D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Açık Alınlı Olmak:

Yanlış ve hatalı şeyler yapmadığı için gönlü rahat olmak. "İnsan her zaman açık alınlı olmalı."

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Ruhuna Hitap Etmek:  

1- Herhangi bir şey çok etkilemek, özüne tesir etmek. "Bu şarkı benim ruhuma hitap ediyor." 2- Duygularını harekete geçirmek. "Herkesin ruhuna hitap eden bir konuşma yaptı."

Ruhuna İşlemek:  

Bir şey bir kimsenin ayrılmaz bir parçası olmak. "Tembellik onun ruhuna işlemiş."

Ruhunda Güneş Açmak:  

1- Rahatlamak, huzura ermek. "İstanbul'dan kaçıp bir hafta tatile gittim, ruhumda güneş açtı." 2- Sevinmek, neşelenmek, coşmak. "Babası eve geldi, çocuğun ruhunda güneş açtı."

Ruhunda Olmak:  

1- Herhangi bir özellik yaradılışında var olmak. "Ressamlık senin ruhunda var kardeşim." 2- Hevesli, istekli olmak. "Çalışmak ruhunda olduktan sonra, her zaman başarırsın."

Ruhunu Şad Etmek:  

Ölmüş bir kimseyi anmak. "O kadar hakkı var rahmetlinin, ruhunu şad etmeyi de unutmayalım."

Ruhunu Teslim Etmek:  

Ölmek. ”İhtiyar ninem sabaha karşı ruhunu teslim etmişti.”

Rumi Takvim:  

Miladı takvimden on üç gün kadar geri olan bir güneş takvimi.

Rüşdünü İspat Etmek:  

1- Kanunlara göre ergin sayılacak yaşa gelmiş olmak. "Rüşdünü ispat etmiş bir birey olarak karşınızda duruyorum." 2- Herhangi bir konuda yeterli seviyeye geldiğini göstermek. "Şoförlük konusunda rüşdünü ispat etmesi lazım."

Rüşvet Yemek:  

Bir işi yapmak için bir kimseden rüşvet almak. "Rüşvet yemeyi alışkanlık hâline getirmişti."

Rütbe Almak:  

1- Mertebe, derece, paye almak. "Kim böyle güzel bir rütbe almak istemez ki!" 2- Subay, astsubay ve polislerin sahip olduğu derece yükselmek. "Bu yıl sonunda eşim de rütbe alacak."

Rutin Dışına Çıkmak:  

1- Bir şeyi her zamankinden farklı yapmak. "Rutin dışına çıkıp, akşam yemeğini dışarıda yemeye karar verdiler." 2- Alışılmış olandan farklı davranmak. "Bugün rutin dışına çıkıp, televizyon izlemiyoruz."

Rüya Gibi:  

1- Gelip geçici şeyleri anlatmak için kullanılır. "Bir haftalık rüya gibi bir tatil geçirdik." 2- Olağanüstü, harika, çok güzel. "Rüya gibi bir hayat yaşama hayali vardı." , "Bu şehir rüya gibi, insanın bir ömür burada yaşayası geliyor."

Rüya Görmüşe Dönmek:  

Var olan her şey yok olmak, sanki hiç olmamış, yaşanmamış gibi olmak.

Rüyalarına Girmek:  

1- Bir şeyden çok etkilenmek, o şey hiç aklından çıkmamak. "Geçirdiği ameliyat rüyalarına giriyordu." 2- Rüyasında görmek. "Annesini çok özlemiş, rüyalarına giriyor artık."

Rüyası Çıkmak:  

Görülen rüya gerçekleşmek. "Rüyam çıktı, bir kardeşim olacak."

Rüyasına Girmek:  

1- Bir şeyden çok etkilenmek, o şey hiç aklından çıkmamak. "Geçirdiği ameliyat rüyasına giriyordu." 2- Rüyasında görmek. "Annesini çok özlemiş, çocuğun rüyasına giriyor artık."

