Bir Deyim Öğrenelim!
Karnı Tok Sırtı Pek:
Geçimi iyi, hâli vakti yerinde, para sıkıntısı olmayan, birinin yardımına ihtiyaç duymayan (kimse). ”Herkesin karnı tok sırtı pek olacaktır, bize güvenin!”
DEYİM ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Remil Dökmek:
Kumda birtakım çizgiler çizerek fala bakmak. "Remil dökmek konusunda bir şeyler öğrenmeye çalışıyor."
Rencide Etmek:
İncitmek, kalbini kırmak. "Kesinlikle seni rencide etmek istemedim."
Rengi Atmak:
1- Solmak. 2- Korku, heyecan sebebiyle benzi sararmak. ”Kumaşın rengi bir yıkamadan sonra attı.”
Rengi Kaçmak:
1- Bir şeyin rengi solmak. "Kumaşın rengi bir yıkamadan sonra kaçtı." "Güneş ışığından koltukların rengi kaçmış." 2- Korku, heyecan sebebiyle benzi solmak, sararmak. "Birden babasını karşısında görünce rengi kaçtı."
Rengi Olmamak:
Silik olmak. "Bu duvarların rengi yok."
Rengi Solmak:
1- Yüz, hastalık sebebiyle beyazlaşmak. "Bu çocuğun rengi solmuş, bir doktora gösterin." 2- Bir şeyin rengi solmak. "Bir yıkamadan sonra kumaşın rengi soldu." "Güneş ışığından koltukların rengi solmuş." 3- Korku, heyecan sebebiyle benzi solmak, sararmak. "Birden okul müdürünü karşısında görünce rengi soldu."
Rengi Uçmak:
1- Bir şeyin rengi solmak. "Kumaşın rengi bir yıkamadan sonra uçtu." "Güneş ışığından koltukların rengi uçmuş." 2- Korku, heyecan sebebiyle benzi solmak, sararmak. "Birden babasını karşısında görünce rengi uçtu.
Rengini Belli Etmek:
Yandaşlığını açıklamak, düşüncesini, eğilimini açığa vurmak. "Sınıf başkanlığı seçiminde kızlar da rengini belli etmeye başladı."
Rengini Belli Etmemek:
Duygularını, düşüncelerini ya da başka bir durumunu belli etmemek, bir şeyi bildiği hâlde bilmez gibi görünmek. "Ne kadar rengini belli etmemeye çalışsa da, annesini daha çok seviyor."
Renk Almak:
Yeni bir renk kazanmak. "Saçların çok koyu renk almış."
Renk Atmak:
Rengi solmak. "Kazağım iki yıkamadan sonra renk attı."
Renk Cümbüşü:
Türlü renklerin oluşturduğu hoş görüntüsü olan karışım. "Her bahar bu bahçede renk cümbüşü olur."
Renk Gelmek:
Renklenmek, canlanmak. "Yemeğini yedin, yüzüne renk geldi."
Renk Katmak:
Çeşitlilik kazandırmak, farklılık yaratmak. "Bu çocuk gerçekten hayatımıza renk kattı."
Renk Körlüğü:
Bazı renkleri birbirinden ayıramamaktan ileri gelen bir göz kusuru.
Renk Senfonisi:
Birbiriyle uyuşan renkler bütünü. "Giydiği rengarenk kıyafet, renk senfonisi gibi göze hoş geliyordu."
Renk Serveti:
Renk çeşidi fazla olan.
Renk Vermek:
1- Giysilerin rengi solmak. "Deterjan kaliteli değilmiş, kazaklar renk verdi." 2- Neşe, canlılık veya değişiklik kazandırmak. "Yeni gelen öğrenci, sınıfa renk kattı." 3- Açık etmek. "Camı kimin kırdığı konusunda renk vermedi."
Renk Vermemek:
Bir konu ile ilgili duygularını, düşüncelerini belli etmemek; bildiği hâlde bilmez gibi görünmek. "Renk vermemeye çalışıyor, ama bugün çok azar işitti."
Renkli Olmak:
1- Beyaz dışında başka rengi veya renkleri bulunmak. "Bu son tablom çok renkli oldu." 2- İlgi çekici, neşeli, canlı, değişik olmak. "Bizim sınıfın renkli olduğunu düşünüyorum."
Renksiz Hayat:
Göze çarpıcı bir niteliği olmayan, hep aynı hareketsiz, sönük geçen yaşam.
