Çok kirli olmak. "Pislik parmağından akıyor, içeri böyle girme!"
Pişmanlık Duymak:
Pişman olmak. "Bir anlık öfkeyle, daha sonra pişmanlık duyacağın sözler söyleme." "Yaptıkların için hiç pişmanlık duymadın mı?"
Pişmanlık Duymamak:
Pişman olmamak. "Yaptıklarım için hiç pişmanlık duymadım."
Pişmanlık Getirmek:
Pişman olmak. "Bir anlık öfkeyle, daha sonra pişmanlık getireceğin sözler söyleme."