Rüyasında Bile Görememek:  

Olacağını hiç aklına getirmemek, ihtimal vermemek. ”Bunu bana aldın ha! Rüyamda bile görsem inanmazdım!”

Rüyasında Görememek:  

Olacağını, gerçekleşeceğini düşünememek. "Rüyasında göremeyeceği bir hayatı yaşıyor."

Rüyasında Görse Hayra Yormamak:  

Hatır ve hayalinden geçirmemek, olacağına inanmamak. "Sınavda dereceye girdi, rüyasında görse hayra yormazdı."

Rüyasında Görse Hayra Yormaz:  

Olacağına ihtimal vermemek. "Paradan yana şansı yok, parayı rüyasında görse hayra yormaz."

Rüzgâr Almak:  

Rüzgâr esen bir yerde bulunmak. "Evimizin bu balkonu rüzgâr alır."

Rüzgâr Eken Fırtına Biçer:  

Herkesin zarar görmesine yol açacak işler yapan kimse, çok sert tepkilerle karşılaşır ve sonunda en büyük zarara kendisi uğrar. "Rüzgâr eken fırtına biçer, gidip arabasına zarar vermeye kalkma sakın."

Rüzgar Ekip Fırtına Biçmek:  

Yapılan kötülüğe karşı daha büyük kötülüğe uğramak. "Abileri var, ona sataşma dedim sana. Bak! Abisi ne hale getirdi seni, rüzgar ekip fırtına biçiyorsun..."

Rüzgar Gelecek Delikleri Kapamak:  

İstenmeyen bir duruma veya zarar gelebilecek bir gelişmeye karşı her türlü önlemi almak. "Rüzgar gelecek delikleri kapadık sayılır, işimiz olacak inşallah."

Rüzgar Gelecek Delikleri Kapatmak:  

İstenmeyen bir duruma veya zarar gelebilecek bir gelişmeye karşı her türlü önlemi almak. "Rüzgar gelecek delikleri kapattık sayılır, işimiz olacak inşallah."

Rüzgâr Gelecek Delikleri Tıkamak:  

İstenmeyen bir duruma veya zarar gelebilecek bir gelişmeye karşı her türlü önlemi almak. "Rüzgâr gelecek delikleri tıkadık sayılır, işimiz olacak inşallah."

Rüzgâr Gibi:  

Çabucak. "İki haftalık yurt dışı turumuz, rüzgâr gibi geldi geçti."

Rüzgâr Tutmamak:  

Rüzgâra açık olmamak, kapalı bulunmak. "Rüzgâr tutmayan bir yere oturdum, keyfim yerindeydi."

Rüzgârdan Nem Kapmak:  

En küçük bir şeyden alınmak, çok alıngan olmak. "Rüzgârdan nem kapmaya çalışma, biz ortaya konuşuyoruz."

Ruzname Tutmak:  

Günlük olayları bir deftere yazıp toplamak. "Ruzname tutmuş, onları okuttu bana."

Saadet Asrı:  

Peygamber Hz. Muhammed'in (s.a.v.) yaşadığı zaman.

Saadet Müjdesi:  

Mutluluk haberi.

Saat ... Yönünde:  

Saat başlarını söyleyerek hedefi yön açısından belirlemek için kullanılan bir söz. "Saat üç yönünde giden bir yat gördük."

Saat Başı Galiba:  

Bir toplantıda, herkesin dalıp sustuğunda bu durumu fark eden bir kimsenin söylediği söz. "Saat başı galiba! Dilerseniz biraz ara verelim."

Saat Bir, İki, Üç ... Yönünde:  

Saat başlarını söyleyerek hedefi yön açısından belirlemek için kullanılan bir söz. "Saat üç yönünde giden bir yat gördük."