Renkten Renge Girmek:
Heyecan, korku ve utanmadan dolayı yüzünün rengi değişmek, sıkılmak. "Yalan söylediği ortaya çıkınca renkten renge girdi."
Replik Almak:
Oyuncunun karşısındakinden kendi yapacağı espriye hazırlık mahiyetinde bir söz veya cümle almak. "Replik aldıktan sonra herkesi gülmekten kırdı geçirdi."
Resim Almak:
1- Bir şeyin resmini yapmak. "Resim almak için iki saattir pencere önünde çalışıyordu." 2- Resim çekmek. "Resim almak için uygun ışığı ayarlamaya çalışıyordu." 3- Vergi ödetmek. "Bu kadar resim almak bana fazla geldi."
Resim Çekmek:
Fotoğraf makinesiyle bir şeyin biçimini kâğıda geçirmek. "Resim çekmek için pahalı bir fotoğraf makinesi aldı."
Resim Çıkarmak:
Fotoğraf makinesiyle bir şeyin biçimini kâğıda geçirmek. "Resim çıkarmak için pahalı bir fotoğraf makinesi aldı."
Resim Gibi:
Çok güzel. "Ormanın içinde uzunca bir yürüyüşten sonra, resim gibi bir tablo karşımızdaydı."
Resimli Roman:
Konusu bir dizi resimle anlatılan roman ya da hikaye.
Resmi Toplantı:
Devlet yetkililerince, devlet işleriyle ilgili yapılan toplantı.
Resmiyete Dökmek:
Bir iş veya duruma resmiyet kazandırmak, onu resmî kanallardan halletme yolunu seçmek. "Birlikteliğimizi resmiyete dökmenin zamanı gelmedi mi?"
Rest Çekmek:
1- Kesin tavır almak, herhangi bir konuda son sözü söylemek. 2- Bir oyunda önündeki paranın tümünü ortaya koymak. ”Öyle bir rest çekti ki görmeliydiniz.”
Resti Görmek:
İleri sürülen paranın miktarını kabul edip aynı miktarda parayı ortaya koymak. "Resti gördüm, devam edelim."
Restore Etmek:
Eski ve değerli bir yapıyı aslına sadık kalarak onarmak.
Reva Görmek:
Bir davranışı, bir olayı bir kimse için uygun görmek.
Revaç Bulmak:
Geçerli ve değerli sayılmak. "Havalar soğuyunca kombiler pek revaç buluyor."
Revaçta Olmak:
Değerli, üstün veya geçerli olmak. "İş yapmaktan çok yalakalık yapmak revaçta olursa, vay halimize!"
Revan Olmak:
Yola çıkmak. "Gece geç saatte köye doğru revan oldular."
Revnak Vermek:
Hoşluk, güzellik, renklilik katmak. "Yeni katılan genç şarkıcı, müzik grubuna revnak verdi."
Rey Vermek:
Oy kullanmak. "Rey vermek için sabah erken saatte sandık başına gittiler."
Rezalet Çıkarmak:
Rezalet sayılacak bir durumun ortaya çıkmasına yol açmak. "Lokantada kendisiyle ilgilenen olmayınca, rezalet çıkarıp gitti."
Rezil Etmek:
İsteyerek veya istemeyerek birini çok utanılacak bir duruma sokmak.
Rezil Olmak:
Çok utanacak bir duruma gelmek. "Dedikoduyu onun başlattığı ortaya çıkınca rezil oldu."
Rezil Rüsva Olmak:
Toplum içinde ayıplanacak bir duruma düşmek. "Hırsızlık yaparken yakalandı, mahallede rezil rüsva oldu."
Rezili Çıkmak:
Çok eskimek, bozulmak, parçalanmak. "Bu ayakkabıların rezili çıkmış."
Rezilliğin Dik Alası:
Yaşanabilecek rezilliğin en kötüsü, son derecesi. "Burada yaşanan rezilliğin dik alası, neden kimse itiraz etmiyor."
Riayet Etmek:
Uymak, saygı göstermek.
Ricada Bulunmak:
Rica etmek. "Şehir dışına gideceklermiş, bizden ricada bulunmak için gelmiş."
Ricat Etmek:
Gerilemek, geri çekilmek.
Rikkat Vermek:
Duygulandırmak, etkilemek. "Yazdığı son şiir, insana rikkat veriyor."
Risk Almak:
Zararı göze almak. "Geç saatte eve gidip, risk almaya gerek yok."