Saat Bu Saat:  

Ele geçen fırsatı kullanmanın tam zamanı, en iyi, en elverişli an bu andır. "Satışı yapmak için saat bu saat, hemen işe başlamamız lazım."

Saat Gibi:  

Düzgün çalışan. "Yaşı ileri de olsa, kalbi saat gibi çalışıyor."

Saat Gibi İşlemek:  

Hiç aksamadan çalışmak. "Bulaşık makinesini onardım, şimdi saat gibi işliyor."

Saat Gibi Olmak:  

Her işi tam zamanında yapmak.

Saat On Bir Buçuğu Çalmak:  

Yaşı çok ilerlemek. "Saat on bir buçuğu çalıyor, ne zaman evlenmeyi düşünüyorsun?"

Saat Tutmak:  

Bir işin ne kadar sürdüğünü saate bakarak belirlemek. "Saat tuttum, yolculuğumuz tam beş saat sürdü."

Saati Çalmak:  

Bir şeyin vakti gelmek. "Gitme saati çalıyor, yola çıksa iyi olacak."

Saati Saatine:  

Tam vaktinde, zamanında.

Saati Saatine Uymamak:  

Bir kimsenin durumu, huyu sık sık değişir olmak. ”Ona güvenemem, çünkü saati saatine uymaz.”

Sabah Güneşi Sidikliye, Akşam Güneşi Güzele:  

Yatağa işeyen çocuklarla alay etmek için söylenir. "Akşam güneşi de hep bana vuruyor; sabah güneşi sidikliye, akşam güneşi güzele vururmuş."

Sabah Ola, Hayır Ola:  

Sabah olsun, o vakte kadar iş belki düzelir. "Şimdi boş yere tartışıp konuşmanın anlamı yok; sabah ola, hayır ola."

Sabah Ola, Hayrola:  

Sabah olsun, o vakte kadar iş belki düzelir. "Şimdi boş yere tartışıp konuşmanın anlamı yok; sabah ola, hayrola."

Sabah Sabah:  

Sabah erkenden.

Sabaha Çıkamamak:  

Sabahtan önce ölmek, sabaha kadar yaşayamamak. ”Hastanın durumu ağır, sabaha çıkacağını sanmıyorum.”

Sabaha Çıkmamak:  

Sabaha kadar yaşayamamak, sabahtan önce ölmek. "Durumu iyice ağırlaştı, sabaha çıkmaz dediler."

Sabaha Doğru:  

Gecenin sabaha yakın bir zamanında. "Eve sabaha doğru dönmüştü."

Sabaha Kadar:  

Bütün gece boyunca. "Sabaha kadar bir haber bekledim."

Sabaha Karşı:  

Gecenin sabaha yakın bir zamanında. "Eve sabaha karşı dönmüştü."

Sabahçı Kahvesi:  

Sabaha kadar açık kalan veya sabaha karşı açılan kahve.

Sabahı Bulmak:  

Sabahlamak, bir sebeple sabaha kadar uyumamak, bir konu ile uğraşmak. "Köye varmamız sabahı bulacak."

Sabahı Etmek (veya bulmak):  

Sabahlamak, bir sebeple sabaha kadar uyumamak, bir konu ile uğraşmak. ”Köye varmamız sabahı bulacak.”

Sabahı Sabah Etmek:  

Sabahın olmasını uyumadan sabırsızlıkla beklemek. "Bizi çok korkuttun, sabahı sabah ettik sayende."

Sabahı Zor Etmek:  

Bir türlü sabah olmamak. "Yeni arabama kavuşmak için sabahı zor ettim."

Sabahın Köründe:  

Çok erken, ortalık henüz ağarmadan, sabahın en erken vaktinde. ”Sabahın köründen beri yoldayız.”

Sabahışerifler Hayrolsun:  

1- Günaydın anlamında kullanılır. "Sabahışerifler hayrolsun Rıza Dayı! Bugün erkencisin." 2- İş işten geçtikten, olan olduktan sonra gösterilen ilgi için söylenen bir söz. "Sabahışerifler hayrolsun gülüm! biz o parayı çoktan ödedik."