Riske Girmek:
Zararı göze almak. "Bu araziyi alıp riske girmeye gerek yok."
Ritmik Hareket:
Art arda yapılan ahenkli ve düzgün hareket.
Rivayet Edilmek:
Bir olay, bir haber vb. anlatılmak. "Bu köyün, bir gezgin tarafından kurulduğu rivayet edilir."
Rivayet Olunmak:
Bir olay, bir haber vb. anlatılmak. "Bu köyün, bir gezgin tarafından kurulduğu rivayet olunur."
Rıza Göstermek:
Razı olmak, onamak, uygun bulmak. "Annesi bizimle gelmesine rıza göstermedi."
Rızası Olmak:
İzni olmak, müsaadesi olmak. "Öğretmenin rızası olmadan dışarı çıkamayız."
Rızasını Almak:
Onayını almak, müsaadesini almak. "Evlilik konusunda ailelerin rızasını almak kolay olmadı."
Rızkını Çıkarmak:
Günlük yiyecek parasını çıkarmak. "Rızkını çıkarmak için gündelik temizlik işlerine gidiyordu."
Rızkını Taştan Çıkarmak:
En zor şartlarda bile geçimini sağlamak. "Rızkını taştan çıkaracak bir delikanlı, ona güvenirim."
Robot Resmini Çizmek:
Adli olaylarda tanığın tarifiyle şüphelinin görünümünü yansıtan resmini çizmek. "İki gündür hırsızın robot resmini çizmeye çalışıyor."
Robot Resmini Yapmak:
Adli olaylarda tanığın tarifiyle şüphelinin görünümünü yansıtan resmini çizmek. "İki gündür hırsızın robot resmini yapmaya çalışıyor."
Rol Almak:
Bir oyunda görev almak. "Filmde rol almak isteyen figüranlar hazırlık yapıyordu."
Rol Çalmak:
1- Oyun sırasında söz başka bir oyuncuda iken seyircinin ilgisini kendi üzerine çekmek. "Rol çalıp, sanatçı arkadaşına saygısızlık yapma." 2- Birinin söyleyeceği sözü ondan önce söylemek. "Bak yine rol çaldın, ben anlatıyordum."
Rol Kesmek:
İçtenlikle davranıyormuş gibi görünmek. "Ben onun rol kestiğini düşünüyorum."
Rol Oynamak:
1- Bir oyunda rol almak. 2- Bir işte önemli katkısı olmak, etkisi bulunmak. ”Bu işin gerçekleşmesinde onun da önemli rolü oldu.”
Rol Yapmak:
İçtenlikle davranıyormuş gibi görünmek. "Ben onun rol yaptığını düşünüyorum."
Rölantide Çalışmak:
Motorlu taşıtlarda, motor boşta çalışmak. "Rölantide çalışmaya devam etsin, kontrol ediyorum."
Rölantide Durmak:
Motorlu taşıtlarda, motor boşta çalışmak. "Rölantide durmaya devam etsin, kontrol ediyorum."
Rölantiye Almak:
1- Motorlu taşıtlarda motoru boşa almak, boşta çalıştırmak. "Rölantiye al, o şekilde biraz çalışsın, motor ısınsın." 2- Herhangi bir işi yavaşlatmak. "Ödemeler gecikince, işi rölantiye aldık."
Rolü Olmak:
Etkisi bulunmak. "Maçı kazanmamızda, kalecinin büyük rolü oldu."
Rolüne Çıkmak:
Oyunda belli bir kişiliği sahnede oynamak. "Rolüne çıkmak için sahneye yöneldiğinde, ayağı takılıp düştü."
Romanı Yazılmak:
Romanlaşmak. "Aşkımızın romanı yazılsa yok satar."
Romatizması Tutmak:
Romatizma ağrıları başlamak. "Ablamın yine romatizması tutmuş, pek keyfi yok."
Röntgen Çekmek:
1- Herhangi bir organın durumunu tespit etmek için film çekmek. "Röntgen çektirmek için sıra bekliyoruz." 2- Bir olayın bütün geçmişini ve durumunu belirlemek. "Sorunların röntgenini çektik, en kısa sürede çözüm yolu bulacağız."
Rota Değiştirmek:
1- Takip edilen yoldan ayrılmak. 2- Tutumunu, tavrını değiştirmek, izlediği yoldan kopmak. ”Hava muhalefeti sebebiyle uçak rota değiştirmek zorunda kaldı.”
Rota Kırmak:
Rota çizgisinden ayrılmak. "Rota kırmakla en doğru kararı verdik."