Sabahlar Hayrolsun:  

1- Günaydın, anlamında kullanılır. "Sabahlar hayrolsun! dedikten sonra söze başladı." 2- İş işten geçtikten, olan olduktan sonra gösterilen ilgi için söylenen bir söz. "Sabahlar hayrolsun gülüm! biz o işi çoktan hallettik."

Şaban Ayı:  

Ay takviminin sekizinci ayı, üç ayların ikincisi.

Saban Kemiği:  

Burun boşluklarını birbirinden ayıran çeperin arkasında bulunan ince uzun kemik.

Saban Kulağı:  

Sabanda toprağın altını üstüne getiren kısım.

Saban Sürmek:  

1- Toprağı sabanla kazıp altüst etmek. "Saban sürmek için yukarı tarlaya gittiler." 2- Güreşte, hasmı ayaklarından tutup yüzükoyun yerde sürümek. "Rakibini saban sürmesinden sonra, yenmesi uzun sürmedi."

Sabır Çanağı Taşmak:  

Katlanamaz, dayanamaz, sabredemez olmak; tahammül gücü kalmamak. "Babamın sabır çanağı taşmadan evde olsa iyi olacak."

Sabır Göstermek:  

Sabretmek, dayanmak, katlanmak. "Ben sana yeterince sabır gösterdim."

Sabır Küpü:  

Sıkıntılara katlanan, çok sabırlı kişi. "Senin gibi sabır küpü birini görmedim."

Sabır Taşı:  

Çok sabırlı kimse, türlü sıkıntılara katlanan. ”Ben sabır taşı mıyım?”

Sabit Olmak:  

1- Bir şeyin varlığı, gerçekliği kesin olarak belli olmak. "Her şeyi iyi düşünüp değerlendir, kararında sabit olduktan sonra cevap ver." 2- Durağan durumda bulunmak. "Araba üç gündür kapı önünde sabit olarak duruyor."

Sabrı Taşmak:  

Katlanamaz, dayanamaz, sabredemez olmak; tahammül gücü kalmamak. ”Sabrımı taşırmadan çekip gidin buradan.”

Sabrı Tükenmek:  

Katlanamaz, dayanamaz, sabredemez olmak; tahammül gücü kalmamak. "Sabrım tükenmeden çekip gidin buradan."

Sabrın Sonu Selamettir:  

Her şeyde sabretmenin iyi olacağını, sabır edenin sonunda karlı çıkacağını öğütleyen söz.

Sabun Köpüğü Gibi Sönmek:  

Gösterişi olmakla birlikte en hafif bir etki ile yok olmak. Uzun süreli olamamak. "İzleyicilerin heyecanı sabun köpüğü gibi söndü."

Sabun Taşı:  

Terzilerin kumaşı işaretlemek için kullandıkları, yeşilimsi veya beyaz renkli, sertliği 1 olan magnezyum silikat.

Sabunköpüğü Gibi Sönmek:  

Gösterişi olmakla birlikte en hafif bir etki ile yok olmak. Uzun süreli olamamak. "İzleyicilerin heyecanı sabunköpüğü gibi söndü."

Saç Ağartmak:  

Bir işte uzun zaman çalışıp emek vermiş olmak. "Biz bu berberlik işinde kaç yıl saç ağarttık biliyor musun?"

Saç Baş Yolmak:  

Dövünmek, çok acısı olmak.

Saç Saça Baş Başa:  

(Kadınlar) kıyasıya kavgaya tutuşmak, birbirlerini hırpalayarak kapışıp dövüşmek. "Çocukları yüzünden kadınlar, parkta saç saça baş başa kavgaya tutuştu."

Saç Saça Baş Başa Dövüşmek:  

(Kadınlar için) kıyasıya kavgaya tutuşmak, birbirlerini hırpalayarak kapışıp dövüşmek. "Çocuğun topu yüzünden saç saça baş başa dövüşmüşler."