Rotayı Değiştirmek:
1- Takip edilen yoldan ayrılmak. "Hava muhalefeti sebebiyle uçak rotayı değiştirmek zorunda kaldı." 2- Tutumunu, tavrını değiştirmek, izlediği yoldan kopmak. "Son zamanlarda davranışların problemli, rotayı değiştirmen lazım."
Rötuş Etmek:
Kusurları gidermek amacıyla düzeltmek, değiştirmek. "Duvardaki boyalar kazınmış, biraz rötuş etsek düzelir."
Rötuş Yapmak:
Kusurları gidermek amacıyla düzeltmek, değiştirmek. "Duvardaki boyalar kazınmış, biraz rötuş yapsak düzelir."
Rövanşı Almak:
1- İkinci karşılaşmayı kazanmak. "Rövanşı almakta zorlanmadılar." 2- Kendisine yapılan haksızlığın karşılığını vermek. "Rövanşı almak için fırsat kolluyordu."
Rücu Etmek:
Geri dönmek. "Her şey aslına rücu eder."
Rufailer Karışır:
İşin karmaşıklığını, kolay kolay çözülemeyeceğini anlatmak için kullanılır. "Sizin bu evlilik olayına Rufailer karışır, ben anlayamadım kim haklı."
Rufailer Karışmak:
Çok karışık olduğu için nasıl yapılacağı bilinemez, nasıl yapıldığını bilmek imkansızdır.
Rufailere Karışmak:
Psikolojik bunalıma düşüp günlük yaşamın gerçeklerinden uzaklaşmak, yaşamdan kopma. "Beraber yolculuk yaptık, Rufailere karışmış gibi geldi bana."
Ruh Angınlığı:
Düşünce kararsızlığı, kuşku uyanıklığı.
Ruh Asaleti:
Ruh yüceliği, iç dünya zenginliği.
Ruh Gibi:
1- Durgun, çevresiyle ilgilenmeyen, kendi hâlinde olan. "Bir haftadır ruh gibi, evde var mı yok mu belli değil." 2- Çok zayıf. "Çocukla pek ilgilenmiyorlar sanırım, baksana! Ruh gibi."
Ruh Gibi Dolaşmak:
Hiçbir şeyin farkında olmadan yaşamak. "Sevdiğinden ayrılmış, bir haftadır ruh gibi dolaşıp duruyor."
Ruh Hekimliği:
Ruh hastalıklarının önlenmesi, tanısı ve tedavisi ile uğraşan uzmanlık dalı.
Ruh kazandırmak:
Herhangi bir yeri veya şeyi canlı, hareketli, neşeli bir duruma getirmek. "Sınıfa ruh kazandırmak için, her tarafı süslemişler."
Ruh Ölçümü:
Ruhsal süreçlerin ölçülmesinde kullanılan, araçları ve yöntemleri gerektiren bir ruh bilimi dalı, psikometri.
Ruh Vermek:
Herhangi bir yeri veya şeyi canlı, hareketli, neşeli bir duruma getirmek. "Sınıfa ruh vermek için, her tarafı süslemişler."
Ruhban Sınıfı:
Din işlerine bakan Hristiyan büyükleri, rahipler.
Ruhi Kuvvetler:
İnsanın irade, çalışkanlık gibi içgüdüleri.
Ruhu Bile Duymamak:
Anlamamak; hiçbir bilgisi, haberi bulunmamak; olan biteni sezememek. ”Göreceksin ruhu bile duymayacak, onu bir güzel ıslayacağız.”
Ruhu Bile Duymaz:
Yapılan bir işten hiç haberi olmaz anlamında. "Evinden o kadar şey çalmışlar, adamın ruhu bile duymamış."
Ruhu Karartmak:
Sıkıntıya sokmak, bunaltmak. "Bu evin rengi ne berbat, resmen insanın ruhunu karartıyor."
Ruhu Okşamak:
1- Duygulara hoş gelecek biçimde konuşmak veya davranmak. "Öğretmen ders anlatırken sanki insanın ruhunu okşuyor." 2- Hoşa gitmek. "Bu mekan ruhumu okşuyor, sürekli buraya gelirim."
Ruhu Şad Olmak:
Ruhu sevinmek, rahat olmak.
Ruhu Şad Olsun:
(Ölüler için) Mutlu olsun, sevinsin, anlamında söylenir. "Çok iyi bir insandı. Ruhu şad olsun!"