Saç Saça Baş Başa Gelmek:  

(Kadınlar için) kıyasıya kavgaya tutuşmak, birbirlerini hırpalayarak kapışıp dövüşmek. "Çocuğun topu yüzünden saç saça baş başa geldiler."

Saç Sakal Ağartmak:  

O işte uzun zaman çalışmış, emek vermiş olmak. "Kamyon şoförlüğünde saç sakal ağartmış adam."

Saç Sakal Birbirlerine Kırışmak:  

Üstü başı perişan, uzun süre saç ve sakal tıraşı olmamış, kendine çeki düzen vermemiş olmak. ”Onu, saç sakal birbirine karışmış görünce bayağı canım sıkıldı.”

Saç Sakala Karışmış:  

Saçı ve tıraşı uzamış, özensiz bir durumda. Bakımsız, derbeder. "Kapıya saç sakala karışmış bir adam geldi, ben de açmadım."

Saç Taramak:  

Tarak yardımıyla saçtaki karışıklığı gidermek. "Saç taramak için aynanın karşısına geçti."

Saçak Öpmek:  

Sarayda bayramlaşma törenine katılan büyükler, padişahın tahtından sarkıtılmış halı saçaklarını öpmek. "Saçak öpmek için konuklar birbirini itiyordu."

Sacayak Olmak:  

Üç kişi bir araya gelip çok samimi olmak. "Erkenden sacayak olmuşsunuz yine bahçede.

Saçı Atmak:  

Gelinin başından çiçek, şeker, arpa, para vb. saçmak. "Saçı atmak için balkona toplandılar."

Saçı Başı Ağarmak:  

Belli bir yaşa gelmiş olmak. Yaşlanmak. "Adamın saçı başı ağarmış, biraz saygılı ol."

Saçı Başı Birbirine Karışmak:  

Bakımsız olmak. "Uzun zamandır ormanda çalışıyor, saçı başı birbirine karışmış."

Saçı Bitmedik:  

Toplumun en küçük, çaresiz en korunması gereken bireyi. "Saçı bitmemişin rızkını yiyen rüşvetçilerden er geç hesap sorulacak."

Saçı Bitmedik Yetim:  

Doğalı çok olmamış, henüz yeni doğmuş çocuk (yetim). ”Bu parada, saçı bitmedik yetimlerin de hakkı var.”

Saçı Bitmek:  

Doğalı çok olmamış çocuk.

Saçı Değirmende Ağartmak:  

Ömrünü boş şeylerle geçirmek.

Saçı Değirmende Ağartmamak:  

Deneyimli olmak. "Sen şöyle kenara çekil, ben şimdi hallederim. Biz bu saçı değirmende ağartmadık."

Saçı Kılmak:  

Gelinin başından çiçek, şeker, arpa, para vb. saçmak. "Saçı kılmak için balkona toplandılar."

Saçı Sakalı Akar Gibi:  

Üstü başı perişan bir durumda. "Saçı sakalı akar gibi biri geçiyor ya buradan, Veli'nin babasıymış o."

Saçı Topuklarını Dövmek:  

Saçı çok uzun olmak. "Saçın topuklarını dövüyor, nasıl bakım yapıyorsun bu saçlara?"

Saçı Uzun Aklı Kısa:  

Eskiden kadınlarla dalga geçmek, alay etmek için kullanılan bir söz. "Saçı uzun aklı kısa diye kızımla dalga geçme, inşallah doktor olacak o.

Saçılıp Dökülmek:  

1- Gereğinden veya kaldırabileceğinden çok harcamak. "Ne istersen alırım dedin, haydi saçılıp dökül de ödeyelim şunları." 2- İçindekini söylemek. "Saçılıp dökül de, kimin ne derdi varmış anlayalım."

WhatsApp